İSLÂM DİNİ VE DEVLET - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

31-03-2022

İSLÂM DİNİ VE DEVLET[1]
 

Merhum Cemaleddin Hocaoğlu’nun 1408 Hicri Yılbaşı Toplası’nda yapmış olduğu konuşma:

تَبَارَكَ الَّذ۪ي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلٰى عَبْدِه۪ لِيَكُونَ لِلْعَالَم۪ينَ نَذ۪يرًاۙ ﴿1﴾ اَلَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَر۪يكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْد۪يرًا

“Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu (Hz. Muhammed’e) Furkan’ı (yani hakkı batıldan ayırma ölçüsünü) indiren Allah’ın hayır ve bereketi çoktur! 

O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü (ve yönetimi) O’nundur. O, kendisine çocuk edinmemiştir. Mülkünde (ve yönetiminde) ortağı yoktur. Herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş ve mukadderatını tayin etmiştir.” (Furkan, 1-2)

Çok Aziz ve Muhterem Kardeşlerim! 

Hepinizi Allah’ın selamıyla selamlar, toplantımızın insanlık için hayırlı olmasını Cenab-ı Hakk’tan dua ve niyaz ederim. 

Önce tanışalım: 

Biz kimiz? Ne yapmak istiyoruz? Ne ile yapmak istiyoruz? Niçin yapmak istiyoruz?.. 

Türkiye’de ve burada yer yerinden oynuyor! Atılan çamurların, yapılan iftiraların, fırlatılan tehditlerin haddi hesabı yok! Biz vurucu ve kırıcıyız da ondan mı? Biz anarşist ve teröristiz de ondan mı?!. 

Hayır, hayır! Biz ne vurucu ne de kırıcıyız, ne terörist ne de anarşistiz!.. Bizim silahımız Kur’an, siperimiz Ayet’el-Kürsi! Kur’an’da sonsuz kudret sahibi Allah şöyle der: 

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ

Biz, hakkı batılın tepesine (bir balyoz gibi) indireceğiz de batılın beynini parçalayacak ve batıl yıkılıp yok olacaktır. Allah’a eş-emsal kabul edip putların arkasına sığındığınızdan ötürü, vay sizin halinize!” (Enbiya,18)

Ayette geçen balyoz, sanıldığı, söylenildiği, aylardır gürültüsü yapıldığı ve korkakların ödünü patlattığı iki-üç kilodan ibaret bir demir parçası değil; ağırlığının haddini, hesabını Allah’tan başkasının bilemediği hakkın yumruğundan ibarettir. O yumruk ki, batılın tepesine bir indi mi, batıl hemen yere yıkılır ve derhal canı çıkar. 

Onlar ve biz:

Sıkıntılarımız var; Teşkilat olarak kendimizi tanıtamadık! Ya da onlar tanımadılar veyahut da tanımak istemediler!.. 

1- Biz: “Söylediklerimiz haktır, hakkın sesidir!..” dedik. 

Onlar bize: “Kara Ses!..” dediler. 

2- Biz: “Bizde silah yoktur!..” dedik.

Onlar ise: “Sizde silah var! Hem Stuttgart ve hem Zaandam’da silah eğitimi yapıyorsunuz, hem de doğuya silah sevkediyorsunuz!..” dediler. 

3- Biz: “Anarşiye karşıyız!..” dedik. 

Onlar ise: “Doğudaki rahatsızlıklarda Kaplan’ın parmağı vardır!..” dediler. 

4- Biz: “Bizim düşmanlığımız kemalist rejimedir!..” dedik. 

Onlar ise bize: “Millet düşmanı, vatan haini, vatansız!..” dediler. 

5- Biz: “Kur’an devleti etrafında toplanmak ve birleştirmek istiyoruz!..” dedik. 

Onlar ise, bize: “Bölücü!..” dediler. 

6- Biz: “İlericiyiz; Maddeten de mânen de ilerlemek istiyoruz!..” dedik. 

Onlar ise, bize: “Gerici, okumuş cahil!..” dediler. 

7- Biz: “Mercedes yüzü görmedik!..” dedik. 

Onlar ise: “Kaplan, sıfır kilometre Mercedes’e biniyor!..” dediler. 

8- Biz: “Medresedeyiz ve ders veriyoruz!..” dedik. 

Onlar ise: “Medrese kapandı, Kaplan da hapsedildi!..” dediler. 

9- Biz: “Tebliğ yapmanın zaman ve zemini yoktur!..” dedik. 

Onlar ise: “Erken çıkıldı!..” dediler. 

10- Biz: “Bey’at istemedik!..” dedik. 

Onlar ise: “Kaplan, altı saat silah tehdidiyle bizden bey’at istedi!..” dedier. 

11- Biz: “İslam’da emirlik makamı vardır; fetvası da gelmiştir!..” dedik. 

Onlar: “Hayır, bu fetvayı sen yazdın!..” dediler. 

12- Biz: “Tebliğ açık, net ve kesindir!..” dedik. 

Onlar ise: Korkunun adını tedbir koydular!.. 

13- Biz: “İslâm; hem dindir hem devlettir!..” dedik.

Onlar ise, bize: “Fanatik, aşırı dinci!..” dediler. 

14- Biz: “Silahımız Kur’an, siperimiz Kur’an; Vurma-kırma yoktur bizde!..” dedik. 

Onlar ise: “Kaplan, inanmayanların kafalarını balyozla ezecek!..” dediler. 

15- Biz: “Milliyetçi değiliz, ümmetçiyiz; Bizde soy, dil, renk farkı yoktur!..” dedik. 

Onlar ise: “Kaplan; Kürtçü’dür; Kürt devleti kurmak istiyor!..” dediler. 

16- Biz: “Kur’an’dan şifa sunan insanlarız!..” dedik. 

Onlar ise, bize: “Kan kusan!..” dediler. 

17- Biz: “Kaynağımız Kur’an, örneğimiz Peygamber’dir!..” dedik. 

Onlar, bize: “Humeyni, yerli Humeyni, Köln’ün Humeynisi!..” dediler. 

18- Onlar, bize: “Rejim düşmanı, Atatürk düşmanı!..” dediler. 

Evet, doğru söze ne denir? Biz, rejiminin de kendisinin de düşmanıyız ve her müslüman da onun düşmanıdır. Çünkü o, şeriat’a düşman kesilmiş ve şeriat’ı kaldırmıştır!.. 

Onlar diye dursunlar, biz tanışmaya devam edelim:

Biz bir İslam topluluğuyuz ve müslümanız! AIlah’a kul, Hz. Muhammed’e ümmet olmaktan şeref ve gurur duymaktayız. 

Gayemiz:

Gayemiz, insanı Yaratan’ına kul yapmaktır. Yani kula kul olmaktan kurtarıp, insanca yaşamasını sağlamaktır. Dünyada rahat, ahirette mutlu olmasına çalışmaktır. Allah’ın rızasına ve cennetine ulaşmasına vesile olmaktır. Kur’an şöyle der: 

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Ben cinleri de insanları da (başka bir iş için değil) ancak kendime kul olmaları için yarattım.” (Zâriyât, 56)

 Yol:

Gayeye gidiş yolu dindir; dinden başka bir yol yoktur. Kur’an şöyle der: 

وَاَنَّ هٰذَا صِرَاط۪ي مُسْتَق۪يمًا فَاتَّبِعُوهُۚ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

“İşte, benim doğru yolum bu! Ona uyun! Başka yollara uymayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın! (Azabından) korunmak için, Allah size böyle tavsiye etti.” (En’am, 153) 

Dinin târifi:

“Din; Allah tarafından vazedilen öyle bir kanundur ki, samimi bir kalple bağlanıldığı takdirde AIlah’ın rızasına ve cennetine götürür.” (Mir’atül-Usul, 7)

Dinin tarihi:

Din; ilk insan, ilk müslüman ve ilk Peygamber Hazreti Adem’le başlamış, bütün peygamberler tarafından tebliğ edilegelmiş ve son Peygamber Hz. Muhammed’le son ve mükemmel şeklini almıştır. Yani dinin tarihi insanlığın tarihiyle başlamıştır ve İslam’dır. Kur’an şöyle der: 

اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠

“Allah indinde makbul ve muteber olan din ancak İslam’dır.” (Âl-i İmran, 19)

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪ينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

“Kim İslam’dan başka bir din ararsa, (o din) ondan asla kabul edilmiyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.” (Âl-i İmran, 85)

Dinin muhtevası:

Dinin muhtevası dörttür: İman mevzuu, ibadet mevzuu, muamelât mevzuu (yani günlük işler, devlet ve siyaset mevzuu), ceza mevzuu. 

Dini meydana getiren işte bu dört rükündür. 

Rükün demek, bütünü meydana getiren parçalar demektir. Namazın rükünleri; ayakta durmak, Kur’an okumak, rükû ve secdeye varmak ve saire. Bunlardan biri olmadan, mesela secde olmadan namaz olur mu? Bir binanın rükünleri dört duvar ile tavan ve tabandır. Bunlardan biri olmadan bina olur mu? 

Dinin iman ve ibadet bölümü olmazsa veya bunlar kaldırılırsa din olur mu? Olmaz değil mi? 

Keza; devlet ve siyaset (ki dünya işlerinden ibarettir) dinden çıkarılırsa din olur mu?.. 

Hayatın manası:

Hayatın manası, yukarıda da söylediğimiz gibi ubudiyettir. Yani insanın Rabb’isine kul olması ve her emrinde O’na teslim olmasıdır. Bu itibarladır ki, müslümanın her türlü söz, fiil ve hareketi izne bağlıdır, hesabı vardır... 

Yani din; vicdanlarda, camilerde olup biten değildir. Aynı zamanda insan hayatını kapsamış, dünya işleriyle de sıkı sıkıya haşır ve neşir olmuştur. 

Daha açık bir ifade ile; İslam hem dindir, hem devlettir, hem ibadettir, hem siyasettir. Kur’an’da öyle hükümler var ki, onları yerine getirme devlet gücüne bağlıdır ve bu kaideye bağlanır: 

“Bir vacibin yerine getirilmesinin bağlı bulunduğu şey de vacibtir!” Kur’an’ın bazı hükümlerini yerine getirmek farz olduğuna ve o farzları yerine getirmek ise devlet gücüne bağlı olduğuna göre devlet farzdır, devletin İslam devleti olması farzdır. 

Meseleye bir de şu yönden yaklaşalım: Kalp iman görevini, beden ibadet görevini hep Allah adına ve O’nun emir ve talimatına göre yapacaktır. Devlet ve siyasetle ilgili görevlerini de yine hep Allah adına yapacak, emir ve talimatı hep Kur’an’dan alacaktır. Kur’an öyle bir Kitap’tır ki, sinesinde bunlardan her birine yer vermiştir. Yani Kur’an, bir ibadet Kitab’ı olduğu kadar da bir siyaset, bir devlet ve bir kanun Kitab’ıdır ve bir anayasadır. Kur’an birçok ayetlerinde buna işaret etmiştir: 

1- 

اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدٰىۘ ﴿12﴾ وَاِنَّ لَنَا لَلْاٰخِرَةَ وَالْاُو۫لٰى

“Doğru yolu gösterme elbette bize aittir. Dünya da elbet bizimdir, ahiret de.” (Leyl, 12-13) 

2- 

مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ

“Biz Kur’an’da hiçbir şeyi noksan bırakmadık.” (En’am, 38) 

3- 

وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟

“Sana bu Kitab’ı, her şeyi açıklayan, müslümanlara yol gösterici rahmet ve müjde olarak indirdik.” (Nahl, 89) 

4- 

اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَٓا اَرٰيكَ اللّٰهُۜ وَلَا تَكُنْ لِلْخَٓائِن۪ينَ خَص۪يمًاۙ

“Biz sana Kitab’ı hak ile indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin!” (Nisa, 105)

Hâkimiyyet:

İnsanlık medeniyeti; kâmil (mükemmel) bir hürriyet, gerçek bir adalet ister. Beşerî hâkimiyyetin meydana getirdiği toplumlarda kâmil bir medeniyyetten söz etmek mümkün değildir. Kanun koyanlar “Rabb”, itaat edenler de “Kul” olmuş olurlar. 

İnsanın kafasına ve gönlüne hükmeden Allahü Azimüşşan, onun devlet ve siyaset hayatına da elbette hükmedecektir. Kanun koyma yetkisi Allah’a aittir. Yani “Hâkimiyyet kayıtsız şartsız Allah’a aittir!” Milletin değildir. Hâkimiyyet hakkını Allah’tan başkasına tanıma şirktir, putperestliktir. 

Kur’an’dan birkaç ayet: 

1- 

اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

“Hüküm verme (hüküm koyma) O’na mahsustur. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi (kul olmamanızı) emretmiştir. Doğru din ise işte budur.” (Yusuf, 40) 

Bu ayette hüküm koyma ile ibadet olunma birbirine bağlıdır. Yani kanun koyucusuna uyma demek, ona ibadet etme demektir. Ayrıca şu da var: Kanun yapanlar da onlara itaat edenler de doğru bir din üzerinde değildir, demektir. 

2- 

فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟

“Bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüz zaman, onu Allah ve Resulü’ne götürün! Eğer Allah’a ve ahirete inanıyorsanız, hayırlısı da güzeli de budur.” (Nisa, 59)

3- 

وَمَا اخْتَلَفْتُمْ ف۪يهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ 

“Herhangi bir şeyde ihtilafa düşerseniz, onun hükmü Allah’a aittir.” (Şura, 10)

Görüldüğü üzere ihtilaf ve davaları halletmenin mercii ve mahkemesi, hüküm ve kararı Allah’a aittir, şeriat mahkemesine aittir. 

Ve bu, bir iman meselesidir. Gerçek mü’min tağutun mahkemesine gidemez. Nisa suresinin 60. ayeti bunu açıkca ifade etmektedir. 

Gerçek müslüman bilir ve inanır ki, Allah’tan daha bilgili, koyduğu kanundan daha güzel bir kanun yoktur. Kur’an şöyle der: 

قُلْ ءَاَنْتُمْ اَعْلَمُ اَمِ اللّٰهُۜ

“De ki, Allah mı daha çok bilir, yoksa siz mi?” (Bakara, 140)

وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا 

“Hüküm verme (kanun koyma) yönünden AIlah’tan daha güzel kim vardır?” (Maide, 50) 

Muhayyerlik dahi yoktur:

Bir müslüman, “Ben istersem şeriat’a uyarım, istersem uymam. Kendi kanunumu kendim yaparım veya başka bir kanuna uyarım!..” diyemez. Kur’an şöyle der: 

وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ وَيَخْتَارُۜ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ﴿68﴾ وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ ﴿69﴾ وَهُوَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْاُو۫لٰى وَالْاٰخِرَةِۘ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

“Rabb’in dilediğini yaratır ve seçer. Seçim onlara ait değildir. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir. Rabb’in onların göğüslerinin neyi gizlediklerini de, neyi açığa vurduklarını da bilir. O, Allah’tır, O’ndan başka ilah yoktur. Önünde de, sonunda da övülme O’na mahsustur. Hüküm (kanun) ancak O’nundur ve siz O’na döndürüleceksiniz!” (Kasas, 68-70) Ayetlerde: 

a) Yaratan da O, yöneten de O! 

b) Müslümanın kanun seçme hakkı yoktur. Sonra putçu olur! 

c) Allah’ın koyduğu nizam, gönderdiği şeriat, ulûhiyyetinin ve sonsuz ilminin eseridir... 

d) Övülme, dünyada da, ahirette de O’na mahsustur. 

e) Bu gerçekleri kabul etmeyenler Allah’ın huzurunda hesap veremezler. 

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اَمْرًا اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُب۪ينًا

“Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman, artık ne inanmış bir erkeğe, ne de bir kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah ve Resulü’ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab, 36)

Bu ayet de gösteriyor ki, müslüman için şeriat’tan başka bir alternatif yoktur. Alternatif ararsa, Allah’a karşı baş kaldırmış ve açık bir sapıklığa düşmüştür.

Savaş açma:

Allah’ın gönderdiği şeriat kanunları ortada durup dururken, kanun koymaya, anayasa yapmaya kalkışmak demek, Allah ile yarışa kalkışmak demektir, savaş açma demektir. Bu ise korkunç azabı gerektiren kâfirliktir. İşte Kur’an: 

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ مُه۪ينٌۚ

“Allah’a ve Resulü’ne karşı gelen (Allah ve Resulü’nün koyduğu kanunlardan başka kanunlar koymaya, hudutlar çizmeye...) kalkanlar, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Halbuki biz, (kanunları anlatan) açık açık ayetler indirmişizdir. İşte (böyle) kâfirler için küçük düşürücü azab vardır.” (Mücadele, 5)

Herhangi bir müslümanın şeriat’ı, Allah kanunlarını kaldırması veya kanun yapması şöyle dursun, böyle yapanları sevmesi dahi, caiz değildir. Severse dinden çıkar. Kur’an şöyle der: 

2- 

لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَش۪يرَتَهُمْۜ

“Allah ve ahiret gününe inanan bir milletin babaları, oğulları, kardeşleri, akrabaları da olsa, Allah’a ve Resulü’ne karşı hudut çizenleri (yani kanun koyanları) sever bulamazsın!..” (Mücadele, 22)

Çünkü, Allah’ın gönderdiği kanunları beğenmemek veya yetersiz görmek kâfirliktir. Kâfirliği sevmek de, kâfirliğe rıza göstermek de aynı şekilde kâfirliktir. 

Şeriat’ın hükmüne her müslüman gönülden rıza gösterecek. İşte Kur’an: 

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا

“Hayır, Rabb’ine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerinde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan (verdiğin hükme gönül hoşluğuyle razı olup) tam manasıyle teslim olmadıkça iman etmiş olamazlar.” (Nisa, 65) 

Ve nihayet; Kur’an kanunlarıyla hükmetmeyenleri Kur’an fasık, zalim ve kâfir saymaktadır. İşte ayetler: 

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ

“Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir!” (Maide, 44)

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

“Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir!” (Maide, 45)

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

“Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir!” (Maide, 47)

Beğenmediğinden veya yetersiz gördüğünden veyahut da modası geçmiştir dediğinden hükmetmiyorsa kâfir olur; beğendiği ve kabul ettiği halde hükmetmiyorsa zalim ve fasık olur. 

Hadis-i Şerifler:

İslam’ın devlet olmasının gerektiğini gösteren birçok hadis-i şerif’in yanında sadece bir hadisi kaydedeceğim: 

“Bu din elbette lime lime bozulacak. İlk bozulan ahkâmdır (yani şeriat’tır, devlet yönetimidir), en son bozulacak da namazdır.” (Ahmed b. Hanbel)

Bu hadis-i şerif de gösteriyor ki, şer’î hükümler kaldırılıp, devletten, devlet yönetiminden uzaklaştırıldı mı, artık İslam’ın herşeyi çözülmeye ve bozulmaya başlar. Sıra namaza gelir. O da yavaş yavaş terkedilir ve unutulur. Çünkü, din devletin temeli ise, devlet de dinin bekçisidir. Temelsiz bina yıkılacağı gibi, bekçisiz eşya da zayi olur. İşte Türkiye’de öyle olmuştur. Beş vaktini muntazam kılanların yüzde oranı kaçtır? Hesabını bir yapın! 

İlim, fikir ve siyaset adamlarının kabul ve itirafı:

Yukarıda mealen kaydettiğimiz ayet ve hadis’ler; devletsiz dinin, dinsiz devletin olamıyacağını gösterdikleri gibi, dünyanın birçok ilim, fikir ve siyaset adamları da bu gerçeği kabul ve itiraf etmektedir. İşte bunlardan bir kaçı: 

1- “İslam sadece bir din değil, aynı zamanda siyasî bir nizamdır.” (Dr. V. Fitzgerald, Muhammedan Law, ch. 1, p. 1) 

2- “Hz. Muhammed, bir vakitte hem dini hem devleti tesis etti ve bu iki müessesenin sınırları birbirine uygundur.” (C. A. Nallino-Cited by T. Arnold in his book: The Caliphate, p. 198)

3- “İslam, dinin ötesinde aynı zamanda siyasî bir nizamı temsil eder; Sözün özü, İslam din ve devlete şamil mükemmel bir ilim hazinesidir.” (Dr. Schacht, Encylopaedia of Social Sciences, Vol. VIII, p. 333) 

4- “Apaçıktır ki, İslam hem din hem de siyasettir. Onu tesis eden, hem bir Peygamber, hem de bir devlet adamı.” (R. Strothmann, The Encyclopaedia, Vol. IV, p. 350)

Kemalist bir rejimin eğitimi içerisinde yetişmelerine rağmen, Türkiye’deki araştırıcılar arasında “İslam’ın hem din hem devlet olması” gerçeğini görenler de vardır. Bunlardan birkaçı: 

1- Nurettin Topçu: 

“... Ancak meselenin İslam dünyasına ait bir özelliği vardır ki, o da İslam dininin hıristiyanlıktan farklı olarak, dünyaya ait hükümler getirmesi ve mü’minlerden bu hükümlerin dünya işlerinde yerine getirmelerini emretmiş olmasıdır.” (Liselerde Sosyoloji ders kitabı)

Topçu, bu satırlarında demek istiyor ki, hıristiyanlık laik rejimle bağdaşırsa da, İslam dini bağdaşmaz, bağdaşmasına imkân yoktur. 

2- Prof. Dr. Osman Turan: 

“... Böylece Avrupa’nın tarihî ve ictimaî şart ve zaruretleri icabı ortaya çıkan bir çok müesseseler gibi, laikliğin de oraya mahsus bir tekâmül olduğunu, Türkiye’de ne din, ne vicdan hürriyeti ve ne de hukukî bir serbesti bakımından böyle bir ihtiyacın mevcut olmadığını göstermiş oluyoruz...” (Türkiye’de Manevî Buhran, Din ve Laiklik kitabının 63. sayfası) 

3- Çetin Özek: 

Çetin Özek şöyle diyor: “Yeni Türkiye’nin siyasî kuruluşu, İslam’ın siyasî prensiplerine aykırıdır. İslam dini, siyasî ve dinî iktidarın bir elde toplanmasını ve dinin emredici fonksiyonunu gerektirir. Laiklik ve laik düzen, bu bakımdan tüm olarak, İslamiyet’e, şeriat’a ve dine aykırıdır. Bilhassa Türkiye’deki uygulanışı, bir bütün olarak dinsizliği gerçekleştirici bir mahiyet kazanmış bulunmaktadır...” (Türkiye’de Laiklik, Gelişim ve Koruyucu Ceza Hükümleri) 

4- Prof. Mümtaz Soysal: 

“Müslüman bir toplumda laik devlet denemesine girişmek kolay değildir. İslam, kapsamlı, bütünlükçü bir dindir. Yalnız uhrevî inançlarla değil, yeryüzü yaşamının her yönünü düzenleyen kurallarla dolu. Hem de Allah kelamı olarak.”(Milliyet Gazetesi, 12.12.1986)

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


[1] Hitabeler kitabından.


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 177
Toplam 436335
En Çok 1157
Ortalama 330