İSLÂM YABANCI İLE UZLAŞMAZ! - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

12-03-2022

İSLÂM YABANCI İLE UZLAŞMAZ![1]

10/02/1986’ye tekabul eden 1/C.Ahir/1406 tarihli, Halil Fikri Eminoğlu müstear isimli, 5 sayfalık, Osnabruck menşeli; keza, Hanover menşeli, 1985 tarihli, imzasız ve adressiz, 9 sayfalık bildiriler dolayısıyla:

Son zamanlarda yer yer “birleşmeden” sık sık bahsedilmektedir. Bahsedenlerin kimisi birleşme noktasından bahsetmemekte, kimisi de birleşmenin karma şeklinde ve koalisyon tarzında olmasını ileri sürmektedir. Yani particilikle peygamber metodunu; baska ifade ile: Tebliğ metodunu takib ve tatbik edenlerle particileri bir camide toplamak istemektedirler.

Bu mümkün mü! Şimdi bunu araştıralım:

Mümkün değildir. Neden? Çünkü:

1- Kur’an birleşmeye davet ediyor. Ediyor amma, birleşme noktasını da açık açık gösteriyor ve diyor ki, birleşeceğiniz ve etrafında toplanacağınız nokta “Hablullah”tır. Yani, Kur’an’da birleşmeyi emrederken, başka başka yollara tabi olup fırka fırka olmayı yasaklıyor ve haram kılıyor. Buna dair iki ayet:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ

“Allah’ın ipine hep birlikte sarılın, fırka fırka olup bölünmeyin!” (Âl-i İmran, 103)

وَاَنَّ هٰذَا صِرَاط۪ي مُسْتَق۪يمًا فَاتَّبِعُوهُۚ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ

“İşte bu, benim dosdoğru yolumdur; buna uyun! Başka baska yollara tabi olmayın ki, O’nun yolundan ayrılmış olmayasınız.” (En’am, 153)

Metod da dâva kadar mühimdir:

Evet, metod da dâva kadar mühimdir. Siz, metod yönünden bir yanlışlığa düşerseniz, Kâbe’ye gidiyoruz diye Moskova’ya gitme tehlikesine düşersiniz. Bunun içindir ki, İslâm ne yapmış? Hedefi gösterirken, hedefe giden yolu da bizzat kendisi göstermiş, bizim aciz kafamıza birakmamıştır. İkisini de vahye dayandırmış; metodun takib ve tatbikini Peygamber (s.a.v.)'e bırakmıştır. Hatta, diyebiliriz ki, İslâm, dâva ve metodun bir terkibidir. Evet; İslâm bir bütündür ve, 13 sayılı “Tebliğ” mecmuasında da kaydettiğimiz gibi, her yönüyle mükemmeldir, hiç boşluk bırakmamıştır ve tamamdır; Kulların ona bir şey yamamasına ihtiyacı yoktur. Kur'an şöyle der:

مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ

“...Biz Kitabda (Kur’an’da) hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır...” (En’am, 38);

وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟

“... Sana bu Kitabı, herşeyi açıklayan ve müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.” (Nahl, 89)

Binaenaleyh, yabancı olan bir şeyi İslâm'a yamamak kimsenin hakkı değildir. Ve buna kimsenin gücü yetmez. Ve böyle bir şeye kalkışmak çok tehlikelidir. Çünkü, dine noksanlık atfetmektir. Nasıl, İslâm'dan bir hükmü çıkarmak, altından çıkılmaz bir vebalse, ona bir şey ilave etmek de aynı şekilde bir vebaldır...

Şimdi siz ne yapacaksınız? Ey Partici! İslâm'ın getirdiği ve Allah Resulü’nün tâkib ve tatbik ettiği tebliğ metodunu bırakacaksınız da demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biri olan partiyi İslâm’a yamayacaksınız ve “Parti, başımızın şemsiyesi, ayağımızın ayakkabısı diyeceksiniz”; sıkıştığınız zamanda partimizin dinle bir ilgisi yoktur diyeceksiniz ve dinle, İslâm’la alakası olmayan bir sistemle uzlaşacaksınız, birleşme çağrısında bulunacaksınız! Öyle mi?!. Buna keçiler de güler.

3- Hakkı batıla karıştırma yok:

Tebliğ metodu haktır. Parti metodu hak mıdır? Degildir. O halde parti ile tebliği, başka ifade ile; Partici ile tebliğciyi birleşmeye dâvet etmek demek bir koalisyon kurmak demektir. İslâm’da koalisyon şeklinde bir devlet var mı? Bu caiz mi? Aldınız mı bunun fetvasını? Alamazsınız. Çünkü, Kur’an şöyle der:

وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Hakkı batıla dolayıp karıştırmayın ve bildiğiniz halde hakkı ketmedip saklamayın!” (Bakara, 42)

4- Sarı Çizmeli Memed Ağa:

Hani ya! Bizim Barbaros hareketinden 5-6 ay önce kaleme aldığımız ve “Devlete gidiş yolu Parti midir, tebliğ midir?” isimli 17 sayfalık yazımıza nazire olmak üzere, yazdıkları 9 sayfalık bir yazı elimize geçti. Elden ele, evden eve dolaştırdıkları ve fakat bir mecmuada neşretmeye cesaret edemedikleri böyle bir yazıdan ne çıkar?!. Üstelik altında ne imza var ne de isim. Kim yazmış?! Sarı çizmeli Memed Ağa desek bilmem nasıl olur?!.

Pekiyi amma, acaba kendi de yazdığına inanmadığından mı ki, ismini ve adresini yazmamış, yazamamış?!. Yoksa rejimden korktuğu için mi “Takıyye” yapmış?!.

Yine pek iyi amma, parti için, putun önünde kıyam etmeyi, divan durmayı bile caiz görmemişler mi?!. Buna da mı evet diyecekler?!. Fakat buna da “Evet” dediler ve malesef Hübel putunun karşısında durdular. Hem de lider kademesinde oldu bu! Simdi sarı çizmeli Memedağalar, bunun fetvasını aramakla meşgul! Tabii fetva arayacaklar. Cünkü, parti kapanır. Bundan korkuyorlar. Bir daha parti kuramayız endişesi var ya!..

Rahşan Hanım kurdu ya:

Beyler! Korkmayın, hic endişeye kapılmayın! Ecevit parti kuramadı ise, Rahşan Hanım kurdu ya!.. Siz de öyle bir noktaya geldiniz ki, artık parti marti kuramıyorsunuz! O zaman da hanımlarınız kurarlar ya! Partide erkek-kadın ayırımı yok ya! Zaten partinizin dinle ilgisi yok ya! Milli Gazete'de öyle yazdınız ya! Buna göre parti başkanının bir kadın olmasında ne mahzur var?!.

Şimdi tavsiyelerimiz:

1- Ey Particiler! Size tebliğ ediyor ve diyoruz ki, “Parti ile calışmanız bir günah ise, İslâm’la uzaktan yakından hiç alakası olmayan parti sistemini isbat etmek icin ve partiyi İslâm’a yamamak icin ayet ve hadisleri istismar etmek bin günahtır.”

2- Tebliğ Cemaatına:

Ey Tebliğci Kardeşlerimiz! Ne yapacaklarını şaşırmış olanların sakın oyununa gelmeyin, vebaline katılmayın ve kendilerine iltifat etmeyin!.. Bunlar her türlü hile yollarını denediler, ama sizi kandıramadılar. Şimdi ise, birleşme oyununu tezgâhladılar ve bu oyuna sizi getirmek istediler. Halbuki biz onlara çok kolayını teklif ettik; “getirin, iki satırlık bir fetva, bitsin bu iş!..” dedik. Bunu dememize, hatta meydan okurcasına dememize rağmen, getiremediler. “Ulema şurasına götürelim!” dedik. Kabul etmediler. Simdi düşmüşler ortalığa: Eee! Ne yapalım? Camileri birleştirelim; bir hoca gelsin, partiden bahsetsin, bir başka hoca da gelsin tebliğden bahsetsin, parti aleyhinde konuşsun!.. Hiç olacak şey mi bu?! Cemaat da birbirine girsin!.. Olmaz, Beyler! Olmaz!. Buna ne hakkınız var ne de salahiyyetiniz. Aldınız mı bunun fetvasını? Bu da fetvaya bağlı; müslümanın her işi fetvaya bağlıdır. Bunun da ne fetvası vardır, ne de cevazı. Ayetlerden ve hadislerden böyle bir fetva çıkaramazsınız!.. Ayetlerle oynamayın!.. Hakla hak olmayan şeyler birleşemez!..

“Takiyye”yi de yanlış anlıyorsunuz. Takıyye ayeti, Nahil Suresindeki 106. ikrah ayetine nıuhalif ve muarız olamaz. Bu ayetin hükmü de fıkıh kitaplarında bellidir. Partici hocanın tezinin lehinde delil olması çok şüphelidir. Binaenaleh, böyle şüpheli yollara gireceğinize, geliniz, açık, net ve kesin olan Peygamber yolunda ve metodunda birleşelim. Bu ise “Tebliğ” yoludur. Parti marti değildir. Ve bu, sizlere bir tebliğdir; tebliğin kapısı herkese arkasına kadar açıktır. Buyurun!.. VesseIâm!..

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


[1] Mesajlar kitabından.


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 98
Toplam 435067
En Çok 1157
Ortalama 330