SUÇLUYU BULMA VE HAKKI SAHİBİNE İADE! - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

19-04-2022

TÜRKİYE (ANADOLU) BAŞBAKANLIK MAKAMI’NA AÇIK MEKTUP:

SUÇLUYU BULMA VE HAKKI SAHİBİNE İADE!..

Suçlu kim?

İşte; bütün mesele bu noktada düğümlenmektedir; suçluyu bulmak! Bir başka ifade ile; haklı kim, haksız kim? Daha başka bir tabirle; fundamentalist kim, gerçekçi kim? Dördüncü bir tabirle; terörist kim insanlığı, düzeltmeye çalışan kim? Allah'ın dinine bütünüyle sarılan kim, Allah'ın dininin karşısında olan kim? Altıncı bir tabirle; mü'min kim, kâfir kim? Yedinci bir ifade ile; muvahhid kim, müşrik kim? Elhasıl: Başta söylediğimiz gibi, suçlu kim, suçsuz kim?

İşte; bütün dünyanın ilim ve fıkir adamlarına, hukuk ve adalet adamlarına, hakim ve savcılarına, devlet ve siyaset adamlarına, papaz, haham ve hocalarına sesleniyor ve diyorum ki, geliniz suçluyu bulalım! O suçlu ki, meleği şeytan, şeytanı melek göstermekte; o suçlu ki, suçluyu suçsuz, suçsuzu da suçlu bildirmekte, laik düzen adına dinî devletten, devleti dinden ayırıp, dini devletsiz, devleti dinsiz bırakmakta ve bu suretle Allah'ın dinine ihanet ve hıyanet etmekte, dünyanın huzurunu bozmakta, insanlığa en büyük kötülüğü yapmaktadır!..

Makam ve mevkilerini saydığımız meslek ve ünvan sahipleri! Sizin, asıl vazifeniz budur; yani şeytanı ve şeytanlaşmış insanları bulup maskelerini düşürmek, gerçek yüzlerini ortaya koymak ve insanlığı bunların tasallütundan, sömürmesinden ve zulmünden kurtarıp adalete ve huzura kavuşturmaktır. İşte bu, görevinizdir. Geliniz: Açıkoturumlar tertipedelim; kaynaklara bakalım, ilim ehlini, hukukşinasları dinleyelim; Allah'ı, peygamberleri ve semavî kitapları ve bu arada Kur’ân'ı dinleyelim ve inceden inceye inceliyelim! .. Dinleyelim de kör şeytanı ve asıl suçluyu bulalım! Bulalım da mâsum insanlar; Buruç Suresi'nde ve diğer surelerde bildirildiği ve yakın tarihlerde duyulduğu ve müşahede edildiği gibi, Buhtinussarlar'ın, Firavunlar'ın, Şeddat ve Nemrutlar gibi klasik putçu ve putların; keza Lenin'ler, Stalin'ler, Mao'lar gibi modern putların komünist rejimleri uğruna işkencelere tabi tutulmuş, darağaçlarında sallandırılmış, kurşuna dizilmiş ve neticede nice kadınlar dul kalmış, nice çocuklar yetim bırakılmıştır!.. Ve nihayet kısa bir zaman sonra kendileri de çekilip gitmişler ama, arkalarından iki şey bırakmışlardır: Bunlardan biri Ianetlenme, diğeri de sahipsiz kalan ve sonunda harabeye dönen Berlin duvarları gibi yıkıntılar!..

Bu mülk Allah’ın:

Ateistlerin dışında bütün insanlık biliyor ve inanıyor ki, bütün dünya ve bütün bir kâinat hep Allah'ındır; yaratıcısı da O, idare edicisi de O! Allah, nasıl koyduğu tabiat ve ilahî kanunlariyle canlı-cansız bütün bir kâinatı bir nizam içinde ayakta tutuyorsa, yarattığı insanı da tam bir adalet ve tek bir hak çerçevesi içinde ayakta tutmak ve bu suretle onları hem dünya hayatında ve hem de ahiret hayatında mesud bir şekilde yaşatmak üzere ikinci bir kanun koymuş ve peygamberleri vasıtasıyle insanlığa göndermiş ve uyulmasını onlara emretmiştir. İşte bu kanunun ismine “Şeriat” denir. Yegane adil hukuk sisteminden ibaret olan İşte bu “Şeriat" sistemine uyulmasını ve teslim olunmasını emretmiştir ve aynı zamanda uyanlara mü'min ve Müslüman ismini vermiş, uymuyanları da kâfir ve müşrik addetmiştir. Ve hatta Allahü Zülcelâl, bütün peygamberlere ve onların varisi bulunan din âlimlerine, İslâm Şeriat'ını, İslâm hukukunu, bütün insanlığa duyurmalarını ve tebliğ etmelerini ve bu arada kimseden korkmıyacaklarını ve dünya menfaatıyle değişmiyeceklerini onlara farz kılmış, yapmadıkları takdirde lanete uğrayacaklarını, cehenneme atılacaklarını açık bir şekilde bildirmiştir. Ve bu bir hakikattır; bütün semavi kitapların, hakiki ve samimi bütün ilim ve din alimlerinin bildiği, inandığı, kabul ve tasdik ettiği bir hakikattır...

Açık oturum:

İşte Cemaleddin Hoca'nın ve ona uyanların yaptığı bundan başkası değildir. Binaenaleyh Cemaleddin Hoca'ya uymamak, onun dediklerini kabul etmemek ve hele hele onu ve ona uyanları suçlamaya, cezalandırmaya kalkmak demek, bütün kitapları ve bu arada Kur’ân'ı cezalandırmaya kalkmak değil midir? Peygamber'leri suçlamaya ve mahkum etmeye kalkmak değil midir ve nihayet Allah'ı suçlamaya ve O'nu mahkum edip cezalandırmaya kalkmak değil midir? Buna kim “Hayır, bu böyle değildir!” diyebilir? Hangi ilim adamı ve hangi hukukçu “Hayır!“ diyebiliir? Eğer diyenler varsa onlarla basın yoluyla karşı karşıya gelelim, açık oturumlar tertip edelim! Hususiyle kemalistlerin hukukçulariyle, DGM'nin savcı ve hakimleriyle, Prof.'larıyle, paşalariyle, Demirel, İnönü ve Ecevit'leriyle, Erbakan ve Türkeş'leriyle ve Diyanet'in bütün hocalariyle ve nihayet kadın başbakanlarıyle oturalım; hem bütün dünyanın gözleri önünde ve televizyon ekranlarında münazaralar yapalım, açık oturumlar tertip edelim! Suçlu ortaya çıksın; Cemaleddin Hoca ve ona uyanlar mı yoksa M. Kemal ve kemalistler mi?

Tansu Çiller'e teklifimiz:

İşte Tansu Çiller ve işte biz! Ekli yazıda da görüleceği üzere, Kenan Evren'e,  Alman devlet riyaset makamında Almanca'sını Weiszâcker'e, Türkçesini de kendisine göndermiştik ve demiştikki, “Herşey senin elinde ve emrinde topla adamlarını açık oturuma; Bitsin bu çekişme!.. Bunu yapmaya yerden göğe kadar hakkınız vardır; esasen medenî insanın bundan başka yapacağı yoktur!.. Yoksa tehditler fırlatma, silahların ucunu gösterme, darağaçlarını gösterme hiçbir şeyi halletmez ve bu suretle bir yere varamazsınız! Nitekim varamadınız, aradan yetmiş-seksen sene geçtiği halde!.."

Aynı şeyleri Tansu'ya da söylüyor ve teklif ediyoruz! Hem de Alman devlet adamlarının yanında ve dünyanın gözleri önünde!.. Yoksa bağnazlık yapmış, aczinizi, cehlinizi, haksızlığınızı ortaya koymuş; kâfir ve müşrikleşmiş olduğunuzu hem tarih ve hem de Allah huzurunda belgelemiş olursunuz!.. Yoksa Mevlid merasimine katılıp Allah'tan, Peygamber'den söz etmeniz, Kur’ân'ı öpüp başınıza koymanız, vallahi ve billahi sizi cehennemlik olmaktan kurtarmaz!..

Açık oturumun belli başlı mevzuları:

1- Allah'ın dini aynı zamanda Şeriat mıdır? Yani Kur’ân'ın beyanıyla, bilhassa Hz. Musa'nın, Hz. İsa'nın ve Hz. Muhammed'in tebliğ ettikleri dinde din-devlet bütünlüğü var mıdır? Daha başka bir ifade ile; asıl Tevrat'la ve asıl Incil'de ve Kur’ân'da inanç sistemine, ibadet ve ahlak sistemine yer verilirken, dünya ve devlet işlerine de yer verilmiş midir?

2- İnanç ve ibadetleri yerine getirmek bir farz, terkedilmeleri birer haram; Kabul, tasdik, tanzim ve teslim edilmediği takdirde insanı küfre ve şirke götürmezler mi?

3- Dolayısıyla laik düzenle bağdaştırılması mümkün müdür?

4- Din, Allah'ın kanunu olduğuna göre, getirdiği hürriyet kâfi değil midir ki, laik düzene ihtiyaç duyulsun?!.

5- Terörist kimdir? Allah'ın dinini bütünüyle yaşamak ve yaşanmasını tebliğ ve tavsiye edenler mi teröristtir, yoksa buna engel olanlar mı?

6- Fundamentalist kimdir? İslâm'da Allah'ın dinini bir bütün olarak yaşamak üzere gayret gösterenler mi, yoksa bu gayreti gösterenlerin ağzına kilit vuranlar mı?

7- Ve bilcümle Tevhid ehli kim? Put ve putçu kim?

Ve bu noktadan hareketle gayet kesin ve net olarak söylüyor ve dünyaya ilan ediyoruz ki:

Demokrasi gibi modern sistemler, Mustafa Kemal gibi modern diktatörlerde tıpkı klasik putlar gibi Allah'ın nezdinde, insanlık ve tarih önünde mücrimdirler, zalimdirler, müşriktirler. Selefleri gibi lanetlenecekler ve tarihin çöplüğüne atılacaklardır. Hem kısa zamanda ve hem de arkalarından gidenler tarafından!.. Bunda şüpheniz olmasın! Ve bu ne keramettir, ne de kehanettir; Kur’ân'ın beyaniyle sabittir.

Kur’ân şöyle der:

مُهْطِع۪ينَ مُقْنِع۪ي رُؤُ۫سِهِمْ لَا يَرْتَدُّ اِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْۚ وَاَفْـِٔدَتُهُمْ هَوَٓاءٌۜ ﴿43﴾ وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْت۪يهِمُ الْعَذَابُۙ فَيَقُولُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا رَبَّنَٓا اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۙ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَۜ اَوَلَمْ تَكُونُٓوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍۙ ﴿44﴾ وَسَكَنْتُمْ ف۪ي مَسَاكِنِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ الْاَمْثَالَ ﴿45﴾ وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللّٰهِ مَكْرُهُمْۜ وَاِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ ﴿46﴾ فَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ مُخْلِفَ وَعْدِه۪ رُسُلَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍۜ ﴿47﴾ يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ وَالسَّمٰوَاتُ وَبَرَزُوا لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ ﴿48﴾ وَتَرَى الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ مُقَرَّن۪ينَ فِي الْاَصْفَادِۚ ﴿49﴾ سَرَاب۪يلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشٰى وُجُوهَهُمُ النَّارُۙ ﴿50﴾ لِيَجْزِيَ اللّٰهُ كُلَّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ﴿51﴾هٰذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِه۪ وَلِيَعْلَمُٓوا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

“(Ey Muhammed), insanları, azabın kendilerine geleceği o günden uyar. Çünkü zulmedenler (o gün): “Ey Rabb'imiz, bizi yakın bir vakte kadar ertele ki (böylece) Sen’in davetine gelelim, peygamberlere uyalım” derler. Önceden (dünyada) sizin için hiç bir zeval olmadığına (sonunuzun gelmeyeceğine) dair yemin etmiş değil miydiniz?" (denecek).

Siz (üstelik, Ad ve Semud kavimleri gibi) kendilerine zulmedenlerin yerlerinde yerleştiniz. Onlara nasıl (azap) yaptığımız size belli olmuştu ve size (buna dair birçok) misaller de göstermiştik.

Hakikat onlar, (peygamberlere karşı) tuzaklarını kurdular. Halbuki onların tuzakları yüzünden dağlar bile(yerinden kayıp) kaybolsa, yinede onların hilelerinin (karşılığı) Allah katındadır, (hilelerini kendilerine çevirir).

O halde asla Allah’ı, peygamberlerine verdiği sözünden döner zannetme. Şüphesiz Allah, mutlak galip, intikam sahibi (herkesin cezasını verici)dir.

O gün yer başka yere, gökler de (başka göklere) değiştirilecek, (insanların hepsi kabirlerinden kalkıp) her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıkacaklar.

O gün günahkârları, zincir (ve kelepçe)lerle (birbirine bağlanmışlar olarak görürsün.

Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş bürüyecektir. (Çünkü yüzleri Hakk'a yönelmemişti).

(Bütün bunlar) Allah’m herkese (hayır ve şer olarak) kazandığının karşılığını vermesi içindir. Allah hesabı çok çabuk görendir.

Bu (Kur’ân), insanlara bir tebliğdir. Bir de onunla (insanların) uyarılmaları, (Allah'ın) ancak bir tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl sahiplerinin de düşünüp öğüt almaları içindir." (İbrahim, 44-52)

İşte bütün bunlar öpüp başınıza koyduğunuz Kur’ân'ın verdiği haberlerdendir.

 

Hakkı Sahibine İade:

Aşağıdaki dava dilekçemizi çok iyi okuyunuz: Ya cevap yazınız, ya da topraklarımızı ve idaresini sahiplerine (ümmete) teslim ediniz!

 

BİR DAVA DİLEKÇESİ!..

Müddei (davacı)               : Ümmet!...

Müddea aleyh (davalı)     :M. Kemal ve kemalistler!..

Dava vekili                        : El—Emir ven-Naib!..

Dava mevzuu                    : İstirdad ve İrtidad!..

Mahkeme                          : Şeriat (Kur’ân) mahkemesi!..

Mahkeme makamı           : Dünya!..

Mahkeme                          : Alenî (Insanlık dünyası, ilim dünyası, fikir dünyası, hukuk dünyası!..)

Şikâyet mevzuu                 : Şer'an ve hukuken istenilen iki şey;

1- Topraklarımızın istirdadı; (geri alınması)

2- Mücrim ve mütecavizlerin tecziyesi!

Esbab-ı mucibe:

Yukarıda görüldü: Ümmet iddia ediyor ve diyorki, Anadolu toprakları, yani Edirne'den Hakkari'ye, Karadeniz'den Akdeniz'e kadar yayılan topraklar, bütünüyle İslâm aleminin bir parçasıdır, Müslümanlarındır, ümmetindir!..

Bu topraklar, her ne kadar birinci Cihan Savaşı'nda kısmen işgal edildi ise de bu ümmet, dişini tırnağına takarak, güç ve kuvvetini kullanarak din ve iman cevherine istinad ederek, emir, tavsiye ve talimatını Kur’ân'dan ve Şeriat'tan alarak, yediden-yetmişe, erkek ve kadın harekete geçerek, din ve imanlarını, Şeriat ve Kur’ân'larını, Hilâfet ve sultanlarını elhasıl din ve dünyalarını kurtarmak gayesine binaen savaş vermişler ve düşmanlarını mağlub etmişlerdir ve bu suretle ümmetin toprakları düşman işgalinden kurtulmuştur...

Fakat dahilî işgal başladı:

Meğer ki, asıl işgal bu imiş! Ümmet ulemasının ve ileri gelen zevatın korktukları maalesef başlarına geldi; yağmurdan kaçarken doluya tutuldular. Hem öylesine! Ne işgal edilmedik yer kaldı ve ne de tahrib edilmedik birtaraf! İşte yukarıda gördünüz! Madde ve manasiyle bir ümmet ve hatta nesiller imha edildi! İngilizler'in, Fransızlar'ın, İtalyanların ve hatta tarihi boyunca haçlı seferleri'nin yapamadıkları tahribatı Mustafa Kemal ve kemalistler yaptılar; dünya tarihinde misli görülmemiş tahribatı yaptılar!.. Tekrar tekrar ifade ediyorum: Bu Din-i Mübin-i Ahmediyye'nin temeline (98) bomba koydular! Sadece “Avrupalı'laşacağız, muasır medeniyet seviyyesine yükseleceğiz!" gibi laflar ettiyselerde bu milleti her yönüyle batırdılar; devleti borçlu, milleti (Avrupa'ya) işçi yaptılar! Netice ise pek tabiî idi!

Avrupa'lılaşan iki devlet:

Bu iki devletten biri kazandı diğeri kaybetti! Bunlardan biri Japonya diğeri ise Türkiye'dir! Japonya kazandı! Hem öylesine: Avrupa ile, hatta dünya ile rekabet edecek halde! Türkiye ise Avrupa'ya borçlu ve işçi!

Sebep:

Birincisi, Avrupa'lılaşırken örf ve adetinden, tarih ve kültüründen, inanç ve yazısından milim taviz vermedi. Türkiye ise Avrupa'lılaşacağım diye ne din bıraktı ne de iman, ne namus bıraktı ve ne de edep ve nihayet ahlak adına ne varsa hepsini soydu soğana çevirdi! Üstelik Avrupa'nın rezaletini ve ahlaksızlığını aldı!

Ve işte Mustafa Kemal ve memleket kurtarıcılığı ve işte kemalistlerin övmekle bitiremedikleri inkilablar ve milletseverliği ve işte "Ne mutlu Türküm, diyene!" teranesi ve işte Türk milletinin kızlarını yabancılara peşkeş çekme!. Ve işte Atatürk milliyetçiliği ve işte altmış ve işte seksen öncesi ihtilal ile ve işte bugün doğuda yaşanan kanlı olaylar: Millet evladı hep birbirini kurşunladı ve kurşunlamakta!. Ve nihayet işte Mustafa Kemal ve onun vatanperverliği (!)..

Kurtuluşun tek çıkar yolu:

Tek çıkar yol; hakkı sahibine iade, idareyi ehline vermedir. Yoksa bir İslâm ülkesinde ve İslâm toprakları üzerinde ne kâfir bir rejim ve ne de zalim bir idare payidar olamaz ve ebedi kalamaz! Her gün yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya! Silah zoruyla ve baskı rejimiyle milletimize giydirilmek istenilen inkilab elbiselerini, fırsat bulan bu ümmet tarihin çöplüğüne atacaktır ve atmıştır da!..

Zira ümmete yakışan İslâm kıyafeti ve Kur’ân Şeriat'ıdır. Çünkü, bu millet Müslümandır. Müslümanı ise ancak Müslüman idare eder. Keza; onun hükümeti Müslüman, anayasası Kur’ân, kanunu Şeriat'tır!..

İşte ümmet adına davamız budur, iddiamız budur. Bu topraklar bizimdir ve bizim hakkımızdır, bütün Müslümanların hakkıdır. Her Müslüman ve her kuruluş, bu davaya katılacak ve böyle bir talebde bulunacaktır. Ve bu, aynı zamanda kendisine farzdır, her Müslümana farzdır, susması haramdır. Ve bu hakkı, kimse kimseye devredemez, müşterek ecdad mirasıdır.

Önemine binaen, bunları bir de maddeler halinde sıralıyalım:

1- Bu topraklar ümmetindir!

2- Birinci Cihan Savaşı'nda dış düşmanlar işgal etmişlerdi!

3- Halife Vahdeddin'in tavsiyesiyle ve Anadolu'ya göndermesiyle Mustafa Kemal'in rehberliğinde (! ) millet ve ümmet ayaklanmış ve düşmanı kovmuştu!

4- Arkasından iç düşmanların, yani Mustafa Kemal ve avanelerinin istilası başladı!

5- Bu istila; tüm İslâmî değerleri; din ve imanı, ilim ve hukuk müesseselerini tahrib etti. Yerine küfrün ve kâfirin müessese ve kanunlarını getirdi ve artık her şey kâfirleşti!

6- Kâfirleşenlerin ise, Müslümanları idare etmeye hakkı yoktu. Kur’ân buna müsaade etmemekte!

7- Ümmetin idaresi yine ümmete aittir, yani Müslümanlara aittir. Devleti de hükümeti de İslâm'dır! Anayasası Kur’ân, kanunu Şeriat'tır!..

8- Bize vekâlet veren ümmet adına biz, dava açıyor ve diyoruz ki, bu topraklar bizimdir, sahibi biziz, ümmet de bizim ümmetimizdir. Öyle ise idare bize aittir!.. Siz çekilin! Hak sahibleri gelsin! Gelsin de Şeriat hükmetsin!..

9- Ümmeti tanımayanlar, Şeriat'ı kabul etmiyenler, bizim topraklarımızda barınamazlar, onlar için haramdır!..

10- Ümmeti tanısa da, Şeriat'ı kabul etse de ve fakat hakkı aramasa, hakkı arayanlarla beraber olmazsa, onlar için de haramdır! Üstelik Allah'ın gazabı da laneti de üzerlerinedir!..

11- O halde kemalistleri de, onlara karşı sus-pus olanları da adalet mahkemesine şikâyet ediyor, kendilerine duyuruyor ve dünya insanlığına ilan ediyoruz!..

Ey Milli Görüş! Ey Süleymaniler! Ey Nursiler! Ey Şeyhlik makamında bulunanlar ve Ey hocalık makamında bulunanlar! Ey ben de Müslümanım diyen herkes! Ve bilcümle erkek-kadın herkes! Hepinize söylüyorum ve diyorum ki, bu topraklar ve idaresi bizimdir, yani ümmetindir. Ümmet de bizim ümmetimizdir. Kemalistler, ihanet ve hiyanet ederek, hile ve dolaplar çevirerek, ecdadımızı aldatmış ve oyuna getirmişler de topraklarımızı ele geçirmişler! Üstelik Şeriat'ımızı ve mukaddesatımızı kaldırmışlar da yerine hiç de bizimle münasebeti olmayan küfrün ve kâfırin kanun ve sistemlerini getirmişler, milletimizi bölmüş ve parçalamışlardır ve birbirini kurşunlattırarak topraklarımızı kana boyamışlardır ve boyamaktadırlar.

Buna seyirci kalamayız; hepimiz sorumluyuz: Hem insanlık önünde ve hem de Allah huzurunda!..

Geliniz! Basit meseleleri, küçük hesapları ve hatta yabancı sistemleri, tavizkâr durum ve tutumları, demokrasi ve parti sistemlerini bir tarafa bırakalım da Tevhid bayrağının altında ve Kur’ân etrafında toplanalım; topraklar sahibine, idare Şeriat'ına kavuşsun. Kavuşsun da rahat etsin!..

Günün idaresini elinde tutanlara gelince: Mustafa Kemal de ve onun arkasından gidenler de artık ölüp gittiler. Ve bu gidişle sizler de öyle bir yol takib ediyorsunuz! Akıllı olunuz, tevbekâr olunuz! İnad ederseniz, mürted hükmiyle boynunuza ip atarlar, dünyanız de gider ahiretiniz de!..

Bunu uzak görmeyin! Zira mülk Allah'ındır; iktidarı dilediğinin elinden alır, dilediğine verir. Dün İran'da yaptığı gibi, yarın da Türkiye'de yapar! Bu, Kur’ân'ın bir beyanı, Allah'ın bir vaadidir; Zamanı geldi mi mutlaka yerini bulur, Allah sözünden dönmez. Amenna ve saddakna!..

Bir de kaziyyenin aksini görelim:

Bu topraklar Allah'ın değil midir? Hayır! diyebilir misiniz?

Şeriat uğruna akıttıkları kanlarının bedeli olarak Allah, bu toprakları Ümmet-i Muhammed'e vermemiş midir? Hayır! diyebilir misiniz?

Bugün bu topraklar üzerinde yaşıyanlar Müslüman değiller midir? Hayır, diyebilir misiniz?

Müslüman bir milletin devleti Müslüman değil midir? Hayır, diyebilir misiniz?

Bir devletin Müslüman olabilmesi için anayasası Kur’ân olması lazım gelmez mi? Hayır, diyebilir misiniz?

Anayasası Kur’ân olmayan bir devlet İslâm devleti olur mu? Hayır, diyebilir misiniz?

İslâm olmayan bir devlet, kâfir bir devlet değil midir? Hayır, diyebilir misiniz?

O halde Türkiye'deki devlet cumhuriyetin başından itibaren kâfir devlet değil midir? Çünkü anayasası Kur’ân değildir. Hayır, diyebilir misiniz?

O halde Hazret-i Muhammed'e ümmet olan herkesin Kur’ân yolunda ve Tevhid bayrağı altında ve açılan bu dava etrafında toplanıp bir araya gelmeleri, topraklarına sahip olmaları ve şer'î idareyi, Kur’ân idaresini kurmaları farz değil midir? Hayır, diyebilir misiniz?

Hayır, biz parti yoluyla gideceğiz veya hele zamanı gelmedi veya bizim devletle siyasetle ilgimiz yoktur veyahut da şimdi cihad devri değil, zikir devridir; çek tesbihini otur aşağı diyerek farz olan cihadı inkâr etmelerinden dolayı şer'an hükümleri kâfirlik değilmidir? Hayır, diyebilir misiniz?

Bunların arkasından gidenler de aynı hükme tabi değil midirler? Hayır, diyebilir misiniz?

Tüm partiler ve hele hele iktidarı ellerinde tutanlar; Şeriat mahkemesinde, Kur’ân mahkemesinde, ilim ve hukuk mahkemesinde atalarının da kendilerinin de küfür yolunda, şirk yolunda bulunduklarını kabul ve itiraf edip tevbe etmedikleri taktirde Şah'ın akibetine uğramıyacaklar mı? Cehennemi boylayıp putlarının yanına gitmiyecekler mi?

Hayır, diyebilir misiniz?

Ve nihayet üç kelime:

1- Mustafa Kemal'in de kemalistlerin de idareleri meşru değildir. Sebeb ise hiyanet ve irtidadlarıdır.

2- Meşru idare, "Ümmet-i Muhammed"indir.

3- Ümmetin bey'atlı meşru mümessilleri de taleb ve iddia makamında olup; bir taraftan gasib ve mütecavizlere: "İdareden çekilin!.." derken, diğer taraftan da ümmetten olup, oyuna gelenleri ve uykuda olanları uyandırmaya devam etmektedirler.

Gayret ve tebliğ bizden, tevfik ve hidayet Rabb'ülâlemin'dendir.

NOT:

1- Aldığımız mâlumata göre, kemalistler hakkımızda tekrar dava açmışlardır. Akıllarınca bu hareketi durduracaklarmış! "Cemaleddin Hoca hakkında; masum, mâsum oldukları kadar da haklı olan birkaç Müslüman hakkında dava açar; koyduğumuz kanunlarla ve verdiğimiz direktiflerle hocayı da maiyyetindekileri de hapseder, sürgüne gönderir veya gönderttirsek ve bu suretle susturup bertaraf edersek, bugüne kadar yaptığımız gibi tehditlerle ve baskı rejimleriyle susturur, bertaraf eder, bundan böylede küfrî saltanatımıza ve münafıkane hayatımıza devam ederiz!" derler. Eğer böyle sanıyorlarsa ve hâlâ bu kanaatte iseler yanılıyorlar. Artık bundan böyle rahat yüzü görmeyeceklerdir; maskeleri düşmüş, iplikleri pazara, pislikleri ortaya çıkmıştır.

2- Hak gelmiş, artık batıl çökmüştür:

Kur’ân'ın beyanıyla hakkın gelişi demek, batılın ve batılların çöküşü ve bilişi demektir. Hak; zulmün, işkencenin, ateşin karşısında muvakkat bir zaman için susarsa da batıl hiçbir zaman devam etmez ve edemez. Yine Kur’ân'ın beyanıyla; “Kâfirler istemese de Allah, hakkı İhkak, batılı ibtal edecektir!.." İşte ediyor; bir zamanlar kemalistler atalarına toz kondurmazken, mefsedet ve melanetleri, ihanet ve hiyanetleri, meyhurluğu ve sarhoşluğu, casusluğu ve uşaklığı, din ve İslâm düşmanlığı delil ve kaynaklarıyle ortaya çıktığı halde ilmen de fikren de cevap veremiyorlar da baskı rejimine, devlet terörüne müracaat ediyorlar!..

Bunlar nedir? Bunlar; haksızların, acizlerin ifadesidir; zalimlerin, haydutların, çetelerin İşidir. Yoksa medenî insan böyle yapmaz! Medenî insan; fikre fikirle, ilme ilimle ve basın yoluyla cevap verir ve bu suretle muarız ve muhaliflerini susturur, haklı olduklarını isbat ederler! Fakat heyhat!..

3- Kemalist rejim, bugüne kadar ayakta durmuş ise hep baskı rejimiyle, hep süngü zoruyla, hep devlet terörüyle ayakta durmuştur. Fakat artık o yöntemleri tutmuyor ve bir daha tutmıyacak! Zira yukarıda da dediğim gibi, hakgelmiş; iman hareketi başlamıştır, Kur’ân hareketi başlamıştır, taviz vermeyen, yabancı sistemlere tenezzül etmiyen ve hakkı batıla karıştırmayan bir hareket başlamıştır. Ve bu hareket; kapı arkalarından konuşmuyor, yuvarlak kelimeler söylemiyor, "Adil Düzen" demiyor; "Şeriat" diyor; açık, net ve kesin konuşuyor ve diyor ki: "Mustafa Kemal puttur, arkasından gidenler de birer putçudur. Hilâfet ve Şeriat düşmanıdır!.."

4- Açık oturuma davet:

Defalarca Evren'e de kemalist basına da söyledik. Şimdi de miraren ve kiraren söylüyor ve bütün bir dünyaya da ilan ediyoruz:

"Ey kemalist rejimin hakim ve savcıları, avukat ve baro başkanları, basın ve yazarları, öğretmen ve profları, subay ve paşaları, parti liderleri ve sekreterleri, müftü ve vaazları!.. Sizleri münazaraya, basın yoluyla açık oturuma davet ediyoruz! Buyurun gelin; haklılığınızı ortaya koyun ve koymalısınız! Yoksa ötede beride konuşmayın!.."Mahkeme kararlarıyla, siyasî baskılarla, devletlerarası protokollarla, gizli ajanlarla hakkı susturmak olmaz!.. O zaman dünyada hukuk diye birşey kalmaz; ilim diye, adalet diye, insaf diye bir şey kalmaz! Demezler mi? İlmen ve fikren, hukuken ve şer'an bir adamı susturamamışlar da kanunî baskılara, devlet terörüne başvurmuşlar!..

5- Gerçekler değişir mi?

Galile'yi, "Dünya dönüyor!” dedi diye ateşe mahkum etmişlerdi. Ve şayet bundan böyle bir daha "Dünya dönüyor" demezse ve demiyeceğine dair birde imza verirse kendisini affedeceklerini söylemişlerdi. O da imza ederken şöyle demişti:

"İmza ediyorum ama, yine de dünya dönüyor!"

Binaenaleyh, bize kızmasınlar ve diş bilemesinler. Biz yazsak da yazmasak da gerçekler değişmez; Mustafa Kemal bir put, arkasından gidenler de birer putçudur! Dolayısıyle kendisi de kemalistleri de Ümmet-İ Muhammed'i, Anadolu insanını şer'an de hukuken de idare edemezler. Çünkü mürted olmaları hasebiyle ehliyyetlerini ta bidayetinden kaybetmişlerdir. Kendilerine düşen bir şey var: Gidenler gitti; hayatta kalanlara ise hâlisane tavsiyemiz odur ki, teneşire çıkmadan "Şeriat Allah'ın nizamıdır" deyip tevbekâr olmalarıdır. Yoksa Enfal, 49-51 ayetlerinin tasvir ettikleri kişilerden olurlar:

"Münafıklar ve kalblerinde hastalık bulunanlar şöyle diyorlardı: Bunları (Müslümanları) dinleri aldattı. Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah galib ve hikmetli olandır. Melekler, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak "Yakıcı azabı tadın” diye o küfredenlerin canlarını alırken görmelisin! Bu, ellerinizin önceden takdim etmesi (işlediğiniz günah, saptığınız küfür sebebiyle) ve Allah'ın gerçekten kullarına zulmedici olmaması dolayısıyladır."

Hülâsa:

1- Bu, bir tebliğ ve tekliftir; basın yoluyla eleştiriye açıktır. Ya kabul, ya cevap!

2- Bizim kimsenin malında ve canında gözümüz yoktur ve olmamıştır! On bir senedir tek bir hadiseye sebebiyet vermemişizdir; gösterilemez! Zira biz Allah'tan korkan insanlarız; İlim, fikir ve hukuk zemininde kalıp, tebliğ ve ikna yolunu seçmişizdir! Aziz Nesin hakkında verilen "fetva" sadece İslâm hukukundaki yerini ve hükmünü beyandan ibarettir; icra ve infaz mahkeme kararına bağlıdır. Nitekim; "Noksanı İkmal, Hatayı Tashih" başlıklı yazımızda bu hususu basına ve ilgili makamlara yazıyla bildirmişizdir. Esasen, İslâm eğitimi görmüş Müslümanlar bunu böyle bilirler.

3- Tiyatro şeklinde de olsa, ağaç veya plastikten yapılmış oyuncak silah gösterilerinin yapılması bizim bilgimizin dışında olmuştur.

Kullanmak istesek, hakiki silah kullanırız ve bundan aciz değiliz! Fakat buna Şeriat müsaade etmemektedir. Neden? Çünkü; bunlar tebliğ ve ikna hareketine manidir.

4- Aldığımız mâlumata göre bizi mahkemeye çağırıp ifademizi alacaklarmış; Bu, arzu ettiğimiz bir şeydir. Zira; orada bazı makamların ve bilhassa basın ve yayının hakkımızdaki yalan, iftira ve suçlamalarına cevap verme imkân ve fırsatını bulacağız; Tebliğ bizden, tevfik ve hidayet Rabb'ülâlemin'den!..

----------------------------------------------

Dağıtım:

1- Tansu Çiller'e,

2- Alman devlet adamlarına,

3- Müslim ve gayri müslim dünya devlet adamlarına,

4- Dünya basınına,

5- Papalık ve patrik makamlarına,

6- TC. Diyanet İşleri Başkanlığı'na,

7- Üniversite rektörlerine,

8- Hakim ve savcılara,

9- Barolar Birliği'ne,

10- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na,

11- Parti liderlerine,

12- Genel Kurmay Başkanlığı'na,

13- Lahey Adalet Divanı'na,

14- Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ne,

15- Birleşmiş Milletler'e

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 322
Toplam 529678
En Çok 1316
Ortalama 348