TİCARİ FAALİYETTE MERKEZÎ SİSTEM - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

20-04-2022

TİCARİ FAALİYETTE MERKEZÎ SİSTEM[1]

 

Geçen sayıda “Ticarette İslam Ahlâkı’’ başlıklı bir yazı neşredilmişti. Bu yazı, ticari ahlâk esaslarını ana hatlarıyla gözden geçirmiş ve insanımızın gözleri önüne sermiş ve sergilemiştir. Bu yazımızda ise bilhassa şu hususu nazari itibara almak istiyoruz: Ticari faaliyet, merkezi mi olsun yani bir merkezden emir ve talimat alarak mı olsun, yoksa serbest bırakılıp herkes kendi başına ticari faaliyetini yürütsün mü?.. Acaba böyle mi iyi olur yoksa öyle mi daha iyi olur?!.

Her ikisi de prensip olarak caiz ise de insanımız ticari ahlâkı henüz gereği gibi hazmedip, kendine şiar edinemediğinden, bu olgunluğa erinceye kadar ticarette merkezi sistemi, yani merkezin elinde ve emrinde olmasını tercih etmekteyiz. Yani bu babda emir ve talimat merkezden alınacak ve ona göre hareket edilecektir. Bir başka ifade ile bu işi doğrudan doğruya merkezimiz yapacak ve yürütecektir. Şayet kişi kendi başına bir ticari faaliyet yapmak istediği takdirde yazılı olarak merkeze müracaat eder, yapılan müzakere ve istişareden sonra kararı yine merkez verir ve ona göre hareket edilir.

İşte bu noktadan hareketle:

  1. Merkez adına veya merkezin adını ve nüfuzunu kullanarak şahıs herhangi bir şey satamaz ve satın alamaz. 
  2. Merkezin arabalarını, telefonunu kullanamaz, deposunu kullanamaz ve nihayet reklamını kullanamaz; meğer ki, merkez izin versin!..
  3. Her ne kadar memurun da ticaret yapması caiz ise de bilfiil ticaretle iştigal etmesi ve meşgul olması caiz olmaz. Çünkü insanımız ilmen ve mesleken henüz yetişmiş değildir. Esasen bir memur, günlük mesaisini, fikir ve zikrini ve hatta istirahatini ve uykusunu çalıştığı işe vermiştir; öyle ki, bunlardan herhangi birini kendi işine kullanırsa hakka tecavüz etmiş, haram işlemiştir; kendi adına yaptığı o iş hayır getirmez, emanete hıyanet etmiş olur!..
  4. Zaman ve fırsat buldukça ilim ve meslek sahasında ilerlemesi ve derinleşmesi farz-ı ayın hükmünde bir vecibedir. Yarının devlet hizmetlerini yürütecek bugünün neslidir ve bugünümüzün insanıdır. Zira hizmet boşluğu onunla doldurulacaktır. Aksi halde hareket; hem zihnini meşgul eder hem de hizmeti engeller, cahil kalır, ehliyetli olamaz; günah olur, vebal olur ve hatta parasının bereketini göremez ve nihayet karnı doymaz…
  5. Çalıştığı işyerinin zamanından, eşyasından ve maddesinden çalar ve çırparsa veya kendisine satsın diye veya satın alsın diye verilen bir eşyayı veya bir görevi su-i istimal ederse veyahut da ümmet adına alınan, satın alınmak üzere bir aracı ve bir komisyoncu rolüne gidip yüzdeden bir miktarını kendi cebine indirirse veyahut kaçak ve yasak eşya satın alıp–satarsa çok çirkin, çirkin olduğu kadar da yüz kızartıcı bir şey yapmış olup zararı teşkilata ve çevresine de dokunur.
  6. İstişareye riayet etmeden veya verilen talimata uymadan kendi başına alım-satım yaparsa, hem ordu bozanlık yapmış ve hem de itibar ve itimadı sarsılmış olur. Kendisi de kaybeder ve sonra “Acaba bu adamın bu işten bir çıkarı mı vardır?’’ diye töhmet altında kalır. Ve istişaresiz, merkezin bile haberi olmadan alım-satım yapan kimseden alış-veriş yapmayın ve böylelerinden merkezi haberdar edin ve bilin ki, böyle emir ve talimat dinlemeyen, menfaatinin önünde yuvarlanıp gidenlerden teşkilata da kendisine de hayır gelmez. 
  7. Bir şahıs düşünün ki, satın alacağını ve alış-verişini caminin (Allah’ın evinin) bakkalından satın almıyor da başka yerlerden alıyor veya bakkal ise merkezin, ayağına kadar geldiği halde, merkezin malından almıyor da başka satıcılardan alıyor ve bu suretle kârları caminin ve davanın hizmetine değil; davanın karşısında olanların cebine akıyor; İşte böylelerini de gördüğünüzde kınayın ve uyarın!.. Zira bunlar; ya cahildir, ya haindir veya içinde bulunduğu kuruluştan yemlenmektedir!..
  8. Müracaatlar yazılı olacağı gibi, merkezden ’Evet veya hayır’ şeklinde çıkan cevaplar da mutlaka yazılı olmalıdır. Aksi halde bir takım tereddüt ve ihtilaflara sebebiyet vermekte ve huzursuzluklara müncer olmaktadır.
  9. Merkez adına yapılan anlaşmalar, yeniden gözden geçirilecek, olmayanlar da müzakere ve istişareden sonra karara bağlanacaktır.
  10. Ve bu arada önemli, önemli olduğu kadar da ihmal edilen bir husus var. O da malı alırken seçmemeli, sıradan doldurmalıdır. İçinde farz edelim on tane elma olsun, yanda iki tane de kalitesiz veya çürümeye yüz tutmuş olsun veyahut da biraz sararmış veya biraz gevşemiş olsun! Ne zarar verir veya neyimizden kaybederiz? Belki de bereket ondadır, hayır ondadır, Allah’ın şükrü ondadır; biz bilemeyiz; insan az şeyden kazanır, az şeyden kaybeder! Sonra meseleyi bir de şu açıdan ele alın:  Bu mal, senin kendi malın olsa seçer misin veya biraz sararmış veya biraz çürümeye yüz tutmuş olsa kaldırıp çöpe atar mısın? Atmazsın; azami derecede onu değerlendirirsin! Değil mi? Pekiyi ama caminin bakkalına ve Beyt’ülmal’a gelince niye seçiyorsun veya ufak tefek yanı veya yöresi bozulmaya yüz tutmuş diye mırın-kırın ediyorsun da satın almıyorsun! Ne emekle ve çeşitli (toprak, su ve hava, güneş ve saire gibi) nimetlerin seferber oluşu neticesinde meydana gelen bu nimetlerin çürümesine ve sonunda çöp sepetine atılmasına sebep oluyorsun! Sen hiç mi Allah’tan korkmuyorsun! Zira malı zayii etmek, kimin olursa olsun, haramdır, günahtır, zulümdür; Allah, insanın elinden alır! Hele hele çürüyen bu mal, Beytülmal’ın, davanın ve Allah’ın evi caminin malı olursa, artık orasını siz düşünün!.. ‘Yiyiniz, içiniz ve fakat israf etmeyiniz. Zira Allah israf edenleri sevmez.’ Malı zayi etme de çürütme de bir israftır. Mevla cümlemize basiretler ihsan edip nimetbilir kullarından eylesin (Amin!)

Not:

  1. Bazı sakıncaları da nazar-ı itibare alarak ne suretle olursa olsun, merkezden yazılı izin ve müsaade almadan herhangi bir muamele yapmaları ve hususiyle alış-veriş yapmaları yasaklanmıştır.
  2. Görevli olmayanların ticari faaliyetler yapmaları izne ve anlaşmaya bağlıdır.
  3. Bu kardeşlerle vaktiyle yapılmış anlaşmalar yeniden gözden geçirilecektir.
  4. Her ticari işyerinin alım-satımı ve hesapları kontrol ve teftişe bağlıdır.
  5. Her ticari işyeri için hususiyle gençlerden beş kişiden az olmamak kaydıyla merkezin de tasvibinden geçtikten sonra bir ticari şura kurulacaktır.
  6. Tüm görevlilerin (hocalar olsun, dükkâna bakanlar olsun) ücretleri peyderpey merkez bütçesinden ödenmeye çalışılacaktır. Zira hizmetlerin daha verimli ve daha ahenkli yürümesi buna bağlıdır.
  7. Ticari ahlâktan biri de mal alıp verirken, İslam’ın o güzel ahlâkını göstermeli, halim ve selim, tatlı dilli, güleç yüzlü olmalıdır. Her ne kadar karşı taraf, sabırsızlık yapıp sert davranırsa bile o ağırbaşlılığını muhafaza etmeli ve olgunluğunu gösterip karşı tarafındakini utandırmalıdır.

 

Gayret bizden muvaffakiyet Rabb’imizdendir!..  

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


[1] Ümmet-i Muhammed Gazetesi, Sayı: 158.


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 144
Toplam 528292
En Çok 1316
Ortalama 348