TÜRKİYE`DE İKİ DİN VE BİZ - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

10-04-2022

TÜRKİYE'DE İKİ DİN VE BİZ

Bizde kışkırtma yok, tebliğ var!

Evet; Türkiye’de iki din vardır. Biri Allah’ın gönderdiği ve indirdiği din, diğeri de devlet dini. Bir başka ifade ile; biri Kur’ân’ın târif ve beyan ettiği, milletin inandığı din, öteki de devletin tanıdığı, resmen kabul ettiği ve müsaade ettiği din.

Bu iki din de "İslâm" ismini alırsa da muhteva (içeriği) bakımından aralarında çok büyük farklar vardır.

Bir kısmına burada işaret edelim:

1- Sahası: Allah’ın gönderdiği dinin sahası, istisnasız bütün hayat safhaları olup insanoğlunun söz, fiil ve hareketlerini içine almış ve hepsi hakkında hüküm koymuş, müeyyideler getirmiştir.

Devletin tanıdığı din ise; Allah ile kul arasında bir vicdan işi olup camide olup bitendir; dünya ile bir ilgisi yoktur.

2- Allah’ın dininde; hem dünya hem de ahiret vardır: Devletin dininde ise sadece ahiret vardır; Din dünyaya karışmaz.

3- Allah’ın dininde; Din devlet bütünlüğü vardır; ibadeti siyasettir, siyaseti de ibadettir.

Devletin dininde ise; din ayrı devlet ayrıdır; ibadet ayrı siyaset ayrıdır. Bunları birbirine karıştırmak suçtur.

4- Allah’ın dininde; aile yönetimi dine, Şeriat’a bağlıdır. Devletin dininde ise, aile yönetimine din karışamaz, evlenme ve boşanmalar, karı-koca arasındaki hak ve görevler; İsviçre medenî kanunundan gelir, geçer.

5- Allah’ın dininde; eğitim ve öğretim sistemi dine göredir. Okul programları yapılırken ibadet saatleri gözönünde tutulur.

Devletin dininde ise eğitim sistemine din karışamaz; müfredat programları yapılırken ibadet saatleri nazarı itibare alınmaz.

6- Allah’ın dininde; basın-yayın dine göre çalışır.

Devletin dininde ise basın-yayına din karışamaz.

7- Allah’ın dininde; hâkimiyyet kayıtsız şartsız Allah’ındır.

Devletin dininde ise, hâkimiyyet kayıtsız şartsız milletindir.

8- Allah’ın dininde; kanun koyma yetkisi yalnız Allah’a aittir.

Devletin dininde ise, kanun koyma yetkisi millete ve millet meclisine aittir.

9- Allah’ın dininde; Anayasa Kur’ân'dır.

Devletin dininde ise, anayasayı millet ve temsilcileri yapar.

10- Allah’ın dininde; hukuk sistemi İslâm’dır, İslâm hukukudur.

Devletin dininde ise, hukuk sistemi İsviçre ve Roma hukukudur.

11- Allah’ın dininde; mahkemeler Kur’ân’a göre kurulur; hâkimler hükümlerini Şeriat’a göre verirler.

Devletin dininde ise, İtalya, İsviçre ve benzeri ülkelerden getirilen kanunlara göre kurulur, hüküm ve kararlar da bunlara göre verilir.

12- Allah’ın dininde; kaynak Kur’ân, örnek Peygamber’dir.

Devletin dininde ise, kaynak insan kafası, örnek Mustafa Kemal’dir.

13- Allah’ın dininde; şarap haramdır; meyhanesi de haram, fabrikası da haramdır.

Devletin dininde ise, bunların hepsi, caiz ve serbesttir.

14- Allah’ın dininde; faizin alınması da haram, verilmesi de haramdır.

Devletin dininde ise bunlar mübahtır ve caizdir.

15- Allah’ın dininde; zina mutlak surette haramdır ve yasaktır.

Devletin dininde ise, tarafların rızası olduğu takdirde mubahtır ve caizdir; istedikleri kadar

yapabilirler.

16- Allah’ın dininde; süt anne ve süt kardeşle evlenmek haramdır.

Devletin dininde ise, ikisiyle de evlenebilir; bir şey lazım gelmez.

17- Allah’ın dininde; tesettür vardır ve farzdır.

Devletin dininde ise, tesettür yoktur; kadın başını da açar, kıçını da.

18- Allah’ın dininde; Cuma namazına gitmek farzdır. Cuma saatinde herhangi bir iş yapılamaz, günahtır.

Devletin dininde ise, işi bırakıp cuma namazına gitmek olmaz.

19- Allah’ın dininde; günah işleyenleri kınama ve onlardan nefret etme vardır. Ve bundan Müslüman sorumludur...

Devletin dininde ise, hoşgörü vardır; adamın karısı veya kızı ile zina edilse bile bunu da hoşgörü ile karşılayacak ve susacaktır.

20- Allah’ın dininde; kötülükleri elle, dille, kalple engellemek, kerih görmek vardır ve her Müslüman bundan sorumludur.

Devletin dininde ise, hoşgörü ile karşılanır ve ayıplanıp kınanmaz.

21- Allah’ın dininde; hakkı hak olarak, batılı da batıl olarak tebliğ etmek farzdır.

Devletin dininde ise, kimse kimseye karışmamalıdır.

İşte iki din! Maalesef Türkiye’deki manzara bu! İki din birbiriyle mücadele halinde! Memleket bir savaş meydanı! Müslüman iki suyun arasında kalmış ve şaşırmıştır; devletin dinine mi uysun, Allah’ın dinine mi uysun?!. Bir taraftan Kur’ân’ın emrettiği din, bir taraftan kemalizmin müsaade ettiği din!

İşte Türkiye’deki kavganın esas menşei budur. Sürtüşmeler, anlaşmazlıklar, ihtilaflar, ihtiyatlar, geri kalmalar, itimatsızlık ve güvensizlikler, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kurulması, MİT teşkilatının seferber edilmesi, bir takım şahıs ve ailelerin hapishanelere atılacak mağdur edilmesi hep bu ikilik yüzündendir.

 

Çare

İkiyi teke indirmek zorundasınız. Ya Allah’ın dinini tamamen kaldırıp, yasak edeceksiniz ya da devletin yarım yamalak dinini kaldırıp, onun yerine Allah’ın dinini, hem devlete hem millete hâkim kılacaksınız! Ya o, ya da o! İkisi bir arada yürümedi. Elli-altmış senedir denendiği halde yürümedi.

Size düşen ya Allah’tan, Allah’ın dininden yana olmak, ya da devletten, devletin tanıdığı ve müsaade ettiği dinden yana olmak. Yani ikisinden birini tercih etmek zorundasınız.

Siz, Müslüman olarak devletin dinini tercih edemezsiniz. Çünkü yarımdır, yanlıştır. Kabul etmediğin takdirde, nihayet hapishanesi vardır; Cehennemi yoktur! Fakat, siz, Allah’ın dinini tercih edip ondan yana olacaksınız ve olmalısınız. Çünkü Allah’ın dini haktır ve tamdır. Ucunda cennet vardır. Aksi halde dünyada rezil, ahirette sefil olursunuz. Sonunda da cehennemi boylarsınız.

 

Uçurumun Kenarında:

İşte, bizim dert ve davamız budur. Bu durumu ümmet fertlerine tebliğ etmek ve duyurmaktır. Bu tebliğatımızla ne devlet düşmanlığı yapıyoruz ne de millet düşmanlığı. Hem uçurumun kenarında bulunan yarım ve yanlış din sahiplerini kurtarmak istiyoruz hem de, o yarım ve yanlış dincilere karşı sus-pus olduğumuz takdirde yine uçurumun kenarında bulunan bizleri kurtarmak istiyoruz; bunun için çırpınıyor, bunun için gayret ediyoruz. Tebliğ ve telkinatımızı bunun için yapıyoruz ve yaparken de ilmî ve fikrî zeminde kalıyor, kaba kuvvete baş vurmuyor, kışkırtma yoluna gitmiyor, terörist bir harekete teşebbüs etme niyyet ve maksadını gütmüyoruz. Gütmemişiz de!..

"Kaynağımız Kur’ân, örneğimiz Hz. Muhammed’dir" dediğimize göre, kendimizi sorumlu addedmişizdir ki, aslında öyledir; sorumluyuz. Yanlış din anlayışını tashih etmeye, noksanları ikmal etmeye başlamışızdır. Tebliğ yoluyla, telkin yoluyla başlamışızdır. Ve bu, başta hocalar olmak üzere her Müslümana farzdır. Mü’min olmanın vasıflarından biridir, aksi yönde kalmak münafıklık olur.

Kur’ân şöyle der:

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُط۪يعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

"Mümin erkekler ve mümin kadınlar, birbirlerinin velisidirler (dostlarıdırlar). İyiliği emrederler, kötülükten men ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah daima üstündür, hikmet sabibidir." (Tevbe, 71)

اَلْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ اَيْدِيَهُمْۜ نَسُوا اللّٰهَ فَنَسِيَهُمْۜ اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

"Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir: Kötülüğü emreder, iyilikten men eder ve ellerini sıkı tutarlar. Allah’ı unuttular. Allah da onları unuttu. Münafıklar; işte yoldan çıkanlar onlardır." (Tevbe, 67)

Biz, münafıkların safında değil, mü’minlerin safında yer almak için, mü’minler gibi, tebliğat ve telkinatımızı yapmak istiyoruz ve yapmaktayız. Ve bunun için yola çıktık ve diyoruz ki, İslâm dini bir bütündür; ibadetiyle, siyasetiyle, devletiyle bir bütündür. Hayatın her safhası, her hareketi hakkında hüküm getirmiştir. Ve bunun bir istisnası yoktur ve hak din de işte budur. Bütün Müslümanların böyle bilmelerini, böyle inanmalarını, böyle yaşamalarını ve böyle anlatmalarını Allah emretmiştir, farz kılmıştır.

Biz Müslüman olarak, Hz. Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’e ümmet olarak, dinin bu emrini, bu farzını yerine getirmeye çalışıyoruz ki, bu çalışma bir yönüyle de cihaddır. Kur’ân’da 30’dan fazla ayet-i kerime’de yer alan cihad da farzdır, Allah’ın kesin emridir. Bu noktada da yanlış anlamalar vardır; "Cihad" denince hemen tetik çekmeyi, savaş ilân etmeyi anlıyor bazıları!.. Halbuki cihadın safhaları vardır; nefisle başlar cihad; önce insan kendi nefsine karşı cihad açmalıdır; onu aşırı istek ve kötü duygulara karşı firenlemelidir ki, cihadın bu safhası, Peygamber diliyle en büyük cihad sayılır.

Sonra cihadın ikinci safhası gelir; kötülüklerin ortadan kalkması, yanlışlıkların düzeltilmesi, hurafelerin bertaraf edilmesi için dil ile, kalem ile yani öğüt ve nasihatlarla; telkin ve tebliğlerle yapılan cihaddır.

İşte bizim yaptığımız ve yapmakta olduğumuz cihad budur. Telkin ve tebliğ cihadıdır, öğüt ve nasihat cihadıdır, din hakkında yanlış telakkileri düzeltme cihadıdır. "Din; Devletin anladığı, kabul ve müsaade ettiği din değil; Allah’ın gönderdiği ve indirdiği dindir..." demek suretiyle yapılan bir cihaddır. Yoksa silahlı bir cihad değildir, savaş halindeki bir cihad değildir. Silahlı savaş hakkında Kur’ân’da "Cihad" kelimesinden çok "Kıtal" kelimesi kullanılmaktadır.

 

Ve Netice:

İşte onlar ve işte biz!

Onlar, yani kemalistler ne yaptılar? Allah’ın gönderdiği dini tağyir ettiler, tahrif ettiler, bir takım dinî vecibelere yasak koydular, bir takım haramları mübah kıldılar, serbest ettiler; dinin bir kısım hükümlerini diğerlerinden ayırt ettiler, dini böldüler ve parçaladılar. Ve nihayet bir kısmını kabul bir kısmını red ve inkâr ettiler ve bu surette küfre ve kâfirliğe saptılar!..

Gidenler gittiler; yaptıkları bu melunâne işlerin, bu münafikâne hareketlerin hesabını vermek üzere gittiler. Dönüşü olmayan bir gidişle gittiler, telafisi ve tedavisi olmayan yaralar açarak gittiler, tamiri mümkün olmayan tahribatı, ihanet ve hıyaneti yaparak gittiler!..

Dünküler gitti, bugünküler de yarın elbet gideceklerdir. Hiç olmazsa bugünküleri kurtarmaya çalışalım. Çalışmak her Müslümana farzdır. Her Müslüman bundan mesuldür. Evi yanan birisinin evini kurtarmak gören ve bilen her Müslümana bir vecibe, bir mesuliyet olduğu gibi bu da bir vecibedir, bir mesuliyettir.

İşte biz bu vecibeyi yerine getirmek, bu mesuliyetten kurtulmak istiyoruz. Bunun için yola çıktık. Bize kızanlara, Kur’ân’ın şu ayetini hatırlatmakla bahsi kapatıyoruz:

وَيَا قَوْمِ مَا ل۪ٓي اَدْعُوكُمْ اِلَى النَّجٰوةِ وَتَدْعُونَن۪ٓي اِلَى النَّارِۜ ﴿41﴾ تَدْعُونَن۪ي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِه۪ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۘ وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ

"Ey benim kavmim! Neden ben sizi kurtuluşa çağırdığım halde siz beni ateşe çağırıyorsunuz? Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve bilmediğim şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz; bense sizi O aziz ve çok bağışlıyan Allah’a çağırıyorum." (Mü’min, 41-42)

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 349
Toplam 529705
En Çok 1316
Ortalama 348