SİYASAL ÖZGÜRLÜK İLE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN BASKI ALTINA ALINMASININ OLUMSUZ ETKİLERİ - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

22-04-2022

SİYASAL ÖZGÜRLÜK İLE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN BASKI

ALTINA ALINMASININ OLUMSUZ ETKİLERİ

 

Siyasal özgürlük ve ifade özgürlüğü müsadere edildiği takdirde toplum edebî ve manevî bakımdan ölür, fikrî hareket donuklaşır ve bu ekonomik ve toplumsal bakımlardan olumsuz etkileriyle yansır. İnsanların halleri bozulur, ikiyüzlülük başgösterir. Herkes asıl kanaatinden farklı olan şeyleri açığa çıkartır. Fırsatçı kesimler ortaya çıkar ve yönetimi alkışlar, onun şanını yüceltecek nutuklar atar. Bununla birlikte söylediklerinin doğruluğuna da inanmazlar. Düşünce kaynakları kurur ve beyinler atıl hale gelir. Suçlar başgösterir, ruhî hastalıklar ve toplumsal rahatsızlıklar ortaya çıkar.

İbn Haldun Mukaddime’de (s. 169) şunları söylemektedir: "Hükümdar, kahredici ve cezalarla yakalayıcı, insanların gizliliklerini araştırıcı, günahlarını sayıp dökücü bir şahsiyet olursa hepsini bir korku ve bir zillet kuşatır, yalana, hile ve aldatıcılığa başvururlar. Bunu huy edinirler, basiret ve ahlakları bozulur. Hatta savunulması gereken yerlerde onu yardımsız dahi bırakırlar. Böylelikle niyetlerin bozulması sonucunda himaye de bozulmuş olur."

Mustafa Emin de diktatörlüğün ve düşünce özgürlüğünün olmayışının tehlikeli boyutlarını anlatırken şunları söylemektedir: "Kalemlere kayıtlar getirilip bu sefer yazılanlar bir imla dersine dönüştürüldüğü vakit Arap dili tam bir çöküşle karşı karşıya kaldı. Bu derste yönetici yazdırır, yazarlar da söylenenleri yazarlar.

Korkudan dolayı kalemlerden kelimeler titremeye başlayınca ve bizler de Allah’a ibadeti bırakıp yöneticileri övücü gazeller söylemeye koyulunca Arap dili çöktü. Aynı şekilde belağat dediğimiz şey daha önceleri yönetime halkın istediklerini ulaştırmak (tebliğ ettirmek) iken bu sefer yöneticinin istediğini halka tebliğ etmek haline dönüşünce aynı şekilde Arap dili bir başka çöküş yaşadı."

Ben daha fazla birşey söylemek istemiyorum. Ülkenin durumu bizim söylediklerimizin en açık delilidir. Basın bütünüyle -Rabb’imin esirgedikleri müstesna- hükümet başkanı onları tehdit ettikten sonra hizaya girmiştir.

Hükümet onları ölüm ve büyük musibetlerle karşı karşıya kalmakla tehdit edince hizaya girmişlerdir. Eğer basın mensupları askerî zorbaların menfaatlerini afedersiniz vatanın yüksek menfaatlerini tehdit edecek olursa, gazetelerinin yayını durduruldu bu sefer gazeteciler bir çeşit tevbe ve hatalarından dönüş havası içerisinde hükümet başkanının huzuruna çıktılar. Üstünlük ve böbürlenme duygularıyla az kalsın aklını yitiriyordu. Bu başarısız başkan doğduğu yerde onlara af edilme, bağışlanma çeklerini (Endüljans) verdi. Şu Cezayir’in papasına bir bakın. Halbuki o bu gibi uygulamaları, ayıpladığı günleri unuttu. Ekim olaylarından sonra siyasî birtakım kimseler ile imzalamak üzere genelge önüne geldiğinde ise bu alanda -yani söz söyleme özgürlüğü alanında- olumlu hiçbir gelişme de görülmemiştir. Doğrusunu isterseniz bugün hatalardan daha silinmiş değildir. Televizyona gelince televizyon da "huylu huyundan vazgeçmez" şeklindeki deyime tamamiyle uygun bir tutum sergilemiştir. Herşey eskisi gibi devam etmektedir. Ardı arkası kesilmeyen röportajlar yine bitip tükenmek bilmeyen incelemelerde bulunmalar, devletin aşağılık meclisini hamd ile tashih edip durmalar. Afedersiniz devletin yüksek meclisi demek istemiştim. Televizyon stüdyoları bir çeşit sorgulama merkezleri ve vatan evladlarına karşı güç gösterisi yapılan bir yere dönüşmesi ne kadar gülünç ve büyük bir maskaralıktır. Bundan daha büyük bir alçaklık, bundan daha büyük seviyesizlik olamaz. Ey yüksek (bağımsız) yargı meclisi!

Afedersiniz, daha fazla açıklamalarda bulunacak olur isem başkalarına yaptıkları gibi hücremde tepeden tırnağa vücudumu kurşunla dolduracak kimselerin gönderileceğinden çekiniyorum. Çünkü öbürleri de bu şekilde kurşunlanmış, kapkaranlık gecelerde muhakemesiz olarak gömülmüşlerdi. (Ali Bel Hac)

Fakat son olarak şunu söylüyorum ve ne olursa olsun, şu askerî zorbalar hiçbir zaman sürekli olarak hakkı susturmakta başarılı olamayacaklardır. Çünkü batılın devleti bir turdur ve kısa bir andır. Hakkın devleti ise kıyamet kopacağı vakte kadar devam edecektir.

Şu notu ekleyelim: Kâfir ve facir dikta düzenleri her zaman için maddî özgürlükleri manevî özgürlüklere, kişisel ve ekonomik özgürlükleri siyasal özgürlüğe üstün tutar. Çünkü bu sonuncuları kurulu düzenler ve diktatörler için bir tehlikedir. Işte bundan dolayı bizler inanç ve fikir özgürlüğünden daha çok bunların baskıya maruz kaldıklarını görüyoruz. Aman buna dikkat edilsin!

Şimdi genel olarak özgürlük konusuna, özel olarak da siyasal özgürlük konusuna dair batının bakış açısını tesbit etmek üzere yaptığımız bu turdan sonra, bizim Şeriat-ı Garra’mıza dönelim. Dönelim ki kâfir ve facir düzenlere karşı direnişlere nasıl baktığını görelim. Şu ana kadar bizler batı düşüncesinde yöneticinin tank yahut makinalılar kullanarak yönetime ulaşmasının imkânsız olduğunu gördük. Şayet seçim yoluyla yönetimi elde edecek olsa dahi sapmaya hiçbir şekilde kalkışamaz. Çünkü sapacak olursa çabucak alaşağı edilir ve yine son söz halkın olur.

Şimdi bizim hasımlarımıza inançları ve sevdikleri, hatta ağızlarından düşürmedikleri mihraklar açısından delilleri ortaya koyduktan sonra, bu önemli konuda İslâm’ın neler söylediğine bir bakalım.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 372
Toplam 529728
En Çok 1316
Ortalama 348