İSLÂM NEDİR, NE DEĞİLDİR? - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

25-03-2022

İSLÂM NEDİR, NE DEĞİLDİR?

İslâm dini ilk insanla başlayan, bütün peygamberler tarafından tebliğ edilegelen, son Peygamber Hz. Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'le de kemâl şeklini alan ve her asırda insanlığın ihtiyacına cevap verebilecek muhtevaya sahip olup, her türlü söz, fiil ve hareketler hakkında hüküm koyan, müeyyide getiren ilâhî bir nizâmdır!

Bir başka târifi: İslâm dini, Allah tarafından vaz'edilen öyle bir kanundur ki, gönül rızasıyla kendisine bağlananları, bizzat hayır olan ebedî saadete götürür.

Bir üçüncü târif: İslâm dini, insanoğluna yaratılışının yegâne gayesi olan kulluk görevini kendisine öğreten ilâhî bir talimattır. "Şeriat" kelimesi de genel mânâda "Din"e eşit ıstılâhî bir ifadedir.

 

Tarihi

İslâm dininin tarihi, ilk insanla başlamıştır, kıyamete kadar da devam edecektir. Çünkü hayatın tek bir mânâsı, yaratılışın tek bir gayesi vardır. O da insanın Hâlık'ına kul olması ve ubûdiyette bulunmasıdır. Bu gaye ile dünya hayatına gelen insanın, asıl vazifesi olan ubûdiyetini nasıl yapacağına dair kendisine bir talimatın verilmesi lâzımdı. İşte bu lâzıme-i dindir. Bu itibarla, tarih boyunca insanoğlu dine muhatab olmuştur.

 

Muhtevası

İslâm dininin muhtevası ve şümûl sahası o kadar geniştir ki, hayatın hiçbir hareketini dinin çerçevesi dışında düşünmek mümkün değildir. Evet din, bazılarının zannettiği gibi, sadece bir vicdan işi değildir. Hem bir vicdan işidir, hem de bir hayat işi ve bir hareket işidir. Şümûl sahası insanın her türlü söz, fiil ve hareketleridir. Din, mükellef olan insanın maddî-manevî bütün fiillerini muhatap alır ve hepsinden sorumlu tutar.

Bazılarının yanıldığı noktalardan işte biri de budur: Onlara göre din, insanla ilgili bazı meseleleri içine alır. Diğer meseleler ise dinin muhtevasının dışındadır ve serbest bırakılmıştır... İşte bu, fahiş bir hatadır. Ve bu hata, hayattaki sapmaların ve huzursuzlukların kaynağıdır!..

İnsan, Allah'ın mülkünde yaşayan, sayısız nimetleriyle beslenen, ferdî, ailevî, içtimaî birçok problemleri olup, çok yönlü bir varlıktır. Kendi nefsiyle, ailesiyle, komşusuyla, cemiyetiyle, devletiyle ve nihayet madde ile alâkalı meseleleri vardır. Bu meselelerini neye göre ve hangi ölçü ile halledecektir?

Hâlık Teâlâ'nın mülkünde yaşayan insana gönderdiği nizâmda bu sorunun cevabı elbette olacaktır ve olmuştur. Bu arada şunu da çok iyi bilmelidir ki, kâinat câmiasında en üstün makam, en yüksek şeref insana verilmiştir. İnsanın makamı meleklerin makamından da üstündür. İnsan halifedir, Allah'ın halifesidir. Hilâfet makamı ona verilmiştir. Melekler bile insanoğlunun bu büyüklüğünü, halifeliğini kabul etmiş ve secdelere kapanarak ona biat etmişlerdir. (Bakara Sûresi, 30)

Her şey insanın emrinde ve hizmetindedir; Cenâb-ı Hak, kendisine halife olmak üzere yarattığı insana, muhtaç olacağı her şeyi vermiştir (Bakara Sûresi, 29; İbrahim Sûresi, 34; Câsiye Sûresi 13...). Ve onu, varlıkların içerisinden en güzel şekilde yaratmıştır (Tîn Sûresi, 4).

Halife demek tabir caizse, nâib demek, vekil demektir. Evet, insanoğlu, özellikle yeryüzünde Allah'ın halifesi yani nâibi ve vekilidir. Bu itibarla insan asıl değil, vekildir. Yapacağı işleri ve icraatını kendi namına değil, Allah namına yapacaktır. Hem de Allah'ın verdiği talimata göre, koyduğu nizâma göre yapacaktır. Her şeyin başında Besmele çekmesi bunun bir ifadesidir. Bir gün kıyamet gelecek, Allah, nâib ve vekil olarak yarattığı insandan hesap soracak, gönderdiği talimata ve nizâma göre onu hesaba çekecektir. Hesabını verenler, yine Hilâfet makamında kalacak ve Â'lâ-i İlliyyîne yükselecekler, veremeyenler de Hilâfet makamından atılacaklar ve esfel-i sâfiline yuvarlanıp gideceklerdir.

Dinin sonsuz ve sınırsız muhtevasını hülâsaten şu dört maddede toplamak mümkündür:

1- İtikâdât.

2- İbâdât.

3- Muâmelât.

4- Ukûbât.

 

İtikâdât

Dinin bu bölümü imandan bahseder. "İnsanoğlu nelere inanacak, nelere inanmayacaktır?" şeklindeki sorulara cevap verir. İnsanın fikir sistemini ve inanç yapısını düzene kor, nizâma bağlar ve gönül âlemini anarşiden korur. İmanın altı şartı bu bölümün başında gelir. Akaid ve Kelam kitapları bunlardan bahseder.

İbâdât

Dinin bu bölümü, bizâtihi ibadet olan mevzulardan bahseder. Doğrudan doğruya Allah ile olan münasebetlerini nizâma koyar, esasa bağlar. O hususlarda tereddüt ve karışıklıklara meydan vermez.

İslâm'ın beş şartı bu bölümün başında gelir ve ilmihâl kitapları bunları bahis mevzuu yapar.

"Bizzat ibadet" tabirini kullandık. Çünkü şuurlu Müslümanın her işi ibadettir. Ama bir kısmı bizzat ibadettir, bir kısmı da bilvâsıta ibadettir.

Muâmelât

Muâmelât, kelime olarak müfâale bâbından gelir ve karşılıklı münasebetleri ifade eder. Evet, yukarıda da kaydedildiği gibi insan çok cepheli ve girift bir varlıktır ve her şeyle münasebeti vardır. Madde ile neleri alabilir, neleri satabilir, neleri yiyebilir, neleri yiyemez, nelerde tasarruf edebilir, nelerde tasarruf edemez; aile ve akraba ile münasebettardır; bunlara karşı hakkı nedir, görevi nedir; kimlerle evlenebilir, kimlerle evlenemez; evlenme ne demektir, nasıl başlar ve nasıl devam eder?.. Komşularıyla münasebeti vardır; komşunun komşuya hak ve hukuku nedir, sorumluluğu neden ibarettir?.. Cemiyet ve cemaatiyle münasebeti vardır; içtimaî hak ve görevleri nelerdir?.. Devletiyle münasebeti vardır; devletine karşı hakkı nedir, mesuliyeti neden ibarettir? Devlet nasıl kurulur, devleti kimler yürütür ve devlet hangi ölçülere göre yürütülür?..

Devletin diğer devletlerle münasebeti vardır; İslâm Devleti diğer devletlere karşı nasıl davranacak ve münasebetlerini ne ölçülerde yürütecektir?..

Bütün bu soruları en ince teferruatına kadar cevaplandıran dinin bir bölümü vardır ki, işte bu bölüme "Muâmelât" ismi verilir. Fıkıh ilminde geniş bir yer işgal eden bu bölüme aynı zamanda "İslâm Hukuku" denir.

Ukûbât

İslâm dininin bu bölümü cezalardan bahseder. Hayatta öyle insanlar olabilir ki, hakkına razı olmaz, hukuka tecavüz eder ve insanların huzurunu bozar, üzerine düşeni yapmaz!.. İşte böylelerini cezalandırmak, başkalarına da ibret dersi olmak üzere, İslâm dini birtakım müeyyideler getirmiştir, cezalar koymuştur. İşte, cezalardan bahseden dinin bu bölümüne "Ukûbât" denir. "Ceza Hukuku" da denen bu bölüm, fıkıh ilminde yine en ince teferruatına kadar yerini almıştır.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 273
Toplam 435242
En Çok 1157
Ortalama 330