TEK ÇIKAR YOL İSLÂMDIR - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

22-04-2022

TEK ÇIKAR YOL İSLÂMDIR

Elhasıl: Cemaat, hep cemaat! (Hesap-nesep, soy-sop, kavim-kabîle, ırk aşîret, ülke-kıt'a, hiçbir ayrılık düşünmeden ve gözetmeden) İslâm dininin dünya siyâsetinin direği, âhiret saâdetinin yolu hep cemaattir. (İslâm dininin bir kül olarak tatbikâtının zemîni yeryüzündeki “dârü'l-İslâm”dır. Dâru'l-İslâm'daki müslümanların da, İslâm'ın tatbikine imkan vermeleri için- hiçbir ayrılık gözetmeden “bütün müminler kardeş olduğu” düsturu etrafında, aynı âile ferdleri gibi bütünleşmeleri, içtimai vazifelerinin en başında gelir. Ümmet arsında bütün ırkî ve kavmî taasupların cemaat şuuruyle “din kardeşliği” ve “İslâm milletinin bölünmezliği” potasında erimedikçe, ne içerde birlik ve dirliğin teessüsü, ne de dışa karşı güç ve kuvvetin tedâriki mümkindir. Evet; “Cemaat rahmet ve saadettir. Tefrika azap ve ızdıraptır.

Tirmizî, Abdullah bin-i Ömer'den rivâyet eder ki, bir gün pederi Hz. Ömerü'l-Fârûk Câbiye'de hutbeye çıkıp şu hitabede bulunmuştur:

“Ey insanlar! Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bizim içimizde nasıl hutbeye kalkıp durduysa ben de şimdi sizin içinizde hutbeye mylece kalkıyorum. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu: Eshabıma, daha sonra onlardan sonra geleceklere -ki tâbiîndir-, daha sonra da bunlardan sınra geleceklere -ki tebe-i tâbiîndir- sevgi ve riâyeti ve haklarını yerine getirmeyi tavsiye ederim. -Onların devrinden sonra- yalan çoğalacak, o derece ki; bir adam yemin edecek, bir adam şâhitliği istenmediği halde şâhitlik edecektir. İyice kulak veriniz; hiçbir erkek (yabancı) bir kadınla yalnız kalmasın ki; üçüncüleri elbette şeytandır. Cemaatten ayrılmayınız. Ayrılıktan sakınınız. Zira şeytan yalnız kalanla beraberdir. İki kişidense biraz daha uzak kalır, Cennetin tâ orta yerini kazanmak isteyen cemaatten ayrılması. Her kimi iyiliği sevindirir kötülüğü kederlendirirse işte biliniz ki o mü'mindir.”

İslâm tarihinin başlarına bakalım: Müsteşrik Launkahon'un Cengiz hakkında yazdığı sitâyişnâmeleri ezberlememek bir türke zarar vermez ise de, islâm tarihini, bilhassa peygamberimizin siyerini her müslümanın hafızasına nakşetmesi elzemdir.

Biri Mudarî (bir kabîle adıdır), diğer Kahdânî (kabîle) olan Muhâcirîn ile Ensâr (Radıyallâhu Anhum)'un Peygamber Efendimizin emriyle nasıl kardeş olduklarını görüyoruz. Bu muâhât (kardeşleşme) kıssası okuyanların gözlerini yaşartmaması kâbil değildir. Ensâr'ın iki kabîlesi, iki kardeş evlâdı olan Evs ile Hazreç aralarında devam edip giden -bir kavle göre- yüzyirmi senelik bir kıtâl (muharebe)den sonra ve hatta peygamber efendimizin Mekke'den Medine'ye hicretinden az evvel “Biâs Harbi”nde döktükleri kanların kokusu burunlarında tüterken İslâm'ın feyzi ile geçmiş maceraları unuttular. Her iki taraf Allah'ın Rasulü (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'e yardımdan başka bir emel ardında koşmaz oluverdiler. Bedir muhârebesinde Kureyş ordusunun başları ile beraber peygamber efendimizin ordusundaki muhâcirlerin pek çoğu yakın akraba idiler. Hazreti Resûl-i Ekrem Efendimizin amcası Abbas, kayın birâderi Nevfel, daha birçok akrabası düşman ordusundaydılar. Hz. Ali el-Murtazâ birâderi Âkil'in ordusuna kılıç sallıyordu. Hz. Ömer akrabasını, Hz. Ebu Bekir oğlu Abdurrahmân'ı öldürmek üzere arıyorlardı. Daha böyle niceleri... İslâm gayreti, kavim kabîle hayret ve taassubunu eritip yok etmeseydi böyle şeyler nasıl yapılabilirdi?

Diğer bir âyet-i kerîmede de Hak Teâlâ bize şöyle buyuruyor:

وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ

“Allah'a ve Rasûlüne itaat ediniz. Bir de aranızda nizâ (çekişme) çıkarıp da gevşemeyiniz” (Enfâl, 46)

Yâni kalbinize korku düşmesin ve üzerinizden yardım rüzgârı kesilmesin.

Hiç şüphemiz yoktur ki, ümmet arasında çıkacak bir niza, ayrılık, çekişme ve sürtüşme nidâsı (çağrısı) bir uğursuz baykuş sesidir. Bu çağrının en tesirlilerinden, câhillerin kalplerinde en çok yer tutacaklardan biri de kavmiyetçilik (milliyetçilik, ırkçılık) gayretkeşliğinin bölücü çağrıları ve propagandalarıdır. Zira taassup din için olsun, ırkçılık için olsun her halde tatlı bir şeydir. İslâm milleti kavmiyyet taassubunun zehirli şerbetini içince elbette felah bulamaz. 

O halde caddeden (İslâm caddesinden) çıkmağa, sürüden ayrılmağa cemaâtten seçilmepe gelmez. “Sürüden ayrılanı kurt kapar.” Caddeden maksat Allah'ın ve Resûlü’nün bize gösterdiği nurlu yoldur. Sürüden ve cemaatten maksat da Allah kitabının, onun Rasûlü'nün gösterdiği yoldan giden İslâmî cemaattir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

وَاَنَّ هٰذَا صِرَاط۪ي مُسْتَق۪يمًا فَاتَّبِعُوهُۚ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

“İşte bu benim dosdoğru yolumdur, o hâlde ona uyunuz. Diğer (dalâlet ve şüphe) yollarına sapıp (ve onun yolundan çıkıp) da ayrı ayrı yollardan yürümeyiniz. İşte Allah size bunu tavsiye etmiştir. Tâ ki Allâh'tan sakınasınız, müttekî olasınız.” (En'âm, 153)

Bu âyet-i kerîmede haber verilen Allah'ın şeriat nuruyla nurlandırdığı büyük caddeden ayrılmaya kat'iyyen mesağ (izin ve müsaade) yoktur.

Âyeti kerîmenin Türkçe meâlinde işaret ettiğimiz “dalâlet” tefsîri İbni Abbas (Radıyallâhu Anhu)'nun, “bid'at ve şüphe” tefsîri talebesi Mücâhid'indir. Katâde bu âyeti kerîmenin tefsîrinde şöyle demiştir:

“Biliniz ki yol bir tek yoldur ki, bütün nevileri (kolları) hidayetin toplandığı yerdir. Bu tolun varacağı yer Cennettir. İblis (şeytan) da birçok dağınık yollar açmıştır ki, bütün nevileri (kolları) dalâleti (sapıklığı) ihtivâ eder. Bu yolların varacağı yer cehennemdir.”

Ahmed bin-i Hanbel, Abd bin-i Humeyd, Neseî, İbnü-l Münzir, İbn-i Ebi Hâtem, İbn-i Merdûne, Hâkim tarîkiyle İbn-i Mes'ud'dan rivâyet edildiğine göre; bir  gün Allah'ın Rasûlü (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz elleriyle yere bir çizgi çizip: “İşte bu Allah'ın dosdoğru yoludur.” buyurduktan sonra; o çizginin sağında ve solunda diğer birçok çizgiler daha çizmişlerdir. Sonra: “Bunlar da öteki yollardır. İçlerinden hiç bir yol yoktur ki, üzerinde ona dâvet eden bir şeytan olmasın” buyurmuşlar ve “İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyunuz.” âyeti kerîmesini okumuşlardır. Bu hadîs-i şerîfi buna pek yakın lafızlarla yukarıda zikri geçen muhaddislerin bazılarıla İbn-i Mâce, Cabir bin-i Abdullah tarîki ile de rivâyet ediyorlar. (Bu mânâda değişik lafızlarda pek çok hadîs-i şerîf vardır.)

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 167
Toplam 436325
En Çok 1157
Ortalama 330