SUALLERE VE TENKİTLERE CEVAPLAR

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

03-04-2022

SUALLERE VE TENKİTLERE CEVAPLAR
 

ÜMMET: Teşkilatınızın şurası var mıdır? Varsa seçimi nasıl olmuştur ve kaç kişiden ibarettir?..

Cemaleddin Hoca: Teşkilatın şurası vardır. Hareketin ilk günlerinde yapılan ve umumî hey’ete arzedilen “Nizamnameye” göre tesbit edilmiştir. Şüra hey’eti, o gün bugün bu şekilde calışagelmiştir.

ÜMMET: Hazırladığınız ve neşrettiğiniz “Anayasa” ismini verdiğiniz kitaba göre “şura seçimi köyden başlar” diyorsunuz. Halbuki mevcut şura, orada yazdığınıza göre seçilmemiştir. Bu sizin için bir çelişme değil midir?

C. Hoca: Hayır! Gelişme değildir. Mantık kaidelerine göre bir kimsenin sözlerinde celişme olabilmesi için, iki sözü de sekiz vahdette müşterek olacaktır. Bu vahdetlerden biri de “mahalde” ortak olmalarıdır. Bu meselede ise mahal ve tatbik yerleri aynı değildir, farklıdır. Biri (yani nizamname) kuruluşun istişare hey’etidir ve aynı zamanda calışmalar geçicidir. Halifeler devrinde olduğu gibi. Diğeri (yani anayasa) ise yeni kurulacak devleti hedef almaktadır. Çalışmaları ise hükümet merkezinde olup devamlı calışmayı gerektirmektedir. Bazıları; ya okumadan ya da bir maksada mebni bu iki kaynağı birbirine karıştırmakla, iki muhatabın arasındaki farkı ayırt edememektedirler. Nitekim: “Anayasa” ismini alan kitabın “Şura Meclisi" ile ilgili bölümleri bunu gayet açık bir şekilde göstermektedir. Biz, sadece bir bölümünü buraya alıyoruz:

“İslam Dini, anayasanın bu bölümlerine ait birtakım prensipler getirmiş ise de bunların teferruatını zamana, zamanın ihtiyaç ve icabına bırakmıştır ve şuraya havale etmiştir. Tatbikat da bunu göstermektedir. Mesela: Hulefa-i Raşidin devrinde halifelerin, devletin başına getirilişi biat ve ekseriyet usulüyle olmuş, istihlaf usulüyle olmuş, sura usulüyle olmuş...

Devlet başkanının kararları, bazen şuradaki ekaliyete (azlık), bazen ekseriyete (çokluk) iktiran etmiş, bazen de tek başına halifenin karar verdiği olmuştur... Demek oluyor ki, gaye hakkın tecellisi ve ehil kimselerin işbaşına getirilişidir. İslam bu hususları tek bir metoda, tek bir usule bağlıyarak meseleyi dondurmamış, zamanın ihtiyaç ve icabına bırakmış ve şuraya havale etmiştir. Hikmete uygun olanı da bundan başkası değildir.

Bu anayasada devlet başkanının ve şura meclisinin teşkilinde kaydettiğimiz usulün sebebi, yeni kurulacak bir İslam Devleti’nin kuruluş keyfiyetidir. Mümkün usuller içinde daha uygun olduğu görüşüdür. Başka usuller de tatbik edilebilir. Yeter ki İslam ölçülerini zedelemesin!..” (Anayasa, 69-70)

Ayrıca Ümmet Gazetesi’nin 6 sayılı nüshasında oldukça geniş mâlumat verilmiştir. Okunmasında fayda vardır. Fayda vardır, çünkü bazı kişiler bu meseleyi öteye-beriye çekip duruyorlar.

Ve netice:

Demek oluyor ki, “şura" mevzuunda yapılan icraat ve yapılan tatbikat usulüne uygundur; tereddüt ve itirazlara mahal yoktur.

ÜMMET: Siz bir konuşmanızda, “Herkes; bu hareketin bekçisi, muhafızı ve gözcüsü olmalıdır...” demişsiniz. Bu söz, teşkilat mensuplarını birbirine karşı birer casus yapmak değil midir? Bunu söyleyenler var. Ne dersiniz?

C. Hoca: Bu düpedüz kötü maksatlı olanların, kusur ve ayıp arayanların işidir. Evet; biz söyledik ve yazdık. Hem de çok açık ve net bir şekilde!

...Nitekim ÜMMET gazetesinin 13. sayılı nüshasında son sayfada “Teşkilat Mensuplarına” başlığı altındaki yazının 5. maddesini aynen alıyorum:

Madde 5: Yine zaman zaman söylediğimiz gibi, gencinden ihtiyarına, hocasından cemaatına kadar herkes bu hususta (yani teşkilatın muhafızlığını yapmada) görevlidir. Bu, ihbarcılık yapmak değil, davaya bağlılığın ve sadık kalmanın bir ifadesidir. Herkes bundan mes’uldür. Ve kimse lüzumsuz münakaşalarla vakit geçirmiyecektir. Devir; laf devri, dedikodu devri değil, hizmet devridir. Aksi halde hareket edenlerden hesap sorulacaktır. Gayret bizden, tevfik Rabb’imizdendir. Selamlar!”

Böyle bir talepte bulunmak, aynı zamanda meşrudur, tavsiye edilmektedir. Fethülbari’de şu satırlara rastlanmaktadır:

“Hakim (yani devlet reisi, teşkilat emiri) için, insanlar arasında olup bitenleri, dönüp dolaşanları gizlice keşf ve tesbit edecek münasip elemanlar tayin etmesi layıktır, münasiptir.” (C: 13, S: 202-203)

İşte biz, bu noktadan hareketle davaya inanan herkesi bu hususta görevlendirmişizdir. Ve bu, faydalı olmuştur. Bu vesile ile birçok zararlı davranışlar tesbit edilmiş, gereken tedbirler alınmıştır.

Ve netice itibariyle böylelerine şunu söyleyebilirsiniz: “Yarası olan kocunur!..”

ÜMMET: Siz, “ÜMMET Gazetesi”nin 13. sayısının son sayfasında teşkilat mensuplarına hitaben yazdığınız bir yazı, bazı çevrelerce yadırganıyor ve bu, “ilme, ilmin yayınlanmasına bir ambargo koymak değil midir?..” deniyor. Buna ne dersiniz?

C. Hoca: O yazıda yadırganacak veya “ambargo” denecek hiçbir taraf yoktur. O yazı, belki üçbeş kişi tarafından yardırganmasına mukabil, binlerce kişi tarafından da yerinde ve isabetli görülmüştür. Çünkü, bu yazı, bir taraftan bir farzın yerine getirilmesini hedef alırken, bir taraftan da bir haramın engellenmesidir. O yazıyı aynen tekrar ediyoruz. Bir daha dikkatle okunsun!..

İşte bu yazı, eski ve yeni bütün kuruluşları hedef almakta, istisnasız hepsini birliğe, ittihada davet etmektedir. Bir ülkede bir İslam devletinin kurulması yolunda ayrı-gayrı çalışmalar olmaz ve olamaz, caiz değildir, haramdır... Hepsi de İslam’ın ruhuna da metnine de tıpatıp uygun olsa dahi! Yani öyle düşünün ki, her biri aynı elemanın birer parcası!.. Devlete talip bütün kuruluşlar, birbirinden farksız olsalar dahi, yine de ayrı ve gayrı çalışmaları günahtır, haramdır. çünkü, yukarıda da dediğimiz gibi, birlik farzdır, bir cemaat halinde çalışmak Allah’ın kesin emridir...

Şimdi bu noktada şöyle bir sual sorulabilir: Hele biri hatasız, diğerleri hatalı oldukları takdirde hatasızın etrafında toplanılacaktır. Bu, böyle ve kesin! Buna bir diyecek yok!.. Çünkü, doğru varken eğrinin yanında yer almak, onu desteklemek, ona yardımcı olmak hatalının hatalı yolda devam etmesine yardımcı olmaktır ki, bu, en azından zulümdür, zalime yardım etmek olur ve şu ayetin şümulüne girer:

وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ

“Zalimlere en ulak meyille meyletmeyin, sonra size ateş dokunur...” (Hud, 113)

Ya kuruluşların özü ve yapısı itibariyle hepsi aynı olduğu takdirde nasıl olacak? Hangileri hangisine katılacak? Bu suale cevabımız şu olacaktır:

“Hangisi, uzun bir zaman tecrübeden geçmiş, imtihanını başarı ile vermiş ise, dost-düşman bütün bir dünya duymuş ise, işte o hareket ve o kuruluş ağırlık kazanmıştır ve onun etrafında toplanma bir vecibe olmuştur.

Şunu da gayet açık ve tam bir cesaretle söyleyebiliriz ki, bugün, parti de dahil, tüm batıl sistemleri reddedip tebliğ yolunda, peygamberi bir çizgide, inkilab ruhuyla hareket edenler arasında bu hakka sahip tek bir cemaat vardır. O da “İslam Cemaatleri Birliği”dir. Zira;

Bu hareket altı senelik bir geçmişe sahiptir, tavizsizdir. “Kaynak Kur’an, örnek Peygamber” demiş ve bu noktadan hareketle her meselede tavrını açık, net ve kesin bir şekilde ortaya koymuştur. Cesaret ve metanetini göstermiş, prensiplerine sadık kalmıştır...

“Bizi tenkit edin, bizi eleştirin, bizim hata ve yanlışlarımızı ortaya koyun!.. Gazete ve dergilerde neşredin!..”dediği halde, hem de meydan okurcasına dediği halde ve bu sözü defalarca tekrar ettiği halde kimse çıkıp “işte ben, sizi tenkit ediyorum; sizin şu ve şu hatalarınız vardır, yazıyor ve neşrediyorum!..” diyen bir babayiğit çıkmamıştır. Bu, Allah’ın lütfudur ve yüzde yüz isabetli olduğunun bir neticesidir.

Meseleyi bir de şu yönden ele alalım:

Birliğin ve beraberliğin sağlanmasına çalışmak, hoca ve idarecilere farz olduğu gibi, tüm cemaate ve tüm cemaat fertlerine de farzdır. Cemaat fertleri de vahdetin sağlanmasına çalışacaklardır, doğru yolda hangisi ise onun etrafında toplanacaklardır ve aynı zamanda tavanı da birliğe zorlıyacaklardır. Ve şöyle diyeceklerdir: “Biz, cemaatin fertleriyiz, İslam Cemaatleri Birliği’ne mensubuz.” Kuruluş ve hareketimizin yüzde yüz doğru ve sırat-ı müstekim’de olduğuna inanıyoruz. Sizleri de bizimle birlikte çalışmaya davet ediyoruz. Bu davet ilahi bir davettir. Gelmenize bir mani yoktur. Olsa olsa görebildiğiniz hata ve yanlışlardır. Yazamadığınıza göre ve hatamız yoktur. Öyle ise gelmenize hiçbir engel kalmıyor. Buna rağmen gelmiyorsanız, bizim de söyleyeceklerimiz şu iki şeyden biridir: Ya nefis yapıyorsunuz ya da samimi değilsiniz. Artık bizim için sizin bantlarınızı dinlemek, neşriyatınızı takib etmek caiz olmaz, üstelik zulüm olur. Basiretler, ferasetler lutfetmesini Rabb’imizden dua ve niyaz ediyoruz.

ÜMMET: Günün gündeminde bir mesele var: İran’a biat meselesi. Kimileri hatta bazı hocalar, “illa da İmam Humeyni’ye biat vaciptir, biat etmiyenler cahiliyyet ölümüyle ölürler...” gibi sözler söylüyorlar... Ne dersiniz?

C. Hoca: Biz bu hususta söylenmesi gerekeni söylemiş ve neşriyat yoluyla da bütün dünyaya ilan etmişizdir. “Biat edilmesi gerekir” diyenler var ya, onlar, ya cehaletlerine kurban gidiyorlar ya da samimiyetsizliklerine!.. Avamı bırakalım da Avrupa’da ve Türkiye’de “biat vaciptir” diyen hocalardan hangisi, gazete sütunlarında bunu yazdı veya hangisi kürsüde, minberde “Ey cemaat! Ben lmam Humeyni’ye biat ettim, siz de edin,” dedi?.. Hep laf-i güzaftan ibaret! Müslümanların kafasını bulandırma, kendi nefsani arzularını tatmin etmeden başka bir şey değil!.. Kaldı ki, İran’ın en yetkilileri bile “Biz kimseden biat istememişiz ve istemiyoruz!..” diyorlar!.. Acaba bu adamlara ne oluyor?

ÜMMET: Muhterem Hocam! Bizlerle görüşmeyi kabul ettiğiniz icin teşekkür ederiz. Hocam, dergimizde yazılarınız yayınlanıyor. Bu bizi çok memnun etmektedir. Sizin de kulağınıza gelmiştir. Günümüzde bircok meseleler var. Bazı tenkitler ve eleştiriler oluyor. Biz de bu konularda sizin görüşlerinize başvurup, okuyucularımızı aydınlatmayı uygun gördük.

Siz eleştirilere ve tenkitlere açığız diyorsunuz. Bu söyledikleriniz de tenkitlere açık mı?

C. Hoca: Evet, tenkitlere ve eleştirilere açıktır. Biz her zaman söylüyoruz; tenkitlere ve eleştirilere açığız.

ÜMMET: Çok teşekkür ederiz. Allah razı olsun, Hocam!

 

DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 135
Toplam 528283
En Çok 1316
Ortalama 348