YALAN VE İFTİRANIN BU DERECESİ - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

31-03-2022

YALAN VE İFTİRANIN BU DERECESİ[1]
 

Günlerdir hatta aylardır gazete sütünlarını, mahkeme dosyalarını yalan ve iftiralarıyla dolduran mâlum kişilerden bir nebze olsun artık bahsetmek bir zaruret halini almıştır. Bunların başında .... ile....... gelmekte, kaba bir adam da korkunç iftiralarıyla bunlara destek olmaktadır.

Şöyle ki:

1- Bunlar bir kere İslâm’ın; hem din hem devlet olduğu hakikatına inanmamışlardır. Bu ise, farzları inkâr, etmek demektir. Farzı inkâr edenler ise artık İslâm Dini’nin dışına çıkmışlardır.

2- Üstelik bunlar, İslâm’ın siyasetinden bahsedenleri düşman kabul ediyor, onlara cebhe alıyor, müslüman olmayan makamlara jurnal ediyor ve şöyle diyorlar:

“... Kaplan, dini politikaya alet etti, Verband’ı gayesinden saptırdı, hem de entegrasyon (integration)’a karşıdır, vurucu ve kırıcı adamlar yetiştiriyor.[2] Biz isek, bütün kanunlara saygılıyız ve herkes bizim kardesimizdir!..“

3- Bu da küfür üstüne küfür değil midir?!. Bel'am tipi değil midir?

4- Ulu Camiye yaptıkları baskın neticesinde anahtarları ele geçiremeyince bu sefer mahkeme kapılarına koşarak:

(Tarih: 18/2/1987) “Başkanımız, ayın başından bu yana Köln’ün dışındadır, bizim işyerlerimiz tecavüze uğramıştır beş kişi tarafından. İkinci ve üçüncü başkanlar olarak bunları çıkarmak istiyoruz, yalan beyanda bulunduğumuz takdirde ceza göreceğimizi de biliyor ve yemin ediyoruz!..” diyerek bu büyük yalanı irtikâb etmişler ve mahkemeden yıldırım kararı çıkartmışlardır. Halbuki, o müddet zarfında ben Köln’de oturmaktaydım. Üstelik Şubat ayının yedisinde "Şura Toplantısı", ondördünde de “Bonn Yürüyüşü” olmuştur.

5- Yine bunlar mahkeme kapılarına giderek bizden hesap soruyor ve yalan beyanlarıyla kontoları kapattırıyorlar!.. Bunlara sormak lazım:

Kimin parasından hesap soruyorlar?! Hesapların içinde kendilerinin kaç parası var?! Tebliğ mecmuasına bir kere olsun abone olmuşlar mı? Aidatlarını ödemişler midir? Ödediklerine dair muntazam hesabını versinler. Veremezler! Kaç sefer “Tebliğ” mecmuasının satılması icin cami kürsülerinden cemaata duyurmuşlardır? Takvimin hesabını soruyorlar! Takvimin hazırlanmasında bir damla olsun emekleri var mıdır veya satılmasına yardımcı olmuşlar mıdır? Üstelik her seferinde köstek olmuslardır. Kaç tane kitap yazdılar da bunlar, Verband adına basılsın, dediler?! Gören, duyan, sezen varsa söylesin Allah aşkına!..

Hesap sormak istedikleri paralar, herkesin de bildiği gibi, 7-8 yüz üyenin alın terinden kestikleri paralardır. Şayet bunlar, bu paraların hesabını soruyorlarsa, niye dibe-köşeye kaçıyorlar da sadece 35 kişinin üyeliğini tercih ediyorlar? O da sahtekârlığa saparak! Halbuki, kendileri gibi, bu 35 kişinin de onda biri aidatlarını muntazam ödemişler. Peki ama, bu 35 kişi üye oluyor da geriye kalan yediyüz civarındaki bu kişiler niye üye kabul edilmiyor?!

Nasıl da seçmişler. kendilerine yar olacakları?!. Eğer kendilerine güveniyorlarsa 35 kişinin önünde değil, 700 kişinin önünde hesap verelim! Cesaretleri varsa, azcık samimiyetleri varsa, erkeklerse gelsinler bu yedi yüzün yedi yüzünü de üye kabul edelim, işte orada hesaplaşalım! Orada genel kurulun önüne çıkalım!.. Ama çıkamazlar! Çıkabilselerdi bu karara çoktan “EVET” derlerdi. Demediler ve diyemezler de? Çünkü, kendileri de çok iyi biliyorlar ki “Kaplan", her sene bu kadar üye kardeşin önünde hesabını vermiştir; alnı ak, yüzü açıktır. Yine de verecektir. Yeter ki siz o erkekliği gösterin de, şu 700 civarındaki esas yardım sahibi kardeşleri toplayalım ve onların huzurunda hesaplaşalım! Kim sahabe kanaatı göstermiş, kim deveyi dengiyle yemiştir; kim karanlık işlerle uğraşmış, kim bunlara tenezzül etmemiştir; kim dosyaları kaçırmış, kim hac paralarını kaçırıp İstanbul'da minübüs almıştır (Polat'ın ifadesiyle) ve nihayet kim zekât kontosunu tekeline geçirmiştir...

6- Bilindiği üzere, "Birinci Şura” kendilerini mahkum ettiği gibi, "İkinci Şura'da mâhkum etmiştir. Çocuk velileri de bunları mahküm etmiştir. Ve bütün cemaat da bunları mahküm etmiştir. Bunlar Allah’ın tokatını yedikleri için, merkezi de, medreseyi de terkettikleri gibi, Cami kürsü ve minberlerinden de düşmüşlerdir, sürülerini terkedip kaçan çobanlar gibi savuşup gitmişlerdir. Hiçbir yerde artık yüzleri kalmamıştır. Kendilerine Tercüman, Milliyet, Hürriyet ve Köln Express gibi gazeteler sahip çıkmış da yüzleri biraz gülmüş. Şimdi onların gölgesinde mahkeme kapılarını dolaşıp duruyorlar!..

İşte bütün sahtekârlıklarını, yalan ve iftiralarını, dalkavuk ve tavizkârlıklarını bilen, gören ve sezen bu cemaat, haklarındaki kanaatlerini izhar etmiş ve kendilerini mahkum etmiştir. Bunlar gibi zâlimlere artık asla yardımcı olmayacaklardır. Çünkü bu şuurlu müslümanlar biliyor ve inanıyorlar ki, zâlimlere en ufak meyletmek, Kur’an'ın beyanıyla cehennem azabının çarpmasına sebep olur.

7- Ya sahtekârlığa sahne olan 35 kisi! Sizlere de söyleyeceklerimiz var: Sizler de sahtekârlara alet oldunuz da onların dikte ettirdiği: “...Kaplan’ın, İslâm’ın Devlet ve siyasetinden bahsetmesini” politika ile karıştırdınız da küfre sapanlara destek oldunuz!.. Sizde hiç mi Allah korkusu yoktu?!. Altını imza ederken hiç mi eliniz titremedi?!. Bu yalancı ve ittiracıların yanında ve yöresinde on binlerce aileden kaç kisi var?!. Hepsi bunları terketmiş!.. O halde aklınızı başınıza alın da, tevbekâr olun! Sonra sizi, Allah’ın azabından ne Polat kurtarır ne Selehattin ve ne de Kemalist rejim!..

Selam hidayete tâbi olanların üzerine olsun!

 

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


[1] Mesajlar kitabından.

 

[2] Halbuki biz; ne vurucuyuz ne de kırıcıyız! Kaynağımızı Kur’an’dan, örneğini Peygamberden alan bir hareketin içindeyiz. Kaba kuvvete başvurma, terörist bir hareket yapma bizde asla olamaz. Konuşma ve yazılarımızda bu hususu gayet açık, net ve kesin bir şekilde ifade etmiş ve ilân etmişizdir. Dört senelik bir geçmişimiz var bizim. Kimin burnunu kanattık?!. Bir iki müşahhas örnek verebilirler mi? Biz de kışkırtma da yoktur. Söylenenler, basın ve yayının saptırma ve abartmasıdır. Hele bize “Faşist” diyenlere kargalar güler; böylelerine ya “deli” derler ya da “kara cahil”!..

Ama biz; hakkı söylemede ve insanlığa hizmet etme yolunda Allah’tan başkasından korkmayan ve fakat başta insanlar olmak üzere bütün yaratıklara karşı İslâm’ın tavsiye ettiği merhameti taşıyan insanlarız.

 

 

 


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 371
Toplam 529727
En Çok 1316
Ortalama 348