WDR’NİN CEMALEDDDİN HOCA İLE YAPTIĞI MÜLAKATIN TAM METNİ

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

03-04-2022

WDR’NİN CEMALEDDDİN HOCA İLE YAPTIĞI MÜLAKATIN TAM METNİ

27. C. Evvel. 1407’ye tekabül eden 27 Ocak 1987 tarihinde WDR’nin sorduğu suallere verilen cevaplar:

Soru: 1- Türk gazeteleri bu hafta sizden çok bahsetti. Almanya kamuoyuna kendinizi (Dini ve teşkilat yönünden) tanıtabilir misiniz?

Cevab: 1- Rabbime hamdederek başlarım: Evet, son günlerde Türk gazeteleri bizden çok bahsettiler. Etmektedirler de. Doğru yazdıkları olmanın yanında; saptırdıkları, yanlış beyanda bulundukları, hakâretamiz sözler sarfettikleri de olmuştur. Ama, çok görmüyoruz. Çünkü, Kemalist rejimin yetiştirdiği basın ancak bu kadar olur. İstisnaları yok değildir. Ümit ederiz ki; hürriyete saygılı Alman basın ve yayını kamuoyuna sözlerimizi olduğu gibi aktarırlar.

Kendimi şöyle tanıtabilirim:

Ben bir Türk vatandaşı idim. İlim tahsili kademelerini geçtikten sonra, Diyanet İşleri BaşkanIığının çeşitli hizmet kademelerinde bulundum. Bu arada 15 sene Adana Müftülüğünü yaptım.

Aşağıda etraflıca anlatacağım gibi, Türkiye’deki baskı yüzünden çok sıkıntılı günler yaşadım.

Vaazlarımda;

“Türkiye’deki rejim dikta rejimidir, hürriyet yoktur, devlet ve millet Kemalizm baskısı altındadır...” dediğim için ve bunun mücadelesini yaptığım için, daha 55 yaşında iken rejim beni mecburen emekliye sevketti.

Avrupa’da fikir hürrîyetinin var olduğunu biliyordum. Mücadelemi Avrupada sürdürürüm diye buraya geldim. Gazetelerin yazdığı gibi, kaçak olarak gelmedim. Yeşil pasaportla geldim. Millî Görüşte Fetva Komisyonu Başkanlığına getirildim. 13 Ağustos 1983 de Milli Görüşten ayrıldım. İslamî Cemiyet ve Cemaatler Birliği kuruldu. Başkanlığına getirildim.

Kuruluşun gayesi; Peygamber metoduyla yani Tebliğ yoluyla, fikir ve ilim planında kalarak, hürriyete, insanlığa ve insan haklarına riayet etmek ve edilmesine çalışmaktır.

Soru: 2- Batı Avrupa’da ve Köln’deki vazifelerinizi açıklayabilir misiniz?

Cevap: 2- Tüzükte de belirtildiği gibi; buradaki vazifelerimizi şu şekilde sıralayabiliriz:

a) Vatandaşı dinî yönden aydınlatmak, sordukları fetva ve mahiyetindeki suallerini cevaplandırmak;

b) İbadet yerlerini ve imkânlarını hazırlamaya çalışmak;

c) Çocuklarına dini kültürlerini, örf ve adetlerini öğretmek;

d) İslâm Dinini Avrupa’da tanıtmaya çalışmak;

e) İslam Dininin resmen tanınması için çalışmalar yapmak;

f) Müslümanların ve cemiyetlerin ortak çıkarlarını korumak;

g) Dini, sosyal ve kültürel yönden müslümanlara yardımcı olmak;

h) Camilerin, Kur’an okullarının, kültür merkezlerinin acılmasına çalışmak;

i) Vaazlar, seminerler, konferanslar yoluyla vatandaşlarımızın görgü ve bilgilerini artırmak;

Soru: 3- Politik ve dinî yönden Türkiye’nin geleceği nasıl oImaIı, şahsınızla ilgili bunun manası nedir?

Cevap: 3- Bu sorunun cevabını anlatmak ve anIamak için; İslâm Dinini bütün yönleriyle çok iyi bilmek lazımdır. Çünkü:

1- İslam’da Din-Devlet bütünlüğü vardır; Ruhla beden gibi, Din-Devlet birbirini tamamlayan iki unsurdur, bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir.

2- İslâm Dini, ibadet olduğu kadar siyaset bir de; bir devlet hukuku getirmiştir, cihanşümül bir nizama sahiptir; İslâm aynı zamanda bir hukuk devletidir..

3- İslâm Dini fertlerle, ailelerle, toplumlarla ilgili hayatın her yönüyle hükümler koymuş, müeyyideler getirmiştir. Diyebiliriz ki, İslâm Dini insanı söz, fiil ve hareketlerini içine alan cihan şümul ve zaman şümul bir nizamdır, bir sistemdir.

4- İşte İslâm Dini; bunlara bir bütün olarak inanılmasını, kabul ve tasdik edilmesini, tatbik edilmesini bütün müslümanlardan istemekte, farz kılmakta namaz ve orucun yerine getirilmesi gibi sorumlu tutmaktadır. Ve bütün bunlara ters düşen davranışları red ve inkâr etmektedir.

Bu noktalardan hareketle; Türkiye’yi tanıtmak isterim:

A) Günün Türkiye’sinde hürriyet yoktur:

a) İbadet hürriyeti yoktur; memur, işci, asker, öğretmen ve öğrenci günlük namazlarını kılmakta zorluk çekmekte, cuma günlerinde cuma namazına gidememektedirler. Çünkü iş saatleri ibadet saatlerine göre ayarlanmamakta.

b) Diyanet işleri Kuruluşunda da hürriyet yoktur. 633 sayılı kanun gereğince bu müessese devletin bir dairesidir. Vazifelileri de devletin birer memurudur. Bu itibarla bu kuruluş siyasî iktidarların bir oyuncağı haline gelmiştir. Başkan ve Müftülerin tayin ve azilleri hükümete aittir. 1961 den bu güne kadar 9 Diyanet İşleri Başkanı görevinden alınmıştır. Hangi ülkenin dini kuruluşunda bunun örneği gösterilebilir?

c) Din eğitiminde de hürriyet yoktur. İmam- Hatip Okulları ve bunların yüksek kısımları Milli Eğitim Bakanlığına bağlıdır. Bu müesseselerin açılış ve icraatında söz sahibi yine siyasî iktidardır. Hangi laik devlette bunun bir benzerine rastlanır?

d) Kılık kıyafette de hürriyet yoktur: Sakal bırakmak sünnettir ve ibadettir. Bir memur sakal bırakamaz, sakal bıraktığı takdirde ya derhal kestirilir veya kapı dışarı edilir. Bir vatandaş cübbe ve sarık giyemez, bir hoca efendi cübbe ve sarığı ile dolaşamaz; polis tarafından yakalanarak savcılığa götürülür. Kadınların başörtüsü farzdır, Kur’an’ın emridir. Bir memure kadın, bir bayan öğretmen ve bir kız talebe başını örtemez, ısrar ettiği takdirde görevinden alınır, okuldan atılır.

e) Fikir ve yazı hürriyeti de yoktur:

Osman Coşkun ismindeki hocamız, teşkilata bağlı bir camide imamlık yaptığından ve fikri sahada yazı yazdığından dolayı hakkında takibat yapılıp 7 sene 3 ay hapse mahkum edilmiştir.

Şerafettin Özkan ismindeki arkadaş; Alman mevzuatına göre kurulmuş olan derneğe üye olmuş olduğundan, istifa etmiş olmasına rağmen yakalanmış ve hapsedilmiştir.

Başörtüsü yüzünden son günlerde hengameleri içerisinde basın yaygaraları arasında yüzlerce kız öğrenci üniversitelere sokulmamış, ilim tahsilinden mahrum bırakılmışlardır.

Namaz kıldıklarından dolayı askeri okullardan atılanlanların sayısı da az değildir.

Bütün bunlar neden, Türkiye’de hürriyet yokta ondan. Baskı ve dikta rejimi hakimde ondan. Türkiye'de Mustafa Kemal’in ilke ve inkılapları İslâma ve müslümanların inancına ters düşmektedir. Fikir ve yazı hürriyeti olduğu takdirde tutarsız olan ilke ve inkilaplar eleştirilecek ve yıkılmaya mahkum edilecektir. Bugünkü rejim, bu tehlikeyi gördüğünden dolayı halkın irade ve inancını hiçe sayarak baskı rejimini sürdürmektedir.

f) Hatta bu hürriyetsizliklerden bahsetme hürriyeti de yoktur. Ve suçtur. Örneklerini yukarda gördük. Hasılı günün Türkiye’sinde müthiş bir baskı vardır. Hapishanelerde işkence vardır.

B) Türkiye’de hükümetler iktidar değildir, partiler iktidar değildir, üniversiteler iktidar değildir, demokrasi iktidar değildir, millet iktidar değildir. Yani bütün bunlar söz sahibi değildir. Türkiye'de tek bir iktidar vardır, tek bir söz sahibi vardır o da Kemalizm’dir. Kemalizm demek Mustafa Kemal’in “Tabu” haline getirilmesi yani putlaştırılması, sözlerinin de her şeye yön verir kabul edilmesidir. Türkiye’de Mustafa Kemal ve Kemalizm’in dokunulmazlığı vardır. Kimse onu eleştiremez, kimse onun hatalarından söz edemez, üniversitelerinde dahi onun eksik taraflarından bahsedilemez; suçtur. Hakkında koruma kanunu vardır. İşte dikta rejim bundan kaynaklanmaktadır. Hangi bir ülkede bunun bir benzerine rastlanır?

Şurası da bilinmelidir ki, Kemalizm bir felsefe, bir doktrin veya bir devlet sistemi değildir, bir maskedir dine vurulan bir darbedir, bir baskı unsurudur.

İşte biz böyle bir Türkiye istemiyoruz. Bunun mücadelesini yapmaktayız.

C) Biz öyle bir Türkiye istiyoruz ki; Devlet-Vatandaş kaynaşması olsun; devlet saygınlığı, kanun hakimiyeti olsun!

Biz öyle bir Türkiye istiyoruz ki, devlet rejimi ile millet birbirine ters düşmesin; Kur’an Anayasa, Şeriat Kanun, İslâm Devlet olsun. Biz öyle bir Türkiye istiyoruz ki, devlet reisi hakkı ve adaleti temsil etsin. Dicle kenarında ayağı kırılan, bir oğlağın sorumluluğunu taşısın. Biz öyle bir Türkiye istiyoruz ki, okullarında öğretmen talebe arasında saygı ve sevgi bulunsun; öğretmen talebesine bir emanet gözüyle bakarken, talebe de: “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” inancına sahib olsun. Biz öyle bir Türkiye istiyoruz ki; koca karısına bir emanet gözüyle bakarken, kadında kocasına olan itaatını bir Allah emri olduğuna inansın.

Biz öyle bir Türkiye istiyoruz ki; işçi ve işveren münasebetlerinde tam bir emanet bulunsun, adalet tahakkuk etsin; işveren işcinin hakkını düşünürken, işci de işverenin hakkını ön plana alsın... Vesaire.

İşte biz; böyle bir inanca, böyle bir siyasete ve nihayet böyle bir devlete sahip bir Türkiye istiyoruz. Ve bunun mücadelesini yapıyoruz.

Her müslüman bilecek ve inanacak ki; müslüman olan bir ülkede devletin islâm devleti olması, farz olduğu gibi Allah’ın emri, Kur’an’ın emri olduğu gibi; toplumun dininin bir icabı, inancının da bir gereğidir. Ve insan haklarına inanan hür milletlerin de, hür dünyanında ve İslamı gereği gibi inceleyen ilim ve fikir adamlarının da bundan başka türlü düşünmeleri mümkün değildir.

Soru: 4- Türkiye'ye geri dönecek misiniz?

Cevap: 4- Türkiye’ye elbette dönmek isterim. Ancak daha sınırda iken, benim inancım ve fikirlerimden dolayı yakayı ele verir hapse götürürler; başıma geleceğin ne olacağını sizler de takdir edersiniz.

Ama şuna inanıyorum ki, bir gün gelecek ikaz ve irşadlarımızın sayesinde müslümanlar din-devlet bütünlüğünü anlayacaklar davalarına sahip çıkacaklardır ve işte o zaman bizim gibileri sınırda yakalama şöyle dursun, saygı ve sevgi ile karşılayıp bağırlarına basacaklardır. Allah nelere kadir değil ki?!

Soru: Beş- Siz, vaazlarınızı video bantlarla Türkiye’ye gönderiyorsunuz. Bu bantlarda cihad söz konusu. Siz müslümanların silaha sarılmasını istiyorsunuz. Taraftarlarınız bunu nasıl gerçekleştirecek?

Cevap: Beş- Biz vaazlarımızı video kasetlerle Türkiye’ye gönderiyoruz. Vaazlarımızı gönderiyoruz, silah göndermiyoruz. Biz, Hz. Muhammed’in ümmetiyiz; Peygamber’in Mekke’de vazifesi tebIiğ idi, hakkı tebliğ etmekti. Peygamberin tebliğ hareketini devam ettirmek her müslümana farzdır. İslam Devleti varsa onu koruyacak, yoksa onu kuracaktır. Müslüman, namaz ve orucundan Allah huzurunda sorulacağı gibi, bundan da sorulacaktır. Bu itibarla; bizi bu yüzden kimse kınamasın, yerden göğe kadar haklıyız...

Cihad’a gelince:

Cihad kelimesi Kur’an’da 30 yerde geçer.

Cihadın kademeleri vardır;

Nefisle cihad ki, İslam buna en büyük cihad diyor.

Dil ile cihad,

Kalemle cihad,

Basın ve yayın yolu ile cihad. İşte şu anda bizim yaptığımız da bu cihaddır; İslam’ın ne olduğunu duyurmaktır...

Bizim yaptığımız cihad ve yapılmasına müslümanları davet ettiğimiz cihad işte bu şekilde yapılan cihaddır. Peygamberin Mekke döneminde yaptığı cihaddır.

Bir de silahlı cihad vardır. Buna savaş da denir.

Biz; bir çok yazı ve konuşmalarızda çok açık ve net olarak söyledik: “Bizim, günün Türkiye’sini dünün Mekke’si kabul ettiğimize göre, kendisinden söz ettiğimiz cihad, genelde tebliğ cihadıdır, duyurma cihadıdır, silahlı cihad değildir. Ve yine defalarca söyledik ve yazdık:

“Bizim silahlı bir eylemimiz yoktur; kaba kuvvete başvurma yoktur, terörist bir hareketimiz yoktur... Biz sadece fikrî ve ilmî planda kalarak, İslam’ın hakikatlarını bir bütün olarak buradaki ve Türkiye’deki müslümanlara anlatmak; onları irşad ve iknaya çalışmaktır.”

İnancımız odur ki, elli- altmış senedir İslam dinini bir bütün olarak bilmeyen millet fertleri ve devlet idarecileri bu tebliğ çalışmalarımız yoluyla bilecekler, davasına-devletine sahip olacaklar ve İslam devlet olacaktır. Fakat bu, belki uzun bir zaman alacaktır. Belki de, ümit ediyoruz ki, silahlı bir kıyama lüzum görülmeyecektir. Artık herkes o zaman İslam’ın aynı zamanda devlet olduğuna inanmıştır. Türk Milleti müslümandır ve her şey Allah’ın elindedir.

Soru: 6- Almanya’da yabancıların Alman toplumuna uyumları hakkında ne düşünüyorsunuz? Türk çocukları nasıl yetiştirilmelidirler?

Cevap: 6- Burada entegrasyon bahis mevzuudur. Bizim anladığımız manada, daha doğrusu İsIam’a göre entegrasyon şudur:

Taraflar; din ve inançlarına, örf ve adetlerine, tarih ve kültürlerine bağlı kalmak şartıyla birbirlerine karşı iyi geçinmeleri, beşerî münasebetlerine, insan haklarına riayet etmeleridir. Ve bu surette birarada yaşamaları, komşuluk haklarına hürmek etmeleridir.

Yoksa taraftarlardan birinin manevi varlığını terk ederek diğerinin potasında erimesi demek değildir. O zaman milletler biribirini yutmuş olurlar ki bu, insanlık için de, taraflar için de zararlı olur. Kur’an’ın bu hususla ilgili bir mesajını mealen verelim:

قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ وَلَا نُشْرِكَ بِه۪ شَيْـًٔا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ

“De ki: Ey kitap ehli (İncil ve Tevrata bağlı olanlar!) bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin: Yalnız Allah’ a kul olalım; O’na ibadet edelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Birimiz diğerini Rab edinmesin...” (Al-i İmran, 64)

Türk çocuklarının yetişmesine gelince:

Bilindiği üzere, insanoğlu, yaratılışı icabı çok cepheli bir varlıktır; aşırı istekleri, bitip tükenmeyen arzuları vardır, doymak bilmeyen ihtirasları vardır... Bazen bunlar o kadar galebe çalar ki kanunî müeyyideler hapishane cezaları bunlara engel olamaz. İlim sahibi olmaları da kâfi gelmez. Bunları firenlemek için tek bir kuvvet vardır o da iman kuvvetidir; Allah korkusudur. Zira tabir ve teşbih caizse insanoğlu dünyaya gelirken üç boşlukla gelir: Midesi boş, kafası boş, gönlü boştur. Midesini ekmek ve su ile, kafasını ilimle, gönlünü de imanla dolduracaksınız. İşte o zaman şahsiyetini kazanır, kâr ve zararını bilir vazifesini seve seve yapar hakkına razı olur, başkalarının hak ve hukukunu korur. Bunların birini ihmal ederseniz, hele iman cevherini ihmal ederseniz, istediğiniz vasıfta eleman bulamazsınız.

Bu gerçekleri İslam şu cümle ile ifade etmiştir:

“Hikmetin yani iyiliğin, insanlığın, faziletin başı Allah korkusudur.” Bu kaideye göre çocuklarımızın, hatta insanımızın kalbine Allah korkusu, iman aşkı yerleştirirsek, istediğimiz vasıfta eleman buluruz.

Bizler müslüman olarak çocuklarımıza iman ve ilmi birleştiren bir eğitim yapılmasını istemekteyiz. Rejim tarafından gönderilen öğretmenlerin Alman okullarında çocuklarımızın inancına karışmalarını, başörtülerine engel olmalarını istemiyoruz. Bu hususta gelen şikayetler kabarıktır. Alman makamlarının bu hususta hassas olmalarını hassaten istiyoruz. Ana meselelerimizden birisi budur. Meselenin çözümünde ilgili makamlarla teşkilat olarak her zaman görüşmeye hazırız.

Şunu da kaydedelim ki Türk Milleti müslümandır. İslâma, müslümanların inancına ters düşen, “Başörtüsü”nü hor gören zihniyete sahip bir devlet, onları temsil edemez. O halde müslümanları temsil etme hakkına sahip olan onların davalarını samimiyetle, ihlas ve cesaretle savunan, onların maneviyatlarının tercümanı olan teşkilatımızdır, kuruluşumuzdur.

Açık Oturuma Davet:

Bu söylediklerimiz doğrudur; Kur’anın ruhuna ve metnine uygundur. Kelime kelime hesabını verebiliriz. Biz tenkide açığız, açık oturuma hazırız.

Vasıtanızla Türkiye’deki muarızlarımıza, muhaliflerimize, bize kızıp şikayetçi olanlara sesleniyor, kamuoyu önünde onları açık oturuma davet ediyoruz. Baskı rejimini terketsinler, silahların gölgesinde yaşamasınlar, bildikleri varsa, kendilerine güveniyorlarsa yetkililerini er meydanına göndersinler; T.V. ekranları önlerinde hesaplaşalım; ilim ve mantık çerçevesi içinde meselelerimizi tartışalım.

Bu görüşmelerimizden memnun olduğumuzu bildirirken sizlere de dinleme zahmetinde bulunanlara da teşekkürlerimizi bildiriyoruz.

Bu Mülâkatın insanlık için faydalı olmasını Cenab-ı Hak’tan dua ve niyaz ediyor, Hidayet yolunda olanları selâmlıyorum.

 

DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 151
Toplam 528299
En Çok 1316
Ortalama 348