ÖZGÜR GÜNDEM GAZETESİ’NİN SORDUĞU SUALLERE CEVAPLAR - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

03-04-2022

ÖZGÜR GÜNDEM GAZETESİ’NİN SORDUĞU SUALLERE CEVAPLAR

“Kuruluşumuz Saadet Devri bir devleti model alan İslâm Devleti’ni hedeflemiştir!”

Özgür Gündem Gazetesi kendisinin de belirttiği gibi kendi sordukları birçok sorunun cevabını yayınlamamış ve verilen cevaplardan bir kısmını da eksik yayınlamışlardır. Bu yüzden soru ve cevapların tam metnini yayınlıyoruz.

"ÖZGÜR GÜNDEM -KÖLN

Sayın Cemalettin Kaplan, aşağıdaki soruları gazetemizin günlük bir gazete olduğunu ve sayfalarının darlığını gözönünde bulundurarak yanıtlar ve tarafımıza iletilmesini sağlarsanız bizleri sevindireceksiniz. Teşekkür ediyoruz.

1- Sayın Cemalettin Kaplan, basında sürekli olarak “Kara Ses” olarak adlandırıldınız. Bize bunun nedenlerini açıklar mısınız?

2- Bugün lideri olduğunuz İslâmi Cemaatler Hareketi'ni ne zaman örgütlemeye başladınız? Diğer İslâmî akımlarla yollarınız neden ayrıldı?

3- 12 Eylül 1980 tarihinde silah zoruyla iktidarı ele geçiren beş general kendilerini en iyi Kemalist ve laiklik taraftarı olarak ilan ettiler. Ama aynı dönemde Türkiye'de en fazla cami ve İmam-Hatip okulları açıldı. Bu nedenle kemalistlerin her dönemde dini karşılarına aldıkları söylenebilir mi?

4- Basına yansıdığı gibi Suudi Arabistan'ın verdiği mali destekle ve 12 Eylül generali Kenan Evren'in de bilgisi dahilinde yurtdışı da dahil olmak üzere “Rabıta” denilen örgüt örgütlenmeye başladı. Bundaki amaç sizce neydi? Sizin ve çevrenizin bu örgütle ilişkileri oldu mu?

5- Özellikle İran'daki İslâm devriminden sonra İslâmî hareket dünyada bir gelişme gösterdi. Ancak ortada bazı iddialar var. ABD, Suudi Arabistan eliyle İslâm'ı “liberalleştirmek” istiyor. Bu nedenle Refah Partisi'ne ciddi mali destekler sunduğu söyleniyor. Bu konuda siz neler düşünüyorsunuz?

6- Türkiye'de ve yurtdışında İslâmi akımlar oldukça çeşitlilik gösteriyor. Siz kendinizi bu çeşitliliğin neresinde sayıyorsunuz?

7- Köln'de yaptığınız Hicrî Yılbaşı Toplantısı'nda “Kemalistlerin Anadolu'yu işgal ettiklerini, bu nedenle bu işgalcilere karşı savaşacağınızı” söylediniz. Bu mücadelenin kapsamı nedir? Türkiye'de ve Avrupa'da mücadele yöntemleriniz neler olacak? Türkiye üniversitelerinin 27 rektörünü “Uyarıyoruz” dediniz. Bunlara karşı fiili bir eyleminiz gündeme gelebilir mi?

8- Diyelim ki, Kemalistler “İşgal ettikleri Anadolu topraklarını” gönül rızasıyla terketmediler. Gündeme silahlı çatışmalar gelebilir mi? Bu konuda askeri bir hazırlığınız var mı? Mücadele biçimleri bakımından gerek Türkiye, gerekse dünyada kendinize en yakın gördüğünüz örgüt hangisi?

9- Bir de özellikle “Güneydoğu” da “Hizbullah” diye bir örgüt ortaya çıktı. Bu örgütün Kürt bölgelerinde bir çok siyasî cinayete katıldığını, gazetecileri öldürdüğünü, devletin kontr-gerillasıyla içiçe olduğunu gösteren bir çok bilgi var. Bu örgütü nasıl değerlendiriyorsunuz?

10- Türkiye'de aynı zamanda Hizb-i kontra olarak da adlandırılan bu örgütle sizin ilişkileriniz oldu mu? İlişkide bulunduğunuz Afganistan Hizb-i İslâmi veya Filistin HAMAS hareketiyle bu örgütün bir benzerliği var mı?

11- Son dönemde İslâmî hareket bir gelişme göstermesine rağmen bir kaç merkeze bölünmüş durumda. Bunlardan en belirgini Suudi Arabistan ve İran olarak kendisini göstermektedir. İran'daki İslâmî devrimi nasıl değerlendiriyorsunuz? İlişkileriniz var mı? Veya İran uluslararası İslâmî hareket içinde nasıl bir rol oynuyor?

12- Kürt sorunu son yıllarda PKK'nın yürüttüğü gerilla savaşının da büyük etkisiyle Türkiye'nin gündeminin birinci maddesi haline geldi. Bu sorun hakkında ne düşünüyorsunuz? Somut bir programınız varmı? Sizce Kürt sorunu salt ahlaksal ve vicdansal birsorun mudur? Yoksa bölgede otuz milyonluk bir halkın kaderini belirleyecek siyasî bir çözüme mi muhtaçtır?

13- Son bir kaç yılda gerek yurt içinde gerekse yurtdışında İslâmî hareket içinde Kürt sorununa bakış açısı tartışılmaya başlandı. Hatta bazı örgütlerden Kürtler, Türk İslâmcılar'ı “Kürtsorunu konusunda resmî ideolojiyi savunuyorlar” diyerek ayrıldılar. Sizde böylesine bir gelişme oldu mu?

14- Kürtlerin kendi İslâmî örgütlenmelerini nasıl buluyorsunuz? Örneğin bir Yurtsever Dindarlar Birliği'nin kurulmasını nasıl karşıladınız?

15- Sizce Şeyh Sait salt dinî bir lider miydi? Yoksa Kürt halkının başkaldırışını örgütleyen ve Kürtlerin özgür olması için mücadele eden biri miydi?

16- Kürt sorunuyla birlikte bugün Said-i Nursi yeniden tartışılmaya başlandı. Sizce neden Kemalistler yıllarca onun salt dini yanını önde tuttular, gelişmesine olanak sağladılar? Onun aynı zamanda bir Kürt düşünürü ve zamanında bir Kürt yurtseveri olduğunu gizlediler.

17- Kur’ân-ı Kerim'in kürtçe yayınlanması için çabaların olduğu bilinmektedir. Mevlüt zaten daha önce Kürtçe basılmıştı. Bu türden çalışmaları nasıl karşılıyorsunuz?

18- Genel Kurmay, Güneydoğu'da kirli savaşa herkesin katılması için bir çağrı çıkardı. Adını da “Topyekün mücadele” koydu. Siz kendinizi bu topyekün savaş içerisinde görüyor musunuz? Görmüyorsanız neden?

19- Köln toplantısından sonra Ankara DGM savcısı Nusret Demiral yıldırım hızıyla hakkınızda dava açtı. Dışişleri Bakanlığı açıklama yaptı, Türk basını, örneğin Müslüman geçinen Tercüman gazetesi dahi sizi hedef haline getirdi. Bir anlamda jurnallediler. Almanya'ya bir takım mesajlar verildi. Bu durumdan buradaki çalışmalarınız etkilendi mi?

20- Burada ve Türkiye'de gizli çalışıyorsunuz. Gücünüz ne kadar? Örneğin Almanya'da kaç cami, dernek ve kuruluşu kontrol edebiliyorsunuz? Alman makamları bu çalışmalarınızı nasıl karşılıyor?

21- Uzun yıllardan beri yurt dışındasınız. Türkiye'ye dönmeyi düşünüyor musunuz?

22- Gazetemiz aracılığıyla Türk ve Kürt Müslümanlarına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

NOT: Yazınıza otobiyografınızı da ekler misiniz? Yazdığınız kitapların isimleri ve yayınlarınızı da belirtirseniz seviniriz. Fotoğrafınızı da rica ediyoruz.

Yeniden teşekkürler!”

Cevap: 1- Bize "Kara Ses" diye bir Iakap takmalarının sebebi, Kemalistlerin aciz ve haksızlıklarının ifadesidir. Medenî insan, ortaya atılan bir iddiaya karşı, yanlış olduğunu ileri sürer, ilmen ve fikren delillendirir ve karşı tarafı bu suretle iknaa çalışır. Medeni değilse veya hatalı kendisi ise, şahsa ve şahsiyete hücum eder ve hakaretamiz ifade ve beyanlarda bulunur. Kenan Evren, Adana Çukurova Üniversitesi'nde bizim bir bandımızı toplantıya getirir, ne kendisi ve ne de hampaları verecek cevapları olmadığından aralarında anlaşmış gibi, iyisi mi biz buna "Kara Ses" dersek işini bitirmiş oluruz da insanlar, bundan nefret edip terkederler. Halbuki hiç de öyle olmadı; “Deveye köpek ürer kabilinden” gülüp geçtiler.

Cevap: 2- Bugün başında bulunduğumuz cemaat, bundan takriben on sene öncesi teşekkül etmiştir. Bu cemaat aslında partici idi. Parti ise Müslümanın ruhuna da metnine de aykırı idi. Biz, vahye dayanan Peygamberî bir sistemi kendilerine anlatınca, particileri terkedip bize geldiler. Daha doğrusu; diğer kuruluşlar ya particidir ya da tavizcidir veyahut da, Kemalistler de olduğu gibi, laik kafalıdırlar. Biz de ise; ne laik kafalılık vardır, ne tavizci ve ne de parti gibi, İslâm'a yabancı bir sistem vardır. Bizim sistemimiz ve bizim davamız; vahye dayanan, tamamen İslâmî bir devlet kurmaktır. Metodumuz ise, Peygamberi bir metoddur; bu da yine tamamen vahye dayanır, kaynağını Allah'tan alır!

İşte böyle bir davayı hedefleyen ve böyle bir metodla yola çıkan ve bu yolla o hedefe giderken, ne pahasına olursa olsun, taviz vermeyen bir kuruluşun hedefte, metodda ve taviz üstüne taviz vermede böyle olmayan diğer kuruluşlarla elbette yolları ayrılmış olacaktır.

Cevap: 3- Türk ordusu her devirde ve her dönemde dine karşıdır. Çünkü kemalist zihniyetle yetiştirilmişdir. Kemalist zihniyet ise, komünist zihniyetten daha fazla İslâm'a ve İslâm Şeriat'ına düşmandır. Bu itibarla, Türk ordusuna, kızıl ordu ismini de verebilirsiniz! Beş generalin idareye geldikleri dönemde yapılan camilerin, açılan İmam-Hatip Okulları'nın daha önceki dönemlere nazaran sayıca çok olması, bunların dine karşı olmadıklarını göstermez. Çünkü, her dönemde olduğu gibi, bunların döneminde de bu binalar tamamen halk tarafından yapılmıştır. Yani, kendileri bütçeden para ayırmamışlardır, camiilerin açılışı, bunların iznine bağlı değildir. inşaatları bitmiş olan İmam-Hatip Okulları'nın açılışına izin vermemezlik edemezlerdi. Alaşağı ettikleri idare genelde kendilerini tasvib etmiyordu ve bir nevi karşılarında idi. Tutunabilmeleri için halka şirin görünmek istiyorlardı. Dolayısiyle, halkın kendi parasiyle yaptırdıkları İmam Hatip Okulları'nı açmaları kendileri için bir taviz de olsa, açmamazlık edemezlerdi. Binaenaleyh, bu kabil hareketlere bakarak bunlar dine düşman değildir, demek isabetli değildir.

Cevap: 4- Bu suale isabetli bir cevap vermek için Amerika'nın İslâm Dini'ne karşı tavrını çok iyi bilmek lazımdır. Amerikan halkı hıristiyandır ve hıristiyanlık kilisesine bağlıdır. Şu da ortaya çıkmıştır ki, Hıristiyanlık İslâmî akımların karşısında mukavemet edecek bir güce sahip değildir. Neden? Çünkü, İslâm, vahye dayanan, ilhamını Kur’ân'dan alan, tabii ilimlerle asla çatışmayan, insanın ruh yapısına da, madde yapısına da tıpa tıp uyan ve tatmin eden bir din olmanın yanında Hıristiyanlık, miyadını doldurmuş, ilahi hüviyetini kaybetmiş, hurafeler bataklığı haline gelip dejenere olmuş bir dindir. Bu itibarla Amerika, biliyor ve inanıyor ki, “Ben, bozulmuş böyle bir dinle, her şeyi cihanşümul olan İslâm'ın karşısına çıkıp İslâmî cereyanları durdurmamız mümkün olmayacaktır.” İşte bu tehlikeyi gören Amerika, iki silahla İslâm'ın karşısına çıkacaktır. Bunlardan biri demokrasi, diğeri de İslâm'ı yine Müslümanların eliyle bozmak ve kendisinin istediği bir hale getirmek.

Burada istidrat yoluyla bir hakikatı anlatmak gerekiyor: Bir vakitler, İslâm düşmanlığının temsilciliğini, İngilizler yapıyordu ve onun bu düşmanlığı Selanikli Mustafa'yı yetiştirip, işin başına Türk Milletinin başına getirmesi, İslâm âleminin birliğini sağlıyan Hilâfet'i kaldırması, Şeriat'ı lağvedip dini devletten ayırması ve bu suretle dini devletsiz, devleti de dinsiz bırakması ve neticede dinin kol ve kanadını kırıp onu güçsüz bırakması noktasına kadar sürdü. Ve bu noktadaki İslâm düşmanlığı görevini Amerika'ya devrederken şöyle demiş oluyordu:

 “Ben; yetiştirdiğim Mustafa Kemal'in eliyle, bir taraftan Hilâfet'i kaldırtarak İslâm âleminin birliğini parçaladım; bir taraftan da dini devletten ayırarak kol ve kanadını kırdım ve onu güçsüz ve zararsız hale getirdim ve nihayet İslâm, bugün hıristiyanlık âlemi için bir tehlike değildir. Bunu bilesin! Fakat bu, kâfi değildir; Mühim olan onun bu güçsüz halini ilelebed devam ettirmektir! Yoksa, bu din, kırılan kol ve kanadını tamir eder, din ve devletini birleştirir, Hilâfet'i ihya eder, İslâm birliğini sağlar ve daha sonra karşınıza çıkar!”

Tavsiyeler:

 (İngilizler, Amerika'ya tavsiye eder ve der ki:)

 “1- Adamlar yetiştirip, lime lime olan devletlerin başı onları geçireceksin ve fakat onların ipi senin elinde ve emrinde olacaktır. Verdiğin istikamette gitmedikleri takdirde alaşağı edip yerlerine yeni kuklalar, getireceksin! Bu, kâfi gelmiyorsa, hükümet darbeleri yapacak, askeri idareleri işin başına getireceksin ve çizgiden çıkıp Şeriat'tan, devletten bahsedenler olursa, asker kafasıyla bunların başını ezeceksin!

2- Ve şayet bu suretle ve şiddet kullanarak devlete doğru giden adımları durdurmak mümkün olmazsa, ağlayan çocuğun ağzına meme verircesine yine ipin ucu sende olmak kaydiyle ılımlı, yani namaz kılan ve fakat Şeriat'ı saptıran kişileri işin başına getirirsin veya dinden, imandan bahseden ve fakat yine ipin ucu senin elinde olup ve aynı zamanda demokrasi metodunu benimseyen partiler kurdurursun ve bu suretle de Müslümanları avutur ve uyutursun!.. (Misal istenirse: Namaz kılan Özal, inşaallah, maşaallah diyen Demirel! İşte münafık tipli insanlar! Bunlar yerine göre namaz kılıp, "inşaallah, maşaallah" deyip Müslümanlarla beraber olurlar! Diğer taraftan da “Biz Şeriat'a karşıyız, biz teokratik devlete karşıyız” diyerek kâfir yanında oldukları imajını verirler. Partilere misal ise, ikiyüzlü liderleri işin başına koyarsın: Onların bir ayağı camiide Müslümanların yanında, dinden imandan bahsederler, bir ayakları anıtkabirde olup kemalistlerle beraber olurlar, derler ki, “Bizim partimizin dinle bir İlgisi yoktur, biz Atatürk'e karşı değiliz, saygı duruşuna herkesten önce geldik. Kurmak istediği ağır sanayiyi biz kurduk, sağ olsaydı bizim partimizi seçerdi, laiklik dinsizlik değildir; laiklik din hürriyetinin te'minatıdır,” derler ve bu suretle de kemalistlerin yanında olduklarını ima ederler...)

3- Yalnız bir şey eksik kaldı. O da malî kaynak! Petrolu zengin olan devlet ve milletlere yanaşır, onunla dostluk kurar, onların saltanat ve krallıklarının garantilerini üzerine alırsın ve bu şekilde çeşitli isimler altında ajanlarının ve adamlarının para kaynaklarını sağlar, din kisvesi altından görevlilerden de onların maaşlarını verir ve onları midelerinden sisteme bağlarsın ve neticede “Gel keyfim, gel!..” dersin ve rahat edersin!..

İşte Rabıta ve işte kuruluşundaki gaye! Millî Görüş'te iken bize de bir hocalar listesi geldi. “Ben, böyle karanlık kuruluşlardan para almam!..” diyerek ismimin silinmesini istedim ve ondan sonra da o maksatla Rabıta'dan birkaç sefer gelenler oldu ise de reddettim.

Cevap: 5- Bu sualin cevabını da dördüncü cevaptan çıkarabilirsiniz.

Cevap: 6- Biz kuruluş olarak bütün bu akımların dışındayız. Zira kuruluşumuz; Saadet devri bir devleti model alan İslâm Devleti'ni hedeflemiş, peygamberi bir metodu benimsemiş ve bu metodla hedefe giderken ne pahasına olursa olsun, taviz vermemeye azmetmiş ve nihayet her şeyini fetvaya bağlamıştır. “Ümmet” noktasından hareket ederek ırkçılığı şiddetle reddetmiş ve nihayet herşeyini fetvaya bağlamıştır. İşte bu şart ve bu vasıfları bünyesinde toplayan böyle bir kuruluş, ne Anadolu'da vardır ne de Avrupa da!..

Cevap: 7- Anadolu'daki mücadelemizin ve yöntemimizin sınır ve şeraitini tayin ve tesbit edecek merci İslâm fıkhı ve İslâm şurasıdır. 27 üniversite rektörüne tebliğ mahiyyetinde açık mektuplar gönderdik. Daha da göndereceğiz ve basın yoluyla onları köşeye sıkıştıracağız. Umursamaz veya haylazlık yaparlarsa, hocaları olarak, kulaklarını çekeriz...

Cevap: 8- Bu sualin cevabı, yedinci cavapta vardır ve aynıdır. Bizde koalisyon ortaklığı yoktur ve olamaz. Çünkü, kuruluşlar arasında az taviz verenlerle çok taviz verenler arasında pek fark yoktur. Bir kazan su düşünün; içine düşen necis, ister bir damla olsun, isterse bir kilo! İkisi de suyu necisler ve artık o su ile ne abdest alınır ve ne de içilir!

Cevap: 9- Yukarda gördük: Tebliğ açık, teşkilatlanma gizlidir. Bu itibarladır ki, yeri ve yurdu ne olursa olsun, soyu, dili ve rengi ne olursa olsun, farketmez. Mühim olan söz, fiil ve hareketleridir ve bu hareketlerin edille-i şer'iyyeden kaynaklanmalarıdır. İşte ölçü budur; Ve bu ölçü aynı zamanda “Ümmet ölçüsüdür.” Binaenaleyh, ferd olsun, kuruluş olsun ve hatta devlet olmuş olsun; söz, fiil ve hareketleri ümmet ölçülerine uyuyorsa ona “İslâmî hareket” der, onunla işbirliğine gireriz. Yok, şayet hareketlerinin esas ve prensiplerini ortaya koymamışlarsa, onları şübhe ile karşılar, mahiyyetlerini, bütün veche ve gerçekleriyle ortaya koymalarını ve neşriyat hayatına intikal ettirmelerini kendilerinden isteriz. Ve şayet hareketlerinin mahiyet ve hakikatlerini açık, net ve kesin bir şekilde ortaya koymazlar veya fiiliyyat ve icraatları, ortaya koydukları esas ve prensiplerine uymazsa, yine kendilerine şüphe ile bakar ve tenkid ederiz. Demek oluyor ki, isim mühim değildir. Neden? Çünkü bir kaide vardır: “Kişinin işi aynasıdır, lafa bakılmaz!”

Keza;bahis mevzuu edilen bir kuruluşun başka bir kuruluşla benzerliğinin olup olmadığı ölçüsü, yine bu ölçülerdir. Ölçüyü açık, net ve kesin bir şekilde vermemiş ise, onlar arasında bir mukayese ve değerlendirme yapmamız mümkün olmaz.

Binaenaleyh:

10. ve 11. suallerinizin cevapları da bu bölümdedir. Ancak İran'a ve İran'daki devrim hareketine bakış açımızı prensiplerimizin (10. maddesinden okuyabilirsiniz.)

Cevap: 12- Gündeme gelip gelmemesi, sayısının azlık veya çokluğu, bir milletin ümmet olma vasfını değiştirmez. Bunu belirttikten sonra, bu meselenin büyümesi, yönetime İslâm'ın hakim olmamasındandır. Çünkü İslâm, hiçbir ırka, millete üstünlük vermemiş ve bütün Müslümanları eşit kabul etmiştir.

İslâm âlemi içerisine laiklik fikrinin yerleştirilmesinin ardından, bütün Müslümanları birbirine bağlayan bu bağ kopmuş, yeni yönetimler de ırkçılık esası üzerine kurulmuştur. İslâm toprakları haçlıların hile ve desisesi ile parçalanmış, ufak toprak parçalarına bölünmüş ve aralarına kalın sınırlar örülmüştür. Bu her toprak parçasının içerisinde değişik ırktan kavimler kalmış, ırkçılığı ön planda tutan laik ve ırkçı yönetimler, azınlıkta kalan kavim mensublarına zulmetmişler ve onların her türlü tabii haklarına yasak koymuşlardır.

Bunun Anadolu'daki sebebi de kemalizmdir. Kemalizm devam ettiği müddetçe karmaşıklık ve olaylar devam edecektir. Bunun tek çaresi kemalist düzenin yıkılması, İslâm'ın hakim olup, ümmet fikrinin tesis edilmesidir.

O zaman her türlü zulüm, fesad, ortadan kalkacak; “Ne mutlu Türküm diyene!” teraneleri yok olacaktır. Herkes dilinde, kültüründe, yönetiminde serbest olup tek gaye İslâmın yüceltilmesi olacaktır.

Nitekim Hz. Peygamber'in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) yanında ve devlet idaresinde çeşitli ırklara mensub elemanlar ve kumandanlar vardı. Onlar çeşitli ırklara mensublardı ama birtek gayeleri vardı; O da İlâ-i Kelimetullah'dı.

Hiçbirinin ırkı, rengi, dili inkâr edilmiyor, yasaklanmıyordu. Habeşli olması hasebiyle Bilal-i Habeşi, Farslı olması hasebiyle Selman-ı Farisî, Suheyli Rumi deniyordu.

Cevap: 13- Hangi soydan olursa olsun, ümme tolma vasıf ve şartlarını muhafaza edenleri tasvib eder ve onlarla işbirliğine gireriz. Şayet muhafaza etmede kusur ve hatalarını görürsek, kusurlarını ikmal, hatalarını tashih etme yolunda tebliğatımızı yapar; ikaz ve irşada çalışırız...

Cevap: 14- Ayrı ayrı isimler altında teşkilatlanma iki sebepten ileri gelir. Bunlardan biri mahallî ve idarîdir. Yani, hedef ve gayede bir fark yoktur; sadece hizmetlerin ve irtibatın daha kolay ve daha verimli olması bakımından olursa ve aynı merkezden idare edilirse bu güzeldirve hatta lüzumludur. Mesela: Bizim Avrupa teşkilatının bölgelere veya Avrupa devletlerine ayrılması veyahut “Avrupa ve Türkiye” kuruluşları diye ayrılması ve daha geniş manada “Avrupa, Türkiye, İngiltere, Amerika, Mısır ve benzeri” gibi, bulundukları millet ve devletlere izafeten ayrı ayrı isim almaları gibi ki, bunda dediğim gibi, bir sakınca yoktur ve hatta zarurîdir.

Ve şayet böyle değil de ayrı bir baş çekmek, ümmet olma fikrini bir tarafa bırakıp tamamen mahallî ve ırkî vasıf ve şartları esas alan, kendilerine “İslâmî kuruluş” ismini verseler de tasvib etmeyiz.

Cevap: 15- Şeyh Said'i, biz sadece dinî lider olarak tanımaktayız. İki delil: Bunlardan biri, Şeriat ahkamını kaldıran Mustafa Kemal ve Kemalistlere karşı çıkmış olması ki, verilen fetva bunu göstermektedir. İkinci delil ise; Müftü ve ileri gelenleri yardıma çağırmada Türk-Kürt ayırımı yapmamış olmasıdır.

Cevap: 16- Said-i Nursi'yi iki yönden tahlil etmek lazımdır. Bunlardan biri, kendinin şahsiyeti diğeri de kemalistlerin onu değerlendirmesi.

Şahsiyyeti yönünden:

Said-i Nursi; “Falanın düşünürü, filanın düşünürü” demek yerine O, bir İslâm âlimi idi. Hem İslâm'ı her yönüyle bilen ve her inceliğine nüfuz eden dünyevî ve uhrevî cebhelerine vakıf olan bir âlimdi. Fikri de zikri de İslâm'dı; İslâmî çerçevede düşünür, İslâmî çerçevede düşündüklerini ve bildiklerini dile getirir ve yazıya dökerdi. Eserleri ortadadır, hilafını düşünmek zordur...

Kemalistlerin onu değerlendirmelerine gelince:

Bir kere bilelim ki, kemalistlerin değerlendirmeleri bizim için bir ölçü değildir. Zira onların herhangi birini değerlendirmesinin ölçüsü, ya inkilablarının menfaatı, yahut da inkilabları için gördükleri tehlike! Kemalistler Said-i Nursi'yi bir Kürtçü olarak değerlendirip bu vasıfla karalıyabilirlerdi ve Türkler'in gözünden düşürüp eserlerini okumaktan nefret ettirebilirlerdi. Fakat Allah'ın bir hikmeti idi ki, onları şaşırttı da onu bir Kürtseveri ve Kürtçü olarak değil de bir din âlimi olarak gündeme getirdiler. Fakat ona “Din âlimi” demediler, hakkında medhedici bu tâbiri kullanmadılar; ona softa, yobaz, örümcek kafalı, mürteci ve benzeri tâbirleri kullanarak efkâr-i umumiyyede ona karşı nefret duygusunu uyandırmak istiyorlardı.

Başka bir ifade ile: O devirlerde “Mürtecilik” damgası kemalistlerin elinde bir silahtı. Muarız ve muhalif din âlimlerine karşı bu silahı kullanıyorlardı. Evet Kürtçülük de onlar için bir silahdı ama mürtecilik o devir onlar için daha keskindi. Nitekim; Şeyh Said'i gözden düşürmek için daha çok Kürtçülük silahını kullandılar, ona "Kürtçü" dediler. Neden? Çünkü, o devirde ve içinde bulunduğu hareket, onu gerektiriyordu...

Bu şekilde değerlendirmemiz bizim yorumumuzdur. Başka türlü yorum da yapılabilir. Yorumumuzda isabet etmiş isek, Rabb'imin bir lütfudur. Hata etmiş isek şahsıma aittir.

Cevap: 17- Kur’ân-ı Kerim'in Kürtçe tercemesi de caizdir, diğer dillere terceme edildiği gibi. Ancak iki şartla: 1- Terceme meâl şeklinde olmalı. 2- Bir fikir edinebilirse de hüküm çıkarma yoluna gitmemeli ve Kur’ân'la ilgili diğer hükümlerde de onu Kur’ân hükmüne tab itutup ne namazda okumalı ve ne de ona “Kur’ân” ismi vermemelidir. Ya ne isim vermeli? “Kürtçe Kur’ân Tercemesi” demelidir.

Cevap: 18- Hayır görmüyoruz. Çünkü fetvası alınmamış ve Allah'ın rızası kasdedilmemiş bir savaştır. Körfez Savaşı'nda da böyle demiştik.

Cevap: 19- Hayır etkilenmedi! Normal ve hatta daha hızlı tebliğ hizmetlerimizi Elhamdülillah, devam ettirmekteyiz!..

Cevap: 20- Yukarda da kaydettiğimiz gibi “Tebliğ açık, teşkilatlanma gizlidir” fehvasınca bu sualinizin bununla ilgili kısımlarına cevap vermiyeceğim. Alman makamlarına gelince, müdahele etmediklerine göre normal karşılıyorlar, demektir.

Cevap: 21- Şimdilik düşünmüyorum. Kaldı ki, gidip gitmememiz şura'nın kararına bağlıdır.

Cevap :22- Selamlarımızla birlikte bizim mesajımız bellidir; ihyası ve ilanı yapılmış, anayasası yazılmış ve ilan edilmiş, Tevhid bayrağı asılmış, toprağı Anadolu, hükümet merkezi İstanbul, ordusu, ayırt etmeksizin Kürt, Türk, Arab ve saire toprakların sahibi bütün bir ümmet olan Federe İslâm Devleti'ni kabul edip onun bayrağı altında bir an evvel toplanmalarıdır... İşte bu meselemizi, gazeteniz vasıtasıyle insanımıza bir de siz duyurursanız biz de memnun ve müteşekkir oluruz!

 

DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 235
Toplam 436393
En Çok 1157
Ortalama 330