SAKAL HAKKINDAKİ İTİRAZLAR VE CEVAPLARI - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

04-04-2022

SAKAL HAKKINDAKİ İTİRAZLAR VE CEVAPLARI

Sakal bırakmayan ve bırakmak istemeyen kimseler, kendilerini mazur göstermek için, birtakım sudan sebepler ileri sürer ve kendilerini müdafaa etmek isterler. Şimdi bunları görelim:

1- Derler ki: "Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'den sadır ve vaki olan emir ve tavsiyelerin çoğu efdal ve evlâ olana işarettir. Bunlardan biri de sakal hakkındaki Peygamber sözleridir. Binaenaleyh, sakal ne vaciptir, ne de sünnet'tir. Olsa olsa, bırakılması kesilmesinden evladır. Ve aynı zamanda sakal bırakmak dinî bir mesele değildir, ibadete ait bir mesele değildir. Bu bir adettir, adetle ilgilidir. Örf ve adet, sakal bırakmayı gerektirirse, bırakılması evladır. Yok, örf ve adet kesilmesini gerektiriyorsa, kesilmesi evladır..."

Bunlara cevabımız:

Yukarıda da bilmünasebe söylediğimiz gibi, bir kere emirde, emir sığasında asıl olan vücubtur; vacip olmaktır. Nedip ve müstehab olmaya bir karine varsa gidilir. Sakal emrinde mani bir karine olmadığına göre, Peygamber emri, sünnet'in de ötesinde, vücub ifade eder. O halde sakal bırakmak vacip hükmündedir. İşte bundan dolayıdır ki, üç mezhep imamları sakalın kesilmesini haram görmüşlerdir. Şafii uleması ise mekruh demiştir.

Örf ve adete gelince:

Kitabın giriş kısmında da söylediğim gibi, İslâm dininin şümûl sahasına girmeyen hiçbir mesele yoktur. Her mesele İslâm'ındır; vücup, nedip, ibadet, kerahet ve hürmet hükümlerinden birine mutlaka girer. İşte, sakal tıraş etmek de üç mezhebe göre hurmet (haram olma) hükmüne, bir mezhebe göre de kerahet hükmüne girmiştir.

O halde onların adet dedikleri sakal da İslâm'ın bir meselesi olup hükümsüz bırakılmamıştır. Hakkında Allah Resulü'nün birçok emri olsun da müslümanları bağlamasın, serbest bıraksın! Öyle mi?!.

2- Derler ki, gayr-i müslimlere, yani kâfirlere benzemenin haram olması, ancak, onlara mahsus olan konularda olur. Bir konu ki, onlara mahsus değildir. O halde o örf ve adet cinsindendir. Binaenaleyh, sakalı keserek kâfirlere benzeme haram olmaz? İtirazcılar, bu iddialarını isbat için de şunu ileri sürerler:

İmam-ı Ebu Yusuf, çivili pabuç giyerdi. Papazlara benzemesi gerekçesiyle bazı kimseler bu zatı tenkit ettiler. İmam Ebu Yusuf'un bunlara verdiği cevap: "Allah'ın Resulü de, papazların giyinmekte oldukları tüylü ayakkabılar giyinirdi!" Demek oluyor ki, kâfirlerin giyindikleri ayakkabıları bizim de giyinmemizde bir sakınca olmadığı gibi, sakalı tıraş etme yönünden benzemede de bir sakınca yoktur. O halde sakal kesilebilir.

Cevap:

Evet, kendisinden fayda ve menfaat bulunan bir şeyi kullanmak suretiyle kâfirlere benzemede dinimiz bir yasak getirmemiştir. Benzer taraflarımız çoktur: Yemede ve içmede, elbise ve ayakkabı giyinmede, araba ve makina kullanmada ilim ve teknik araçlarında, evlenme ve barınmada onlara benzeriz. Fakat bu zarar vermez. Bunlarda müslüman olan da olmayan da müsavidir. Hatta İslâm, "Hikmet (ilim, fen, teknik..) müslümanın kaybolmuş malıdır. Onu nerede bulursa oradan almaya herkesten daha haklıdır" demek suretiyle o faydalı şeyleri almamızı ve kullanmamızı tavsiye bile etmiştir. Ama, müslüman olmayanlara mahsus olan ve aynı zamanda faydası da bulunmayan, daha doğrusu ahlakla ilgili konularda onlara benzememiz elbette mahzurludur. Sakalı tıraş edip bıyıkları uzatma da işte bu cinstendir. Hadis-i şerif'ler de bu çeşit benzemeleri men etmiştir ve müslümanların bu gibi meselelerde kâfirlere muhalefet etmelerini emretmiştir.

Sonra, hadis-i şerifler, sakalı uzatma ve bıyıkları kesme hükümlerine illet olarak muhalefeti ve adem-i müşahebeti kaydetmiş ve "Mecusilere muhalefet ediniz, müşriklere muhalefet ediniz, yahudi ve hıristiyanlara muhalefet ediniz, bunlara benzemeyiniz! Kim bir kavme benzerse o onlardandır!" diye buyurmuştur.

Hazreti Ömer de İslâm ordularına verdiği bir emirde, kâfirlerin değil, müslümanların alâmetlerinden olan elbise, kılık ve kıyafette olmalarını istemiştir. İstemiştir ki, müslümanlar birbirlerini tanısınlar ve her zaman bir ümmet olduklarını ortaya koysunlar ki, aralarında zahiren ve batınen, ruhen ve bedenen yakınlık, sevgi ve saygı hasıl olsun da hayır ve takva yolunda birbirlerine yardım etsinler.

Bütün bunlar müvacehesinde, sakal uzatma ve bıyık kesme hükümlerinin illetlerini değiştirmeye artık kimsenin hak ve selahiyeti yoktur!

3- Sakalsızların bir başka itirazı da şu: İnsanların ülfet edip alışageldikleri şeylere muhalefet şazdır, acayip bir şeydir ve cumhura muhalefet edip onlardan ayrılmadır. Sonra haram kılma, eğer müşahebetten ileri geliyorsa, onlara benzemek için, sakal bırakmak değil, sakalı kökünden kazımak gerek...

Cevap:

Sakalsız bu kişilerin, kendilerini kurtarmaları için ileri sürdükleri bu itiraz şaşılacak bir şey doğrusu! Nasıl olur da Allah Resulü'nün emrine uymak şaz olur, cümhur-cemaete muhalefet olur ve nasıl olur da sünnet-i seniyye'ye uymak, şer'î naslara tami olmak yanlış bir hareket olur?!.

Halbuki, ümmetin fesat zamanında sünnet'i ihya edenlere Peygamber lisaniyle çok büyük ecirler vaad ediliyor. Ve bu suretle, bilhassa unutulmaya terkedilmiş sünnet'lerin ihyası teşvik edilmiş olmuyor mu?!. İbn-i Mace Sünen'inde Kesir b. Abdullah'dan, o da babasından, o da babasından rivayet ettiği bir hadis'te Allah'ın Resulü (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) diyordu ki: "Kim, benden sonra ölmüş olan (terkedilmiş olan) bir sünnet'imi ihya ederse, onun için kendinden sonra o sünnet'i işleyenlerin ecirleri kadar bir ecir vardır. Ama, onu işleyenlerin ecirlerinden de noksan edilmez. Keza, bir kimse de Allah ve Resulü'nün razı olmadığı (ve dinde bulunmayan) bir bid'atı ihdas ederse, kendinden sonra onu işleyenlerin günahları kadar bir günah bu adama yazılır. Fakat onların günahları da noksan olmaz." demiyor mu?! (c. 1, sf. 76)

Sonra İslâm; "Papazlara benzemeyin!.." demiyor. Müşriklere, yahudilere, mecusilere ve hıristiyanlara benzemeyin diyor. Bunlar papazlardan ibaret değil ki?!. Üstelik papazlarda bir istikrar yoktur. Bugün bırakırlar, yarın keserler. Nitekim papazlar da sakal tıraş etme yolundadırlar. Bilhassa bazı hıristiyan mezhebine bağlı papazlardan sakal ve bıyık kesenlerin sayısı çoktur.

Kaldı ki, bir takım muhalifler bir meselede bize uydu diye onu terk mi edeceğiz?!. Müslüman istikrarlıdır, günün adamı değildir, modaya düşkün değildir, sakala göre tarak uyduran cinsten değildir. O daima dinin emir ve tavsiyelerine uymaktan ve o istikamette hareket etmekten zevk duyar, şevk duyar. O günün havasına, başkalarının modasına tenezzül edip uydu olmaz.

4- Sakalsızların bir de şu itirazları vardır; bununla ayıplarını örtmeye, kendilerini savunmaya çalışırlar ve derler ki: "İslâm, sakalı uzatmaktan mı ibarettir? Sakal mı İslâm'ı temsil edecek? Kılda keramet mi var? Sonra, her günahımız bu kadar olsa!.." gibi sözlerle kendilerini avutmaya çalışırlar.

Cevap:

Evet, İslâm sakaldan ibaret değildir. Daha nice emir ve tavsiyeleri vardır. Ancak, sakal bırakmak da İslâm'ın müslümanlardan istediği ve Peygamber emrine bağladığı dinî bir vecibedir. Akl-ı selim biraz düşünürse, görür ki, erkeklerin güzelliği de, kemali de, olgunluğu da sakal bırakmaktadır. Cenab-ı Mevlâ sakalı erkekliğin alâmeti kılmış ve o hikmete binaen onu yaratmıştır. Sakalı kesmekte ise, yüzü çirkinleştirme ve şeytanın, "Ben o insanlara emredeceğim de onlar yaratılışı değiştirmeğe kalkışacaklar!.." şeklindeki sözünü doğrulama ve şeytana ram olma vardır.

Evet, kılda da keramet vardır, şeref de vardır. Yeter ki, İslâm onu tavsiye etsin, yeter ki, İslâm onu bu suretle şereflendirsin!.. Birgün Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhu) Kâbe'de Hacer-i Esved'in karşısına geçmiş ve, "Ey taş!" demiş, "Sen bir kara taşsın, diğer taşlardan farkın yoktur bunu biliyorum. Ama, seni öpeceğim. Çünkü Peygamber seni öpmüştür!" İslâm şuuru bu!..

Her günahımız bu kadar olsa demeye de hakkınız yoktur. Cenab-ı Hakk rızasını ibadetlerden birinde gizlediği gibi, gazabını da günahlardan birinde gizlemiştir. Allah'ın gazabı, ihtimal ki, sakal kesmekte olabilir?!. Binaenaleyh, hiçbir günahı küçümsemeğe hakkımız yoktur.

5- Asrımızda bir kısım hoca efendiler derler ki, "Bizler hocayız, bizim görevimiz sadece camide ve cami cemaatine mahsus değildir; Her yerde ve herkese karşı irşatta bulunmamız lazım. Her yere girip çıkmamız ve özellikle sakalsız insanlarla oturup kalkmamız, onları uyarmamız gerek. Sakallı olduğumuz takdirde onlar bizlerden nefret edip kaçarlar, bizlere yanaşmazlar ki, biz onlara sözümüzü geçirelim. Sonra, onlar bize "gerici, yobaz, softa" derler. Bizim bu gibi tâbirlere muhatap olmamız doğru olmaz. Biz onlara karşı kolalı gömlek, asrî kıravat ve tıraş sakallı olmalıyız ki, bizlere aydın desinler de sözlerimizi dinlesinler..." demek suretiyle hem kendilerini mâzur göstermek, hem de görevin gereği olduğunu ileri sürerek haklı çıkmak isterler.

Cevap:

Yazıklar olsun sizlere! Bu akılla mı hizmet edeceksiniz?!. Bu nasıl bir mantık, bu nasıl bir İslâm anlayışı?!. Bu kâfirlere taviz vermek değil mi? Peygamber böyle mi yaptı, taviz mi verdi? Bu tâlimatı nereden aldınız? Var mı kitaplarımızda böyle şey?!. Eee! Ne yapacaksınız? Sakalı kesip aydın din adamı olacaksınız. Onlar da tamam diyecekler, oturup kuzu gibi sizleri dinleyecekler, içkiyi, kumarı, kadını kızı bırakıp da veya yeniden imana gelip de camiye cemaate gelecekler, sizlere cemaat olacaklar. Bu şekilde İslâm'a kaç kişi kazandırdınız, bir rakam söyleyebilir misiniz? Söyleyemezsiniz! Çünkü İslâm'dan taviz vermekle İslâm'a hizmet olmaz ve olamaz. Tavizin arkası mı gelir? Bugün sakalı kesersiniz, yarın onlarla içki masalarında oturursunuz, daha sonra da cübbe ve sarıkla dans evlerine gidersiniz. Ve işte o zaman belanızı bulursunuz. Dünyada rezil, ahirette sefil olursunuz. Aydın din adamı (!) Bak, iyi dinle, Kur'an ne diyor:

وَلَنْ تَرْضٰى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارٰى حَتّٰى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ الَّذ۪ي جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ

"Sen milletlerine (dinlerine) tabi olmadıkça, ne yahudiler ne de hıristiyanlar senden asla memnun olmazlar (boşuna yorulma!). Onlara de ki: Yol Allah'ın gösterdiği yoldur, İslâm'dır. Sana gelen vahiy ve İslâm'dan sonra onların heva ve hevesine uyarsan, Allah'ın azabından seni koruyacak hiçbir dost ve hiçbir yardımcı yoktur!" (Bakara, 120)

وَاِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ لِتَفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُۗ وَاِذًا لَاتَّخَذُوكَ خَل۪يلًا ﴿73﴾ وَلَوْلَٓا اَنْ ثَبَّتْنَاكَ لَقَدْ كِدْتَ تَرْكَنُ اِلَيْهِمْ شَيْـًٔا قَل۪يلًاۗ ﴿74﴾ اِذًا لَاَذَقْنَاكَ ضِعْفَ الْحَيٰوةِ وَضِعْفَ الْمَمَاتِ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَص۪يرًا

"Az kalsın, seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize iftira edesin diye fitneye düşüreceklerdi. Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık, sen onlara az bir şeyle meyledecektin. O taktirde, dünyada da ahirette de azabın iki katını muhakkak taddıracaktık. Bize karşı kendin için hiçbir yardımcı da bulamıyacaktın." (İsra, 73-75)

Makam ve mevkilerini, şan ve şöhretlerini korumak ve yaşatmak için veya yukarıda söylediğim gibi, karşıya yaranmak ve şirin gözükmek için taviz verenler, İslâm'dan fedakârlıkta bulunanlar, daha mezara girmeden belalarını bulurlar...

Sonra, bu bir itimad ve şahsiyet meselesidir. Sen, sünnet-i seniyye'ye uymazsan, İslâm'ın bütün emir ve tavsiyelerini yerine getirmek suretiyle İslâm'ın şahsiyetini kazanıp itimad telkin etmezsen, kime söz söylemeğe hakkın olur, kim seni dinler? Sakal da İslâm'ın bir vecibesi olduğuna göre kürsüde, minberde veya herhangi bir yerde bu vecibeden nasıl bahsedersin? Bahsedemezsin! Çünkü seni tepkiyle karşılarlar, "Hocam, sen niye sakalı kesiyorsun?" demezler mi? Sen ve senin gibiler sakaldan bahsetmeye bahsetmeye ne olur? İşte bu güzel sünnet-i seniyye terk edilir, unutulur gider. Sen de, yukarıda mealini verdiğim hadis-i şerif'teki o bid'atçının günahı altında ezilir gidersin. İşte gördün mü karşıya yaranmanın, taviz vermenin korkunç akibetini?!.

Son asrın müslümanlarının sakallarını kesme adeti nereden geldi? Batıdan geldi, değil mi? Batı hayranlığı değil midir ki, bizim şuursuz müslümanlara İslâm'ın ve ecdadın o güzelim örf ve âdetlerini terk ettirdi. Batının sözde medeniyet addedilen diğer birçok köhne örf ve adetleri yanında sakal tıraş etmeyi de benimsetti ve kabul ettirdi. O derecelerde ki, sakal kesenler medenî ve aydın sayılırken, sakal bırakanlar tahkir edilirler, hatta işyerlerinden kovulurlar.

Yine batı hayranlığı ve batı taklitçiliği kötü etkisini şuursuz müslümanlar üzerinde icra etmekle kalmadı, o şuursuz müslümanları şuurlandırma görevini üzerine alan, İslâm'ın o güzelim örf ve adetlerini, bu arada sakal bırakmanın en azından bir sünnet-i seniyye olduğunu anlatıp onları batı hayranlığından ve batının kültür emperyalizminin etkisinden kurtulmakla vazifelendirilen, üstelik maaş da alan birçok din görevlileri birçok imam ve müezzinler, vaiz ve müftüler, fetva makamını işgal eden zevatın bir çoğu ve bunların başı bu mübarek emri terk ettiler. Kürsülerden, minberlerden sakal hususundan bahsetmediler. Edemez de; Çünkü, kendileri bu vecibeyi hor görmüşler, ihmal etmişlerdir. Bu, İslâm ve İslâm tebliğatına ihanet değil midir?!.

Artık böyle olan bir teşkilatın sözleri, din namına öğüt ve nasihatleri kime tesir eder? Sakalsız bir ağızdan çıkan sözlerin kaç paralık değeri olur? Hakikata bakacak olursak, İslâm'ın vücub derecesinde olan ve Şeair-i İslâm'dan bulunan, en azından çok mühim bir Sünnet-i Seniyye'yi terk eden ve üstelik günde veya günaşırı bir defa sakal kazıyıp haramı irtikâb eden ve her tıraş olmada en azından kerahet derecesinde bir günahı sol defterine yazdıran bir kimse nasıl olur da irşad makamında bulunur? Sünnet-i Seniyye'sini terk eden ne hakla Peygamber postunda oturur? Sakalsız bir imam cemaatine kötü örnek olmaz mı? Sakalsız bir müftü, hem personeline hem de halka kötü örnek olmaz mı? Sakalsız bir diyanet reisi milyonlarca müslümana ve yüzbinlerce din görevlisine kötü örnek olmaz mı? Ve nihayet, cemaate ve millete kötü örnek olan bir camianın kendilerini bu makamdan azletmeleri gerekmez mi? İşte Ebu's-Suud Efendi'nin bir fetvası:

"İmam olan Zeyid, sakalını kırkar olsa, azle müstehak olur mu?

El-Cevap: Kabzeden eksik ise olur!"

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 269
Toplam 435238
En Çok 1157
Ortalama 330