TÜM İSLÂMÎ KURULUŞLARA TEBLİĞ - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

08-04-2022

TÜM İSLÂMÎ KURULUŞLARA TEBLİĞ

Bilindiği üzere, İslâm son ve kâmil bir dindir; ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’le başlamıştır.

Bütün peygamberler tarafından tebliğ ve telkin edilegelmiş, son Peygamber Hz. Muhammed’le son ve mükemmel şeklini almış ve tamam olmuştur. Kıyamete kadar insanoğlunun her asırdaki ihtiyaçlarına cevap verecek kudrette ve tatmin edici mahiyettedir.

İtikad, ibadet, muamelât ve ukûbat olmak üzere başlıca dört ana bölümden ibarettir. Türkiye’de bir dereceye kadar İslâm’ın itikad ve ibadet bölümlerine müsaade edilmekte ise de muamelât (yani dünya, devlet ve siyaset) bölümü ile ukûbat (yani ceza) bölümü ihmal edilmekte hatta sözünü etme bile yasak edilmekte ve suç sayılmaktadır. Muamelât bölümüne aynı zamanda "İslâm Hukuku", ukûbat bölümüne de "Ceza Hukuku" denmektedir.

Yani İslâm; hem din hem devlettir, hem ibadet hem siyasettir. Hatta İslâm’ın ibadeti siyasettir, siyaseti de ibadettir. Bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Bunlar ruhla beden gibi birbirlerini tamamlayan iki unsurdur. Siyaset ve devletsiz bir İslâm dini düşünülemez. Başka bir ifade ile; İslâm dininin yapısında ve özünde devlet ve siyaset vardır. Namaz ve orucu dinden ayırmak kâfirlik olduğu gibi, dini devletten ayırmak da hatta teklif ve talepde bulunmak da kâfirliktir; İnsanı mürted yapar. Dini devletten, devleti dinden ayırma yoluna gidenlere karşı susan Müslümanlar da dilsiz şeytan olur.

Çünkü, din-devlet bütünlüğü aynı zamanda bir iman meselesidir. Bu hususta ayet ve hadisler olduğu gibi, ilim ve fikir adamlarının da itiraf ve tasdikleri vardır. Ayrıca fetvalar da vardır. Mâruf ve meşhur Zahid-i Kevserî’nin fetvaları bilinmektedir. (Tebliğ ve Metod isimli kitabımızın 17. sayfasına bakınız.)

 

Gündem:

O halde günün dünyasının gündeminde bu mesele vardır. Cami kürsü ve minberlerinde hoca efendiler tarafından bu mevzular sık sık gündeme getirilmelidir. Elli-altmış senedir ihmal edilen bu meseleler, gereği gibi Müslüman cemaatlere anlatılmalıdır. Bu meseleler İslâmî kuruluşların asıl görevlerindendir. Önem ve hassasiyetine binaen din-devlet bütünlüğünden her kuruluş bahsedecektir ve etmelidir.

 

Birlik ve Beraberlik:

Yine mâlum olduğu üzere, Müslümanların birlik olmaları, tek İslâm çatısı altında toplanmaları, hele hele bütün bir milleti, bütün bir ümmeti çok yakından alâkadar eden İslâm’ın devlet ve siyasetini anlama ve anlatma, tebliğ ve telkin etme mevzuunda bir ve beraber olmaları şarttır ve farzdır; Allah’ın kesin emridir. Yani İslâm devlet ise onu korumak, devlet değilse onu kurmak, istisnasız her Müslümana, her kuruluşa farzdır. Hiçbir şahıs ve hiçbir kuruluş bu vazifeden kendini muaf tutamaz, kendisini sorumsuz addedemez.

O halde Ey Fert ve Ey Kuruluşlar! Geliniz, bir ve beraber olalım, bu noktada toplanalım, güç ve imkânlarımızı birleştirelim de İslâm aynı zamanda devlet olsun! Küfrün tehakkümü ve zulmü, Müslümanların da esaret ve çilesi bitsin!..

 

Ama, Nerede Toplanacağız?

Cevabımız odur ki; ortada bir hareket var: Bu hareket "İslâmî Cemaatler Birliği" ismini almaktadır.

Sekiz küsür senelik bir geçmişi vardır. Denemeden geçmiş ve imtihanını başarı ile vermiştir.

Herşeyiyle ortadadır. İnkilabî bir çizgide yürümektedir. "Kaynak Kur’ân, örnek ve önder Peygamberdir" diyor ve bunlardan kaynaklanarak:

1- Dâva; İslâm’ın hayata hâkim olması. Yani Kur’ân’ın anayasa, Şeriat’ın kanun, devletin İslâm olmasıdır;

2- Metod tebliğdir, tebliğ metodudur. Yani Peygamber metodudur;

3- Tebliğ vasıtaları her meşru vasıtadır;

4- Tebliğ devrinde ilmî ve fikrî zeminde kalıp kaba kuvvete başvurma, terörist bir hareket yapma yoktur;

5- Tebliğatı açık, net ve kesin olarak yaparken, yakayı ele vermeme hususunda da meşru, tedbiri elden bırakmaz;

6- Tebliğde muhatab olarak, millet evladının bir kesimini değil, genç-ihtiyar, erkek-kadın, amir-memur istisnasız herkestir;

7- Küfür ve kâfir rejimle uzlaşma yoktur, taviz verme yoluna gitme yoktur;

8- Yalan iftira olmadığı gibi, abartma, kabartma da yoktur, aldatma ve avutma da yoktur; herşeyiyle ortadadır;

9- Ehl-i Sünnet akidesine ve Ehl-i Sünnet fıkhına bağlı olup, mezhepsizliğe veya mezheb

değiştirmeye karşıdır;

10- İran’a Ehl-i Sünnet açısından bakmaktayız, münasebetlerimiz bu çerçevededir. Yapılan inkılâb İslâmî’dir, mezhebî değildir; karşı çıkma veya teslim olma bahis mevzuu değildir;

11- Devletin kuruluş ve icraatında model Asr-ı Saadet’tir. Yani, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) tarafından Medine’de kurulan ve sahabe tarafİndan devam ettirilen kâmil bir Hilâfet’tir, altun devridir;

12- Şura esastır;

13- Kur’ân dili müşterek dil olup, herkes anadilinde serbesttir;

14- Her Müslümana ümmet gözüyle bakar; ırk, renk, mekân farkı tanımayız;

15- Herşey fetvaya bağlıdır.

 

Hâkimiyyet:

Bütün bu maddeleri tek bir madde haline getirmek mümkündür. O da "Hâkimiyyet"tir. Yani, Allah’a mahsus olan hâkimiyet hakkını (kanun koyma yetkisini) insanlardan alıp Allah’a iade etmektir. Ve "Hâkimiyyet kayıtsız ve şartsız milletin değil, Allah’ındır" demektir. Bir başka ifade ile; "Tevhid’e evet, şirke hayır!" demektir. Çünkü:

"Hâkimiyyet kayıtsız ve şartsız milletindir“ demek şirktir, putperestliktir ve kâfirliktir. Ve "Hâkimiyyet kayıtsız ve şartsız Allah’ındır“ demek ise, "Tevhid"dir; "Allah birdir" demektir; Allah’ın birliğine inanmak ve muhafaza etmektir...

İşte kuruluşumuzun mühim esasları bunlardır. Bunları takib ve tatbik etmekle meşguldür, bu suretle hizmetine ve yoluna devam etmektedir.

Ey fert ve kuruluşlar! Ve ey Millî Görüş ve mensubları! Ey Süleymanîler ve mensubları! Ey Nursîler ve mensubları! Ey Diyanet ve mensubları! Ey Ülkücüler! Ey tarikat üstadları ve ey müridler! Ve diğer bütün kuruluşlar ve mensubları! Sizlere sesleniyor ve diyoruz ki:

Şartlarını ve esaslarını yukarda gördünüz. Bu şartlar ve bu esaslar üzerinde kuruluş ve icraatını yapan ve yürüten ortada bir kuruluş vardır.

İşte bu kuruluşla birlikte çalışmaya sizleri davet ediyor, tebliğ ve telkinatımızı yapıyoruz: İslâm’ın kabul etmediği usul ve ve metodlarla çalışmayın, put rejimiyle uzlaşmayın, tâvizkâr bir tavır takınmayın!.. Geliniz, müşterek çalışalım: Ötede beride dolaşmayın: Ayrılık-gayrılık yapmak haramdır!..

İşte; bu talep ve teklifi getiriyoruz: "Buyurun" diyor ve ilave ediyoruz:

Ortada bir hareket var! Gördünüz! Bu hareket ya yanlıştır ya da doğrudur. Doğru ise, "Buyurun; gelin; beraber çalışalım!.." Yanlış ise, "Yanlıştır, yanlışınız vardır!.." diyorsanız, lafta kalmayınız;

kalemi elinize alıp yanlışlarımızı madde madde yazınız! Yazmakla da işiniz bitmiş olmaz; gazete ve dergilerde neşrediniz! Yanlışlarımızı biz de bilelim herkes de bilsin!..

 

Ve netice:

Bütün açıklığıyla ve bütün dünya müvacehesinde ve bütün Müslümanların önünde sizlere sesleniyor ve diyoruz ki:

"Ya geleceksiniz, beraber çalışacağız ya da yanlışlarımızı yazacaksınız! Ya onu ya da bunu yapacaksınız." İkisinden birini yapmaya mecbursunuz: Şayet "Hiçbirini yapmıyoruz!" derseniz, o zaman da bizim söyleyeceklerimiz var: "O halde siz samimi değilsiniz!"

Vesselâm!

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 155
Toplam 528303
En Çok 1316
Ortalama 348