VAKIFLAR - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

08-04-2022

VAKIFLAR

Tarifi:

Vakıf; bir şeyin mülkiyeti vakfın, menfaati sadaka olmak üzere habsetmek demektir. Bu tarif, İmam-ı Azam’a göredir. İmameyn’e göre ise tarif şöyle: “Mülkiyet Allah’a ait, menfaati sadaka olmak üzere; yani menfaati kullara ait olmak üzere bir malı habsetmektir.”

 

Vakfın lüzumu:

Vakfın lüzum kesbetmesi için yine imamlarımız arasında ihtilaf vardır; İmam-ı Ebu Yusuf’a göre, vakfın mücerret kavli; yani “Ben vakfettim” demesi kâfidir. İmam-ı Muhammed’e göre ise vakfın mücerret kavli kâfi gelmez, malı mütevelliye teslim etmesi gerekir.

 

İmam-ı Azam’a göre ise mahkemenin kararı şarttır. Tarikulkaza da şöyle: Vakıf malını mütevelliye teslim ediyor, sonra da bundan rücu ediyor. İşte bu davranış, vakfın ademi lüzumunu gösterir. Amma mesele mahkemeye götürülür ve hükme iktiran ederse o zaman bil icma lüzum hâsıl olur. Ve bu demektir ki, mahkemenin kararı, lüzum için şarttır, yoksa sıhhat için şart değildir. Daha umumi konuşmak gerekirse; demek oluyor ki, mahkeme kararı lüzum için şarttır, yoksa vakfın sıhhati için değil. Lüzum için imam mahkeme kararını, İmam Ebu Yusuf ise “Ben vakfettim” şeklinde sözünü, İmam Muhammed’e gelince o da mütevelliye teslimini şart koşmaktadır. Yoksa bir kimse bir malını “Sadece ben vakfettim” demesiyle de vakıf sahih olmuş olur.

Yukarıdaki tarifleri bir misalle izah edelim: Bir kimse, malını, “fakirlere vakfettim” derse veya bir çeşme akıtırsa veya yolcular için bir han yaptırırsa veya tarlasını mezarlık için vakfettim derse kendisinden mülkiyet hakkı zail olmaz. Ancak İmam’a göre hükme iktiran etmesi, İmam Muhammed’e göre mütevelliye teslim etmesi, İmam Ebu Yusuf’a göre ise, kavli kâfi gelmez, mütevelliye teslim etmiş olacaktır.

Not:

1- Bir vakfın sıhhati için “Ben vakfettim” demesi ve hele hele bir de fetva almış olması üç mezhebe göre de yeterlidir. İmam’a göre mahkeme kararının faydası, mütecavizlere göre bir tedbirdir ve aslolan şer’i bir mahkemenin kararıdır. Şayet şer’i bir mahkeme yoksa veya mütecavizlere karşı bağlayıcı değilse, şer’i olmayan bir mahkemeye de gidilebilir. Savaş mevzuunda gayrimüslim bir ordudan yardım talep etmek gibi.

2- Bazı ulema Ebu Yusuf’a göre, bazı ulema da, İmam Muhammed’e göre fetva vermişlerdir ve fakat İmam’a göre fetva veren olmamıştır. (Vahdeti)

Demek oluyor ki, vakfın sıhhati için herhangi bir mahkeme kararına lüzum yok! Ama siz, sıhhatle lüzum kelimesini birbirine karıştıran dilli şeytan Mahmut gibi çeyrek Mollalara sorarsanız “Vardır” diyeceklerdir, nefislerini tatmin için Şeriata iftira etmiş olmaktan çekinmeyeceklerdir.

Birkaç mesele:

Vakıfların gasbedilmesi; bir kimse bir vakfı teğallüben işgal etmiş ise, ecr-i misil lazım gelir. Yani mütevelli heyeti o gasibten kira bedelini alır. (Hukuk-i İslâmiye, Cilt: 5, S: 44)

Gasib; vakfı tahrip veya tebdil etse, mütevelli o vakfı evvelki haline getirme yetkisine sahiptir. (Hukuk-i İslâmiye, Cilt: 5, S: 41)

Bir caminin satın alınmasında verdikleri paralar vakıf niyetiyle ise bir diyecek yok. Değil ise sadaka olur, parayı teslim etmiş ise geri alamaz.

Kendisine yetki verilen bir şahıs, bir emir, bir reis müşterek bir malı vakfa verebilir. Uhud savaşında bahçelerini Allah Resulüne teslim eden bir şehidin bağlarını Allah Resulü vakıf yapmıştır.

 

Vakfın gayesi:

Elimizdeki vakıfların gaye maddeleri şöyle:

1- Vakfın amacı, İslâm Dinini ve İslâmî yaşantıyı esas alarak Din dersleri vermek, İslâmiyet hakkında bilgilendirmelerde bulunmak, eğitim kurumları açmak, kurslar düzenlemek ve geleneksel, kültürel faaliyetler düzenlemek.

Diğer İslâmî eğitim kurumlarına destekte bulunmak. İslâm Dini ve kültürü ile ilgili broşür ve yazılar yayınlamak. İslâmiyet’i tatbik edebilmek ve edilebilmesini sağlamak için toplantılar düzenlemek ve faaliyetler organize etmek.

Faaliyetleri gerçekleştirebilmek için gereken yerleri (binaları); cami(leri) ve kantin(leri) elde etmek (satın almak) açmak, işletmek, kiralamak, finanse etmek, idare etmek ve satabilmek.

2- Bu vakfa bağlı olan Hollanda’daki diğer vakıfları yönlendirmek, denetlemek, kontrol etmek ve benzeri amaçlı yeni vakıflar kurmak da vakfın amaçlarındandır.

3- Ayrıca, doğrudan doğruya ve dolaylı, kelimenin geniş anlamında, gerekeni, faydalı olanı yapmak.

 

Vakıfların Tarihçesi:

Bi’setten önce vakıfların mevcudiyeti rivayet edilmektedir. Halilürrahman vakfı meşhurdur. Zamanla kaybolan bu müessese asr-ı saadetle yeniden ihya edilmiştir. İslâm tarihine baktığınız zaman tarihi boyunca sayıları milyonları aşan vakıflar yapılmıştır. İslâm Dinine mahsus olan bu müessese gayrimüslimlere de intikal etmiştir. Kilise vakıfları meşhurdur. Hulefa-i Raşidin, Sahabe, Emeviler, Abbasiler ve Osmanlılar devirlerinde devam eden vakıflar, Cumhuriyet döneminde ise vakfetme hareketi durmuştur. Neden?

Çünkü Müslümanların Kemalist idareye karşı artık itimatları kalmamıştır da ondan. Çünkü Kemalist idare İslâmî her müesseseyi tahrip, tebdil ettiği gibi askerî kışla yaptı, hatta bazı mescitleri ahır yaptı, bazılarını da yok pahasına sattı ve geriye kalan kısmın gelirlerini de genel bütçeye kattı!... Elhasıl bu müesseseyi asıl gayesinden uzaklaştırdı. Bu arada istidrat yolu ile birkaç kelime söylenmesi yerinde olur.

Şimdi Stadthagen’deki demokratlara, yani sözüm ona Başkan Şevket’e, Selahaddin’e, Civelek’lere; onlara yol gösteren ve aynı zamanda vakfın evinde izinsiz oturan Ağdaş’lara sorun, Soysal’lara, Hikmet’lere, Latif’lere sorun!.. Sadık’lara sorun! Hollanda’daki Müslümanların parasıyla kiliseyi satın alıp vakfa bağlamayan kendi gibi birkaç arkadaşının üzerine tapu eden Berlinli’lerin tabiriyle dilli şeytan Mahmut’lara sorun!

Ulu Cami vakfının tapusunu çözdürüp demokratik usule göre üzerlerine geçirmek isteyen ve bilahare particilere ve Kemalistlere kaptırmak isteyen Tekinlere, Aydınlara sorun? Bochum sakinlerinden, vakıf camiinin dükkânının anahtarlarını kırıp içeri giren Abdurrahmanlara ve yandaşlarına ve bunlara arka çıkan maddeperest insanlara sorun?..

Ve nihayet! Orient Kitabevinin anahtarlarını kırıp ele geçirmek isteyen Hayrilere, Latiflere, Ali Rızalara, Mevlitlere, Settarlara ve yandaşlarına sorun?... Ve bu arada şunu da müşahede etmekteyiz. Şerr cephesi birleşti ve bunlar Fatih Camii’ni üst yaptılar. Kur’an ifadesiyle: “Habis, habise yakışır.” Ve bu pek tabii bir şeydir.

İşte bütün bunlara sorun ve deyin ki; sizler herhalde vakıf düşmanı put Kemal’in çocukları ve torunları mısınız? Zira İslâm’a göre kurulan ve tapuya bağlanan mescit, cami ve bunlarla ilgili dükkân ve müştemilatları ele geçirip kendinize mal etmek mi istiyorsunuz veya demokratik usule göre kurulmuş derneklerin üzerine almak mı istiyorsunuz? Değil mi? Buna hak hukukunuz var mı? Sizler Müslüman değil misiniz? Sizler Allah’tan korkmuyor musunuz? Sizler ölümün ötesini düşünmüyor musunuz? Size göre şahıslarınız veya demokratik usule göre kurduğunuz dernekleriniz, Cemaleddin Hoca’nın şer’i usule göre kurduğu ve aynı zamanda muhafazası için de tapuya bağladığı vakıftan daha mı sağlam? Yoksa dilli şeytan Mahmut’tan mı aldınız bunun fetvasını? Yahut da maddeci, mideci, ilim kaçkını Settar ile Selman’dan mı? Veya ilmen yetersiz, tavizkâr Ubeyd’den mi aldınız bunların fetvasını? Veyahut da küfrünüzü ve münafıklığınızı ortaya koymak üzere kendi kafalarınızdan mı çıkardınız bunların fetvasını?

Cevap verin! İşte meydan!.. Ama veremezsiniz! Çünkü zalimsiniz! Vakıf düşmanısınız! Şeriat düşmanısınız! Ve çünkü Kemalistler ve particiler hakkında Şeriat’ın verdiği fetvayı kabul etmiyorsunuz, değil mi? Ve nihayet Selanik’li put Kemal’in çocukları ve torunlarısınız, değil mi? Ve bu arada bir şeye daha işaret edelim:

Camileri alamazsınız ya! Farz edelim ki, allem ettiniz, kallem ettiniz Hoca hakkında yalanlar, iftiralar uydurdunuz ve neticede mahkemeleri aldattınız, cami ve mescitleri ele geçirdiniz; buralar ve bu mescitler ve camiler birer mescid-i dırar olmaz mı? Hem de birkaç yönden?!.

1- Ümmetin parasıyla alınan bu camileri, geleceği malum olmayan şahısların üzerine geçirdiniz. İşte bu yaptıklarınız o camileri mescid-i dırar yapmaz mı?

2- Yalanlar söylediniz, iftiralar yaptınız, ilgili makamları aldattınız da camiyi vakfın tapusundan koparıp ortada bıraktınız. Ve yine yatığınız bu iş camiyi meşru mecrasından çıkarıp mecsid-i dırar yapmaz mı?

3- Bu yaptıklarınız, demokratlık sistemi şer’i sisteme tercih etmek demektir. Ve bu davranış bunu yapanları müşrik yapıp camiyi de mescid-i dırar yapmaz mı?

4- Ve nihayet bu kabil yollardan biri ile ele geçirilen mescitlerde artık namaz kılınabilir mi?

Ve netice:

İşte bütün bunlara kim “Hayır” diyebilir? İşte meydan buyursun yazsın!..

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


 


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 110
Toplam 528258
En Çok 1316
Ortalama 348