İSLÂM`DA ÇOCUK TERBİYESİ - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

06-04-2022

İSLÂM'DA ÇOCUK TERBİYESİ

Hanım kardeşlerimin, çocuklar üzerinde çok mühim tesirleri ve hizmetleri olacağından çocuk terbiyesi meselelerini çok iyi bilmeleri lazımdır. Bu münasebetle çocuk terbiyesinden bir parça bahsedeceğim:

 

Doğum Öncesi

Çocuk terbiyesi, çocuk daha rahme intikal etmeden önce başlar. Damat bey, gerdek (zifaf) gecesi yatak odasına girdiğinde gerek kendisi gerekse gelin hanım, ikişer rekat namaz kılarlar ve sonra damat geline dönerek şöyle dua eder:

"Allahım! Ben eşim hakkında, eşimi de benim hakkımda mübarek kıl, beni bundan, bunu benden rızıklandır. Bizleri daima hayır işlerinde birleştir!"

Güveği, gelin hanımla münasebette bulunmak istediğinde şu duayı okur:

"Allahım! Bunu senin emanetin olarak aldım ve senin mübarek isminle kendime helal kıldım! Allah’ım sen bundan bana vereceğin çocuğu hayırlı, takvalı, imanlı ve dört başı mâmur kıl (ruhen ve bedenen sağlam olsun)! Onu bozguncu ve şeytanın ortağı olmaktan koru!"

Arkasından da şu duayı yapar:

"Allahım! Bizi şeytandan, şeytanı da bize nasip edeceğin çocuktan uzaklaştır!"

Çocuk, ana karnına intikal etti mi artık, ana, emaneti yüklenmiştir. Ana, karnındaki çocuğun normal gelişmesine, sağ selim dünyaya gelmesine dikkat ve gayret edecektir. Anneler gerek gıda almalarında gerekse hareketlerinde mütehassıs doktorların tavsiyelerine ve tecrübe sonuçlarına tamamen uyacaklardır. Gebelik kendini gösterir, ana ağırlaşırsa, o zamandan itibaren ana ve baba şükrederek şöyle dua ederler:

"Ya Rabb! Sen bize temiz ve salih bir evlat verirsen elbette biz sana şükredenlerden oluruz!.."

 

Doğum Sonrası

Doğum günü gelip çocuk dünyaya geldiğinde yıkanır, temizlenir ve bir beyaz beze sarılır. Mümkün ise çocuk, ilim ve irfaniyle, amel ve takvasiyle tanınan bir zata götürülür. Bu zat, Peygamberimiz’in yaptığı gibi, çocuğa şekerli su içirir ve ona hayır duada bulunur. Bu zat veya çocuğun babası, çocuğun sağ kulağına ezan okur. Ve bu suretle her şeyden önce Allah’ın birliğini, Hz. Muhammed’in peygamberliğini, kurtuluş ve yükseliş yolunu namazdan geçeceğini taşıyan ses ve sadâyı çocuğun kulağına duyurur ve telkin eder. Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)  torunu Hasan’ın doğduğu gün kulağına ezan okumuştur. (İbn-i Hanbel, c. 6, sf. 9)

 

Akika Kurbanı

Doğumun yedinci gününde ne yapılır? Günler ilerleyip yedi günlük oldu mu, kurban kesilir, çocuğun başı tıraş edilir ve saçları ağırlığınca altun veya gümüş sadaka verilir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Bir kimsenin çocuğu doğar da onun namına kurban kesmek isterse, oğlan için iki koyun, kız için de bir koyun kurban kesin!" (Ebu Davud, Akika)

Bu da İslâm’ın güzel gördüğü ne güzel şeydir. Mevla’sı kendisine bir çocuk ikram etmiş, o da bunun şükrünü yerine getirmek üzere, Mevla’sının fakir kullarına et ziyafeti vererek ikramda bulunmuştur.

Yedinci gün, çocuğun adı konur. Ad ilk günde de konabilir. Dinimiz güzel ad takmayı tavsiye eder. Çünkü çocuk, yalnız dünyada değil, ahirette de kendisine verilen adla çağrılacaktır. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

"Kıyamet gününde çağrılacağınız ad, kendi adınızla babanızın adıdır. O halde güzel ad koyun!" (Ebu Davud, Tağyir’ül-Esma)

Bir diğer hadis’te de şöyle buyurur:

"Allah nezdinde en sevimli ad, ‘Abdullah’ ile ‘Abdurrahman’dır!" (Ebu Davud, Tağyir’ül-Esma)

 

Sünnet Ettirilmesi

Çocuk yedi günlük iken sünnet ettirilirse daha sıhhatlı ve daha güzel olur.

 

Beslenmesi ve Öğretimi

Ana, çocuğunu, gelişi güzel değil de belli vakitte emdirmeli, belli vakitte yatırmalı, belli vakitte kaldırmalıdır. Yani bunlar usulüne uygun ve bir program dahilinde olmalıdır. İki yaşından sonra hemen sütten kesilmelidir. Daha önceden de sütten kesilebilir. Sütten kesildikten sonra, çocuğunu usulüne uygun şekilde beslemeli, vücudunun normal gelişmesi için gereken besi maddelerini vermelidir ve bu hususta doktorların tavsiyelerini dinlemelidir. Çocuğun üstüne, başına dikkat etmeli, hele temizliğine son derece riayet etmelidir.

Çocuk, kelimeleri çıkarmaya başladığında anası, ona ilkönce "Allah" kelimesini öğretmeli, dilini bu mübarek kelime ile açmalı ve ona "La ilahe illallah" cümlesini tekrar ettirmelidir. Sağını, solunu fark eder hale geldi mi, ona daima hayırlı işleri teşvik etmelidir. Aklının kavrayacağı şekilde Allah’ın varlığından, birliğinden, büyüklüğünden bahsetmeli, hocaya göndermeli, okuma ve yazmayı ona öğretmeli, farzları, sünnet’leri belletmeli; oturmasında, kalkmasında, yemesinde, içmesinde ölçülü ve edepli olmasını tavsiye etmelidir.

Yedi yaşına ayak bastığında ona abdest almayı öğretmeli, namaza alıştırmalı ve zaman zaman yanına alıp beraberce namaz kılmalıdır. On yaşına gelip namaz kılmazsa onu münasip şekilde dövmelidir. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Çocuklarınız yedi yaşına geldiklerinde onlara namazı emrediniz. On yaşlarına gelip şayet namaz kılmazlarsa onları dövünüz." (Ebu Davud, Salat)

On yaşına ayak basan çocukların yataklarını ayırır; artık onların bir yatakta yatmalarına müsaade etmez.

İlim tahsiline önem vermeli; Kur’an okumasını öğretmeli, din ve dünya işlerine ait bilgilerle onları süslemeli, bir meslek veya bir sanat sahibi olmalarına gayret göstermelidir. 

Kız çocuklarına bilhassa ev işlerini; yemek pişirmeyi, elbise dikmeyi, ev süpürmeyi, çamaşır yıkamayı mutlaka öğretmelidir. O melek gibi çocuklarına, mübah oyun oynamalarına müsaade etmeli; onlara yüzücülük, atıcılık, binicilik öğretmelidir. Bütün bunlar hakkında Peygamberimiz’in öğütleri vardır.

Kız çocukları, bülûğ çağına geldi mi, başlarını örtmelerini, namahremden sakınmalarını temin eder. Namuslarına toz konmamasına, şereflerinin haledâr olmamasına son derece dikkat eder. Açık, saçık olmanın maddî-manevî zararlarını anlatır. Medenî olmanın giyinmekte, vahşiliğin ise soyunmakta olduğunu söyler. Ve, bir kadının, yabancı erkeklere karşı, açıldığı nisbette değerinden kaybedeceğini anlatır. Anne, bütün bunları kızına öğütlerken tabii kendisi de örnek olmalıdır.

Elhasıl, anne ve annenin yanında baba, oğullarını da kızlarını da maddesiyle mânâsiyle yetiştirirler. Hem İslâm’ın emrettiği şekilde yetiştirirler. Bilgili ve görgülü, imanlı ve amelli, aklaklı ve faziletli bir şekilde onları hayata hazırlarlar, millet, memleket sevgisiyle, insanlığa hizmet aşkıyle dolu olarak cemiyete katarlar ve nihayet oğullarını baba olmaya, kızlarını anne olmaya layık bir tarzda yetiştirirler. Mübarek dinimizin bizden istediği budur. Her müslüman anne ve baba böyle olmaya mecburdur.

İşte o zaman oğlumuza layık gelin, kızımıza layık damat bulma sıkıntısı çekmeyiz.

Demek oluyor ki, bütün mesele, ana ve babanın evlatlarına karşı olan vazifelerini hakkıyle yapmalarındadır. 

Eğer bugün çocuklarımız yaramaz ise, oturmalarını, kalkmalarını bilmiyorlar ise, kâr ve zararlarını, dost ve düşmanlarını ayırt edemiyorlarsa kusur bizimdir; vebali bize de aittir.

Anne ve baba, evlatlarına mal-mülk bırakmaktan çok, onlara ruh vermeli, İslâm’ın ruh ve terbiyesini öğretmeli ve bu şuur içinde yetiştirmelidirler.

Peygamberimiz’in bu hususta da çok tavsiyeleri vardır:

"Çocuklarınıza ikram ediniz, onların edep ve terbiyelerini güzel yapınız!" (İbn-i Mace, el-Edeb)

"En üstün miras, babanın evladına verdiği güzel terbiye ve edeptir." (Tirmizi, el-Birr)

 

Mehir

Şimdi sıra oğlumuzu evermeye, kızımızı göçürmeye gelmiştir. Onları evermek de anne ve babanın vazifeleri arasındadır. Mühim bir mani yoksa bu işi geciktirmemelidirler. 

Gecikmesinde zarar vardır, sakınca vardır. Telafisi, tedavisi mümkün olmayan yaralar açabilir.

Kızımızı verirken, mehir olarak, ağır basmayalım, fazla istemeyelim. Hısım olacağımız ailenin, altından çıkamıyacakları tekliflerde bulunmayalım; vay şunu vereceksin, vay şunu alacaksın diye meseleyi sarpa sardırmayalım. Yeter ki, aileyi uygun, damadı münasip görelim. Ötesi önemsizdir; az olur, çok olur ehemmiyeti yok. Bugün olmaz yarın olur.

Esasen, kızın babasının, oğlan evinden para almaya hakkı yoktur. Baba kızını verdi diye damattan para isteyemez ve para alıp yiyemez. Oğlan tarafının verdiği gerek para gerekse eşya hep gelinindir, gelinin mehridir.

Evet, mehir vardır. Damat geline mehir verecektir. Bu, İslâm’ın emridir. Fakat az da olur, çok da olur. Yeter ki, on dirhem gümüşten veya bunun değerinden aşağı olmasın. Bunun üstünde herhangi bir rakam olabilir, anlaşmaya bağlıdır. Tabii bu arada zarurî masraflar yapılacaktır. Gelin hanımın bir-iki kat elbisesi, yatak ve sairesi alınacaktır. Ancak Ata’larımızın, "Yassılık türe, olana göre" dedikleri gibi hareket etmeli, kolaylık göstermelidir.

Gelinin hayırlı olması, ayağının uğurlu gelmesi, düğün masraflarının çok olmasına, çeyizin fazla olmasına bağlı değildir, belki az olmasına, kolay olmasına bağlıdır. Bakınız Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ne buyurur:

"Mehirin hayırlısı kolay olanıdır!" (Cami’üs-Sağır)

"Nikâhın hayırlısı kolay olanıdır!" (Cami’üs-Sağır)

Bu iki hadis’ten anlıyoruz ki, gelinin en hayırlısı kocasının evine ucuza mal olanıdır. O halde mehrin, çeyiz eşyasının çokluğuna, çok olmasına değil; gelin ve damadın şahsiyetine, edepli ve terbiyeli olmalarına dikkat etmelidir ve bu arada anne, damadının evine göndereceği kızına, Emame Hatun’un kızına yaptığı on öğüdü yapmalıdır.

 

Nikâh Merasimi

Nikâh merasimi nasıl başlar ve nasıl biter?

Mübarek dinimiz, her konuda olduğu gibi, nikâh konusunda da boşluk bırakmamış başından sonuna kadar gerekli her meseleyi göstermiş ve öğretmiştir.

İlk önce taraflar (kendileri ve aileleri), kendilerine münasip olanı ararlar. Sonra münasip gördüklerini göz altı ederler. Kız-oğlan birbirlerinin boy ve bosuna, yüz ve gözüne bakar, tavır ve hareketlerine dikkat ederler. İnceden inceye de düşünürler. İstişaresini de yaparlar. Ondan sonra karar verirler.

Böyle yapmaları, hem yerindedir hem de günah değildir. Yerindedir; çünkü belki bir ömür boyu bir arada yaşayacaklardır. Taraflar birbirlerini her haliyle görüp beğenirlerse, sonra birbirlerine veya başkalarına bahane bulmazlar. Kendileri beğenmiş, kendileri karar vermiştir. Karar vermeden önce birbirlerine bakmaları günah değildir. Çünkü, ashabtan Muğire b. Şûbe’nin bir kadınla evlenmek istediğinden söz ederken Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle demişti:

"Sen o kadına (kendin) baktın mı? (Git) de bir bak! Zira onu görmen aranızda sevginin devamına sebep olur." (Müslim, Nikâh)

 

Nikâh Akdi

Nikâh demek, karı-koca olacaklardan her birinin veya bunların vekillerinin birbirleriyle evlenmelerine, en azından iki erkek veya bir erkek, iki kadın şahid huzurunda, "Evet, aldım kabul ettim!" demeleri demektir. Bir taraftan evlenme teklifi yapılır, diğer taraftan da bu teklif kabul edilir. Nikâh merasiminin Besmele ve hamdele ile başlaması, ayet okunması, salât ve selam getirilmesi ve dua ile bitirilmesi şart değilse de çok güzeldir.

Geline, kocası tarafından verilecek mehrin cins ve miktarı da nikâh merasiminde dile getirilir.

İki bayram arasında nikâh yapmakta veya düğün yapmakta bir sakınca yoktur, caizdir. Hz. Aişe validemiz şöyle der:

"Benim nikâh ve düğünüm Şevval ayında (iki bayram arasında) olmuştur. Hangi kadın benden daha hayırlı olmuştur?" (Beyhakî, Nikâh)

Nikâh merasimi bittikten sonra bunu etrafa duyurmak ve ilan etmek maksadiyle (oyun ve eğlenme maksadıyla değil) defe vurmak caiz görülmüştür. Fakat düğün merasiminde içki içmek ve içirmek gibi herhangi bir günah ve haram işlenmemelidir. Tersine, şükür ve şükran olmak üzere yemek verilmeli, fakir-fukaraya sadaka verilmeli, onları sevindirmelidir. Böyle yapılması sünnet’tir. Peygamberimiz şöyle buyurur:

"Düğün yemeği ver, bir koyunla da olsa!" (Buhari, Nikâh)

Bilhassa gelin güzel elbiselerle süslenir, saçları taranır ve yağlanır, elleri kınalanır, gözleri sürmelenir.

Bu arada düğün sahipleri ile komşular da temiz ve güzel elbiselerini giyer, güzel kokular sürünürler. Toplantılar tertip edip, şenlikler yaparlar. Şiirler okunur, konuşmalar yapılır, ilâhiler söylenir. Ve nihayet, komşular da o gün, bir bayram havası yaşayarak gelin ve damadın sevincine iştirak ederler.

 

Nikâhın Faydaları

Zaman zaman işaret ettiğimiz gibi, nikâhda, nikâhla evlenmede birçok hikmet ve fayda vardır. Bunların birkaçına işaret edelim:

a) İnsan neslinin devam ve bakâsı; evet insan neslinin devam etmesi, kıyamete kadar sürüp gitmesi evlenmeğe bağlıdır.

b) Evlenmek Peygamber’in sevgisini kazanmaya vesile olur. Çünkü Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş:

"Evleniniz, nesliniz çoğalsın. Çünkü ben (kıyamet gününde) sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." (Beyhaki, er-Rağbetü fi'n-Nikâh)

c) Kendinden sonra da yeri boş kalmaz. Çocuğu yaşayıp kendinden sonraya kalırsa, çocuğu kendi namına hayır yapar, hayır duada bulunur. Şayet yaşamaz da kendinden önce ölürse, o zaman da kendisi için kıyamet gününde şefaatçı olur. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:

"Bir müslümanın, henüz yetişkin olmayan üç çocuğu ölürse, Allah, bu çocuklara olan merhameti sebebiyle o müslümanı cennete kor." (Buharî, Müslim, el-Birr)

"Müslüman anne ile müslüman babanın, henüz erginlik çağına gelememiş üç çocuğu vefat ederse, Allah, çocuklara olan rahmeti sayesinde anne ile babayı cennete kor. Bu çocuklara "Cennete girin!" denir. Onlar: "Babalarımız girmedikçe biz girmeyiz!" derler. Bunun üzerine onlara: "Haydi siz de girin, babalarınız da girsin!" diye cevap verilir." (Nesei, Cenâiz)

Müslümanlardan biri, beraberlerinde bir erkek çocuğu olduğu halde Peygamberimiz’in yanına gelir. Peygamberimiz, ona:

-"Bunu seviyor musun?" der. O:

-Evet, Ey Allah’ın Resulü! Bunu seviyorum... diye cevap verir.

Peygamberimiz bu adamı bir müddet göremez olur. Tanıyanlara onu sorar. Derler ki: "Onun çocuğu vefat etti!"

Peygamberimiz bu adamı görerek ona:

-"İstemez misin ki, sen cennetin herhangi bir kapısına geldiğin zaman çocuğun orada, seni beklemekte olduğunu göresin?" buyurur.

Orada bulunanalardan biri:

-Ya Resulallah! Bu hal, yalnız bu adam hakkında mı, yoksa hepimiz için de böyle midir? diye sorar. Peygamberimiz:

-"Evet, hepiniz hakkında öyledir", cevabını verir. (Ahmed b. Hanbel, Nesei, Cenaiz)

Bir kadın Peygamberimiz’e gelir ve şöyle der:

-Ya Resulallah! Erkekler senden her şeyi öğreniyorlar. Hiç olmazsa bizim için de bir gün ayırınız. O gün gelelim, Allah’ın sana öğrettiğinden bize de öğretesin.

Peygamberimiz kabul buyurarak:

-"Filan filan gün, filan filan yerde toplanınız!" diye cevap verir.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem), gösterilen yer ve zamanda toplanan kadınlara öğreteceğini öğrettikten sonra şöyle der:

-"İçinizden biriniz üç çocuğunu (ahirete) göndermiş ise onlar, o kadının cehenneme girmesine mani olurlar."

Bir kadın Peygamberimiz’e:

-(Ya ölen çocuk sayısı) iki olursa? diye sorar. Peygamberimiz:

-"İki de olursa (öyle)!" diye cevap verir. (Buhari, Müslim, el-Birr)

d) Taraflar birbirlerinin namuslarını korurlar; zinaya ve zinaya yol açan, söz, fiil ve hareketlerden kolayca sakınmalarına ve korunmalarına evli oluşları sebep olur.

e) Dünya işlerinde de birbirlerinin yardımcısı olurlar.

 

Evlenmeğe Teşvik Eden Hadislerden Birkaçı

Mübarek dinimiz evlenmenin, ev sahibi olmanın, çocuk sahibi olmanın aleyhinde değildir. Tersine evlenmeğe teşvik etmiş, bekârlığı tehlikeli görmüştür.

Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurur:

"Ey gençler! İçinizden evlenmeğe gücü yetenler hemen evlensinler. Çünkü gözü de namusu da en güzel koruyan evliliktir. Gücü yetmiyenler de oruç tutsunlar. Zira oruç (insandaki) şehvet hissini kırar." (Ebu Davud, Nikâh, Tirmizi)

"Bir kimse Allah’ın (huzuruna) tertemiz gitmeyi arzu ediyorsa, hür kadınla evlensin." (İbn-i Mace)

"Dört şey peygamberlerin âdetidir: Kına yakmak, koku sürünmek, dişleri misvaklamak ve evlenmek." (Tirmizi, Nikâh)

"Dünya bir metâdır. Dünyanın metâlarının en hayırlısı da temiz kadındır." (Müslim, Nikâh, Nesei)

"Allah, bir kimseye uygun ve temiz bir eş nasip ederse, onun dininin yarısının korunmasına yardım etmiştir. Diğer yarısının korunmasına da, Allah’tan korkarak, gayret etsin!" (Taberani)

"Üç kişiye yardım etmeyi Allah üzerine almıştır: Allah yolunda cihad eden, hürriyetini geri almak için kurtuluş parasını ödemeye gayret eden, namusunu korumak maksadiyle evlenen." (Tirmizi, Cihad: 20)

"Kadın şu dört şeyden dolayı alınır (nikâhlanır): Malından, soyundan, güzelliğinden ve dinine bağlılığından. Sen dinine bağlı olanını bul ve tercih et ki, ellerin açık olsun." (Müslim, Nikâh)

"Kadınları, sırf güzeldir diye almayınız. Olur ki, onların güzellikleri kendi felaketlerini hazırlar. Malları için de almayınız. Malları onları şımartabilir. Dindarlıkları ve diyanete bağlılıkları için alınız ve bunda tereddüt etmeyiniz." (İbn-i Mace, Nikâh)

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 161
Toplam 435130
En Çok 1157
Ortalama 330