TESETTÜR-ÖRTÜNME - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

05-04-2022

TESETTÜR-ÖRTÜNME

Kadınların tesettüre riayet etmeleri Allahü Azimüşşan'ın kesin emri, Peygamber'in tavsiyesi, aklın gereği, içtimaî hayatın muhafazası ve hikmetin ta kendisidir. Kadın kadındır erkek de erkektir. Bunları ayrı katagoriye tabi tutmak mümkün değildir. Bu yaratılışa aykırıdır hılkat ve tabiat kanunlarına karşı gelmektir. Çünkü, hılkat (yaratılış), erkek ve kadının hamur ve çamuruna bir cazibe, çarpıcı bir kuvvet, öldürücü bir cereyan koymuştur. Kadın erkeği, erkek de kadını çekmeye ve çarpmaya çalışır. Hangi yaşta hangi makam ve mevkilerde olurlarsa olsunlar birbirlerine meyleder, eksi-artı kutupları gibi birbirlerini çekerler. Bu iki türden bu çekiş ve çarpış kuvvetini yıkmaya, yok etmeye kimsenin gücü yetmez. Zamanın ilerlemesi, medeniyetin gelişmesi bu çarpıda güçte etkili olmaz ve olamaz.

Hani ya; Bazı sathi görüşe sahip kişiler derler ki, yirminci asır geldi; medeniyet ve ilim devri beşladı. Artık örtünmeden, baş örtüsünden söz mü edilir?! Bunun devri çoktan geçti; şimdi insanlar medeni oldular, kimse kimseyi rahatsız etmez!..

Bunlara sormak lazım: Yirminci asır geldi de erkeğin erkekliğini, veya kadının kadınlığını mı ortadan kaldırdı?! Hayır! Hiç bir şey yapmadı: yine erkek erkek, yine kadın kadın. Hamur ve çamurlarındaki birbirlerine olan zafiyetleri ve cazibeleri bütünüyle sürüp gitmektedir. Alabildiğine devam etmekte ve her yerde etkisini göstermektedir.

Yukarda da dediğim gibi, yaratılış kanununu değiştirmeğe kimsenin gücü yetmiyor ve yetmiyecektir. Ancak, aradaki bu çekici çarpıcı kanununu başka ilahi bir kanunla zararsız hale getirmek mümkündür. Yoksa kadın da mahvolur erke de. Elektirik misali:

Bir iletkenden elektirik akımı geçer. Bu bir kanundur. Ve dokunulmazlığı vardır. Dokunanı çarpar ve yakar. Fakat ne yapmış ilâhî kudret?! Çarpmaması için yalıtkan bir madde yaratmıştır. Bu yalıtkan maddeyi üzerinden akım geçen bir iletkene bir elbise, bir kılıf gibi, geçirirseniz, o zaman ne çarpar ne de yakar!.. Ondan istediğiniz randumanı alırsınız.

İşte, bu kılıf nasıl ki, elektirik akımının çarpmasına ve zararlı olmasına mani oluyor ise, kadınların örtüsü de onlardaki cazibenin erkekleri çarpmasına engel teşkil eder. Dolayısıyla, ne erkek ne de kadın çarpılmazlar.

Dmek oluyor ki; bize zararlı olabilecek ilâhî bir kanunun önüne ancak, diğer ilâhî bir kanunla geçebiliriz. Bunun başka çıkar yolu yoktur. Erkek kadın arasındaki çekiş, Allah kanununun bir maddesi ise, onun zararını defedip faydalı hale getirecek bir başka kanunu vardır. O da baş örtüsüdür. Kadının istenilen şekilde örtünmesi, tesettüre riayet etmesidir. Erkeklerin de gözlerine sahip olaması ve onları, çarpma tehlikesi vukuunda gözkapaklarıyla örtmesi veya başka yöne çevirmesidir...

İslâm ne yapmış? Örtünme kanununu getirmiştir. Ayrıca kadın-erkek arasında mutlaka bir mesafenin bulunmasını şart koşmuştur. Kadın ve erkeğin tenha kalmalarını tehlikeli görmüş, kadının çarpıcı bir şekilde çalım ve caka satmasını, şüphe uyandıracak tarzda erkeklerle konuşmasını ve el sıkışmasını yasak etmiştir.

İşte, Allah'ın hılkat ve tabiat kanunlarına riayet etmeyen, üstelik karşı çıkan fertler, aileler ve toplumlar hercümerc içine düşer, namus ve haysiyetlerini yitirirler, insaniyetlerini kaybederler ve bir hayvan sürüsü haline gelirler. Nice namuslar payımal olur, nice yuvalar dağılır gider. Peygamber (S. A.) şöyle buyurdu:

"Benden sonra, insanlar arasında erkeklere karşı kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım." (Buhari, İbn-i Mace ne Tirmizi).

 

Örtünme hakkındaki hükümler:

1 - Kur'anın hükümleri:

Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ﴿30﴾ وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

"(Ey Resulüm!) Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan beri alsınlar ırzlarını zinadan korusunlar. Bu, kendileri için daha temizdir. Muhakkak ki Allah, onların bütün yaptıklarından haberdardır. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, zinetlerini açıp göstermesinler. Ancak, bunlardan görünmesi zaruri olan (yüz, eller ve ayaklar) müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar (baş, göğüs ve boyunlarını) göstermesinler. Zinnetlerini ancak, şu kimselere göstersinler (gösterebilirler): Kocalarına yahut babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut kendi oğullarına, yahut kocalarının oğullarına, yahut kendi erkek kardeşlerine, yahut erkek kardeşlerinin oğullarına, yahut kız kardeşlerinin oğullarına, yahut müslüman kadınlara, yahut ellerindeki cariyelere veya erkekliği kalmamış hizmetçilere ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklara. "Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey İnananlar! Seadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'ın hükmüne dönün." (Nur, 30-31).

Bu ayet-i kerimede üzerinde durulması gereken şu lafızlar vardır: Gadd-ı basar, füruc, zinet, zuhur-i zinet, istisnanın şümulü, cilbab, darb-ı ricil, hatimeler, mahremler. Şimdi bunları tahlil etmeye çalışalım.

 

Gadd-i basar:

Gadd kelimesi lugatta gözü nazardan (bakmaktan) menetmek ve kısmak manasındadır (Ahteri Kebir). Sıhahta ise, "Gadde tarfehü ey hafedehü" demektir. Yani gözünü gaddetti demek, haft etti demektir. "Haft" ise alçatma manasındandır. Ve "gadde minhü" demek, "vezaa ve nekasa min kadrihi" demektir. Buna göre müminlere söyle gözlerini kıssınlar, alçaltsınlar, indirsinler, noksan etsinler gibi manalar verilebilir. Her yerde değil, bazı yerlerde. Çünkü "Absar" kelimesinin başına ba'z manasını ifade eden car harifi "Min" vardır. Yani her yerde değil belli yerlerde. İşte bu tahlile binaen, Merhum Hamdi Yazır Tefsirinde şöyle der:

"Gözlerini indirsinler. Gerek hariçte gerek dahilde ve gerek başkalrının evlerine girerken, çıkarken, otururken, kalkarken gözlerini dikmesinler, harama bakmakdan, ayıp bir şey görmekten sakınsınlar"....

Evet, bakılması doğru olmayan haram olan biçok yerler vardır bunlardan biri de bakılması haram olan kadınlara bakmaktır. Kur'an "Mümin olan erkeklere söyle gözlerini kıssınlar" demek suretiyle geniş şümul sahası içine kadınlara bakmayı da almış, ve haram hükmüne dahil etmiştir. Binaenaleyh, bir erkek mutlak manada bakma hürriyetine sahip değildir. Bakma hürriyeti bazı yer ve zamanlarda kısıtlanmıştır. İşte bunlardan biri de bakılması haram olan kadınlara bakmaktır.

Arkada gelen ayette kadınlar hakkında aynı ifade kullanılmıştır. İşte erkek veya kadın bakma kısıtlığını ihlal ederse o zina etmiş göz zinası yapmış sayılır ve haram işlemiş olur. "Her göz zina edicidir" mealindeki Peygamber sözü de bunun açık bir ifadesidir. O halde, ne erkeğin haram olan kadınlara bakması ne de kadının haram olan erkeklere bakması caiz değildir, günahtır, haramdır.

 

Füruc kelimesi:

Fürüc fercin cemidir. Erkeğin olsun kadının olsun avret yeri, korku yeri, yarık yeri gibi manalara gelir (Ahteri Kebir). Merhum Hamdi Yazır bu kelimeyi şöyle tefsir ediyor: 

"İki şey arasındaki açıklık" demektir. Bu suretle gerek erkek gerek dişi insanın bacakları arasındaki açıklığa da hakikat olarak ıtlak olunmuştur ki, türkçede "Apişarası" denir ve bu tabir avret yerinden kinaye de edilir. Ancak kadının avret yerinde kullanılması galip gelmiştir.

Ferclerini tamamen hıfzetsinler, apiş aralarını tamamen muhafaza edip haramdan, bakılmaktan saklasınlar, avret yerlerini örtüp ırzlarını korusunlar . Ferci hıfzetmek namusu korumaktan kinayedir. Kinaye melzumdan lazime intikaldır. Yani melzum zikredilir, onun lazimi murad edilir. Ama aynı zamanda melzumu murad etmek de caizdir.

O halde "ferclerini korusunlar" derken namuslarını korusunlar manay-ı lazımı mürad edilir. Fakat aynı zamanda ferclerini korumadan ibaret olan asıl ve hakikat manasını da anlamak caizdir. Bu mananın Mütekellim tarafından murad edilmesinde de bir mani yoktur. Bu itibarla, Cenab-ı Hak "Nanmusunuzu koruyun" emrini verirken erkeklerin avret yerlerini sınırını da çizmiş oluyor. Yukarıda gördüğümüz gibi, "Ferc" kelimesi aynı zamanda yarık, iki bacak arası manasına da geliyor. O zaman sonuç şu oluyor: Erkeğin avret yeri, sadece bilinen tenasül organından ibaret değildir. Apış arası denilen iki bacak açıklığı boyunca uzanır gider ki, bunun azamisi topuklara kadar inerse de; inmesi muhtemel isede, kesin sınır olması lazım gelir. Bu da göbek altından diz kapağı altına kadardır. Onun için, erkeklerin avret yerleri, örtülmesi farz olan, bakılması ve baktırılması haram olan bölüm işte, göbekle diz kapaklarının, önden ve arkadan sınırladıkları bölümdür. Göbekten yukarısını ve diz kapağından aşağısını erkeklerin setretmesi farz değildir, müstehabtır.

Demek oluyor ki, erkeklerde bir elbise ki, diz kapağı ile göbek altı arasını örtmiyor. O halde o elbise tesettüre yeterli değildir. Binaenaleyh;

Gerek hamamlarda, gerek plajlarda ve gerekse spor sahalarında erkeklerin diz kapaklarından yukarısını açmaları da haramdır, onların oralarına bakma da haramdır. Öyle ise müslümanların dedelerinin yaptığı gibi, donlarını (kilotlarını) en azından göbek altından itibaren dizkapaklarını da örtecek derecede uzun diktirmeleri gerekir. Müslümanların donları (kilotları) bugünkü piyasadaki donlar değildir. Bu şekil ve bu biçim, yani sadece tenasül uzuvlarını örten ve diz kapaklarından çok yukarlarda olan donlar bizlere yabancıdır ve Batının hayasızca modalarından biridir.

Erkeklere, gözlerini kısma ve namuslarını koruma emirlerini getiren ayet-i celile, "Hiç şübhesiz ki, Allah sizin bütün yaptıklarınızdan haberdardır" mealindeki hatime ile neticelenmesi son derece mânidardır ve çok mühimdir. Şu demektir:

"Erkeklerin; nelere ve kimlere göz gezdirdikleri ve diks ettiklerini ve hisleriyle neler duymak istediklerini, organlarını ne gibi duygularla tahrik ettiklerini, ne maksatla baktıklarını, ne düzenler kurduklarını, ne namussuzluklar yaptıklarını bilir; hepsinden haberdardır. Günün birinde hesaplarını soracak, cazalarını verecektir. Binaenaleyh Allah'ın razı olmadığı şeylerden, "ben de müslümanım" diyen herkes son derece sakınmalıdır.

San'at:

"Yasneûn" fiili san'at kökünden gelmektedir. "Allah onların san'atlarını bilir" ifadesinin şümulü içerisine günün ekranlarında, mikrofonlarında, sahnelerinde, filim ve gazete sütunlarında edep ve terbiyeye sığmayan, iffet ve namusla bağdaşmayan sazlar ve cazlar, oynamalar ve hoplamalar, şarkılar ve soyunmalar yapılır, behimî arzular hayvanî hisler tatmin edilmeye çalışılır. Üzülerek kaydedelim ki:

Bütün bu fuhuş ve ahlaksızlarla "Sana'at" ismi verilir. bunu yapanlara da "San'atkâr" adı verilir ve bu suretle kelime oyunu yapılarak saf insanlar kandırılır....

İşte Cenab-ı Hak; gözlere sahip olmayı, namusu korumayı müminlere emredereken, kelime oyunu yaparak, melanete "San'at" adını veren edepsizlerin, o san'at nami altında yaptıkları hayasızlıklardan ve o san'atkarı seyredip onlara alkış tutanların son derce çirkin olan bu haraketlerinden de Şanı büyük olan Allah haberdardır. Bu beyinsizlerin de hesabını soracaktır...

 

İmanlı kadınlara da emir:

"İmanlı kadınlara da söyle; gözlerini kıssınlar, harama bakmasınlar. Namuslarını korusunlar, zinetlerini göstermesinler. Ancak zahir olanı başka ve baş örtülerini yakalarınının üzerlerine vursunlar..."

 

Zinet:

Ayette geçen zinet nedir? Kadının zineti denince ne anlaşılır?... Tac, küpe, gerdanlık, bilezik ve benzeri süs eşyası, sürme, kına, saç, tırnak ve dudak boyama ve elbise gibi şeylerden ibarettir. 

Şimdi dinleyelim Cenab-ı Hak ne buyuruyor: "Kadınlar zinetlerini göstermesinler".

Bu tabir, meseleyi en hafif tarafından ele almaktadır. Yani zinetlerin kendilerini açmak haram ise, o zinetlerin bulundukları baş, saç ve saçın örgüleri, kulakları, boynu, parmakları, bilekleri, baldırları açmak haydi haydi haramdır. Hem daha büyük haramdır. Yani bir kadın küpesini gösterdiği zaman, haram işlemiş olursa, ya kulağını gösterirse nasıl haram olmaz. Bileziğini gösterdiği takdirde haram derecesinde günaha girerse, ya kolunu gösterirse hali ne olur. Keza gerdanlığını gösteren bir hanım günaha girerse, ya boynunu gösteren kadının halini siz düşünün?!...

Birkısım ulema da demişlerdir ki, burada mecaz-i hafzî vardır, yani muzaf hazfedilmiştir. Buna binaen zinetlerini açmasınlar demek, zinetlerin yerlerini açmasınlar demektir. Veyahut burada mecaz-i mürsel olup halli zikir, mahalli murad etmektir. Fakat ne olursa olsun, asıl mana değişmez.

Netice-i kelam: Hanımların zinetlerini ve zinetlerin mahalli olan bedenlerinin hiç bir yerini açamazlar. Açmaları günahtır, bakana da baktıranada haramdır. Bu hükmün bir müstesnası yok mu?

Evet vardır: "İlla ma zehere minha" şeklinde bir istisna cümlesi vardır. Yani ancak zahir olanı başka. Bir "Zehere" var bir de "Ezhere" var. Birinci lazım fiil "Ortaya çıktı, kendiliğinden açıldı, açılması zaruri" gibi manalar ifade eder. İkincisi ise müteaddidir; "Ortaya çıkardı, kendisi açtı kendi iradesiyle açtı" gibi manalar ifade eder. Birincinin manasını tekrar edelim:  Zühur etti, kendi açılıyor, kendiliğinden açılıyor, açılmasında zaruret var, tabii bir açılış, açılması pek kadının elinde ve iradesinde değil!... Yani hanım kendi irade ve arzusuyle açmıyor; bir zorlama ve zorlanma var.

İşte bu tabire çok dikkat etmek gerek. Çok ince ve derin bir istisna! Makablindeki hükümden ayrı bir hüküm getiriyor, beraberinde de o hükmün sebep ve illetini getiriyor. Çünkü, "Bir hükmü bir vasıf üzerine tertip etmek, o vasfın o hükme illet olduğunu işar eder" sşeklinde ki usul-i fıkıh kaidesine binaen, "Kadının bedenini tepeden tırnağa örtmesi farz, açması haramdır" umumi hükümden zuhur vasfını haiz olan beden kısımları o hükümden hariçtir; haram değildir. Bu genellemeden sonra:

Kadınların beden yapılarından neleri istisna edilmiştir. Şimdi o hususu beraberce müzakere edelim:

1-Örtünün dış tarafı zinetleri:

Örtünün dışa bakan yönünü örtmek mümkün değildir. Çünkü birinci örtünün üstüne ikinci bir örtü, bir elbise giyinse, bu sefer de ikincinin örtünün dışı bahsis mevzuudur ve böylece teselsül şeklinde devam eder gider.

O halde kadının giyindiği elbise ve başörtüsünün dışa bakan yönlerinin zuhurunda zorunluluk vardır. Dolayısıyla müstesna hükmüne girer.

 

2-El ve yüz:

Eller ile yüzün namazda açılmasına müsaade edilmiştir. Ellerin açılmasınada bir nevi zaruret vardır. Çünkü; eşyasını taşırken; işlerini yaparken, hatta başının örtüsünü örterken ellerinin açılması kaçınılmazdır. Bir de hatıra gelen bir şey var: ellerine eldiven takması. Bukadarına İslâm müsaade etmiştir ve bu hususta kolaylık göstermiştir. İlla da eldiven takacak diye bir şey demeye hakkımız yoktur. Keza yüz de böyle; yolunu ve etrafını görecek. Öyle ise; gözlerinin açık kalması gerek. Rahat nefes alacak; öyle ise ağız ve burnu açık olacak. O halde yüzün örtünmesi diğerleri gibi değildir. Bir hareç vardır, bir zorluk vardır. Ancak, bir memlekette veya bir toplulukta fitne ve fesad varsa, yani erkekler gözlerine sahip olmayıp kadınları diksediyorlarsa o zaman kadınların yüzlerini de örtmeleri gerekir.

Şurasını da unutmamak lazım: Kadınların yüz ve ellerinin açılmasına, güçlüğüne binaen, müsaade eden dinimiz erkeklerin de gözlerine sahip olmalarını özellikle fitne zamanlarında kadınların yüzlerine bakmamalarını emretmiştir...

Kadınların ayakları essah olan kavle göre avret değildir. Çünkü, bunda fakirler için müşkilaat olabilir. Fakat, hanımlar çoraplarını giyinirlerse daha güzel olur, ihtilaftan da kurtulmuş olurlar. Bir de mahkemede şahitlik yaparken, veya nikâhda bulunurken kadının yüzünün açılması lazımdır. Ehil kadın doktor yoksa, erkek doktorların kadınları muayene, tedavi ve ameliyat etmeleri caizdir. "Zaruretler kendi miktarlarına göre ölçülürler" zikredilen yerlerde kadınların açılmalarında beis yoktur, caizdir.

Ebu Davu'un kaydettiği bir hadis-i şerifte Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Hz. Esma’ya hitaben şöyle buyurdu: "Ya Esma! Kadın buluğa erince ondan görülebilecek olan ancak şudur", diye buyurmuş ve kendi mübarek yüzüyle avuçlarına işaret etmiştir.

İşte bu hadis-i şerif, aynı zamanda ne yapıyor? Ayette geçen "İllama zehere minha" şeklindeki müstesna cümleyi tefsir etmiş oluyor.

Bütün bunlarla beraber bir hanım, birçok İslâm memleketlerinde ve özellikle Anadolunun bazı semtlerindeki müslüman hanımlarının yaptığı gibi, başına örttüğü tülbentin bir tarafını kaşlarına kadar indirir, diğer tarafını boğazının altından ve burnunun üstünden geçirerek başını, kulaklarını, boğazlarını, çenesini ve alnını öretecek derecede baş örtüsüne bir çeki düzen verirse, daha güzel olur. Hele bu toprakları bizlere emânet eden kahraman dedelerimizi doğurup terbiye eden ve yetiştiren o büyük nenelerimizin yaptıkları gibi çar ve çarşafa bürünürlerse, o zaman tam İslâm hanımı olmuş olurlar..

Kadınların başı ve saçı:

Kadının başı da avrettir saçı da. Çünkü saçlar kadınların zinetlerindendir. Onları uzatır, tarar, yağlar ve büklüm (örgü) yaparlar ve onlarla süslenirler. Demek oluyor ki, saçlar da zinet kapsamına giriyor. Bunda şüphe yoktur. Başının ve saçının açılmasında bir zaruret olmadığına göre, yani başını kapatan bir kadın, gayet rahat yaşayacağına ve mühim bir sıkıntı çekmiyeceğine göre, "İlla ma zehere minha"nın istisna hükmüne girmez. Yani örtünmesi farz olan ve açılması haram olan umumi hükümden istisna edilemez. Binaenaleyh, umumi hükümde dahildir. Müslüman kadınlar başlarını da saçlarını da kapatacaklardır. Kulakları da boyunları da böyledir. İşte Cenab-ı Hak bu hususu beyan etmek üzere buyurur ki; "ve baş örtülerini yakalarının üzerlerine vursunlar." Başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, sinelerini açık tutmayıp bu suretle sımsıkı örtünsünler ve bu emri yerine getirebilecek baş örtüsü kullansınlar.

Cahiliyyet devri kadınları hiç başörtüşü kullanmaz değillerdi. Ancak, kullandıkları baş örtülerini enselerine bağlar veya arkalarına bırakırlardı. Yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları gözükürdü.

Demek oluyor ki; kadınların asrîlik diyerek, kafir kadınlar gibi, başlarını, saçlarını, kulaklarını, gerdanlarını açmaları, göstermeleri işte o eski ve köhne cahiliyet devrinin adetlerinden başka ne ile izah edilir?!.

Bu şekilde açılamayı İslâm reddedip baş örtülerini yakaları üzerine vurmalarını da emretmiştir. Ve bu emirde sadece tesettürü emretmekle kalmamış, aynı zamandaörtünme emri namaza da namazın haricine de şamildir.

Ahzab Sûresi:

Ahzab Sûresi’nin 59. Ayeti mealen şöyle:

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَٓاءِ الْمُؤْمِن۪ينَ يُدْن۪ينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَاب۪يبِهِنَّۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا

"Ey Peygamber! Hanımlarına ve kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: baş örtüleriyle üzerlerini sıkı bir şekilde örtsünler. Bu, onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olanıdır. Allah gafur ve rahim'dir."

Görüldüğü üzere, baş örtüsü emri, yalnız Peygamber'in zevcelerine ve kızlarına değil, bütün müslümanların kadınlarına da şamildir. Nur Sûresinde erkek ve kadınların birbirlerine göz dikmeyip, bakışlarını kısarak edep ve terbiyelerini, iffet ve namuslarını korumak ve şerefli bir hayat yaşamalarını hedef tuttuğu gibi, bu ayette de mümin ve müslüman kadınların hiç bir suretle, kendini bilmezler tarafından eziyyete maruz kalmamalarını gaye edinen İslâm, buyurur ki: "Cilbablarından üzerlerini sıkı bir şekilde örtsünler."

Cilbab demek, kadını baştan aşağı örten çarşaf, çar gibi kisve demektir. Cilbabtan örtmek tabirinde de iki vecih vardır: Birisi cilbablardan birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek, birisi de bir cilbabın bir tarafıyla başından yüzünü örtmek demek olur. Bu beyanda da iki suret vardır: Birisi cilbablardan birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek, birisi de bir cilbabın bir tarafıyla başından yüzünü örtmek demek olur. Bu beyanda da iki suret vardır: Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak. Anadolunun bazı yerlerinde hanımlar böyle yaparlardı. İkincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikisi de açık kalsa bile yüzün kısmı azamını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Bazı yerlerde de hanımlar böyle yaparlar. Rivayet olunduğu üzere, Ümmü Seleme (Radıyallâhu Anhâ) demiştir ki; cilbab ayeti nazil olduğu zaman Ansar kadınları üzerlerine siyah kisveler giyinerek öyle bir sekinet ile çıkmışlardı ki, başları üzerinde kuşlar varmış gibi. Hz. Aişe (Radıyallâhu Anhâ) rivayet ettiğine göre: "Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin, cilbab ayeti nazil olduğu vakit, mırtlarını (bir nevi futa) yırttılar da onunla başlarını sardılar. Resulullah'ın arkasında öyle namaz kıdılar ki sanki başlarında kargalar varmış gibi. (Hak Dini Kur'an Dili).

Artık, bu kadar emir ve tavsiyeler ortada durup dururken, bir müslümanın artık çıkıp da baş örtüsü tevildir, tefsirdir. Dolayısıyla Kur'anda kadınların başının örtünmesine dair bir şey yoktur demesi ya cehlini ortaya koyması demektir ya da İslâmı yıkma gayesini taşımaktadır. Ayrıca, kadınların başlarının da tesettür hükmüne girmesinde ve başlarını açmalarının haram olmasında bütün fukaha müttefiktir ve dolasıyla bu bir icma'dır.

Nur Sûresinin 31. ayetinde örtünmesi lazım gelen zinetlerden "zahir olanları müstesna" şeklinde bir istisna olduğu gibi, bu zinetlere kimlerin bakabileceğini ifade etmek üzere, ikinci bir istisna gelmiş ve bu istisnada, görüldüğü üzere, onlar sıralanmıştır.

Daha sonra, gizledikleri zinetlerin bilinmemesi için yürürlerken edep ve vekar üzere yürümeleri emredilmiş, zinetleri bilinsin diye bacak oynatıp ayak çatmaları, çapkın çapkın yürüyüp erkeklerin dikkatini çekmeleri yasak edilmiştir. Ve"gizledikleri zinetlerin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar" diye buyrulmuştur.

Şurasıda çok iyi bilinmelidir ki kadınların bu emir ve yasaklara uymada başarılı olmaları erkeklerin gayret ve himmetlerine bağlıdır. Erkeklerin himmet ve gayretleri de Cenab-ı Hakk'ın lutuf ve inayetine dayanır. İşte bu hikmete binaen olsa gerek ki Cenab-ı Hak hitabı bütün mümin ve müslüman cemaat ve cemiyete yönelterek buyurur ki: 

"Ey Müminler! Allah'a tevbe ediniz ki, iflah olabilesiniz." Demek oluyor ki bir cemiyet, bir millet veya bir devletin iflah olması, madeten de manen de yükselmesi kadınlardan önce erkeklere bağlıdır. Çünkü, erkek aynı zamanda kadının ya kocasıdır ya da babasıdır. Bunlar görevlerini hakkıyla yaparlarsa, cemiyet düzelir ve yükselir. Bir cemiyetin bozuk bir düzeni varsa bunun sebebi, kadınlardan ziyade erkeklerin ihmal ve kusurudur. Binaenaley, başta erkekler olmak üzere herkes imana yaramayan, ve vahşet devrinin köhne adetleri olan kötü ve günah şeylerden tevbe ile Allah'a dönüp onun inayetine sığınmalı, emrine iltica etmelidir ki, bütün bir millet felah bulsun!....

Tesettüre riayet etmeyen erkek ve kadınlar hakkındaki uyarı ve tehditleri, vaîdleri ihtiva eden hadisler bu kitabın "elbiseler" bölümünde kaydedilmiştir. Ayrıca, bu kounuda daha fazla malumat edinmek isteyenler "İslâm’da Kadın ve Özel Halleri" isimli kitabımıza baksın.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 424
Toplam 529780
En Çok 1316
Ortalama 348