YENİ DÜNYA DÜZENİ Mİ? - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

22-04-2022

YENİ DÜNYA DÜZENİ Mİ?

 

Bismillâhirrahmânirrahîm...

 

1- Tüm dünya insanlığına;

2- Dindarların din ve imanına.

a) Din adamlarının yüklendikleri tebliğ ve irşad mesuliyyetlerine!

b) Katoliklerin Papa ve Papazlarına!

c) Ortodoks Kilisesinin Patrik ve Papazlarına!

d) Ermeni Hahambaşı ve Keşişlerine!

e) Yahudi Hahambaşı ve Rahiplerine!

f) Budist Rahiplerine!

g) Brahmanist  Rahiplerine!

h) İslâm âlemindeki Şeyh ve Hocalara!

ı) İlim ve fikir adamlarına ve bu arada basın ve yayın kuruluşlarına!

k) Devlet İdarecilerine! 

İşte bütün bunlara sesleniyor ve diyorum ki: "Geliniz; madem hepimiz bu dünyanın insanları ve dünyaüzerinde yaşıyoruz. O halde hayatımızda da ve hayattaki yaşantımızda da müşterek olalım; Sevincimiz ve kederimiz müşterek olsun! Bunun için yeni dünya düzeni öyle olmalı ki, bu düzenden hepimiz memnun olmalıyız; Bu düzen bizi birbirimize her gün geçtikçe daha da yaklaştırmalı, sevdirmeli ve saydırmalıdır. Irk ayırımıyapılmamalı, bölge farkı gözetilmemelidir.

Ve bu arada hakkın tecellisi, adaletin tahakkuku ve dolayısıyla insanlığın huzur ve sükunu, yarınına güvenlebakması ve hürriyet içinde yaşaması ve dolayısıyla malından ve canından, nihayet insanî hak ve değerlerinden  emin olsun!.."

Şartlar:

Böyle bir noktaya gelebilmemiz için bir takım şartlar mevcuttur. Bunları bir bir yerine getirmemiz  gerekir:

1- Silahlı çatışmayı dünyanın neresinde olursa olsun hep birlikte durdurmamız şarttır ve esastır. Silahlı çatışmayı durdurmadan yeni bir düzene giremezsiniz. Mesela: Cezayir’de, Filistin’de, Afganistan’da, Eritre’de, Azerbaycan’da,Çeçenistan’da, Bosna’da ve benzeri yerlerde insanlar birbirini bombalarken, boğazlarken, birbirlerinin namusuna dokunurken, evlerini, mal ve mülklerini tahrip ederken, siz yeni dünya düzeninden bahsedemezsiniz.

Durdurma şekli:

  1. Ordusu var ise, ordularını seferber edecek, mütecavizleri durduracaktır;
  2. Mütecavizler üzerinde nüfus ve tesire sahip ise, nüfus ve tesirini kullanacaktır;
  3. Paraya    ihtiyaç   duyuluyorsa,   parasını esirgemiyecektir;

İlim ve fikir adamları insan haklarına tecavüzün insanlık için ne maddeten ve ne de manen  hayır getirmeyeceğine dair ilmî ve fikrî yazılar yazacaktır;

  1. Dini tebliğ ve irşad makamında bulunan ulema ve din görevlileri, mütecavizleri dünyanın gündemine getirip irşad ve ikazlarını kürsülerinde ve neşriyat yoluyla yapacaklardır;
  2. Ümmet fertlerine gelince; Onlar da mektuplarla ve telefonlarla savaşın ve tecavüzün aleyhinde olduklarını,kınadıklarını bildirecekler ve bu suretle bir efkâr-ı umumiyye meydana getirmiş olacaklardır.

Ve bu silahsızlanma değildir:

Evet; bu silahsızlanma manasına değildir. Silah olacak ve fakat silah, tecavüz ve tahrip unsuru değil; tehditunsuru ve dolayısıyla sulh ve selem unsuru olarak imal edilecek ve muhafaza edilecektir. Yani insanları öldürmek için değil, insanları emn-ü eman içinde yaşatmak için silah vardır.

Münazara:

İnsanlar arasında, milletler ve devletler arasında ihtilaflar durmaz, zaman zaman kendini gösterir. Neden? Çünkü insanlar akla sahiptir, fikre sahiptir, kendini beğenme, mal hırsı, hased, kibir, gurur, makam ve mevki sahibi olma,nefsanî ve şehevî arzular peşinde koşma gibi duygu ve düşünceleri bünyesinde taşımaktadır. Bunlar insanoğlunun hamurve çamuruna katılmıştır. Ayıklamak, silip yok etmek mümkün değildir. Zamanın seyri içinde insandan insana değişir;arada sadece kemiyyet ve keyfiyyet farkı vardır. Bazen mutedilleşir, bazen de ifrat ve tafrite varır; ya çok gerilerde kalır, ya da bendini yıkmış sel gibi her önüne geleni ezer ve geçer!..

Önüne geçme:

Bütün bunların önüne geçmenin yolu savaştan geçer. Savaş ise, iki şeyden biri; ya silahlı savaş, ya da ilmî savaş!

Silahlı savaş olmayacağını ve olamayacağını yukarıda gördük. O halde yapılacak tek şey kalıyor! O damünazara (ilmî savaş)! Münazaranın da iki şekli vardır: Kapalı yerlerdeki münazara, neşriyat yoluyla yapılacakmünazara! Biz, münazaranın ikinci şeklini tercih etmekteyiz. Sebep ise:

a) Kapalı yerler büyük salonlar da olsa yine de küçük sayılır. Değil ki, dünyanın bütün insanlarını, hatta bir ülkenin insanlarını bir araya getirmek ve bir salonda toplamak şöyle dursun; bir şehrin sakinlerini bir salonda toplamak bile mümkün değildir.

b) Gidiş-geliş paraya ihtiyaç hissettirir;

c) Salon parasına ihtiyaç vardır;

d) Az da olsa hadise çıkma ihtimali vardır.

Neşriyat yoluyla yapılan münazaralarda bu ihtimallerden hiç biri bahis mevzuu olmadığı gibi, paraya da ihtiyaç arz ettirmez. Olsa olsa bir gazete parasından ibarettir.

Münazara mevzuları:

  1. Sistemler, yani devlet sistemleri; Hakk idaresi mi yoksa halk idaresi mi?

b)           İdealler, vicdanlar;

c)            Dinler ve mezhepler;

d)           Felsefeler;

e)           Hukuk sistemleri, anayasalar ve kanunlar;

f)              İktisadî sistemler;

g)           Hürriyet sistemleri;

h)           Diğer ihtilaf mevzuları...

NOT: İslâm Dini her yönüyle münazaraya açıktır. İtikadî olsa bile; hatta "Allah var mıdır, yok mudur?" diyemünazarasının yapılmasına bile müsaade etmiştir. Neden? Çünkü İslâm Dini biliyor ki, ilmin ve aklın ışığında bengündeme getirildiğim takdirde, benim ve muhteviyatımın kazanacağı muhakkaktır. Nedenini araştırır, işin temeline inerseniz, görürsünüz ki, İslâm Dini ve onun kitabı Kur’an-ı Kerim, Allah’ın şaşmaz ilmine ve sonsuz kudretine dayanmaktadır.

Birleşmiş Milletler, NATO ve benzeri kuruluşlar: Denebilir ki; Birleşmiş Milletler var, NATO var ve benzerimerciler var! Bunlar yetmiyor mu?

Cevabımız odur ki; bu kuruluşlar ihtilafları halletme şöyle dursun, kendileri bile görüldüğü üzere faydalı olupolmadıkları tartışılır hale gelmiş, münazara ve münakaşa mevzuu olmuşlardır.

Hadiseler ve tecrübeler gösterdi ki, bu kuruluşlar ne gerçekleri bulabilmişler ve ne de kanlı çatışmalarıdurdurmuşlardır. Bu kuruluşlar; karanlık güçlere hizmet etmişler, gizli emellere yardım etmişler ve güçlüdevletlerin yanında yer almışlardır. Hele hele beş devlete veto hakkı tanıma son derece gülünç, gülünç olduğu kadar da haksızlığın ve tarafgirliğin bariz bir ifadesidir ve aynı zamanda gayri resmi olan terörün ve terörizmin resmileşmiş birşeklidir...

Sonra; bugüne kadar hangi ihtilafı masabaşında hallettiler ve hangi savaşı masabaşında durdurdular? İşte Azerbaycan, işte Cezayir, işte Bosna-Hersek, işte Çeçenistan ve benzeri... Bütün bunlarda zayıflar, kaviler tarafından ezilirken, insanlar ölüme ve sürgüne gönderilirken, mallar talan edilip, kaynaklar sömürülürken, namuslar tecavüze uğrayıp, çocuklar yetim bırakılırken, Birleşmiş Milletler veya onun silahlı kuvvetleri NATO neyi durdurdu?!. İşte son örneği; Sırp saldırışı karşısında Birleşmiş Milletler de, NATO’su da aciz kaldıklarını gösterdiler. Bunun için yeni dünya düzeninde öyle bir yol takib edilmeli ki, sadre şifa versin. Milletler ve devletler arasındaki ihtilaflar,anlaşmazlıklar masabaşında sulh ve selem yoluyla  halledilsin.

Hürriyet:

Her ihtilaf mevzuunu dünyanın gündemine getirip, serbestçe ve rahatça münazarasının yapılabilmesi için bir şart vardır. O da; Hürriyet; fikir hürriyeti, konuşma hürriyeti, korkusuzluk hürriyeti vs.!..

Bundan dolayıdır ki, İslâm Dini hürriyete; fikir hürriyetine, konuşma hürriyetine, vicdan hürriyetine, inanç hürriyetine ve benzeri hürriyetlere son derece önem vermiştir. Fakat bir şartla; Körü körüne değil, münazarayaaçık olma kayıt ve şartıyla! Bu hususa dair Kur’an ayetlerinin sayısı çoktur.

Ezcümle:

1-

لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيٰى مَنْ حَيَّ عَنْ بَيِّنَةٍۜ

"... Helak olanlar, bilgi ve belgelere (onların münazara ve müşahedelerini görerek...) helak olsunlar; Hayatta kalanlar da bilgi ve belgelere dayanarak (onların münazara ve müşahedelerini hissederek...) hayatta kalsınlar!.." (Enfal, 42)

  1.  

لَٓا اِكْرَاهَ فِي الدّ۪ينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَاۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

"Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tağutu (putu) inkâr edip,Allah’a inanırsa, muhakkak ki, o, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir."(Bakara, 256)

 

  1.  

قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ

"Peygamberleri onlara şöyle dediler: Allah hakkında da mı şüphe var? Zira O, göklerin ve yerinyaratıcısıdır..." (İbrahim, 10)

  1.  

اَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَۜ ﴿35﴾ اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ بَلْ لَا يُوقِنُونَۜ

"Yoksa kendileri, hiç bir şey olmadan (yani bir yaratıcı olmadan...) mı yaratıldılar? Yoksa yaratanlarkendileri midir? Yoksa gökleri ve yeri mi yarattılar? Hayır, onlar düşünüp kesin inanmazlar." (Tur, 35-36)

  1.  

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَۜ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا ف۪يهِ اخْتِلَافًا كَث۪يرًا ﴿82﴾ وَاِذَا جَٓاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِه۪ۜ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰٓى اُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذ۪ينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْۜ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَل۪يلًا

"Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer (O), Allah’tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı, onda birbirini tutmazçok şeyler bulunurdu. Onlara güzel veya korkuya dair bir haber gelse, onu yayarlar. Halbuki onu Peygamber’e ve aralarında yetkili bulunan kişilere götürselerdi, içlerinden işin iç yüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu (haberin neye delalet ettiğini) bilirlerdi. Eğer size Allah’ın lütfu ve rahmetiolmasaydı, pek azınız haric şeytana uyardınız." (Nisa, 82-83)

  1.  

اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ

"Yoksa O’ndan başka ilahlar mı edindiler? De ki, bu hususta kesin delillerinizi getirin! İşte benimle beraber onların da öğüdü ve benden öncekilerin de öğüdü budur; Ama çokları hakkı bilmezler. Bundan dolayı onlar, haktan yüz çevirirler." (Enbiya, 24)

7- 

اَمَّنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ وَمَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ

"Yahut yaratmaya kim başlıyor? Sonra onu kim iade ediyor? Sizi gökten ve yerden kimrızıklandırıyor? Allah ile beraber başka bir ilah mı var? De ki: Eğer doğru iseniz, delillerinizi getirin!"  (Neml, 64)

Kur’an; kendi mevzuunda kademe kademe ve şartları hafiflete hafiflete muarızları münazaraya davet yolunda;

1-

قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰٓى اَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِه۪ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَه۪يرًا

"De ki: Kasem olsun, Eğer insanlar ve cinler Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere bir arayagelseler, yine onun bir benzerini getiremezler. Birbirine arka olup yardım etseler bile (bunuyapamazlar)." (İsra, 88)

  1.  

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِه۪ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ

"Yoksa, onu uydurdu mu diyorlar. Sorun: Öyle ise siz de bunun benzeri on uydurulmuş sure getirin!Eğer doğru iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de yardıma çağırın da (bunu yapın)!" (Hud, 13)

  1.  

وَاِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِه۪ۖ وَادْعُوا شُهَدَٓاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ

"Eğer kulumuz (Muhammed’e) indirdiğimizden şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sure getirin.Allah’tan başka bütün şahidlerinizi (yardımcılarınzı) de çağırın; Eğer doğru iseniz (bunu yapın)!.." (Bakara, 23)

Birinci ayette Kur’an’ın tümüne bedel, ikinci ayette ise, onda birine, üçüncü ayette ise en kısa suresine bedelistenmekte ve böylece münazara şartları ağırdan hafife doğru bir seyir takip etmektedir.

Ve son olarak Zümer Suresi'nin 17 ve 18. ayet-i celile’lerini görelim, ki bu ayetler ilmin her dalında ve  hermevzuuna dair, yani iman meselelerine, siyasî ve iktisadî meselelerine, hukukî ve dinî meselelerine, ferdî ve ictimaîmeselelerine, maddî ve manevî meselelerine, ailevî ve ictimaî meselelerine ve her meselenin münazara ve muhakemesini ihtiva etmekte  olduğunu ifade etmekte, teşvik ve tavsiyelerini yapmaktadır, hem öyle ki; hak ve hidayet yolu üzerinde olmanın, akıllı ve medenî insan yolunu göstermekte, dolayısıyla ilahî müjdeye mazhar olacaklarını da ancak bu kabil insanlardan olacakları beyan edilmektedir. Ayetler mealen şöyle:

وَالَّذ۪ينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُٓوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰىۚ فَبَشِّرْ عِبَادِۙ ﴿17﴾ اَلَّذ۪ينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

"Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a yönelenlere müjde var. Müjdele kullarımı; Onlar ki, sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar akl-ı selim sahibi insanlardır." (Zümer, 17-18)

Hülâsa:

Bu ayetler, münazara ve istidlâlin vücubuna, dolayısıyla konuşma ve dinlemenin hürriyetini ifade ederler. Şöyle ki: "Hidayet ve felah birbirine bağlı iki unsurdur. Zira insan hayatta çok şeyler işitir. Bunların içinden en güzel ve en isabetlisini seçer ve tercih eder. Bilinen bir keyfiyyet ki, bir çok alternatifler arasından en güzelini bulmak ise her söyleneni dinlemekle mümkündür. Her ne kadar işitme bir kadri müşterek ise de her işitilenin içinden en güzelini bulmak aklî delil ile mümkündür. Ve neticede aklın ışığında meseleyi münazara ve istidlalin gündemine getirme, her insan için bir vecibedir.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 482
Toplam 529838
En Çok 1316
Ortalama 349