İSRAF HARAMDIR - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

07-04-2022

İSRAF HARAMDIR

İktisadi hayatın dengesini bozan, fert ve toplumun huzurunu kaçıran sebeplerden biri de israftır. İsraf demek arkasını düşünmeden, malî durumunu hesap etmeden fuzuli harcamalara, fantazi masraflara, lüks hayata girişmek demektir. Başka bir ifade ile; Yığılan servetin lüks olarak şahsî yollara sarf edilmesidir.

insan, elbette zarurî harcamalar yapacaktır. Ölmeyecek kadar yemek, setr-i avret yapacak kadar giyinmek farzdır. Zarurî masrafların üstünde bir de ihtiyaca ait masraflar vardır; Normal yeme, normal giyinme gibi. Bu da güzeldir!

Bir de bunun ötesinde bir masraf vardır ki, o da leziz yeme, nefis giyinmeye ait harcamalardır. Bu da, ancak hali-vakti yerinde olanlara caizdir.

Ancak bütün bu masraf dereceleri kişinin kazancıyla ölçülmeli, gelir ve gideri arasında tam bir denge kurulmalı ve bir ahenk sağlanmalıdır.

Bir de hepsinin ötesinde fuzulî harcamalar vardır ki, işte asıl israf budur ve haramdır! Asıl israf haddinden fazla yemek, haddinden fazla giyinmektir. Heva-hevasat uğrunda, eğlence ve sefahat yolunda yapılan harcamalar da israftır. Cenab-ı Hakk şöyle buyurur:

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟

"Ey Ademoğulları! Her mescid huzurunda ziynetlenin; Yiyin, için! Fakat israf etmeyin! Çünkü Allah israf edenleri sevmez!" (Araf, 31)

Kardeşlerim! Mübarek dinimiz, dünyanın güzelliklerinden elini-eteğini çekerek ve herşeyden kendini mahrum ederek köşeye çekilmiş bir hayat yaşanılsın istemez, hatta hoş görmez. Tersine büyük- küçük, zengin-fakir, işçi-İşveren bütün insanların dünya hayatının güzelliklerinden faydalanmalarını ister ve, "Allah verdiği nimeti kulunun üzerinde görmeyi sever!" der. Buna dair Araf Suresi'nin 32. ayetinin mealini yukarıda görmüştük.

Bu arada şunu da kaydedeyim. Dinimiz güzel giyinmeyi, temiz ve düzgün giyinmeyi, elbisenin, kılık- kıyafetin düzgün ve güzel olmasını ister ve tavsiye eder. Peygamberimiz bir hadis'inde, "Elbisenizi güzel yaptırınız, atlarınızı da güzel yetiştiriniz. (Halk arasına çıktığınızda) bir ben gibi insanların gözü sizde kalsın!" buyurur. 

Peygamberimiz bir gün saçlarının her birisi bir tarafa dökülmüş, bozuk düzen birisini görür. Bu adamın bu halini beğenmez ve onu işaret ederek şöyle der:

"Acaba şu adam, saçlarını düzeltecek (tarayacak, yağlayacak) bir şey bulamadı mı?" 

Yine bir gün Peygamberimiz büyüklenmenin fenalığından, başkasına karşı böbürlenmenin yeri olmadığından bahsederken, "Kalbinde zerre kadar kibir olanlar cennete giremezler!" diye buıyurur. Bunun üzerine bir adam, "Aman, insan, elbisesinin güzel olmasını, ayakkabısının güzel olmasını sever. Bu da mı kibirlenmektir ey Allah’ın Resulü?" der. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)"(Hayır!) Allah güzeldir, güzeli sever. Kibirlenmek demek, böbürlenerek hakkı inkâr etmek, insanları aşağı görmek (demek)tir!" diye cevap verir. 

Bir başka gün Peygamberimiz mescidde bulunduğu bir sırada içeriye birisi girer. Bu adamın saçı-sakalı birbirine karışmış, Arap saçına dönmüştü. Efendimiz eliyle bu şahsın başına, sakalına işaret ederek, "Dışarıya çık!" der. O da dışarıya çıkar, saç ve sakalını düzelttikten sonra tekrar içeriye girer. Bunun üzerine Peygamberimiz:

"Şeytan gibi başı bozuk gelmektense böyle gelmek daha iyi değil mi?!." 

Münasebet düşmüşken şu noktayı da kaydetmek yerinde olur:

Bir aile mesabesinde olan toplum arasında zaruri ihtiyaçlar içinde kıvranan fakir-fukara, düşkün ve yoksullar varken varlıklı kişilerin ihtişamli ve debdebeli hayat yaşamaları doğru olmaz, insanlığa yakışmaz. Peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyurur:

"Şeytanın develeri ve evleri vardır. Şeytanın devesi: Onu gördüm. Biriniz besili devesiyle çıkar, başka deveye binmez. Yolda kesilmiş kardeşini görse dahi onu devesine bindirmez. Şeytanın evleri ise, onları henüz görmedim!" Ravi der ki: "İnsanların atlas perdelerle örttükleri kafein pencereli evlerden başkasını görmüyorum!" 

Resul-i Ekrem Efendimiz bu hadisinde, cemiyet içerisinde mühim işlerine gitmek için binecek bir şey bulamayanlar varken lüzumsuz olarak üzerine binilen deveyi şeytanın devesidir diye târif ediyor, ona benzetiyor.

Bugün bunun örneklerini görmek mümkün!

Şöyle ki: Toplum içerisinde mühim ve hayatî işlerine gitmek için dolmuş parası bulamaz insanlar varken, onları ezercesine lüzumsuz hatta suflî bir takım işler için gece-gündüz lüks arabalarda kurulup dolaşanlar vardır. İşte bu arabalar, şeytanın devesine benzetilmiş oluyor.

Hadis'te, atlas kafes perdelerle örtülü eve gelince: Bu da gözleri kamaştıran dekor ve israf içinde, sosyetik hayatın yaşandığı sefahat ve eğlence yerlerinden ibaret olsa gerek. Buna göre bu evler de şeytanın evine benzetilmektedir.

Kur'an-ı Kerim, saçıp savuranların şeytana kardeş olduklarını haber verir ve şöyle der:

اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُورًا

"Şüphesiz ki, saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabb'ine çok nankörlük eder." (İsra, 27)

Aziz kardeşlerim! Şeytana kardeş olanlar, oyun masalarında avuç avuç paraları havaya atmaktan korkmazlar, beri tarafta devletin ve milletin eksiğini düşünmezler, aç ve çıplakları düşünmezler, yoksulluktan kıvranan hemşehrisinin kursağına bir lokma ekmek yetiştirmekten çekinirler. Üstelik onlara karşı münasebetsiz sözler sarf eder, böbürlenir, çalım satarlar. Düşünmezler ki, ferdin şefaleti toplumun düşüşüdür. Düşünmezler ki, akrabasındaki, komşusundaki, hemşehrilerindeki açlık, perişanlık ve felaketlerin hepsi insanın kendi varlığındaki yaralardır. Düşünmezler ki, fukaraların gözleri önünde açık lokantaların süslü masalarında, ya da debdebeli evlerin tantanalı salonlarındaki yemek sofralarında bir vakit için yaptıkları masraf ve israflar bir kaç fakir ailenin bir haftalık yiyeceği olur...

İşte Efendimiz'in, "çok toplayanlar alçaktırlar!" mealindeki hadis-i şerifi bunlar hakkındadır. Çünkü o kabil davranışlar insanlığa, İslâmlığa asla yakışmaz! Zengin fakir arasını açar, aralarında uçurum meydana getirir, düşmanlık meydana getirir ve nihayet komünistlerin istismarına imkân verir, komünizme yol açar!

Bunun için zengin kardeşlerimiz bu çeşit israf ve masraflardan sakınıp, aç ve çıplakları düşünmeli ve onların ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçları gibi kabul ederek zekât ve sadakalarıyla onları, içinde bulundukları sıkıntı ve sefaletten kurtarmaya çalışmalıdırlar. İşte o zaman zengin fakir arasında sevgi ve saygı hasıl olur, denge kurulur, düşman sızamaz ve komünizm giremez!..

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 219
Toplam 435188
En Çok 1157
Ortalama 330