RESİM VE HEYKEL YAPMANIN VE BUNLARI BULUNDURMANIN İSLÂM’DAKİ HÜKMÜ - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

05-04-2022

RESİM VE HEYKEL YAPMANIN VE BUNLARI BULUNDURMANIN İSLÂM’DAKİ HÜKMÜ

Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslîm’de mevcud hadis-i şerifleri, öylece meâlen kaydettikten sonra, bu mevzuda hadis şarihleri, ne diyor, fıkıh âlimleri ne diyor? O günden bu güne kadar lehde, aleyhde neler söylenmiş, neler yazılmış olduğunu, muteber kitaplardan, kâfi derecede anlatacak ve, inâyet-i Hakka dayanarak, bir hulasa ile neticeyi bağlıyacağız.

Şârih El-Aynî (Buhârî Şarihi)

Şârih el-Aynî; ikinci hadisi, tahlil ve şerh ederken, "Tavzih" kitabından naklen şu ibareyi kaydediyor: "Canlıların suretleri (resim ve heykelleri)ni yapmak, şiddetle haramdır ve kebairdendir. İster saygı ve hürmet edilmek için yapılsın, ister hor görülmek için yapılsın, hüküm değişmez, her haliyle haramdır. Çünkü, bu işde Allah’a yaratmada benzemeye yeltenme vardır, yani ressam yaptığı resim ve heykelleri Allah’ın yarattıklarına benzetmek istemiştir. Ve gine, sergi, altun ve gümüş, para ve kab- kacak ve duvar üzerinde olsun yine hüküm değişmez. Keza, gölgesi olsun veya olmasın fark etmez. Ama ağaç ve benzeri gibi canlı değilse, onların resimlerini yapmak haram değildir. İmam-ı Malik, İmam-ı Sevri, İmam-ı A’zam ve daha başkalarının görüşleri bu manadadır. El-Kadî, kız çocuklarının oyuncaklarını istisna ederse de İmam-ı Mâlik bunların satın alınmasını mekrûh görür."

Şârih el-Aynî merhûm Hz. Âişe’den rivayet edilen üç (6, 7, 3 numaralı) hadisi kaydedip, tahlil ettikten sonra diyor ki: "...üzerine oturasın ve yaslanasın" şeklindeki Hz. Âişe’nin sözünü; "bu suretlerin sahipleri kıyamet gününde azap olunacaklar; onlara: diriltin hu yarattığınız şeyleri! denecek" ve "İçinde resim bulunan bir eve, melekler girmez" diyerek isabetsiz ve tehlikeli görmüştür. Bu, resimli eşya üzerine oturmanın veya yaslanmanın mekruh olduğuna delalet etmektedir. Aynı hüküm, ulemâdan el-Leys b. Sa’d, el Hasan b. Hayy ve bir kısım şafiîler tarafından da rivayet edilmiştir.

Et-Tahâvî merhûm da der ki: "Bu hadis ve bundan önceki babda geçen (5. hadis) Ebû Hüreyre’nin, rivâyet ettiği hadise dayanarak, "Üzerinde resim bulunan elbiseleri kullanmak, giyinmek, üzerlerine basmak veya yaslanmak mekruhtur" denmiştir. Ayrıca, bunları evde bulundurmanın da kerahetine kail olmuşlardır.

"Bu hadis-i şerif ayrıca, gölgesi olsun veya olmasın, her iki çeşit suretin de; yani heykel gibi hacimli olsun veya resim gibi hacimsiz olsun, haram olmasında fark etmez. Kezâ boya ile yapılması, nakış halinde olması, oyulma, kabartma veya dokunma şeklinde olması haram olma hükmünü değiştirmez. Ancak dokuma şeklinde olanın resim olmadığını ileri sürenler vardır."

"Bazıları, Hz. Âişe’nin rivayet ettiği bu hadisle bundan bir önceki hadis arasında zahiren bir çelişme vardır; çünkü birinci hadis, üzerinde resim olan şeyin, kesildikten sonra yastık olarak kullanıldığına; ikinci hadis ise kullanılmadığına delalet etmektedir, derler ise de ben aynı görüşte değilim; çünkü bu hadisi Müslim de Hz. Âişe’den rivâyet ederek kaydetmiştir. Orada o hadiste de "Ben onu iki yastık yaptım, evde Peygamber onlara yaslanırdı" ifadesi vardır. Bu da o perde kesildikten sonra kullanıldığını göstermektedir. Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Hadis birdir. Ancak İmam Buhari o ziyadeyi rivâyet etmemiştir. Bu zat da, Müslim’in bu rivayetinden, zühûl ettiği için "Çelişme vardir" demiştir."

Ed-Davudi; "Bu hadis, resmin cevaz ve ruhsatına delalet eden bütün hadisleri neshetmiştir" der. "Bu, bir haberdir, Haberler de ise nesih cereyan etmez." diye Davudi’ye karşı çıkılmış ise de İbn-i Tin; habere bir emir mukarin olursa o haber de neshin şumul sahasına girebilir." diyerek Davudi’yi desteklemiştir.

Şarih el-Aynî merhûm; "illa rakmen fi sevbin" cümlesiyle biten (yani 9. hadis) hadis-i şerifi tahlil ve şerh yolunda der ki:

"Rakm" kelimesi (kafın sukûnu da caiz fethi de) nakş ve yazı şeklinden ibarettir. Hattabî de der ki: "Musavvir-ressam, hayvan (canlı) şekilleri yapan, "nakkaş"da ağaç ve benzeri şeylerin şekillerini yapan, demektir. Mekruh olup, malayani ile kalbi meşgul eden şeyler cümlesinden ise de, umarım ki, azap vaîdine dahil olmazlar.

Et-Tahavî de der ki: "İhtimal "illa rakmen fi sevbin" sözü ile; sergi veya yastık gibi, üzerine basılan ve hor görülen resimli şeyleri murad etmiştir. Ve, "Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem), üzerinde resim bulunan perdeyi kerih görmüş ise de, ayak altında çiğnenen ve üzerine oturulanlarını mekruh görmemiştir." diyenler de vardır. Sa’d b. Ebi Vakkas, Salim, Urve ve İkrime de böyle demişlerdir.

İkrime, ayrıca şöyle diyor: Resimlerden, üzerlerine basılanlarda hakaret vardır (yani; saygı ve hürmet duyulmaktan çok uzaktırlar). Bu, görüşlerin en isabetlisidir. İmam-ı Malik, İmam-ı Sevrî, İmam-ı A’zam ve İmam-ı Şafiî’nin hükümleri de böyledir.

Merhum Şarih el-Aynî, şu kaydı da ilâve ediyor: Peygamber Hazretleri, İslâm’ın ilk sıralarında, perdelerde nakış olsalar dahi, tüm resimleri nehyetmişti. Çünkü, pul ve resimlere ibâdet etmenin üzerinden henüz çok az zaman geçmişti. Sonra, bu yasak oturup, putlara karşı nefret duygusu gönüllere iyice yerleşince, zarurete binaen, üzerinde resim bulunan elbiselere karşı, mümtehen olması, yani hakir görülmesi; aslâ hürmet ve saygı duyulmaması şartıyla, müsamahalı davranmıştır. Çünkü böyle olan resimlere, cahiller dahi, hürmet ve saygı duymazlar. Demek oluyor ki: resim yasağı, kendilerine hürmet edilen ve saygı duyulan ve alaka gösterilip önemsenen resimlere aittir.

Aynî merhum; onuncu hadisin şerhinde şöyle diyor: Bu (kiram) hadisi, Peygamber’in perdeyi sökmediğine, Hz. Âişe’ye havale edip namazını kıldığına delalet ederken; (Numruka) hadisinde, üzerinde resimler bulunan perdeyi sökmeden eve girmediği anlaşılmaktadır. "Bu iki hadis-i şerifin te’lifi nasıl mümkün olur?" şeklinde sorulan mukadder bir süâle, Aynî merhûm, şu cevabı veriyor: Numruka hadisindeki resimler, canlılara ait resimlerdi; Kiram hadisindekiler ise canlı olmayan varlıklara aitti. Namaz öyle bir ibadettir ki; huşu ister; gönül her türlü meşguliyetten uzak tutmak ister. Resimler ise, cansız varlıklara ait olsalar dahi, müsallinin huşû ve huzurunu ihlal edebilirler. Bu husus kişinin fıkhındandır.

Merhûm Şârih Aynî, 14. hadisin şerhinde şöyle diyor: "Nadr b. Enes anlatıyor: İbn-i Abbas’ın yanında oturuyordum. Fetva vermeye başladı. Fakat Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle diyordu, demiyordu. Nihayet bir kişi O’na sordu: Şu resmi ben yapıyorum, (ne dersin). İbn-i Abbas:

— Bana yaklaş! dedi O yaklaştı. İbn-i Abbas, tekrar:

— Bana yaklaş; dedi O da yaklaştı. İbn-i Abbas:

— Ben Peygamber’den şöyle dediğini işittim:

"Bir kimse dünyada bir suret yapana, kıyamet gününde o yaptığı surete, "Ruh üfle" diye kendisine teklif edilir. Halbuki ruh üfleme kudretine sahip değildir."

Şeyh Zeynüddin der ki: Ressama yapılacak azabın kesilmeyip devam edeceğine bu hadis-i şerif delalet etmektedir."

Şarih el-Aynî’nin, Allah kendisine rahmet etsin! Buharî hadisleri üzerindeki şerh, nakil ve mütalaaları burada bitti.

 

Kastallanî:

Buhari şarihlerinden biri de Kastallanî’dir. Bu zât resim hakkındaki hadis-i şerifleri tahlil ve şerh ederken, genellikle Şârih Nevevî’den nakletmektedir. Bu itibarla biz, Müslim’in Şârihi İmam Nevevî’nin, aynı hadislerdeki tahlil ve tetkiklerini kaydedip, Kastallanî’den bahsetmiyeceğiz. Yalnız Kastallanî’nin İbn-i Arabi’den bir naklini alacağız. İbn-i Arabi diyor ki:

"Suret ittihaz etmekde; Eğer suret, cisim sahibi ise, yani gölgesi varsa bi’l-icmaa haramdır. Eğer rakam yani nakış şeklinde ise bunda dört görüş vardır:

1- Mutlak surette caiz; bab hadisinin zahirine binaen;

2- Mutlak surette memnu’dur;

3- Tafsil: a) Şekli baki, yani kusursuz ve ayıpsız ise haramdır; b) başı kesilir, şekli bozulursa, yani ayıplı ve kusurlu hale getirilirse caizdir. En sahih olan görüş de budur.

4- Eğer resim mümtehen olursa, yani hürmet ve saygı mevkiinde olmayıp hor ve hakir görülme durumunda ise caiz; yok, duvara veya tavana asılma gibi hürmet makamında ise caiz değildir.

 

İmam-ı Nevevî

Sahih-i Müslim’in şarihi İmam Nevevî, mevzuumuzla ilgili hadis-i şerifleri; tahlil, şerh, nakil ve mutâlaalar beyan ederken şöyle diyor:

Ulemâdan bizim ashabımız ve daha başkaları şöyle dediler: "Hayvanların (canlıların) sûretlerini yapmak şiddetle haramdır ve büyük günahlardan sayılmaktadır. Çünkü, sûret hakkında hadis-i şeriflerde çok şedîd azap ve tehditler vardır. İster hakir görülen veya görülmeyen şeylerin resimleri olsun, hüküm değişmez. Yani ne suretle yapılırsa yapılsın, onları yapmak haramdır. Çünkü, bunda Allah’a, yarattığı şeylerde benzemeye yeltenme vardır. Keza, bu resimler bir elbise, bir sergi, gümüş veya altun, para, bir kab, veya bir duvar ve saire üzerinde olsun hüküm değişmez. Yani yapılması haramdır. Ama ağaç, deve yükü ve saire gibi canlı olmayan şeylerin resimlerini yapmak haram değildir. İşte resim ve heykel yapmanın hükmü bu.

Üzerinde, canlı resim bulunan eşyayı kullanma meselesine gelince:

Eğer bir duvara asılmış ise veya giyilen bir elbise ise veyahut başa sarılan bir sarık ise veya bunlar gibi mümtehen ve hakaret mevkiinde (yani hor görülen, tahkir edilen cinsten) değilse bunları da kullanmak haramdır. Şayet üzerine basılan, oturulan veya yaslanılan sergi, minder veya yastık gibi hakarete maruz bırakılan cinsten şeyler ise, bunları kullanmak haram değildir. Ancak, bunlar rahmet meleklerinin eve girmesine mani olurlar mı? Bunda ihtilaf vardır. Bu ihtilafı ilerde zikredeceğiz.

Yukarıda söylediklerimizin tümünde sûretler, gölgesi yere düşen (heykel) gibi hacimli cinsten olsun veya gölgesi olmayan (resim) ve nakış cinsinden olsun, hüküm değişmez. Bu meselede mezhebimizin görüşünün hulasası budur. Keza, Sahabe, Tabiin ve onlardan sonra gelen cümhur-i ulemanın görüşüde budur. Ve yine İmam-ı Sevrî’in, İmam-ı Malik’in, İmam Ebu Hanife’nin ve daha başkalarının görüşleri bu merkezdedir.

Seleften bazıları; "Yasak edilen, ancak, gölgesi yere düşen "heykellerdir" demişler ise de bu, batıl bir görüştür. Çünkü Resul-i Ekrem’in red ve inkâr ettiği sûret perde üzerinde olan resimdir. Bunun da gölgesi olmadığı herkesçe malûmdur. Kaldı ki, diğer hadisler mutlak olup, sûretin her çeşidine şâmildir. İmam-ı Zührî de, Resim yasağı geneldir, her resme şâmildir, üzerinde resim bulunan bir şeyi kullanmak da böyledir, meleklerin eve girmeme meselesinde de hüküm böyledir" der.

Kezâ, sûret ister bir elbise üzerinde nakış şeklinde olsun veya başka türlü olsun, tahkir edilen bir duvar, bir elbise veya bir sergi üzerinde olsun veya olmasın, hüküm aynıdır, değişmez. Hadislerin zahiriyle amel etmek bu yoldadır. Özellikle İmam-ı Müslim’in zikrettiği "Numruka" hadisi, Kuvvetli mezhep de budur. Bazı âlimler; "illa makâne rakmen fi sevbin= ancak elbisede nakış şeklinde olursa müstesna" cümlesiyle ihticac ve istidlâl ederek, gölgesi olan sûretlerden sakındırılmaktadır, fakat, gölgesi bulunmayanlarda sakınca yoktur, derler. Bu, el Kasım b. Muhammed’in mezhebidir.

Bütün ulemâ, gölgesi olan sûretlerin men ve reddi hakkında, hatta tağyir ve tebdil edilmesinin vacip olması hakkında ittifak halindedirler. Bir de el-Kadı der ki:

Kız çocukların bebekleri ve oyuncakları hakkında bir ruhsât ve müsâade vardır. Bununla beraber, İmam-ı Malik, babaların çocuklarına bunları satın almalarını mekrûh görmüştür. Bir kısım ulemâ da çocuk oyuncaklarının cevazı hakkındaki ibâdet (mubahlık), bu hadislerle nesh edilmiştir, derler." 

İmam-ı Nevevî merhûm şunu da ilave ediyor:

"İlla rakmen fi sevbin= ancak bir elbisedeki nakış müstesnâ" cümlesine dayanarak, canlı olsun veya olmasın, mutlak mânâda elbise üzerindeki resim mubahtır", diyen kimseye cümhûr-i ulemanın cevabı ve bizim cevabımız şu olmuştur:

"Bu cümle ağaç ve benzeri gibi, cansız şeylere hamledilmiştir. Zâten bu cansız şeylerin suretlerini yapmak da caizdir."

Nevevî merhûm, hadisdeki "Peygamberin: Allah bize duvarları ve çamurları örtmemizi emretmedi" cümlesini kaydederek, der ki; bazı ulemâ, bu, elbiselerle duvarları örtmenin, evleri süslemenin menidir. Bu da haram değil, tenzihi bir kerahetten ibarettir. Sahih olan da budur. Ancak Şeyh Ebu’l-Feth, ashabımızdan naklederek "haram" demiştir.

Ve nihayet, Nevevî Şarih Merhûm, şöyle neticeye varıyor:

Bu hadis-i şerifler açıkça delâlet ediyor ki; canlı varlıkların sûretlerini yapmak şiddetle haramdır. Ağaçlara ve ruhu olmayan diğer varlıklara gelince: bunların resimlerini yapmakda ve bu yolla kazanç sağlamakta haramlık yoktur. Bütün ulemânın görüşü budur. Ancak, meyveli ağaçların resimlerinin, yapılmasında, Mücâhid’in muhâlafeti vardır; o bunu mekrûh görmektedir. Mücâhid, Cenab-ı Hakk’ın; "Benim yaratmam gibi, yaratmaya kalkışanlardan daha zâlim kim vardır" mealindeki hadis-i kudsiye istinat etmektedir. Fakat, cümhûr-i ulemâ;. Peygamberimiz’in "...Onlara yarattığınız bu şeyleri ihya edin! denecek" sözünün manası; "Onları ruh sahibi kılın" demektedir. Binaen aleyh ağaç meyveli olsun veya olmasın bu mânâya girmez, İbn-i Abbas’ın "illâ da yapmak gerekiyorsa, ağaç ve canlı olmayan şeylerin sûretlerini yap!..." şeklindeki fetvası da bunu teyit etmektedir.

Bir de hadisde "en şiddetli azap" tabiri geçmektedir. Bu hususda şöyle deniyor: Bu azap, tapılsın, diye put, resim ve heykel yapana mahsustur. Bu, kâfir olur ve şiddetli azaba müstahak olur. Diğer bir görüşte şu: "Sûret yapmada, Allah’a benzemeyi kasdeden kimseyedir, en şiddetli azap. Fakat ne ibâdet edilmesini ne de Yaratana benzemeyi kasdetmiyorsa o ressam kâfir olmaz, fasık olur, büyük günah sahibi olur..." 

Nevevî’nin, Allah kendisine rahmet eylesin! Bu babdaki tahlil, tedkik, nakil ve izahları burada son buldu.

 

Sünen-i Ebu Davud

Sünen-i Ebû Dâvud’dan sadece bir hadis-i şerifi burada kaydedeceğiz:

Ebû Dâvud, Süneninde, Ebû Sâlih’den o da Ebu İshak’tan, o da Yunus b. Ebi İshak’dan, o da Mücâhid’den, o da Ebu Hüreyre’den, rivayet eder: Allah’ın Resulü şöyle buyurdu:

"Cebrail bana gelerek dedi ki; dün gece ben sana geldim. Ancak, evin kapısı üzerinde olan suretler, beni içeri girmekten menetti, ve evin içinde de, üzerinde suretler bulunan perde vardı. Ayrıca evde bir köpek bulunuyor. Şimdi sen emret! Suretlerin başları kesilsin! de ağaç şekline dönsün! Perde kesilip yere atılan ve çiğnenen iki yastık yapılsın ve köpek de dışarı çıkarılsın" Cenab-ı Peygamber de bütün bunları yapmıştır. (Ebû Dâvud, C: 2, S: 393, Kitabüllibâs).

 

Neylü'l Evtar’dan

Neylü'l Evtar sahibi Şevkânî Merhûm. "Bu suretleri yapanlar kıyamet gününde azab olunacaklar. Ve onlara: Yarattığınız bu şeylere hayat veriniz! denecek."

Bir kişi İbn-i Abbas'a gelerek, ben şu suretleri yapıyorum. Bu hususta bana fetva ver, deyince, İbn-i Abbas cevaben şöyle dedi:

Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’den işittim, şöyle diyordu:

"Suret yapan herkes ateştedir. Yaptığı her sûrete bedel bir nefis yaratılır, cehennemde ona azap edilir." Şayet sen, illâ da resim yapmaya mecbur isen, ağaç ve canı olmayan şeylerin resimlerini yap!" mealindeki bu iki hadisi kaydettikden sonra, diyor ki:

"Bu iki hadis, resim yapmanın şiddetle haram olduğunu ifade etmektedirler. Çünkü, ateşde azab edilmesiyle ve her ressâmın ateş ehlidir, sözüyle tehdit edilmekte ve diğer hadislerde de lanetlenmektedirler. Bütün bunlar gösteriyor ki; resim ve heykel yapma aşırı derecede çirkin ve haramdır. Bundan dolayıdır ki; Şâri’ Teâlâ, onların, tasvir işlerine "Yaratma ve yaratıcılar" ismini vermektedir. Ve, "Her musavvir (sûret yapan) ve "Bi külli suretin savvercehâ" (tasvir ettiği her suret sebebiyle) gibi tabirler delâlet ediyor ki, elbiseler üzerine çizilen ve ayaklarla basılan resimlerle cismi olan heykeller arasında fark yoktur; ikisi de haramdır.

Kezâ, Âişe hadisinin genel oluşu, Peygamber’in, üzerinde kanatlı at resmi bulunan bir perdeyi söküp atması ve Hz. Âişe’nin de onu kesip iki yastık yapması hükmün o merkezde olduğu anlayışını desteklemektedir. "Dürnuk" bir elbise veya bir sergi türüdür.

Bir de; Buhari, Müslim, Muvatta’ Ve Nese’înin Hz. Âişe’den rivayeten, kaydettikleri:

"Hz. Peygamber, bir seferden dönmüştü. Ben de "Sehve (ihtimal ki, seki)" denen evin giriş kısmındaki yeri üzerinde resimler bulunan bir perde ile örtmüştüm. Bunu Resulullah görünce, hemen çekti, kopardı. Yüzü de kızardı. Ve bana hitaben: "Ya Âişe! kıyamet gününde azab yönünden, insanların en şiddetlisi, Allah’ın yaratmasına benzetmeye kalkışanlardır," dedi. Kezâ, Buhari, Tirmizi ve Nesei’nin İbn-i Abbas’tan naklettikleri, "Bir kimse bir sûret yaparsa kıyamet gününde, Allah ona azab edecektir; Ona rûh üfleyinceye (verinceye) kadar. Halbuki ruh vermesine de imkân yoktur" mealindeki hadis de hakikatin o merkezde olduğunu teyid etmektedir.

İşte bütün bu hadis-i şerifler, kesin olarak gösteriyor ki; sûretlerden hacimli olup heykel şeklinde olanlarla bit şey üzerine çizilen veya tab (basılan) arasında fark yoktur. Çünkü, sûret ismi hepsine şâmildir. Lugât kitaplarında, sûret demek, şekil demektir. Müstakil olup hacimli olana şekil denebileceği gibi, elbiseler üzerine çizilenlere de şekil denir.

Evet, Müslim, Ebû Dâvud ve daha başka hadis kitaplarında mezkûr Ebû Talha’dan rivayet edilen hadislerde "illâ rakmen fi sevbin = ancak elbisedeki nakış müstesna" şeklindeki ifâde, merfu’ olduğu sahih ise, elbiselerde nakış şeklindeki resimleri hükümden tahsis ve istisna etmektedir...

"Yarattığımız bu şeylere hayat ve rûh verin!" ifadesi de işi muhâle bağlamak ve askıya almaktır. Yani azab devam edecek demektir. (Neylu'l Evtar, C: 2, S: 112-117).

 

Tarikat-ı Muhammediye Sahibi

Tarikat-i Muhammedi’ye sahibi Muhammed el-Birgivi, Allah kendisine rahmet eylesin! Canlıların suretlerini yapmayı el âfetlerinden saymış ve Buharî ile Müslim’in İbni-i Mesûd’tan merfû, olarak rivayet ettikleri "kıyamet gününde azab yönünden en şiddetli olanlar sûret yapanlardır" mealindeki hadis-i şerifi kaydetmiştir. Arkasından Şârih Hâdimi, bu hadisi şöyle şerh etmiştir; Ruhu olup, beslenip büyüyen canlı varlıkların yaparak, kâğıt, taş ve benzeri şeyler üzerine resmetmektir. Buradaki yasak; sergi, yastık, kap, yol, perde, tavan ve sâire gibi, hor görülen, ayaklar altında çiğnenen (cinsten olsun veya olmasın) resimlerin hepsine şâmildir. Bu yasağı hor görülmiyenlere yani hurmet ve saygı duyulan resimlere tahsis edenler vehm ve hata etmişlerdir: Ve ilâve ederek, kendi mezhebine muhalefet eden Taybî’yi hata edenlerden addetmiştir (Berîka, C: 4, S: 88).

 

Tecrid-i Sarih Tercemesi'nden

"Âişe radıyallahü anhâ'dan rivâyet edildiğine göre, kendisi (bir kere) ufak bir yastık, bir şilte satın almıştı. Üstünde (hayvan) resimleri vardı. Resulullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bunu görünce, kapının önünde tevakkuf buyurdu da içeri girmedi. Âişe (Radıyallâhu Anhâ) (bu sırada) Peygamberin yüzünde şiddet (eseri) sezdim de

— Ey Allah'ın Resulü! Allah’a ve Allah’ın Resulüne tevbe ederim. (Fakat bilmem ki) ne kusur ettim, dedim. Resulullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem):

— Şu yastığın (burada) işi nedir? buyurdu. Ben:

— Ey Allah’ın Resulü (Kâh) üzerine oturasın, (Kâh) yaslanasın diye senin için satın aldım, diye cevap verdim. Resulullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem);

— Bu suretlerin sahipleri kıyamet gününde muhakkak azap olunurlar. Ve bu kimselere (tehakküm ve ta’ciz yollu) tasvir ettiğiniz bu hayvanları (haydi) diriltiniz (bakalım denilir, dedi. Yine Resulullah, "şol bir ev ki içinde suretler vardır, artık o eve melekler girmez." buyurdu.

İzahı:

"Rivâyetler: Bu hadisi, Buharî nikâh, libâs, bed’i halk bahislerinde rivâyet etmiştir. Müslim de libâs babında tahriç etmiştir. Buharî’nin babının unvanı: Erkekler ve kadınlar için kullanılması mekrûh olan şeylerin ticaretinin hükmüne dairdir. Bu babında Buharî, iki hadis rivayet etmiştir ki, birisi Hz. Âişe hadisidir, diğeri de Tecride alınmamış bulunan meâli Bervechi âti Abdullah b. Ömer hadisidir.

Abdullah b. Ömer (Radıyallâhu Anhu) diyor ki; bir kerre Resulullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Ömer (Radıyallâhu Anhu)’ya harîr veyahut siyerâ (sarı çubuklu) bir hulle gönderdi. Sonra Resulullah, bu hulleyi Hz. Ömer'in üzerinde gördü de:

- Ben bu hulleyi sana giyesin diye göndermedim. Bu ipekli libası, (ahirette) nasibi olmayan erkekler giyer. Ancak bunu sana ben, satıp da intifa edesin diye gönderdim, buyurdu.

Bu hadis cuma bahsinde de daha uzun bir metin ile geçmiştir. Cuma bahsinin ilk hadislerindendir. Bu hadisi Buharî’nin sevk sebebi, babın unvanı vechiyle erkekler veya kadınlar tarafından kullanılması mekrûh olan eşyanın satışı caiz olup olmaması itibariyledir. Ve bu hadisin hükmü cevaz ifade etmektedir.

Hz. Âişe hadisindeki (Numruka)’yı. Kadı Iyaz Visâde; yastık manasındadır, der. Sıhah sahibi de küçük yastıktır, diyor. Bazıları yüz yastığıdır, demiştir. Eğer üzerine konulan kalıça manasınadır diyenler de vardır. Hz. Âişe’nin Peygambere: Kâh üstüne oturasınız, kâh yaslanasınız diye aldım, buyurmalarına bakılırsa şiltemsi bir yastık olsa gerek.

Hadisten istifade edilen hükümler:

Üstünde hayvan sûretleri bulunan eşyanın satılışı, Hz. Âişe hadisinin zahirine nazaran caiz değildir. Fakat yere yayılan ve horlukla kullanılan şeylerin üzerinde sûretler olmakla beraber, satışın cevazı hakkında sahih eserler vardır. Men’i ile cevâza delalet eden âsâr tearuz ettiğinde asıl olan, haram delili varit oluncaya kadar mubahlıktır. Sonra Hz. Âişe tarafından akdedilen satışı Peygamber feshetmemiştir. Bu itibarla, Peygamberin, resimli yastık hakkındaki beyanatı harama değil, belki kerahete hamlolunabilir.

Resim: Hz. Âişe hadisinden, hayvanların (canlıların) resimlerinin yapılmasının haram olduğu anlaşılır. Fukaha ve hadis ehlinin cümhûru taş, ağaç gibi hayat sahibi olmayan eşyanın resimlerinin yapılmasında da ve kullanılmasında da beis görmemişlerdir.

İbn-i Abbas’ın Rivayeti ve Bir Fetvası:

Müslimin rivayetine göre İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anhu)’ya bir ressam müracaat ederki:

— Ben şu sûretleri resmederek geçinirim. Bunlar ve sanatım hakkında bana bir fetva lütfediniz! demiş. İbn-i Abbas da:

— Bana yaklaşınız! demiş. Sonra tekrar bana yaklaşınız demiş, Ressam da İbn-i Abbas’a yaklaşınca, elini bu müsteftinin başı üstüne koyarak: Şimdi sana ben Peygamberden işittiğim bir hadisi haber vereceğim, iyi dinle! demiş. Ben Resulullah’tan:

— Her suret yapan cehennemdedir. Ressamların tasvir ettiği her surete kıyamet günü hayat verilir de bunlar cehennemde ona azap ederler, buyurduğunu işittim, demiş. İbn-i Abbas, ressama karşı devamla:

— Eğer sen sanatına devam etmek mecburiyetinde isen ağaç ve canlı olmayan şeylerin resmini yap! demiştir.

İbn-i Âs’ın delili: Ve bu fetvasının şer’î mesnedi, Tahâvî’nin rivayet ettiği Ebu Hüreyre hadisidir: Ebu Hüreyre diyor ki, bir kere Cebrail aleyhisselâm, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in huzuruna girmek için izin istemişti. Resulullah da müsaade etmişti. Fakat Cebrail (Aleyhisselâm): "Şimdi ben sizin evinize nasıl gelebilirim? Çünkü, evinizde bir takım at ve insan resimlerini ihtiva eden bir perde asılıdır. Ya bu resimlerin başlarını koparmalısınız yahut bu perdeyi indirip yöre sermelisiniz! Biz melekler topluluğu, içinde resim olan eve girmeyiz" diye cevap vermiştir.

Bu hadisten Tahâvî’nin çıkardığı hüküm:

Tahâvî diyor ki, bu hadisin zahirine göre, bir resmin başı -ki, o resmin temsil ettiği canlının başsız yaşaması mümkün değildir. Bu- koparılınca, resim ve timsal mubah oluyor. Hadisin ifade ettiği hu hüküm, bir canlının, bir insan veya bir hayvanın, onsuz yaşaması mümkün olmayan bir kısmı hariç olmak üzere sûret ve resminin yapılmasının mubah olduğunan delalet eder. Ve binnetice:

1- Canlı olmayan eşya ve manzaraların resimlerinin çizilmesi,

2- Canlılardan da, onsuz yaşaması mümkün olmayan uzvu, terk edilirse geriye kalan beden kısmının tasviri mubah; ve bu iki nev’i tasvirin, resim hakkında varit olan hadislerin ifade ettiği nehiy hükmünden hariç olduğuna delalet eder.

 

Resim Hakkında Ebu Talha Hadisi:

Müellif İmam Buharî, Kitabüllibasta, izahiyle meşgul bulunduğumuz Hz. Âişe hadisinden sonra Resul-i Ekrem’in ashabından ve ensarın en bahadırlarından bulunan Ebu Talha, Zeyd b. Sehl’in de bir hadisini rivayet ediyor ki, bunun tarihi daha sonradır. Bu hadisi Ebu Talha’dan rivayet eden Zeyd b. Halid’tir ki bu da sahabîdir, bu da ensardandır. Zeyd’ten de Büsr b. Saîd rivayet etmiştir. Hadisin senedi hakkında şu mücmel malumatı verdikten sonra, şimdi tercemesini bildireceğiz Ebu Talha (Radıyallâhu Anhu), Resulullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in, "Melekler içinde suret bulunan her hangi bir eve girmez" buyurduğunu haber vermiştir. Sahabî ravi Büsr diyor ki, bu hadisi bana rivayet eden Zeyd b. Hâlid’tir. Bunu bana bildirdikten bir zaman sonra, hastalanmış, ben de ziyaretine gitmiştim. Eve girdiğimde kapısında bir perde asılı olduğunu, perde de bir sûret bulunduğunu gördüm. Orada bulunan Ubeyd’e ki Peygamberin zevcesi Meymûne’nin rebibidir dedim ki:

— İslâm’ın ilk günlerinde suretin yasak olduğunu bize haber veren zeyd b. Hâlid değil midir? (Şimdi bu resimli perde nedir ya?). Ubeydullah bana:

— Zeyd b. Hâlid, bu hadisi Ebu Talha’dan bize nakil ederken sonunda "illâ rakmen = elbisedeki nakış ve resim müstesnadır) dediğini işitmedin mi? diye cevap verdi.

Tahavî, (elbisedeki nakış ve resim müstesnadır) fıkrasını (yastık ve saire gibi saygı vesilesi olmamak üzere isti’mal) manasına haml ederek daha tevsi’ etmiştir.

Hattabî de; bu hadisin bu fıkrasına nazaran, hayvan şekillerini tasvir eden ressamlar ile ağaç ve emsâli nakışlar, resimler yapanlar resim ve tasvir hakkında varit olan şiddetli tehdide dahil olmasa gerek, diyor.

Hulasa: Resul-i Ekrem, perde gibi, ta’zim ve tekrim ifade eder bir surette resimli eşya kullanmayı kerih görmüş, fakat yayınmak ve örtünmek gibi, ta’zim ve saygıya delalet etmiyecek surette kullanılmasını mekrûh addetmemiştir. Sa’d b. Ebi Vakkas, Sâlim, Urve, İbn-i Sirîn, Atâ, İkrime bu suretle hükmetmişlerdir. Ve bu ictihad, mezheplerin vasatı addedilmiştir. Sevrî, Ebu Hanife, Şafiî’nin mezhepleri de budur."

Not: Ancak; Müslim şarihi Nevevî ve Buharî şarihi Aynî, bu mezhep imamlarından bahsederken ve mezhepleri de budur, derken, burada olduğu gibi, mekruh tabirini değil, haram tabirini kullanırlar (Müellif).

"Aliyyülkarî de Mirkat’ta Hz. Âişe’den rivayet olunan bir hadisin şerhinde bu kerahetin bir keraheti tenzihiye olduğunu naklediyor. Sahihayn’de rivayet olunduğuna göre, Hz. Âişe diyor ki: Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, bir gazaya gitmiştir. O sırada ben, kenarı saçaklı, bir yatak örtüsü almış, (üstünde kanatlı at resmi bulunan poşideyi kapıya asmıştım. Nevevî). Resul-i Ekrem avdetinde bunu kapıda görünce, çekti attı. Sonra:

— Allah, duvarın taşını, toprağını bu suretli kumaşla örtmemizi emretmedi! buyurdu.

Aliyyülkâri bu hadisin şerhinde: "Hz. Âişe’nin bu yatak örtüsünü asması süs içindi, hicap için değildi. Bundan dolayı Resul-i Ekrem tarafından itab edildi. Bu hadis ile yastık, bisat gibi hususatta kullanılmasının cevazına fakat duvara zinet için resimli kumaş mekulesini asmanın haramlığına değil, kerahet-i tenzihiye olduğuna istidlal edilmiştir." diyor. Çünkü Peygamberin: (duvara bu resimli kumaşı asmağa mecbur değiliz) kavli şerifi ne böyle asmaktan nehye, ne de vücuba, ve ne de nedbe delâlet etmez, diye delil getirildiğini haber, veriyor.

Nevevî de diyor ki: "Bazı ulema, döşek, yatak ve yemek takımı gibi mübâlâtsız, önem verilmeksizin kullanılan ev eşyası üzerinde resim bulunmasında, hilkati tam olsa bile bir mazhur yoktur, tam olsun noksan olsun, mutlak surette mübahtır" demişler ve Ebu Talha hadisinin son fıkrasındaki istisna ile istidlâl etmişlerse de, bizim ve bütün ulemanın bunlara karşı cevabımız: "Bu istisnanın ağaç, hilkati tam olmayan hayvan resimlerine ait olduğudur."

Tıybî de; Nevevî’nin reddettiği tezi müdafaa eden zümreden ve mutlak mubah olduğuna kail olanlardandır. Fakat Hadimî merhûm Tarikat-i Muhammediye şerhinde; Tıybî kendi mezhebine muhalif bir içtihad yolu tutmuştur, diye muahaze ediyor.

Bir hikâye: Osmanlı padişahlarından Abdulaziz zamanında resim isti’mali meselesi bahis mevzuu edilmiş, Şeyhülİslâm Turşucu Zâde (illâ rakmen fi sevbin = resim bulunan eve melekler girmez; Meğer ki, resim ve suret elbise, kumaş gibi bir şeye nakşedilmiş ola, o zaman girer) şeklinde Ebu Talha’nın yukarıda zikrettiğimiz hadisi ile istidlâl ederek cevazına fetva verdiği ve bu fetvası üzerine Şeyhülİslâm olduğu rivayet olunur.

 

Bir Hulasa:

Buraya kadar resim hakkında vârid olan hadis-i şeriflerden bazılarını selef ve halef imamlarının bir kısmının rey ve ictihatlarıyle beraber mütalaa etmiş bulunuyoruz. Bu babda ulemânın iki noktada ittifak ve bir noktada ihtilaf ettiklerini görüyoruz:

İttifak ettikleri noktalardan biri ağaç, dağ, taş gibi eşya ve manzaraların resimlerinin mutlak surette mubah olduğudur. Diğeri de vesikalık fotoğraflar gibi hilkati tam olmayarak bedenin bir kısmına ait olan canlı resimlerinin hem yapılması hem de kullanılmasının cevâzıdır. Hilkati tam olanlar hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazı âlimler ta’zim vesilesi olmaksızın bunlarin isti’malini de kerahetle beraber caiz görmüşler, bazıları da asla caiz görmemişlerdir.

Tecrid-i Sarih sahibi bundan sonra bahsi şöyle bağlıyor:

Bu bahsi bu kadar uzun bir tetkik zemini ittihaz edişimiz, resim isti’malinin ve çekilişinin mutlak surette haram zannolunmasına binaendir. Halbuki bu günkü idari ve içtimaî luzüm üzerine fotoğraflarını imâl ve isti’mal eden bir çok zatın bunda dini bir sakınca olup olmadığını sormağa mecburiyet hissetmiş olmalarına mebni bu meselenin ilmî vaziyetini olduğu gibi bildirmeyi lüzumlu addettik.

Burada, namaz kılan kimsenin karşısında resim bulunmamasına dikkat etmesi tavsiyesiyle bu bahse nihayet vereceğiz: Buharî’nin rivayetine göre, Hz. Âişe’nin astığı resimli bir perde hakkında Resul-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem): Namazda beni meşgul ediyor, kaldırınız, buyurmuştur. (Tecrid-i Sarih tercemesi, C: 6, S: 502-512)

 

FIKIH KİTAPLARINDAN

Buraya kadar; heykel ve resim hakkında hadis kitaplarında ve şerhlerinde mevcut hüküm, izah ve mütalaaları beyan ettik. Bundan sonra da fıkıh kitaplarında konu ile ilgili hüküm ve mütalaaları beyan edeceğiz:

a) Fıkh’üs-Sünne:

Es-Seyyid Sabık tarafından kaleme alınan ve "FIKH’ÜS-SÜNNE" ismi verilen ktiabın 3. cildinin 498-503 sahifelerini terceme ederek buraya alıyoruz:

Tasvirin haramlığı:

Timsal = Heykel yapmanın; insan olsun, hayvan olsun, ruhi olanlar her şeyin suretini yapma ve çizmenin yasaklığı hakkında sahîh ve sarîh hadisler vardır.

Fakat; ağaç, çiçek gibi ruhi olmayan varlıkların resimlerini çizmek caizdir.

1- İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anhu) diyor ki: Hz. Peygamber şöyle dedi:

"Bir kimse dünyada bir sûret yaparsa, kıyamet gününde ona; yaptığın bu surete can ver! diye teklif edilecek, fakat o da bu teklifi yerine getiremiyccektir" (Buharî)

2- Yine Resulullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Kıyamet gününde azap yönünden, insanların en şiddetlisi bu suretleri yapanlardır."

3- Müslim Sahîh’inde şu hadisi rivayet eder:

"İbn-i Abbas’a bir adam gelerek dedi ki:

— Ben bu suretleri yaparım. Bu hususta bana fetva ver! dedi. İbn-i Abbas, kendisine:

— Bana yaklaş! O da yaklaştı, Tekrar etti;

— Bana yaklaş! O da yaklaştı. Elini adamın başına koyarak;

— Şimdi Peygamber’den işittiğimi sana haber vereceğim; Resulullah şöyle buyurdu:

"Her resim yapan ateştedir. Yaptığı her suret bedeline bir nefis yaratılır. (O nefisler) cehennemde ona azab ederler." İbn-i Abbas ilave etti:

"İlla da yapmak zorunda isen; ağaç ve nefsi olmayan şeylerin suretlerini yap!"

4- Râvi Hz. Ali diyor ki; Resulullah, bir cenazede bulunduğu bir sırada şöyle buyurdu:

"Hanginiz Medine’ye gidip, orada kırılmadık put, tesviye edilmedik mezar ve bozulmamış suret bırakmıyacak?"

Oradakilerden birisi: "Ben, gideceğim", diyerek ortaya atıldı. Medine’liler bundan korktu.

Adam gitti ve sonra geldiği zaman:

"Ey Allah’ın Resulü! Kırmadığım put, tesviye etmediğim mezar ve bozmadığım resim kalmadı." dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Bundan sonra bunların birisine dönen, Muhammed’e indirileni inkâr etmiş olur" (Ahmed b. Hanbel, Hasen bir senetle)

Çocuk oyuncaklarını yapmanın caiz oluşu:

Resim ve heykel yasağından bebek ve gelin gibi, çocuk oyuncakları istisna edilmektedir. Zira bunların yapılması da satılması da caizdir;

1 - Hz. Âişe diyor ki; ben hammecik ve kız bebekleriyle oynuyordum. Yanımda da başka kız çocukları vardı. Peygamber içeri girdiği vakit onlar dışarı çıkar. Peygamber dışarı çıktığı vakit de onlar içeri girerlerdi. (Buhari ve Ebu Davud)

2 - Yine Hz. Âişe'den; Peygamberimiz bir gazadan döndü.(Tebuk veya Hayber). Rafların üzerindeki perdeyi rüzgâr açınca ordaki oyuncakları Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) gördü. Ya Âişe!

— Bunlar ne? dedi. Ben:

— Bunlar benim kızlarımdır, dedim. Onların arasında iki kanatlı bir at da vardı. Peygamber:

— Şu ortalarında gördüğüm ne? diye sordu. Ben:

— At, dedim. Ya şu üzerindeki ne? diye Sordu, ben:

— Kanatları, diye cevap verdim. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem):

— At, iki kanadı var, dedi! Ben;

— Sen işitmedin mi; Süleyman aleyhisselam’ın kanatlı atları vardı? deyince, Mübarek dişleri görününceye kadar güldü." (Ebu Davud, Neseî)

Evde resim ve heykel bulundurma yasağı:

Heykel ve resim haram olduğu gibi, onları kullanmak ve evde bulundurmak da haramdır. Hatta şekli bozuluncaya kadar onları kırmak ve bozmak da vaciptir.

1 - "Hz. Peygamber üzerinde haç (Hz. İsa’nın resmi) bulunan her şeyi kırmıştır." (Buharî)

2- "İçinde timsaller (resim ve heykeller) bulunan bir eve melekter girmez." (Buharî)

Gölgesi olmayan suretler:

Zikri geçen hükümler hacimli ve cisimli olup gölgesi onlara yani, heykellere aittir. Duvarlar, kâğıtlar üzerinde bulunan nakışlar, elbise ve yerler üzerinde ki (hürmet ve saygı duymamak kaydiyle) sûretler ve fotoğraflar caizdir.

Bunların hepsi, önceleri men’ ve yasak edilmişti. Sonra bir dereceye kadar ruhsat verildi.

Tamamen men’e delâlet eden delil, Hz. Âişe’nin zikrettiği şu hadistir;

"Resulullah içeri girdi. Ben de sehveyi (depo veya seki gibi yer) üzerinde resimler bulunan bir perde ile örtmüştüm. Peygamber görünce onu çekti, attı. Yüzü de kızardı. Buyurdu ki: Ya Aişe! Kıyamet gününde azap yönünden Allah indinde insanların en şiddetlisi yaratmada Allah’a benzemeye yeltenenlerdir." dedi. Hz. Aişe ilâve etti: "Artık onu ben kestim de bir veya iki yastık yaptım."

Ruhsat ve cevaza delâlet eden deliller; Büsr b. Saîd’in Zeyd b. Hâlid’den, onun da Ebi Talha’dan rivayetidir.

1 - Ebu Talha der ki; Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

"Melekler, içinde suret bulunan eve girmezler."

Büsr diyor ki; sonra Zeyd hastalandı, onu ziyarete gittim. Kapısının üstüne astığı perdenin üzerinde resimler gördüm. Peygamberin hanımı Meymûne’nin Rebibi Ubeydullah’a sordum: Zeyd bize daha önceleri resimlerin yasağını haber vermedi mi? Ubeydullah cevab verdi: "illa rakmen fi sevbin = elbisedeki nakış müstesna" dediğini duymadın mı? (Kütüb-i Sitte’den beşi).

2 - Âişe (Radıyallâhu Anhâ) anlatıyor:

"Bizim, üzerinde bir kuş resmi bulunan bir perdemiz vardı. İçeri giren onu karşılardı. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)buyurdu: Ya Âişe! Bunu tahvil et (tağyir etmek, yerinden ayırmak ve döndürmek gibi manalara gelir)! Zira, ben, onu her gördüğüm zaman, dünyayı hatırlıyorum, dedi." (Müslim)

Bu hadis-i şerif delâlet ediyor ki, bu, haram değildir. Haram olsa idi, onu söküp atar, sadece "onu döndür" demekle yetinmezdi. Ve buna sebeb olarak da dünyayı hatırlattığını göstermiştir. Hanefi imamlarından Tahavî, bu hususu teyid yolunda diyor ki:

"Peygamber, önceleri her türlü sureti men’ ve nehyetmişti. Perde üzerinde nakış da olsa. Çünkü bunlara ve bu resimlere tapmanın üzerinden henüz çok az bir zaman geçmişti. Sonra bu yasak yerleşip, gönüllerde putperestliğe karşı nefret hissi uyanınca elbiseler üzerinde nakış şeklindeki resimlere müsaade edildi. Elbiseleri kullanma zarûretine binaen. Üstelik bununda hepsine değil; hor ve hakir görülen durumlarda olursa. Çünkü, bu durumlarda cahillerin o resimlere karşı hürmet ve saygı duyması garanti edilmiş olur. Bu itibarla, resim yasağı; hürmet, ve saygı duyulanlara mahsus olmuş oluyor. Tahavî’nin sözü Allah kendisine rahmet eylesin! burada bitti.

İbn-i Hazm de:

"Çocuklar için, çocuk oyuncak resimleri caizdir. Bunlar başkaları için helal olmaz. Bunlardan başka bütün suretler haramdır. Birde elbise üzerindeki "Rakm = Nakış" şekli müstesnadır" diyor ve Zeyd b. Hâlid’in Ebi Talha’dan rivayet ettiği hadisi zikrediyor.

Fikh’üs-Sünne’nin mütalaası burda bitti.

b) Feth’ül-Kadir’de şu satırlara rastlanıyor:

(Esasen fıkıh kitaplarında bu konu daha çok namazın mekruhları bölümünde yer alır!)

"Üzerinde resimler bulunan sergi üzerinde namaz kılmakta bir beisi yoktur. Çünkü, sergi yere serilip ayak altında olduğu için, ordaki sûretlere tazim ve hürmet etme tehlikesi yoktur; hatta tahkir vardır. Ancak resim üzerine secde edilmez. Çünkü, bu sûretlere ibadet etmeğe benzer. Fakat namaz kılanın önünde veya başının üstünde tavanda resimlerin bulunması veya asılması mekruh olur. Cebrail’in şu hadisi var; "Bizler, içinde köpek ve resim bulunan bir eve girmeyiz."

Şayet, resimler fark edilmiyecek derecede küçük olurlarsa, mekruh olmaz. Çünkü çok küçük olan resimlere ibadet edilmemiştir. Şayet, resimlerin başları kesilmiş veya silinmiş olursa artık o, resim sayılmaz; şamdanlık gibi bir şey olur.

Resimler yere atılmış veya serilmiş yastık ve sergiler üzerinde olursa, mekruh olmaz. Çünkü, bunlar, ayaklar altında basılır ve çiğnenir. Üzerinde resim bulunan yastık dikilmiş ve perde asılmış ise, bunlar, kendilerine ta’zim ve hürmet edilme durumunda olduklarından mesele değişir.

Kerahet yönünden en şiddetlisi, namaz kılanın önünde olandır. Sonra başının üstünde, daha sonra sağında ve solunda ve arkasında olan resimlerdir.

Üzerinde resim bulunan bir elbise ile namaz kılmak da mekruh olur. Tabii bu izah; resimlerin namazla ilgili olan hükümleridir. Evde bulundurma hükmü ayrıdır.

Bu kitapda; "Maktuurre’s = başının kesilmiş olması" tabirini Muhaşşi; "Menhüvvürre’s = mahvolunmuş olması" ile tefsir etmekle şuna işaret etmek istemiştir:

Resmin veya heykelin başı bir iplikle veya benzeri bir şeyle kesilse, yine sakınca ortadan kalkmaz. Ancak başını kesecek veya silecek veyahut da bir boya ile görünmez hale getirecektir; veya iplikle başını tamamen kapatmış olacaktır.(Feth’ül-Kadir, C: 1, S: 294-295).

c) İbn-i Âbidîn:

İbn-i Âbidîn ismini alan meşhur ve mutaber kitabın birinci cildinin 605 - 608 sayfalarında, namazın mekruhları bölümünde metin ve şerhinde resim meselesine temas edilmektedir. Şöyle ki:

"Namaz kılanın, üzerinde canlı resimler bulunan bir elbiseyi giyinmesi veya bu resimlerin, başının üst tarafında veyahut önünde veya sağ veya solundaki hizasında veya secde yerinde bulunması mekrûhtur. Arkasında bulunmasında ihtilaf vardır. Fakat, daha zahir olan görüşe göre bu da mekrûhtur.

Şayet, resimler, ayaklarının altında veya oturduğu yerde olursa kerahet yoktur. Çünkü, bu resimler, ta’zim ve hürmet mevkiinde değil, hafife alınma ve tahkir edilme durumundadır. Yüzüğü üzerinde fark edilemiyecek derecede küçük olan veya kese, cüzdan veya benzeri bir şeyle örtülü bulunan veya başı veya yüzü silinmiş veya yaşaması mümkün olmayan her hangi bir uzvu kesilmiş, silinmiş veya mahvedilmiş veyahut canlı olmayan varlıklara ait olan resimler de namaza zarar vermezler. Cebrail aleyhisselamın haberi, hürmet ve ta’zim edilen ve büyüklenmek istenen resimlere mahsustur. Nitekim; İbn-i Kemal da böyle bahs etmiştir."

Muhaşşi İbn-i Âbidîn şu ilaveyi yapıyor:

"Hulasa kitabında; elbise üzerinde resim bulunma mekrûhtur, içinde namaz kılınsın veya kılınmasın. Kerahet de tahrimîdir. Müslim’in şerihinde Nevevî merhûm’un kelamının zahiri de, canlıların resimlerinin yapılmasının haram olmasında icma’ vardır, ister ta’zim için yapılsın, ister bunun için yapılmasın, hüküm değişmez. Esasen resim sanatı her haliyle haramdır. Çünkü, onda Allah’ın yaratma (fiiline) benzetme vardır. Keza, resim bir elbisede olsun veya bir sergide, bir kabda, bir duvarda ve sâirede olsun fark etmez; yani haramdır.

Muhaşşi, sonra şöyle diyor: Tasvirin haram olmasının sebebi, yaratmada Allah’a benzemektir. Bu da her resimde mevcuttur. Namazdaki kerahetin sebebi ise, putperestlere benzemektir...

Bu izahdan anlaşıldı ki: Resimdeki sakınca; ya ta’zim veya teşebbühtür. Teşebbüh de ikiye ayrılır: Ya ressam kendisini Allah’a benzetiyor yada namaz kılan putperestlere benzemiş oluyor.

Muhaşşi merhûm "veya başı kesilmiş ola.." ifadesinin haşiyesinde şu ilaveyi yapıyor: Başı aslından olmasın veya olup da sonradan kesilmiş olsun veyahut da kazınsın veya su ile yıkansın veya bir boya ile belirsiz hâle getirilsin veya başının tümü bir iplikle tamamen örtülsün. Fakat başının haliyle baki kalmasıyle beraber bir ip ile cesedden kesilmesi keraheti gidermez. Başa itibar edildi; çünkü, kaşlarını veya gözlerini gidermekle kerahet ortadan kalkmaz. Çünkü, bunlarsız da kendilerine ibadet edilebilir. Göz, bacak veya kollarının kesilmesi de hükmü değiştirmez.

(Burada şu ilaveyi de yapmak gerekir: Deniyor ki; belden yukarı olan resimlerde de bais olmamak gerekir. Çünkü, resim veya heykel o haliyle yaşayamaz. Fakat biz de deriz ki; başının kesilmesinden veya belirsiz hale gelmesinden maksat, yaşar veya yaşamaz meselesi değil; onu, hürmet ve ta’zim edilir halden çıkarıp hor ve hoyrat birhale getirmektir. Daha açığı çirkin, kusurlu ve ayıplı hale sokmaktır; bir kimsenin resmi veya heykeli olma mahiyetinden çıkartmaktır. Cebrail aleyhisselam’ın "..başı kesilmeli, ağaç gibi hale gelmeli.." sözü de bunu ifade etmektedir. İslâm uleması da "mahvetme" tabirini kullanıyorlar. Binaen aleyh, belden yukarı olan resim ve heykeller böyle sayılmazlar. Çünkü, onlara ta’zim ve saygı besleme tehlikesi vardır. O halde bunlar başı kesilmiş bir resmin veya heykelin cevaz hükmüne girmezler. Müellif)

Muhaşşi, derki; bütün bunlar suretlerin kullanılması hakkındadır. Suretlerin yapılmasına gelince: Bunların hiç birini yapmak caiz değildir. Çünkü, bunları yapmada Allah’a, benzeme. Allah’ın yarattıklarına benzetme vardır.

Nehir kitabı, hulasa kitabından naklen diyor ki; bir başkasının evinde suret gören kimseye, o sureti tağyir etmesi caiz, hatta vaciptir. Bir kimse bir ressamı kiralasa, kira ücreti lazım gelmez. Çünkü, onun yaptığı iş günahtır. Keza bir kimse birinin içinde suret bulunan evini yıksa, evin kıymetini tazmin eder de sûretlerin kıymetini ödemez, diyor İmam-ı Muhammed.

d) Mezahib-ü Arbaa:

Mezahib-ü Arbaa sahibi, Abdurrahman el-Cezirî "Kitab’ül-hazer ve’l-ibâhe" bölümünde şöyle diyor:

"Düğün yemeğine davet edilme ile ilgili bir mesele de resim meselesidir. Gideceyi yerde resim varsa, davete icabetin vücübu sakıt olurmu, olmazmı? Cevap: davete icabet sakıt olmaz, ancak, suretler haram olan cinsten olursa, şer’an icabet etmek mubah olmaz. Fakat resimler caiz olan cinsten ise, davete icabet etmenin vücubu sakıt olmaz; gitmesi lazımdır. Bu husus şu esaslara dayanır:

Resim: ya güneş, ay, ağaç ve mescid gibi canlı olmayan varlıklara aittir ya da akıl olan veya olmayan canlı varlıklara aittir.

Birinci kısım caizdir. Bunda söz yok.

İkinci kısma gelince: Bunda mezhep farkları vardır. Bunları aşağıda göreceğiz. Resimler;

a) Resimler, Allah’tan başka, kendilerine ibâdet olunmaları gibi, fasit ve yanlış bir garaza binâen olursa, bunları yapanlar en ağır cezaya müstahak olurlar.

b) Kezâ, putperestlere benzeme veya şehevî arzuları kamçılama gibi, birtakım şeylere sebeb oluyorsa, bu da kebâirden bir günahtır. Yapmak da kullanmak da helâl değildir.

c) Fakat, eğitim ve öğretim gibi sağlam ve faydalı niyete mebni olursa, yapılması da kullanılması da câiz ve mubahtır.

d) Çocukların, bebeklerinin câiz olması da, onları kendi sahalarında hayata hazırlamak ve evlâd yetiştirme hususuna alıştırma, hikmetine dayanmaktadır. Bu durum, resim ve çocuk oyuncaklarının mubah olmasında kâfi sebeptir.

e) Bir de, sûretler yere serilmiş elbiseler, sergiler ve kilimler; üzerlerine oturulan veya yaslanılan minder ve yastıklara resmedilmiş olursa bu da caizdir. Çünkü bu hallerde resimler; saygı ve hürmet değil, hor görme, hafife alma durumuna düşerler ve putlara benzemeden uzak kalmış olurlar. Ve bilcümle:

Şeriat-i İslâmiyenin resim ve heykel hakkındaki hüküm ve gayesi putperestliği yıkmak ve her yönden onun kökünü kazıyıp hiçbir açık kapı bırakmamaktır. Binaenaleyh, put perestliğe yaklaştıran veya onu hatırlatan ne varsa, hepsini haram kılmıştır. Bunun dışında kalanlar câiz görülmüştür.

Bu umumi girişten sonra, mezheplere göre hükümler:

Malikî Mezhebi:

Resim ve suret, dört şartla haramdır:

1 - Hayvanların (canlıların) resimleri olacak; akıl sahibi olsun veya olmasın, fark etmez. Dağ, taş, gemi, cami, minâre gibi, cansız varlıklara aitlerse, mutlak surette caizdir.

2 - Mücessed, yani hacimli olacak: Bu da maddesi; odun, demir ve taş gibi, devam eden cinsten olsun veya karpuz, kavun kabuğu gibi, kuruyup çürüyen cinsten olsun, fark etmez (haramdır).

3 - Kâğıt, elbise, duvar ve tavan üzerine resmedilen cesetsiz, hacimsiz resimlerde ihtilaf vardır.

4 - Uzuvları tam olacak; karnı ve başı gibi uzuvları delinmiş ise, haram olmaz...

Şafiî Mezhebi:

Bu mezhep mensupları şöyle derler: Ağaç, güneş, ay gibi şeylerin resimlerini çizmek caizdir. Canlıların resimlerini çizmek veya yapmak ise, aklı olsun veya olmasın, helâl değildir. Fakat, yapılan resimler mücessem değilse ve ayaklarla basılan veya yaslanılan yer, sergi veya yastık üzerine yapılırsa, caizdir. Duvar, tavan, veya giyilen elbiseler üzerine yapılmışsa onunla teferrüc etmek (süslenmek) caiz olmaz. Çünkü, bunda putperestliği iş’ar ve işba’ eden ta’zim ve hürmet şaibesi vardır. Cesedli olup da başı kesilmiş veya ortası kesilmiş veyahut karnı delinmiş ise, onunla teferrüc helaldir.

Bu noktadan hareketle "Sinema" şeritlerindeki hayali gölgeler, şayet başka haram bir şey karışmıyorsa, caizdir. Çünkü, onlar da nakıs suretlerdir.

Hanbelî Mezhebi:

Hanbelî uleması şöyle diyor: Ağaç ve benzeri gibi cansız varlıkların suretleri caizdir. Canlı varlıkların resimleri; akıl sahibi olsun veya olmasın, helâl değildir. Ancak yere serilen ve üzerine basılan veya üzerine yaslanılan şeyler, üzerine çizilir veya yapılırsa, câizdir. Cesetli olup da başı veya benzeri gibi, mühim uzuvları giderilirse mubah olur.

Hanefî Mezhebine gelince:

Hanefî uleması der ki: Resim; Ağaç ve saire gibi cansız varlıklara aitse caizdir. Canlıların resimlerine gelince; şayet sergi, yastık, yere serilmiş elbise ve varak gibi şeyler üzerine çizilmiş veya yapılmış ise câizdir. Çünkü, o takdirde resimler hor görülme ve tahkik edilme durumundadırlar. Fakat; sûret, hayvanın onsuz yaşıyamıyacağı başı ve benzeri gibi, uzuvları noksan olursa, yine câizdir. Fakat, hürmet ve saygı makamında olursa veya azaları tam olursa işte o resimleri çizmek ve kullanmak helâl olmaz.

Mezahib-i Arbaa’nın kaydettiği hüküm ve mütalaalar burada bitti.

e) Mehmed Zihni Efendi:

Mehmed Zihni Efendi’nin Ni’met’ul-İslâm ismindeki kitabında bu konuda şu satırları okuyoruz:

Merhûm namazın mekruhlarını sayarken:

"67 - Ruh sahibi bir suret üzerine secde etmek,

68 - Üzerinde ruh sahibi bir suret bir elbise içinde namaz kılmak, (ruh sahibi bir sûret, elbisede gerek nakış şeklinde gerekse dokunmuş şekilde olsun fark etmez, diye müellifin zikrettiği sebep o nevi elbiselerin namazın haricinde dahi geyilmesinin mekruh olduğuna intac eder.)

69 - Namaz kılanın başının üstünde yahut arka tarafında veyahut ön veya yan taraflarında (sağında ve solunda) canlı resimler bulunmak. Kerahet yönünden en şiddetli olan önünde, sonra üstünde, sonra sağında ve solunda daha sonra arkasında bulunmaktır.

(Suret, yalnız namaz kılanın ayakları altında veya oturduğu yer üzerinde ise, kerahet yoktur. Çünkü ihanet (tahkir) olunmuştur. Kiliseler, aynı zamanda resimlerle dolu olduğu için, oralarda namaz kılmak daha şiddetle kerahetlidir.)

Meğer ki; sûret, uzuvlarının ayrıntıları belirli olmayıp, ayakta duran dikkat etmedikçe göremiyecek derecede küçük ola: Paralar üzerindeki resimler gibi. Yahut büyük isede başı kesilmiş ola, yahut da resim cansız varlıklara ait ola. Canlıların resimlerinin yapılmasının da kullanılmasının da haram olması ve bunların namazdaki keraheti hususuda nakşedilmiş; dokunulmuş olanlarıyla hakedilmiş veya yontulmuş olanları arasında fark yoktur.

(Söz, açıkta olan resimler hakkındadır. Kese ve çıkın gibi şeylerde saklı olanlarda kerahet olmadığı "Dürr-i Muhtar"da tasrih edilmiştir. Müellif der ki: namaz kılanın üstünde kıral suretli paralar bulunsa beis yoktur. Çünkü o mekule suretler gözden küçük kalır. Muhaşşî der ki: Yüzükde nakşedilmiş belirsiz sûret dahi böyledir. Belirsiz kaydından, yüzükdeki belirli resimlerin bulunması namaza kerahet getirir. Bu küçük resimler, yaygınlarda ve ayak altlarında olup da imtihân edilmekde (horlanmakda) bulunan büyücek resimler gibi meleklerin eve girmelerine mani değillerdir. Hadisler bu hususta tahsis edilmiştir. Hz. Ebu Hüreyre’nin yüzüğünde iki sineğin resmi var imiş. Danyal aleyhisselam’ın yüzüğünde de bir arslan, bir dişi arslan aralarındaki bir oğlan çocuğunu yalar oldukları resmedilmiş. Sebebi de Buhtinussar adındaki kıral, kendisinin helaki bir oğlan çocuğunun elinde olacağını işitince doğan çocukları öldürürmüş. O sıralarda Hz. Danyal’ın validesi, Danyalı doğurmuş, ve: Bel ki selamet bulur diye onu bir ormana bırakmış imiş. Hak Teâlâ, onu muhafaza etmek üzere bir arslan ve süt vermek üzere de bir dişi arslan tayin etmiş, ve bu suretle Danyal aleyhisselam büyümüş. Mevlasının bu nimet ve kudretini daima göz önünde bulundurmak için o manzarayı yüzüğüne nakşettirmiştir. Bu yüzük, Hz. Ömer’in hilafeti devrinde ele geçmiş, Hz. Ömer onu görünce gözleri yaşla dolmuş ve Ebu Musa el-Eşarî Hazretlerine vermiştir. (Eddür haşiyesinden)

Resmin başını kesmekten maksat, onu yaşamıyacak hale getirmektir. Başını oymak yahut silip mahvetmek de başını kesmek hükmündedir. Gözlerini boyayıp başını belirsiz hâle getirmek de. yine o demektir..

Rivayet olunduğuna göre, İbn-i Abbas’a, Allah kendisinden razı olsun, biri gelip, ben resim yaparım, bana fetva ver, dedikte:

İbn-i Abbas Hazretleri: "Her resim yapan ateştedir.." hadisini okuyarak:         "Eğer sen resim yapacak isen, ağaç ve sair cansız şeylerin resimlerini yap" buyurdular. Resmi câiz olan ağacın meyveli olanıyla olmıyanı arasında, bütün ulemâ, arasında fark yoktur. Ancak, İmam-ı Mücahid meyveli ağaçların resimlerinin yapılmasını mekruh görmüştür. (Abdülhalim’in Dürer haşiyesi)

Başkasının evinde gördüğü canlılara ait resimleri mahv ve tağyir etmesi cazir olur. Daha doğrusu vacip olur. Bir kimse bir ressam kiralasa ona ücret vermek lazım gelmez. Çünkü yapacağı iş günahtır. İçinde resimler bulunan bir evi yıksa, evin kıymetini tazmin eder de resimlerin tazmini lazım gelmez." (Ni’met’ul-İslâm, Mehmed Zihni Efendi, C: 1, S: 333-335)

d) Ömer Nasûhî Bilmen:

Eski Diyanet İşleri Başkanı Muhterem Ömer Nasûhî Bilmen mevzu’ ile ilgili Büyük İslâm İlmihali’nde şöyle diyor:

"Namaz kılanın başı üstünde veya kendisine yakın olarak ön tarafında veya kendisine yakın olmasa da sağ ve sol tarafından hizasındaki duvar veya tavan üzerine yapılmış veya asılmış mücessem (cisimli) veya mürtesem (resmedilen) canlı mahluk suretlerinin bulunması mekruhtur. Arka cihetinde bulunması da azhar olan o da mekruhtur. Fakat bunun keraheti binnisbe azdır.

Namaz kılanın ayakları altında veya oturduğu yerde bulunan veya karşıdan uzuvlar seçilemiyecek derecede küçük olan veya başları kesilmiş yeya yüzleri büsbütün silinmiş veya bir ip ile örtülüp mahvedilmiş olan bir suretin bulunması namaz bakımından keraheti gerektirmez.

Kezâlik: kese, cüzdan gibi şeyler içindeki paralar üzerinde küçükçe resm edilmiş bulunan veya bir uzuvda döğme suretiyle resmedilip elbise ile örtülen veya yüzük taşına nakşedilip belirsiz bir halde duran resimler namazın kerahetini gerektirmez. Cansızlara ait resimlerde de kerahet yoktur. Ağaç, bina, ay, güneş tasvirleri bu cümledendir. Çünkü bunların resimlerine ibadet edilmemiştir. Meğer ki namaz kılanın zihnini meşgul kılacak bir vaziyette bulunsunlar. Bir de kuştan daha küçük olan suret veya bir yerde bulunduğu halde ayaktan bakılınca uzuvlarının ayrıntıları belirsiz olan resim, namaz kılanın yanında bulunsa keraheti gerektirmez.

Üzerinde canlı suretler bulunan bir elbise ile namaz kılınması ve canlıya ait bir sûret üzerine secde edilmesi mekruhtur. Fakat böyle bir elbisenin üzerine başka bir elbise giyilirse onunla namaz kılınmasında kerahet bulunmaz.

Bir de yere serili olup, üzerinde böyle sûretler bulunan bir serginin sûretten hali olan kısmında namaz kılınması, secde edilmesi mekruh değildir.

Malumdur ki, öteden beri bir çok kavimler, vahdaniyeti İlâhiye akîdesini bırakıp, şirke düşmüş, muhayyel, canlı ma’butlarının resimlerini, heykellerini yaparak onlara tapınmakta, saygı göstermekte bulunmuş, ma’betlerini onlarla doldurmuşlar.

Bu gün maddeten pek yüksek görülen bir nice milletler de hâlâ böyle putlara tapmaktan kendilerini kurtaramıyorlar.

İslâm Dini ise, insanlara tevhîd akîdesini tebliğ ve talim etmiş, müşrik kavimlerin bu putperest hallerini takbih eylemiştir. Artık kadîm, hakîm bir ma’bûdun varlığına kani’ ve yalnız ona ibadetle iftihâr eden İslâm milletinin bu putperestlere karşı bir muhalefet nişânesi göstermesi gerekir. İlâhî vahdaniyetin akîdesini tecelli ettirmek için mabetlerini, namaz kılacak yerleri bu gibi taklit ve ta’zimi işrab edecek şeylerden beri bulundurmaları bir vecîbedir.

Vakia, hiç bir müslümanın bu gibi suretlere, heykellere tapınmak hatırından geçmez. Fakat şu putperest milletlere karşı bir muhalefet eseri göstermek, ve zihni az çok meşgul edecek şeylerden namazgâhımızı beri bulundurmak dinimizin yüksek hizmetleri gereğidir." (Büyük İslâm İlmihali, Ömer N. Bilmen, Sayfa: 229 - 230)

 

İslâm Ansiklopedisi

İslâm Ansiklopedisi’nden, konumuzla ilgili bölümünü de, buraya almayı uygun bulduk:

"Tevsir Suret" kelimesi, şekil, görünüş ve biçim gibi manalara gelir. Yüz, resim manalarında da kullanılır. Çoğulu olan tasavir, daha çok resimler anlamına gelir...

Bundan başka tasvirlerin yasak edilmesi ile ilgili olması bakımından "Sûret" mefhumunu tetkit etmemiz gerekir; bu yasak, Garpda bilindiği nisbette, askeri İslâmî müesseselerin çoğunda olduğu gibi, Kur’an’a irca’ edilmektedir. Bu telakki İslâmiyet ile alakalı bir çok yanlışın bir kısmını teşkil ediyorsa da, resimlerin yasak edilmesinin Kur'an’da ifade edilmiş olan bir fikre dayandığını kabul etmemiz gerekir. Kur’an dilinde "Savvere" (Suret, şekil verdi). "Beree" (yarattı) kelimesinin müteradifidir. Yani eşanlamlısıdır. Kur’an’da Rabbimiz şöyle der: 

وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ 

"Ve biz sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra meleklere dedik..." (A’raf, 11)

يَخْلُقُكُمْ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ

"Annelerin karınlarında size istediği gibi şekil veren O’dur." (Zümer, 6)

اَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ

"Yeryüzünü size oturacak yer, göğü bir kubbe yapan, sizi yaratan (şekillendiren) ve şeklinizi güzel yapan Allah’tır..." (Mü’min, 64)

Kur’an Allah’a; "el-Hâlik, el-Bâri, el-Musavvir..." (Haşr, 24) Yani Beyzavî’ye göre; "Kendi hikmetine uygun olarak, eşyayı yaratmayı kararlaştıran, onları hatasız yaratan, iradesine uygun olarak, suret ve vasıflarını var eden" denilmiştir.

Böylece bu ayetlerde "şekil vermek, suret ve biçim vermek" ile "yaratmak, var etmek" mefhumları arasında devamlı bir müteradifliğin mevcût olduğu görülmektedir.

Kur’an’a göre, Allah büyük yaratıcıdır ve hadiste ifade edilen aşağıdaki şu düşünce buna bağlıdır. İnsan şeklinin resmini yapan bütün insanlar, Allah’ın taklitçisidir ve böyle olmaları bakımından, cezaya müstahaktırlar:

"Allah kıyamette bir resim yapandan, ceza olarak yarattığı şeye hayat vermesini isteyecektir, fakat o, buna asla muvaffak olamıyacaktır!" (Buhari, Buyu, Bab: 104; Müslim, Libas, hadis: 100). 

"Bu resimleri yapanlar kıyamet gününde kendilerine, yaptığınızı canlandırınız, denilerek cezalandırılacaklardır!"(Buharî, Tevhid, Bab: 56).

"Allah’ın kıyamet gününde en şiddetle cezalandıracakları, Allah’ın yarattıklarını taklit edenlerdir." (Ahmed b. Hanbel, VI, 36).

"Bu taklitçilere yaratıkların en kötüsü denilmektedir." (Neseî, Mesacid, Bab, 13).

"Onlar Peygamber tarafından tel’in edileceklerdir." (Buharî, Buyu, Bab, 25)

"Bunlar müşrikler ile beraber muamele göreceklerdir." (Tirmizi, Cehennem, Bab, 1).

"Melekler, içinde resimler, köpekler ve tahir olmayan mahluklar bulunan evlerden kaçarlar." (Buharî, Bed el-halk, Bab, 17).

Bu son hüküm, şu son hikâye ile daha çok belirtilmiştir: "Hz. Âişe, bir gün üzerinde insan resimleri bulunan bir minder (numruka) satın almıştı. Peygamber dışarıdan bu minderi görünce, girmeden kapının yanında, ayakta kaldı. Hz. Âişe, yüzündeki memnûniyetsizliği okudu ve şöyle dedi: "Ey Allah elçisi! Pişman olarak Allah ve Resûlü’ne yöneliyorum ben ne günah işledim?" Peygamber cevap verdi: "Bu yastık ne?" Âişe: "Bunu senin için, üzerinde oturasın ve yastık olarak kullanasın diye satın aldım." dedi. O zaman Allah elçisi cevap verdi: "Resmi yapanlar cezalandırılacaklar ve onlara şöyle denilecek: Yarattığınızı canlandırınız" ve ilâve etti: "İçinde resimler bulunan bir ev asla melekler tarafından ziyaret edilmiyecektir." (Müslim, Libas, Bab, 96; krş, 85, 87, 91 – 9? Buhari, Libas, Bab, 96; Ahmed b. Hanbel, VI, 172) Rivâyete göre, Peygamber Kâbe’deki resim ve heykelleri bizzat kaldırmıştır. (Buharî, Meğazî, Bab, 48).

Hz. Ali şu hâdiseyi anlatmıştır: "Peygamber ile Kâbe’ye gitmek üzere yola koyulduk. Oraya varınca Allah elçisi bana geldi: "Otur"Sonra omuzlarım üzerine çıktı ve ben ayağa kalktım. Fakat, benim kendisini kaldıramadığımı görünce, indi, oturdu ve bana dedi: "Omuzlarıma çık!" O zaman omuzlarına çıktım, ayağa kalktı ve bana öyle geldi ki, istese idim, göğe ulaşabilirdim, sonra Kâbe’nin damı üzerine tırmandım, burada bakırdan ve tunçtan bir heykel var idi. Sonra onu sağa, sola, ileri, geri iteliyerek çatıdan ayırmağa çalıştım, nihayet onu yerinden çıkardım. O zaman Allah’ın elçisi bana şöyle bağırdı: "Onu yere at!" Attım ve bir şişe nasıl parçalanırsa, o da öyle parçalandı. Damdan indim ve peygamber ile birlikte, bir evde saklanmak için kaçtık, zira bir kimsenin bizi fark etmesinden korkuyorduk.(Ahmed b. Hanbel, 1, 84; krş. 151).

Şeriat, bir ruha sahip olan canlı mahlukların resimlerinin yapılmasını meneder. Nevevî, Müslim’in Sahih’i üzerine yazdığı şerhde (Kahire, 1283, IV, 443), libas, hadis, 81 münasebeti ile şu hulasayı verir: "Bizim mezhebimizden âlimler ve başka ulemâ şöyle derler: Canlı varlıkların resimlerini yapmak şiddetle menedilmiştir ve bu büyük günahlardandır, zira bu günah, hadislerde anılmış olan ağır cezâ ile cezalandırılır. Resmi yapanın, bunları ehemmiyet vermeden kullanılan eşya üzerine veya başka şeyler üzerine yapması mühim değildir; haram, resmi yapmanın kendisidir. Zira, bu Allah’ın yaratıcılık işinin bir taklitçisidir. Bu noktadan hareket edililr ise, resmin bir elbise, bir halı, bir sikke, bir vazo, bir duvar veya herhangi başka bir şey üzerine yapılması farksızdır; iş aynıdır."

"Ağaç, deve semeri ve başka şeylerin resimlerini yapmak menedilmiş değildir; fakat hayvanların resimlerini yapmağa cevaz verilmemiştir. Resim yapmak hakkındaki şeriat hükümleri bu kadardır."

"Üzerinde hayvan resimleri bulunan eşyanın kullanılmasına da dikkat edilmelidir: Bu resimler, bir duvara asılmış, giyilen bir elbise veya başa bağlanan bir mendil veya bir dereceye kadar ehemmiyet verilen, bir eşya üzerinde iseler haramdır. Fakat bu resimler, üzerinde basılan halılar, minderler, yastıklar ve benzeri işlerde kullanılan başka şeyler üzerinde iseler, haram değildir. Melekler, içinde böyle eşyanın bulunduğu evlerden kaçarlar; İnşallah, biraz sonra bunlardan bahsedeceğiz."

"Bütün bu hallerde, yapılan şeylerin bir gölgesinin olmasının veya olmamasının ehemmiyeti yoktur. Bazı eski fakihler derler ki: Gölgesi olan tasvirler menedilmiştir; başkalarına cevaz verilmiştir... Fakat bu, yalnış bir görüştür. Peygamber, perde üzerine yapılmış olan resmi şiddetle takbih eder, halbuki hiç şüphesiz bunun gölgesi yoktur. Ne olursa olsun bütün resimleri meneder öteki hadislerinin hepsini göz önünde bulundurmak lazımdır."

"Ez-Zührî der ki; resimler, üzerine resim yapılmış eşyaları kullanma veya içinde resimler bulunan bir eve girme istisnasız olarak menedilmiştir; bu resimlerin bir giyecek üzerine işlenmiş olup, olmamasının, bir duvar üzerinde, bir elbise üzerinde, alelade bir işte kullanılan bir halı üzerinde olmasının ehemmiyeti yoktur; Bu menetme, hadislerin ve hususiyetle Müslim’in bahsettiği numruka (minder) hadisinin (yukarı bakınız) nassına dayanır. Bu çok sağlam bir görüştür. Başkaları derler: İster alelade bir işte kullanılsın, ister kullanılmasın, ister duvara aslımış olsun, ister olmasın bir giyecek üzerine işlenmiş olan resimlere cevaz verilir. Gölgesi olan tasvirler, duvarlara veya benzer şeyler üzerine yapılmış resimler, etrafları işlenmiş olsun veya olmasın mekruh sayılır. Bunlar bu görüşü hadisin bahis mevzûu babında bulunan bazı hadislere istinad ettirirler: "Bir giyecek üzerine işlenmiş olanlardan başka fikri, Kasım b. Muhammed’in görüşüdür."

İcma’, bir gölgesi olan sûretleri meneder. Ve bunların tahrip edilmesini vacip sayar. Kadı (İyaz) der ki: "Bununla beraber küçük kızların oynadığı ve oynaması caiz olan bebekler istisna edilir." Buna karşılık, İmam-ı Malik, bir adamın, kızı için oyuncak bebek almasını mekruh sayar. Bazıları ise, bu bebeklerin de oyuncaklar gibi, hadisler ile yasak edildiğini iddia ederler... (S. 447, vd.). Bu hadisler, hayvanların resimlerinin şiddetle menedildiğini gösterir. Fakat, ağaçların ve ruhu olmayan başka benzer eşyanın resmini yapmak ve bundan bir kazanç elde etmek menedilmiş değildir. Bu bakımdan meyve veren ağaçlar da diğerleri gibidir. Bu, meyve veren ağaçların resimlerinin yapılmasını mekruh sayan Mücâhid müstesna, bütün ulemânın görüşüdür. Kadı İyaz, der ki: "Yalnız Mücâhid bu görüştedir. O şu hadise dayanır: Benim yarattıklarımı taklit edenden daha çok zâlim ve haksız bir kimse var mıdır? (Müslim, Libas, 101; Buharî, Tevhid, Bab 56); Buna karşılık başkaları şu hadise dayanırlar: "O zaman size denilecek: "Yarattığınızı canlandırınız (ehyu), zira ehyû bir ruhu olan hayvanları yaratınız manasınadır,)" Nevevî’nin fikirleri böyledir.

Fakat bu yasak, şarap hakkındaki yasak gibidir; kelâmî ve fıkhî görüşe rağmen, kaidelere muhalefet edildiği haller nadir değildir; yalnız Amra’daki hamamın salonundaki renkli duvar resimleri, İran ve Türk yazmalarının minyatürleri düşünülsün... Bununla beraber müslüman milletler arasında resim ve heykelin çok miktarda bulunmadığı da inkâr edilmez. Arabesk nakışlar ve hattatlık bir dereceye kadar bunların yerini almıştır...

Not : Yanlış tatbikat şer’î delil olmaz... (Müellif)

 

BİR CEVAP

Ankara İlahiyat Fakültesi Profesörü Suût Yetkin’e, açık mektup olmak üzere, Malatya Merkez Müftüsü İsmail Hatip Erzen tarafından kaleme alınan ve Sebîlürreşad mecmuasının Cilt VIII, sayı 191, sayfa 245’de neşredilen yazıyı da aynen alıyoruz:

"Yeni sabah gazetesinin 5 Ocak 1955 günlü nüshasının sayfasında Cemal Tollu’nun "İSLÂM’DA RESİM" başlıklı makalesini okudum. Meğer bu başlık sizin yazdığınız bir kitabın adı imiş. Bu başlık haddi zatında din ve ilim adamlarının dikkat nazarını çeken bir mevzûdur. Bu itibarla size bu cevabı yazıyorum.

Müslümanlık bakımından resim lehinde bildirdiğiniz me’hez ve mesnetler içinde -subût bulursa- delil olabilecek ancak Cenab-ı Peygambere ve Hz. Ömer’e atfolunan tek ilk iki fıkradır.

Makalede mütesahil bazı hükümdarlara atıf ve yapılan kazıntılarda İslâm devrine ait olup naklonan (15) kadarı tarihî ise de dinî ve ilmî bir hüccet teşkil etmez. Çünkü tarih, hak ve bâtılı, adâlet ve zulmü, doğru ve yanlışı ayırt etmeksizin olayları olduğu gibi nakleder; tahlil etmez.

İlk iki fıkraya gelince, maatteessüf me’hezleriyle yazan tarihçilerin, her nedense, adları bildirilmemiştir.

Bildirilse bile kökü müslüman olmayanların eserlerinde yazılmış ve onlardan iktibas edilmiş olduğunda hiç şübhe yoktur. Çünkü, birincisi şöyle bildiriliyor: Güya (Hz. Muhammed Aleyhisselam) Mekke’ye muzafferan girdikten sonra, Kâbe’yi ziyaret ediyor ve duvarlarını (içten) süsleyen resimlerin içinde çocuk İsa’yı Meryem’in dizinde tasvir eden bir tablonun üzerine elini koyarak, "ELİMİN ALTINDAKİ MÜSTESNA BÜTÜN RESİMLERİ SİLİNİZ!" emrini veriyor.

İşte bu satırlarda Hz. Peygambere isnâd olunan bu dava, bir hıristiyan tarihçi tarafından uydurulmuş olduğu hemen zihne gelir, değil mi? Böyle değilse, niçin bilinen tarihçinin ve eserinin adları verilmemiştir? Bu tarihçinin müslüman olduğu farz olunsa bile, gene kabul olunmaz.

Zira;

1- En muteber hadis kitaplarında sahih müteaddit hadislere tamamiyle aykırıdır...

a) İmam Ebû Davud Sünen kitabında ve İbn-i Sa’d tabakatında Cenab-i Peygamber, fetih yılında daha Mekke’nin Batha denilen çakıllı ve kumlu deresinde iken, Hz. Ömer’e kendinden evvel Kâbe’ye varıp içindeki resim ve sûretleri silmesini emrettiğini, hepsinin imha edilmeden önce Peygamber Efendimizin Kâbe’ye girmediğini, makbul bir senetle Hz. Câbir’den rivayet etmişler.

b) Üçüncü asrın ilk yarısı ulemâsından İmam-ı Ezrekî’nin hicrî 1282’de Almanya'nın Leibzig şehrinde ve 1357 de Mekke’de basılan Mekke tarihinde bu hadis iki muteber senet ile ayrıca tahric edilmiştir.

c) İmam-ı Ahmed, Câbir Müsned’inde cilt 3, sayfa 384’de Hz. Peygamberin Beyt-i Muazzama’da bulunan bütün suretlerden nehiy buyurduklarını kısaca sahih senetle kayıd etmiş. İmam-ı Buhârî ve Müslim, İbn-i Abbas’tan rivayetlerinde (Kâbe içindeki sûretler arasında İbrahim ve İsmail Aleyhisselam, ellerinde ezlâm; fâl okları göründüğü bir halde sûretlerinin bulunduğunu Cenab-ı Peygamberin, yapanlara ve yaptıranlara kahrederek beddua ettiğini, ezlâm ile fâl açarak asla hayır ve şer aramadıklarını bildiklerine yemin ederek söylediğini) ilâve etmişlerdir.

2 - Bu ilâveye nazaran İbrahim ve İsmail (Aleyhimesselâm), her millet nazarında ve her dine göre Hz. İsa’dan mertebece daha büyük, hususiyle Kureyş ve Mekke civarındaki bütün Arap kabilelerinin dedeleri iken Peygamber Efendimiz bu iki Hazretin sûretlerinin başka sûretlerle beraber mahvedilmesini emredip de yalnız Hz. İsa ve Meryem’in sûretlerini nasıl müstesna tutar?!..

Bu ufacık düşünce ve muhakeme bu istisnayı hıristiyan tarihçinin uydurduğuna en açık bir delildir. Çünkü, Peygamberimizin Hz. İsa ile münasebeti nesp ve soyca değil, ancak ve ancak peygamberlik, tevhid ve ibadet bakımındandır. İbrahim ve İsmail (Aleyhimesselâm) Hazretleri ile ise, her cihettendir.

Onlar ile böyle maddi ve manevî nisbeti, ırkî, ruhî ve din noktasında hanifîlik bağı varken, bunların da umum resimler arasında suretlerini sildirmiş ve Kâbe’nin ilk yangınından sonra Erzakî tarihin de bildirildiği gibi, resimleri yapan, Kureyşlilerin Kâbe’yi ona tamir ettirdiklerim hıristiyan Rum, BAKOM olup, ona ve yapmasını emredenlere kahrederek "KATELEHUMULLAH" demiştir.

Hulasa: Bu istisna sözünün bir hıristiyan uydurması olduğu aklî ve naklî deliller ile gün gibi açığa çıktı.

Bu hadislere ve muhâkemeye nazaran mahsusan mechûl bırakılan itiraf edildiği gibi, batılı tarihçinin İsa’yı Meryem’in dizinde gösteren suretin Hicretten 63 sene sonra; yani Mekke’de tahassun ederek Kâbe’ye sığınan Zubeyr Oğlu Abdullah’a karşı Yezid’in-Hüseyin b. Nümeyr’in kumandası altında- gönderdiği kuvvet tarafından kurulan mancınık hadisesi yüzünden çıkan ikinci yangında Kâbe harap olucaya kadar o resmin yerinde kaldığını iddia etmesi de esassız olduğu tamamiyle belirmiş olur.

Bu davanın büsbütün esassız olmadığını ileri sürenler (başka sûretler, yıkanabilecek ve silinecek bir halde idi; İsa ve Meryem’in suretleri ise zemzem suyu ile defa defa yıkandığına rağmen yağlı boya ile kasden yapıldığından izi temamıyle giderilememiştir. Bunun için zikrolunan tarihe kadar farkına varılamıyacak bir iz kalmıştır.) diyorlar.

Bu belirtilerle bu sûretin yağlı boya ile yapılmasının adı geçen hıristiyan BAKOMUN işi olduğu kat’î olarak anlaşılıyor.

Allame Zürkani’nin MEVAHİDİ LEDÜNNİYE şerhine ve İmam-ı Ezrekî’nin Mekke’de basılmış tarihinin Cilt 1, sayfa 105’deki değerli tahkikatı havi notuna bakılsın.

Buraya kadar zikrettiğim delillerden ikinci fıkrada: (başka bir tarihçiye göre güya Hz. Ömer, Suriye’den getirilmiş olan üzeri kabartma insan figürleri ile süslü bir buhardanı Medine’de MESCİD-İ SEÂDETTE) diye yazılan bu fıkra da ihticaca yaramadığı bilinir.

Çünkü bu tarihçi, ve eseri de, SARI ÇİZMELİ MEHMET Ağa, kabilinden bilinmeyen ve bulunmayan ve dolayısıyle değer verilmeyen bir mechûle havaledir. Senetsiz, sepetsiz böyle sözlerin din ve ilim konusunda hiç yeri olmadığından ağza ve kaleme alınmaması gerekir.

Farz ederek kabul edelim ki, mevsuk bir tarihte görülmüş olsun. Ananesiz nakil din kaidelerince delil olamaz. Zira:

1 - Buhurluk üzerindeki kabartma insan figürleri resim ve suretlerle ülfeti olmayanlar, bilhassa o asır müslümanları bu gibi şeylere dikkatle bakmadıklarından, o küçük figürlere nakış nazarıyla bakmış olmaları yüzde doksan dokuz ihtimal dahilindedir.

2 - Farkına varmış olanların bulunduğu kabul olunsa bile Ud, sandal ve sair kokulu buhurlar yakıldıkça, o figürler kızan buyurdanlığın tesiriyle muhtekar ve mübtezel bir duruma maruz kalmış sayılır. Böyle bir durumda olan veya yüz üstü kapatılmış ve açık bulundurulmamış bulunan resim ve sûretlerin bulunmasında ise dince hiç bir mahzur görülmediği; memnu’ olan ancak nazarlara asılmış, ona karşı saygı gösterilmiş sûretler olduğu bir çok hadis-i şeriflerden anlaşılmaktadır.

Suretlerin memnu’niyyet sebebinin onlara ibadet olduğuna hamledip, bu zamanda KUR’AN-İ AZİMÜŞŞAN SAYESİNDE İBADET EDEN bulunmadığından bahsetmek ise, bir gün gelip dinî emirleri ve hükümleri öğrenmemiş insanların, yalnız kalben ta’zim ve ihtiram vechiyle olsun, sûretlerin ibadetine düşeceklerine dair müsned-i Ahmed, Buharî, Müslim, Tirmizi ve İbn-i Mace kitaplarında subût bularak şeref varid olan hadislerden büyük gaflettir. Cenab-ı Allah cümlemize basiret açıklığını versin!".

 

 

El-Helâl ve'l-Haram’dan

Yusuf El-Karadavî El-Helal ve’l-Haram’da şöyle diyor:

Hâfız der ki: "Bu hadisle Hz. Âişe’nin rivayet edilen yukardaki hadisi birleştirmek güçleşmiştir. Çünkü bu hadis, Hz. Peygamberin bu emrine kadar örtünün evde bulunduğunu ve ancak namazda gözüne iliştiği için yerinin değiştirilmesini emrettiğini bildirmektedir. Yani bu kaldırma emri, resimli olduğu için değil, yalnız namazda iken resimlerin gözüne iliştiği için verilmiştir."

Fakat Hafız, yine bu iki hadisi birleştirmek ister ve der ki; birincisinin resimler canlılara, ikincisinin ise, cansızlara aittir. Fakat üzerinde kuş timsali bulunan örtü hadisi, bu birleştirme fikrini bulandırmaktadır.

Keza bu hadisi, elbise üzerine nakşedilmiş şeyi istisna eden Ebu Talha El-Ensarî’nin hadisi ile de bağdaşmaktadır. El-Kurtubî der ki: "Hz. Âişe’nin hadisinin kerahete, Ebu Talha hadisinin de mutlak cevaza hamledildiğini kabul etmekle bu iki hadisi bağdaştırmak mümkündür. Mutlak cevaz ise, kerahetle tenakuz halinde sayılmaz." Bu görüşü Hafız İbn-i Hacer de iyi ve güzel olarak kabul etmiştir.

Bu son hadisi Hz. Âişe’den rivayet eden (ki Hz. Âişe’nin kardeşinin oğlu Kasım b. Muhammed b. Ebu Bekir’dir); gölgesi olmayan resimleri caiz görüyordu. Ebu Avn der ki: Bir gün Kasım b. Muhammed b. Ebu Bekr’in Mekke’nin en yüksek yerinde bulunan evine gitmiştim; evinde içinde, kunduz (bir çeşit kuş) ve anka kuşlarının tasvirleri bulunan bir odası vardı. Bu, Ebu Şeybe tarafından ve sahih bir senetle nakledilmiştir.

Hafız der ki: Belki Kasım, Hz. Peygamberin "Elbiseye nakşedilen müstesna" sözünün umumî anlamına göre hareket etmiştir. Sanki Kasım Hz. Peygamberin Hz. Aişe’ye, duvara asılmış resimli örtüyü kaldırması hususundaki emrini, resimli olduğu ve taşı örtmekte kullanıldığı için verildiği hükmüne varmıştır. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in "Allah bize taş ve çamuru örtmemizi emretmedi" sözü de bunu teyit etmektedir.

Yukardaki hadisi rivâyet eden Kasım b. Muhammed zamanının en faziletlilerinden ve Medine’nin yedi fakih alimlerinden birisidir. Eğer o, içi resimli oda hakkında bir ruhsat görmemiş olsa idi. Bizzat kendisi onu kullanmazdı.

Resim ve ressamlar hakkında varid olan hadislerden bir ihtimal daha çıkmaktadır. O da Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in, ilk zamanlarda bu konuda şiddet göstermesi; şirk devrine, putperestliğe, suret ve heykelleri takdis etme adetinin tatbik edildiği zamana yakın olmasındandır. Tevhid inancı kişiliklerde istikrar bulduğu ve tohumları kalblerde ve akıllarda tutunmaya başladığı zaman; Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) hacimsiz resim ve nakışlara ruhsat vermiştir. Bunun aksi düşünülse idi; evinde sûret veya temsili bulunan örtü yahut yastığın bulundurulmasına razı olmaz ve elbiseler üzerine nakşedilen resimler (ki, kâğıt ve duvarlar üzerine yapılan sathî resimler de bu cinstendir) istisna etmezdi. (Tabiî hürmet ve saygı mevkiinde bulunmamak kaydıyle: Müellif).

Hanefî imamlarından Tahavî derki: "Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ilk zamanlarda nakış da olsa bütün suretleri nehyetmişti. Çünkü o zaman müslümanlar, sûretlere ibadetten yeni kurtulmuşlardı. Bunun için onların hepsini yasaklamışlardı. Sonra bu nehiy karar kılınca ve herkes tarafından tatbik edilince; elbisesinin kullanılması zaruretinden dolayı, elbise üzerine nakşedilmiş resmi, mubah kılmıştır. Bununla beraber hakir görülmüş resmi de mubah görmüştür. Çünkü, cahilin hakir görülen bir resmi ta’zim etme korkusu yoktur. Hakir görülmeyen resimler hakkındaki yasak hükmü de kalkmıştır.

 

Kesik Ve Bozulmuş Heykeller

Hadiste rivayet edildiğine göre, Cebrâil (Aleyhisselâm); evinin kapısında bir heykel bulunduğu için Peygamberimizin evine girmekten kaçınmıştır. İkinci günde eve girmemiş ve Hz. Peygamber’e şöyle demiştir:

"Ağaca benzemesi için, heykelin başının kesilmesini emret!"

Bu hadis-i şerifi Ebû Davud, Neseî, Tirmizi, İbn-i Hibban rivayet etmiştir.

Bir kısım âlimler, tam suretin haram olduğu fikrini bu hadisten istidlal etmişlerdir. Kendisi bulunmaksızın yaşamanın mümkün olmayacağı bir uzvu kesik olan heykeldeki haramlık gider.

Fakat Cebrâil’in ağaca benzemesi için heykelin başının kesilmesini istemesindeki doğru görüş, kendisi bulunmaksızın suretin yaşayamayacağı ve bunun için eksik uzuvluların caiz olabileceği değil, heykelin bozulması ve böylece onda hürmet edilecek bir görünüşün bulunmamasıdır.

Biraz insafla düşündüğümüz takdirde bazı büyük insanları ve padişahları ebedîleştirme niyetiyle meydanlarda (onlara ait) bulunan yarı heykellerin ve evlerde zinet niyetiyle bulunan küçük tam heykellerden daha çok haram olduğunu söylersek; hata etmemiş oluruz.

 

Resim Ve Sureti Hakir Ve Basit Görmek Onu Helal Kılar

Resim ve sûretin herhangi bir tarafını bozmak, karalamak ve çirkinleştirmek onu ta’zim ve saygı duyulmasından uzaklaştırır, basitleştirir, küçültür ve nihayet önemsenmesine mani olur. Böylece onu sakıncâlı olmaktan çıkarır. Hadis-i şerifte rivayet edildiğine göre, Cebrâil eve girmek için Hz. Peygamberden izin istemiş ve giriniz müsaadesine karşı şöyle demiştir:

"Nasıl gireyim ki, evinde üzerinde resimler bulunan örtü vardır! Şayet bunu mutlak yapacaksan, o suretlerin başını kes veya onu yastık veya kilim yap." (Neseî ve İbn-i Hibban sahihinde).

Hz, Âişe, üzeri resimli örtü dolayısıyle Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in öfkelendiğini yüzünden anlayınca; onu, bunun için iki yastık yapmıştır. Böylece onun hakir ve önemsiz görülmesi temin edilmiş, hürmet ve ta’zim (büyütme) şübhesi berteraf edilmiştir.

Hakir ve bozulmuş resimleri selef de kullanmışlar ve bunda mahzur görmemişlerdir. Meselâ Urve, üzeri kalın kuş ve insan resimli yastıklara dayanırdı. Akreme de der ki, onlar dikilmiş heykellerden nefret ederler, yastık veya kilim gibi üzerine basılan resimleri sakıncasız görürlerdi.

Burada bir noktayı da unutmamak lazım: Resim yapmak ayrı şey, üzerine resim yapılmış bir şeyi kullanmak ayrı şeydir. Canlıların resimlerini yapmak mutlak surette haram veya mekruhtur. Fakat üzerine resim yapılmış bir eşyayı, yukarda görüldüğü üzere, bazı kayıtlamalarla kullanmak caizdir. (Müellif)

 

Fotoğraf Makinesiyle Çekilen Resimler

Hiç şüphesiz, resim ve resimciler hakkında buraya kadar bütün söylediklerimiz; elle yontulan veya çizilenleri ifade eder.

Herhangi bir aletle veya bir makine ile çekilmiş fotoğraflar ise, Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ve onu takip eden selef zamanlarında yoktu. Acaba, yukarda resim ve resimciler hakkında söylenenler bunun için de söylenebilir mi?

Yalnız mücessem heykellerin haram olduğunu söyleyenler, fotoğrafta hiçbir sakınca görmezler. Hele fotoğraf da tam olmazsa...

Diğerlerinin görüşüne göre ise, acaba bu fotoğraf ressamın kaleminden çıkan resim ile kıyas edilebilir mi? Yoksa musavvirlerin azabı hakkında varid olan hadisler (ki onlar, Allah'ın yarattıklarına benzetiyorlardı) burada; fotoğraflarda tatbik edilmez mi?.. Ki usulcuların dediği gibi, sebep ortadan kalkınca müsebbep de ortadan kalkar mı?...

Mısır Müftüsü Muhammed Buheyt, "Fotoğrafların mübah oluşu hakkında tam cevap" adlı risalesinde şu fetvayı verir: Fotoğraf, (ki, o, bu işle meşgul olanların çok iyi bildikleri gibi, belirli vasıtalarla gölgeyi hapsetmekten ibarettir) nehyedilen resimlerden değildir. Çünkü kendisinden nehyedilen resim, önce yapılmamış bir resmi yapmak ve meselâ: Allah’ın yarattığı bir hayvanı benzetmeye çalışmaktır. Halbuki herhangi bir aletle alınan fotoğrafta bu anlam yoktur. (El-Cevabu’ş-Şafi fî ibaheti’t-tasvîri’l-Fotoğrafî)

Bazıları da fotoğrafla beraber resmin bütün nevileri hakkında şiddet gösteriyor ve kerahati üzerinde ısrar ediyorlar. Fakat, şüphesiz onlar da zaruret halinde veya nüfuz cüzdanları, pasaport, ehliyet için veya şüphelileri tanıma dolayısı ile çekilen, ta’zim niyeti yahut inancı sarsma korkusu ve ahlakı bozma tehlikesi olmayan resimler gibi, ihtiyaç ve fayda temini gereğince çekilen ve kullanılan fotoğraflara ruhsat verirler çünkü bu gibi fotoğrafları kullanmanın lüzumu Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in istisna ettiği nakışlı elbiselerin lüzumundan daha fazladır.

 

Resmin Konusu

Resmin helal veya haram oluşunda, konusunun etkisi büyüktür. Hiçbir müslüman, İslâm inancına, ahlakına, tebliğlerine ve adabına örf ve adetlerine muhalif olan ve uymayan hiç bir resmin haram kılınışına karşı durmaz ve duramaz. Mesela: Kadın resimlerinin çıplak veya ona benzer bir şekilde, çizilmesi onların kadınlıklarını belli edecek ve fitne doğuracak yerlerinin belirtilmesi, kadın resimlerinin şehveti çoşturacak veya yalnız dünyayı düşündürecek yerde bulundurulması, gazete, mecmua, televizyon ve sinemalarda gösterilmesi... gibi resimlerin, bunları çekmenin, çizmenin, neşredip insanlara gösterme, evlerde ve dairelerde buludurmanın, duvarlara asmanın ve onları görmeye niyet etmenin haram olduğu şüphesizdir.

Müslümanın, Allah için düşmanlık etmesi gereken kâfir, fasık ve zalimlerin resimlerini çekmesi veya çizmesi de aynı şekilde haramdır. Mesela: bir müslümanın; Allah’ın varlığını inkâr eden bir liderin, inek ve ateş gibi şeyleri Allah’a eş koşan putperestlerin, Hz. Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in peygamberliğini inkâr eden yahudî ve hıristiyanların veyahut müslüman olduğunu iddia ettiği halde Allah’ın indirdiği hüküm ve kanunlardan başka kanunlarla hükmedenlerin veya bir kısım aktör ve sanatçılar gibi, cemiyete fuhşu ve ahlaksızlığı sokanların... resimlerini çekmesi, çizmesi veya evinde bulundurması veya duvarlara asması caiz değildir, helâl değildir, günahtır...

Bazı dinlerin sembolü olan put, haç ve benzerleri gibi, İslâm’ın razı olmadığı şeylerin resimlerini yapmak, çizmek veya çekmek de bu hükümdendir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin evinde bulunan nakışlı kilim ve örtü ve yastıkların belki birçoğu bu türlü resimleri ihtiva ediyordu. Buharî, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in evinde bulunan bütün haçlı eşyalarını haçlardan temizledikten sonra kullandığını rivayet eder.

İbn-i Abbas rivayet eder ki, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem), Mekke’nin fethedildiği yılda Kâbe’nin içindeki resimleri görünce; onlar temizlenmeden içeri girmemiştir. Şübhesiz ki, resimler, Mekke müşriklerinin putperestliğini ve eski sapıklıklarını tasvir ediyordu.

Hz. Ali (Radıyallâhu Anhu) der ki; Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bir cenaze merasiminden sonra şöyle buyurdu: "Hanginiz Medine’ye gidip orada kırılmadık put, tesviye edilmemiş mezar ve bozulmamış suret bırakmaz? Hazırlardan birisi:

— Ben, Ya Resulallah! diyerek ortaya atılınca: Medineliler korktular...

Adam gitti ve döndüğü zaman: "Ya Resulallah" dedi. Orada kırmadığım put, tesviye etmediğim mezar ve bozmadığım suret bırakmadım. Bunun üzerine Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Bundan sonra, bunlardan birisine dönen; Muhammed’e indirileni inkâr etmiş olur!" (Ahmed b. Hanbel)

Resulullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in bozulmasını emrettiği resimlerin, cahiliyet devri putperestliğin sembollarından olması ve Peygamberin, Medine’yi bu çirkin şeylerden kurtarmaya çalışması kuvvetle muhtemeldir. Bunun için de, bunlardan birisine tekrar dönmeyi Allah’ın indirdiğini inkar seviyesinde tutmuştur. (El-Karadavî’nin; El-Helal ve’l-Haram tercemesinden)

 

 

Ansiklopedik Büyük İslâm İlmihali

Resim ve heykel:

İslâm putperestliğin her türünü yasaklamıştır. Onun için resim ve tapınmak niyetiyle dikilmiş taşlar (heykeller bunlara) dahildir. Hz. Peygamberin ilk devirlerinde yasaklanmıştır. Zira o zamanlarda resim ve heykel birer tapınma vasıtası idi. Resmin yasak edilmesinin en önemli sebebi resimlere tapınma endişesidir. İslâm dini tevhid yani tek Allah’a ibadet dini olduğundan bu dinin en ufak bir şirk ile kirlenmemesi konusunda Peygamber efendimiz çok büyük bir duyarlık ve titizlik göstermiştir. Hatta tevhid inancının korunması için kendi kabrine bile ibadet edercesine hürmet edilmesini yasaklamıştır. Bu sebeple Hz. Peygamber İslâm’ın ilk günlerinde resimli eşya kullanmayı kesinlikle yasaklamıştı. Fakat İslâm, şirk tehlikesini yenip zafere ulaşıldıktan sonra, ilk günlerdeki kadar bu konuda sert tedbirler almaya gerek kalmamıştır. Resim ve kabartmaların hürmet ve ta’zim niyetinden başka bir niyetle kullanılmalarına cevâz verilmiştir. Özellikle Siyaset ve devlet adamlarının resimlerini hürmet ifadesi olarak duvarlara asmak ise, resmin yasaklanma gerekçelerinden birini taşıdığı için HARAMDIR. Heykeller ise tapınma ihtimali en fazla olan sanat eserleridir. Bunun için bu sanat müslümanlar arasında gelişmemiştir. Yine Heykel ve anıtlar hürmet gayesi ile yapılmışsa HARAMDIR. Böyle heykel ve anıtların önlerinde yapılan anma törenleri, saygı duruşları da HARAMDIR.

İlk İslâm âlimlerinin de dahil olduğu bir çok İslâm âlimi manzara resimlerinin, tam olmayan insan ve sair canlı resimlerinin yapımını ve hürmet etmeksizin kullanılmasını mübah saymışlardır. Çocukların oynadıkları, bebekler ve oyuncaklar da bir mahzur yoktur. Fotoğraf çektirmek haram değildir.

Zira bu kimlik tesbitinde ve diğer bazı hususlarda kullanılmaktadır. Boy fotoğrafları ise tam yaratılışlı diğer canlı resimleri gibi ihtilaflıdır. Bazı bilginler hürmet edilmedikten sonra bunların kullanılmasında da kerahetle birlikte caiz olduğunu belirtmişlerdir. Yine hiç bir zaruret yokken evlere fotoğraf ve resim asmak hürmet ve ta’zim amacı olmasada mekruhtur. Üzerinde resim bulunan elbise, yaygı ve örtüleri kullanmakta bir mahzur yoktur. Yalnız namaz kılan bir kimsenin karşısında resim bulunmaması gerekir.

Bir fetva:

Sırat-ı Mustakîm Mecmuası’nın 129. sayısının 406. sayfasında, arapça olarak neşredilen bu fetvanın tercemesi şöyledir:

"İslâm beldelerinde heykel dikmek caiz değildir. Çünkü, bunlar Allah’tan başka, kendilerine ibadet olunmuş şeylerdir. Bundan dolayıdır ki, İslâm heykelleri yıkmış ve bundan sonra da bu kapıyı kapatmak ve putperestliğe benzeme tehlikesini menetmek için, hiç bir kimsenin heykelinin dikilmesine izin vermemiştir. Heykel yapmanın haram olduğu icma-ı ümmetle sabittir. Çünkü hakkında İslâm’ın yasağı vardır. Keza, heykellere ta’zim ve saygı göstermek de haramdır. Çünkü bu da putlara ibadetin kapısını açar. Ve bu haram mutlak olduğundan, ister siyasî bir kişiye ait olsun, ister bir başkasına ait olsun farketmez. Bundan dolayıdır ki, dahiliye nazırı Basra şehrine Mithat Paşanın heykelinin dikilmesini, şer’î şerife aykırı olduğu gerekçesiyle, menetmiştir. Bu şekilde cevap veren bir hükümetin, ölülerinin heykellerinin mezarlıklara da dikilmesine cevaz veremez. Esasen müslüman mezarlıklarında heykeller bulunamaz. Mehmet Ali Paşa’nın ve emsalinin heykellerinin dikilmesi Mısır’da, ifta makamından alınmış bir fetvaya müstenid değildir. Çünkü şer’î şerifin bu hareketi menetmiş olması malumdur...

Sene: 1328

Beyrut Müftüsü

Mustafa NECA

 

Nakış ve Levha Resimleri

(Hacimsiz resimler)

İnsanlar arasında "Heykel" diye adlandırılan mücessem (hacimli) resimlerin İslâm’da yerinin olmadığını, yapılmasının da evlerde bulundurulmasının da hatta meydanlara dikilmesinin de haram ve yasak olduğunu gördük. Fakat, kâğıt, elbise, perde, yaygı, duvar, para ve benzerleri gibi, (satıhlar) üzerine çizilen fennî ve teknik (hacimsiz) resimlerin İslâm’da yeri nedir? Hükmü nedir? Bunlar da heykeller gibi haram mıdır?..

Cevab: Bu resimler niçin yapılıyor, yapılışındaki maksat nedir? Ressamın niyeti nedir, konusu nedir, nereye konacak ve nasıl kullanılacak ve sair gibi, soruların cevabını bilmeden, bu çeşit resimlerin hükümlerini bilmek mümkün değildir.

Eğer, resim, hıristiyanlarda olduğu gibi, "Mesih"e tapmak, Hindulerde olduğu gibi, ineğe ibadet etmek maksadını taşıyorsa, yapan da yaptıran da kâfir olur. Küfür ve sapıklık yapmış olurlar. Bunlar başta olmak üzere bu durumda olanları Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şu hadis-i şerifiyle uyarmıştır:

"Kıyamet gününde en şiddetli azaba uğrayacaklar, resim yapanlardır..." (Müslim)

Taberî der ki; bu hadis-i şeriften maksat, Allah’tan başkasına tapılmak maksadıyla ve bilerek resim yapanlardır. Bunlar kâfir olurlar. Ressamın maksadı bu değilse kâfir olmaz ise de günahkâr olur.

Resimleri takdis maksadıyla asanlar da aynı hükme tabidirler; yani kâfir olurlar. Müslümanlar bunu asla yapamazlar.

Allah’ın yarattığı gibi yaratma ve onun gibi yoktan var etme kast ve iddiasında bulunuyorsa bu da tevhid’den (İslâm’dan) çıkmış bir müşrik sayılır. "Kıyamet gününde insanlar arasında azapça en şiddetli olanlar, yaratmada Allah’a benzemeye yeltenenlerdir" mealindeki ve daha benzeri hadisler böylelerini tasvir ve tahzir etmektedirler.

Yapılması ve bulundurulması haram olan resimler, dinî yönden takdis edilen, dünyevi yönden (büyütülen) ta’zim edilen kimselerin resimleridir. Birinciye misal: İbrahim, İshak, Musa, Meryem gibi peygamberlerin, meleklerin, salih kimselerin resimleridir. Bu, Bilhassa, hıristiyanlarda alışılmış, revaçta olan bir şeydir.

İkincisine gelince: kıral, lider, devlet adamı ve asrımızdaki san’atkârların resimleridir. Bunların irtikâb ettikleri günahlarda birincilerininkine yakındır. Fakat, bu resimlerin sahipleri kafir, zalim, fasık veya Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, peygamberin yolundan başka bir yol göstermek isteyenler ve nihayet, batıl şeyleri güzel gösterip yücelten, ahlaksızlığı yayan kimseler olursa haram şiddetlenir.

Böylece anlaşılmıştır ki; Peygamber devrinde ve sonraki devirlerde bulunan resimlerin çoğu takdis veya ta’zim edilmek maksadiyle yapılmış ve asılmışlardır. Çünkü, hıristiyan ve mecûsîlerin inanışlarının tesirini devletlerine, dinlerine ve liderlerine olan bu kudsiyeti, yaptıkları resimlerde de görmek mümkündür.

Bunların dışındaki resimlere gelince:

Eğer bu resimler bitki, ağaç gemi, dağ, güneş, ay, yıldız ve saire gibi cansız varlıklara ve manzaralara ait olursa, bunları yapmada da evlerde bulundurmalarda da bir beis yoktur ve bu, münakaşa götürmeyen bir meseledir.

Ve eğer resimler canlılara ait olup, dinî yönden takdis, dünyevî yönden ta’zim (büyütme) gibi bir maksat taşımıyorsa ve aynı zamanda Allah’ın yarattıklarına benzetme gibi bir iddia ve bir fikirden uzaksa, bunlar, Allahu alem, haram olmasa gerek. Ancak israfçılara ve âdi şeylere düşkün olanlara benzeme dolayısıyla kerahetten hali değildir. Bu hususta el-Karadavî uzun bir tahlil yapmaktadır.

Heykel dikmenin, resim asmanın, İslâm’da caiz olduğuna; tarihte ve günümüzde bazı resim ve heykellerin yapılmış, dikilmiş ve asılmış olduğunu, bazı kimseler delil gösterirler; mesela Topkapı Sarayında Osmanlı padişahlarına ait resimler, mesela: bazı İslâm devletlerinde dairelere asılan resimler...

Bunlar bize asla delil olamaz, yanlış tatbikatlar şer’î delil olamazlar. İslâmî hükümler bunlara dayandırılamaz. Bunları ileri sürenler, ya İslâmî ilimlerden behresi olmayanlar ya da bir art niyete sahip olanlardır.

İşte, tarihdeki resim ve heykeller ve günümüzdeki durum, hep İslâm’dan taviz vermenin acı ve tehlikeli sonuçlarıdır. Bunun vebâli de pek büyüktür. Hz. Ali der ki:

"İki kişi benim belimi kırmıştır. Bunlardan biri âlim-i mütehettik, yani ta’vizkâr hoca, diğeri de câhil-i mütenessik, yani İslâm’ı bilmeyen sofu."

Hz. Ali, kerremallahu vecheh, ne güzel buyurmuş, ne güzel teşhis koymuş! Hz. Ali'nin buyurduğu gibi iki zümre müslüman milletlerin belini kırmıştır. Eğer, bugün İslâm bu hale gelmiş ise bunların yüzünden gelmiştir. Hele laubali, müdahin, mütebasbıs, makam ve mevkiine düşkün, tavizkâr, irşad makamında bulunup, âlim geçinen kimselerin bu kötü halleri sebebiyle İslâm binası, harabeye çevrilmiştir. Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

"Benim ümmetim içerisinde iki zümre vardır ki; onların salahı ümmetimin salahıdır; onların fesadı ümmetimin de fesadıdır. Bunlar, ulemâ ile ümerâdır. Bugün ki ifade ile, diyanet teşkilatı ile devlet adamlarıdır."

 

ÖZET

Buraya kadar, resim ve heykel hakkındaki hadis meallerini ve bu hadis-i şerifler üzerindeki muhterem şarihlerin, müctehidin-i izamın, fukaha-i kiramın ve diğer ulemanın şerh, tahlil, nakil ve mütâlealarını kaydettik. Şimdi bu dağınıklık içerisinde, rabt ve zabtı kolay olsun diye, meseleleri maddelendirip, her maddenin hükmünü ayrı ayrı yazmak suretiyle bir özet vermeği uygun görmekteyiz.

1 - Kendisine ibadet edilmek maksadıyla yapılan:

a) Heykel:

Şirk, haram ve günah olmada en şiddetli olanlar, kendilerine ibadet edilmek maksadıyla yapılan heykellerdir. Hıristiyanlarca kutsal sayılan (Hz. İsa'nın), Hindûlerce mukaddes addedilen ineklerin heykelleri gibi... Bu tür heykelleri yapmak da yaptırmak da bunlara ibadet etmek de küfürdür; insanı küfre götürür, kâfir yapar. Hüküm budur. (Fıkh’üs-Sünne; Putları kırma hadisi). Bunların bulundukları yerlere melekler girmezler.

b) Resim:

Kendisine ibadet edilmek üzere yapılan veya çizilen resimler veya çekilen fotoğraflardır. Misal olarak, yine hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın, Hindûizimde ineklerin resimleri gibi... Bu tür resimleri de yapmak veya yaptırmak veya bunlara tapmak veyahut bunlara saygı duymak küfürdür; kâfir olur. Bunların bulundukları yerlere de melekler girmezler. (Şarih Nevevî)

2 - Kendilerine ibadet edilmek maksadıyla yapılmayanlar:

a) Yaratmada kendisini Allah’a, veya yaptığı heykelleri Allah’ın yarattıklarına benzetmek maksadıyla heykeller yapmak da küfürdür; yani bu maksadı güden heykeltraşlar kâfir olurlar. Bu heykellerin bulundukları yerlere melekler girmezler. (Şarih Nevevî)

b) Sahiplerini dünyevî yönden ta’zim maksadıyla yapılan heykeller:

Kendilerine ibadet edilsin diye değil de; heykellerinin dikilmesiyle büyütülmeleri, ebedîleştirilmeleri, gönüllerde yaşatılmaları gaye edilen kıral, kumandan, liderlerin heykelleri gibi ki; bunların hükmü de haramdır. Yani; yapanlar da yaptıranlar da evlerinde bulunduranlar da bu şiddetli haramı irtikâb etmiş olurlar; bunların önlerinde saygı duyan ve duranlar küfre gitme, şirke düşme tehlikesine düşmüş olurlar. Bu heykellerin bulundukları yerlere melekler girmezler. (Kastalanî, İbn-i Arabî’den naklen)

c) Sahiplerini dinî yönden takdis etme maksadıyla yapılan heykellerdir. Peygamberlerin, din âlimlerinin veya velilerin heykellerini yapmak gibi...

Bu maksatla heykel yapmak ve yaptırmak veya evlerde bulundurmak da hüküm yönünden haramdır. Bunların bulundukları yerlere melekler girmezler. (Aynı me’haz)

d) Zevk almak veya süs olmak üzere yapılan heykeller: Yani ibadet etmek, takdis ve ta’zimde bulunmak maksadına ma’tuf olarak değil de; sırf zevk duymak veya sırf süs eşyası gibi kullanmak maksadıyla yapılan heykellerdir. Bu maksatla yapılan heykeller, bizatihi heykel olmanın yasağı yanında, bir taraftan malayâni ile meşgul olmak, bir taraftan da faydasız bir masraf ve israf olduğundan haram hükmüne girerler. (Kastallanî, İbn-i Arabî’den naklen)

Bunların bulundukları yerlere meleklerin girmiyeceğinde de şübhe yoktur.

3 - Resim:

a) Sahibini dinî yönden takdis, veya dünyevi yönden ta’zim (büyütme) maksadıyla yapılan, çizilen resimlerin hükmü de haramdır. Hele; ta’zim maksadiyle yapılan ve saygı maksadıyla duvarlara ve benzeri hürmet mevkilerine asılan bu resimler zalim, fasık ve kâfirlere ait olursa haramlık şiddetlenir. (Mezahib-i Erbea) Bu tür resimlerin bulundukları yerlere de melekler girmezler.

b) Zevk almak veya süs sağlamak maksadıyla yapılan, çizilen resimlere gelince; yani, sahibini ta’zim veya takdis maksadıyla değil de; sırf bir yeşillik veya bir ağaçlık manzaraları gibi, sadece göze hoş gelsin, evleri duvarları süslesin diye resimlerin yapılmasının veya çizilmesinin haram olmasında ihtilaf vardır. Fakat, duvarlara asılması kerahetten hali değildir. Allahü a’lem; meleklerin evlere girmelerine de mani olurlar. Sakınmak gerekir.

c) Paralar, sikkeler ve yüzükler gibi eşya üzerinde, biraz uzaktan (mesela; secde yerine konup ayakta iken) bakıldığı zaman o resimlerin ayrıntıları, yani gözü, kulağı, burnu ve diğer yüz çizgileri fark edilemiyecek derecede küçük olan resimlerin taşınması, kullanılması, genellikle, caiz görülmekte ise de bu resimlerin yapılması kerahetten hali değildir. Ancak uzaktan bakıldığı zaman bedeninin ayrıntıları fark ediliyorsa ve hele o resimlerin sahipleri ta’zim veya takdis maksadını taşıyorlarsa, o zaman hüküm değişir ve haram olur. (Kısmen Ni’met’ul-İslâm)

4 - Fotoğraflar:

a) Sahibini dinî yönden takdis veya dünyevî yönden ta’zim maksadını taşıyan fotoğrafların hükmü de haramdır. Yani; bu maksatla bu fotoğrafların çekilmesi de ta’zim mevkilerine asılması da haram hükmünü taşırlar. Hele zalim, fasık ve Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen kişilere ait olurlarsa haram hükmü daha da şiddetlenir. Ve bu tür fotoğrafların bulundukları yerlere de melekler girmezler.

b) Zaruretler ve ihtiyaçlar saikasıyla çekilen fotoğraflar:

Nüfus cüzdanlarına, pasaport cüzdanlarına ve ehliyet gibi belgelere yapıştırılacak veya şübhelileri tanıma dolayısıyla çekilen fotoğraflar veya eğitim ve öğretimde kolaylık sağlayan kitap resimleri hakkındaki hükümde aslolan helal ve caiz oluşudur. Bunlar meleklerin evlere girmelerine mani olmazlar.

c) Ahlaksızlığı yaymak veya şehevi arzuları tahrik etmek, kadın ve erkeklerin namusunu rencide edecek çıplak resimler gibi kötü maksatla çizilen veya çekilen resimler hükmü de haramdır. Yapılması da basılması da haramdır. Hatta böyle olan gazete ve kitapları okumak da haramdan hali değildir.

d) Zevk saikasiyle ve hatıra olmak üzere fotoğraf çektirmenin hükmü; mühim bir masraf ve israfa götürmüyorsa, kerahatle beraber caizdir, deniyorsa da bir ihtilaf konusu olduğundan çektirmemek daha uygundur.

5 - Sergi, elbise ve kab-kacak gibi eşya üzerine çizilen veya yapılan resimler:

a) Bunların üzerine resim yapmanın hükmü, caiz değildir; hatta haramdır. (Şarih Aynî, Tavzih’ten naklen)

b) Üzerlerine resim yapılmış bu gibi eşyayı kullanmaya gelince; bu resimler mümtehen; yani ayaklar altında çiğnenmek, üzerlerine başka şeyler koymak ve öteye beriye atılmak suretiyle hürmet ve ta’zim hissesinden uzak oldukları için ve aynı zamanda ele geçmiş veya satın alınmış bulunduğundan bu eşyayı kullanmada bir nevi zaruret olduğuna binaen, her he kadar ihtilaf varsa da, bu çeşit eşyayı kullanmak mubahtır, caizdir. (Aynî, İkrime’den naklen; Mezahib-i Erbea)

Şayet, bunlar bir duvara, bir tavana asılmışlar ise veya giyilen bir elbise ise veya başa sarılan bir sarık ise ve saire gibi hakaret mevkiinde değillerse, o zaman bunları kullanmak caiz değildir, günahtır; tahrîmen mekruhtur. (Nevevî, İbn-i Âbdîn)

6 - Sinema filmleri, gazete resimleri ve televizyon ekranları:

a) Sinema filmleri; İslâm ahlakına mugayir olursa yani yıkıcı, bölücü, açık saçıklığı yayıp şehevî arzuları tahrik edecek, namus ve insan şerefiyle oynayacak, özellikle gençleri baştan çıkaracak mahiyette olursa; böyle filmleri çekmek de göstermek de ve böyle filmlere gitmek de haramdır.

Keza, televizyon ekranları ve gazete sütunları, sinema filmlerinde olduğu gibi, İslâm ahlakını alt-üst eden açık, saçık resimler, bölümü yıkıcı manzaralar taşıyorsa ve bilcümle; Allah’ın hükümlerine, emir ve yasaklarına, Peygamberin sünnet-i seniyye ve tavsiyelerine uymuyorsa böyle olan gazeteleri evlere sokmak ve böyle olan televizyon ekranlarını seyretmek günahtır, haramdır hatta kebairdendir (Mezahib-i Erbea). Ve böyle filmlerin, böyle gazetelerin ve böyle televizyon ekranlarının bulundukları yerlere melekler girmezler.

b) Sinema filmleri, gazete sütunları ve televizyon ekranları şayet; Allah’ın emir ve yasaklarına, Peygamberin sünnet ve adabına, bir cümle ile İslâm ahlakına uygun olurlarsa ve aynı zamanda öğretici ve eğitici mahiyette bulunurlarsa, bunların hepsi de caizdir, mubahtır, hatta lüzumludur. (Mezahib-i Erbea)

Ayrıca şunu da ilave edelim: Gazete resimleri içerisinde ilim adamları ve devlet adamları gibi her ne kadar ta’zim ve hürmet hissi taşırlarsa da, üzerlerinde bulundukları gazeteler, sergi ve yaygılar gibi mübtezel durumda olduğundan, daha açığı o resimler duvarlara veya tavanlara asılmayacağından; üstelik okunduktan sonra kese kâğıdı veya paket kâğıdı veya benzeri olacağından ve nihayet yırtılıp çöp tenekesine atılacağından, kanaatımca, sergi ve kilimler üzerindeki resimlerin hükmüne girerler; yani evlere sokulmaları ve okunmaları caizdir. Meleklerin evlere girmelerine mani olmazlar.

Yine burada bir mesele kaldı; o da karikatür şeklindeki resimler: Bu hususta, okuduğum kitaplarda ne bir şey gördüm ne de bir kimseden bir şey işittim. Fakat kanaat-i âcizanem o dur ki; bunların resim olmaları bir yana, karikatürize edilen şahısların yüz çizgileri, beden yapıları tağyir ve tebdil edilerek acayip kılıklara sokulmakta ve gülünç hâle gelmektedirler. Mesela; burunları bir karış uzatılmış, dudakları sarkmış, gözleri dışarı fırlamış, kulakları büyütülmüş... adamdan başka her şeye benzer hâle gelmiştir...

Karikatürize edilen şahıs, resminin ne hâle gelmiş olduğunu görünce, herhalde hoşuna gitmiyecektir. Üstelik: üzülecek, sıkılacak ve belki de yapana içinden kızacak ve diliyle de sövecektir. Öyleyse bu işde incinme, sövme ve sövülme vardır. Böyle bir işin de İslâm’da yeri yoktur. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

"Müslüman o kimsedir ki; diğer müslümanlar onun elinden de dilinden de emin olurlar (gücenmezler, incinmezler)."

Cenab-ı Hak da Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

لَعَنَهُ اللّٰهُۢ وَقَالَ لَاَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَص۪يبًا مَفْرُوضًاۙ ﴿118﴾ وَلَاُضِلَّنَّهُمْ وَلَاُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ اٰذَانَ الْاَنْعَامِ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّٰهِۜ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُب۪ينًاۜ

"Allah, o iblisi rahmetinden kovdu. Oda dedi ki: Muhakkak kullarından muayyen bir pay edineceğim, onları sapıklığa çağıracağım. Onları gerçekten sapıtacağım, kendilerini uzun emellere düşürüp olmıyacak kuruntularla aldatacağım ve elbette onlara emredeceğim de davarların kulaklarını kesip yaracaklar ve yine onlara elbette emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler..." (Nisa, 118-119)

Yukarıda meâlini kaydettiğim ayet-i celîlenin "yaratılışı değiştirirler" aslolan, tabiî olan, hak olan şeyleri, varlıkları meseleleri hükümleri değiştirirler, tebdil ve tağyir ederler gibi, çok geniş şumul sahası içine acaba bu karikatürcüler de girip iblisin kandırdığı kimselerden olmazlar mı?..

7 - Çocuk bebekleri ve oyuncaklarına gelince:

Bunları çocuklar için satın almak caizdir; bunlar resim ve heykel yasağından istisna edilmiştir, bunlara ruhsat verilmiştir. Çocukların bebeklerinin ve benzeri şeylerin caiz oluşu; onları kendi sahalarında hayata hazırlamak ve evlat yetiştirme hususuna onları alıştırmak hikmetine dayanmaktadır. (Fıkh’üs-Sünne, Mezahib-i Erbea) Bunlar, evlere meleklerin girmelerine mani olmazlar.

8 - Ağaç, dağ, taş, gemi, cami, minare, kitap, araba, fabrika ve saire gibi cam ve iradesi olmayan varlıkların vs. manzaraların resimlerini yapmak, çizmek ve fotoğraflarını çekmek caizdir, mubahtır. (Neyl’ül-Evtar, Tecrîd-i Sarih)

9 - Kusurlandırılmış ve ayıplandırılmış resim ve heykellerin hükümleri:

Haram olan bir heykel veya bir resim veyahut bir fotoğraf başı koparıldığı, yüzü belirsiz hale geldiği ve karnı delindiği takdirde yani hoyrat hâle getirildiği takdirde haram olmaktan çıkarlar kullanılmaları da caiz olur, meleklerin evlere girmelerine mani olmazlar. (İbn-i Âbidîn)

10 - Haram ve yasak olan resim ve heykelleri bozmanın, yukarda geçtiği gibi, belli organlarını yok ederek haram olmaktan çıkarılmanın hükmü:

Bir müslümanın diğer bir müslümanın evinde haram ve yasak olan resim ve heykelleri gördüğü zaman, evin sahibine danışmadan ve ondan izin almadan onları bozmak suretiyle haramlıktan çıkarmasının şer’an hükmü, caiz olmak, hatta vacip olmaktadır. (İbn-i Âbidîn, Ni’met-i İslâm)

Tabii nazı geçiyorsa ve bir fitneye sebep olmayacaksa. Şayet bir fitneye sebep olacaksa, o zaman ev sahibini dil ile uyarması lazım gelir; susması doğru olmaz. (Müellif)

11 - Bir evde, bir yazıhanede veya benzeri yerlerde bulunan resim ve heykelleri, bozma, tebdil ve tağyir etme imkânına sahip değilse ve aynı zamanda o yer sakinlerini dil ile uyarma da elinden gelmiyorsa hüküm nedir?

Bir lüzum veya bir zaruret olmadığı hallerde o evlere, o binalara girmemelidir. Çünkü Peygamber ve melekler böyle yerlere girmemişlerdir ve girmezler.

Şayet, içinde resim ve heykel bulunan böyle evlere ve binalara girme lüzum ve zarureti ile karşılaşırsa o zaman o resim ve heykellere karşı içinden nefret duymalı ve o yer sakinlerini de sevmemelidir. Emr-i maruf ve nehy-i münker vecihesi bunu emreder.

İçinde yasak ve haram resim bulunan bir evde düğün yemeğine davet edilse, davete icabet edip gitmek vacip iken, bu vacip ondan sakıt olur, artık gitmesi caiz olmaz. (Mezahib-i Erbea)

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 79
Toplam 435048
En Çok 1157
Ortalama 330