RAPOR VE KARAR - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

18-01-2022

RAPOR VE KARAR

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Sonra bir şey hakkında çekiştiniz mi, hemen onu Allah’a ve Resulü’ne arz ediniz eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Bu müracaat, hem hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa, 59)

وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِن۪ينَ

“Mü’minlere karşı (merhamet) kanatlarını indir.” (Hicr, 88)

“(Emirini) dinleme ve itaat etme, hoşuna gitse de gitmese de Müslüman kişiye vacibtir, günahla emrolunmadığı müddetçe. Günahla emrolundu mu, artık ne dinleme ne de itaat yoktur.” (Ebu Davud)

“Müslümanların (umumi velâyet) işini üzerine alan, sonra da onların hayrına çalışmayan ve onlara velâyet etmekte hulus ve sadakat göstermeyen her emir, idare ettiği halk ile beraber cennete girmeyecektir.” (Müslim)

Allah Resulü şöyle der:

“Ben bütün insanlara gönderildim. Onlar kabul etmezlerse Araplar’a onlar da kabul etmezlerse Kureyş kabilesine, onlar da kabul etmezlerse Haşimoğulları’na, onlar da kabul etmezlerse, yalnız olduğum halde kendime gönderildim.” 

Tarafımıza tevdi edilen İslâm Merkezi İcra Heyeti’nin üst seviyesinde bulunan Avrupa Genel Emiri Dr. Yusuf Zeynelabidin ile aynı merkezin Koordinatörü Dr. Hüseyin Kâmi Büyüközer arasındaki sürtüşme hakkında yaptığımız tetkik ve tahkik sonunda birbirlerine isnad Şer-i Şerif’in vazettiği kayda değer hiçbir esasa rastlanmamıştır. Açıkça görülen ve tarefeynin de yazılı olarak verdikleri şikâyet varakalarından ortaya çıkan şey, bir taraftan itaatsizlik, diğer taraftan ise sert ifadeler ve kırıcı hareketlerin mevcudiyetidir. Bu iki husus aşağı yukarı icra heyetinde bulunan diğer kardeşlerimizin de parmak bastıkları müşterek noktalardır. Bizim de inceleme neticesinde sahip olduğumuz kanaatler ve tespit ettiğimiz noktalar bunlardır. 

İçinde bulunduğumuz asır dünyanın şartları, her yerde İslâm ümmetinin aleyhine çevrilmiş olduğu bir zamanda ve muhtelif cereyanların ve çeşitli küfür odaklarının iman ehlini kasıp kavurduğu bir devirde Müslümanların doğuda ve batıda, güneyde ve kuzeyde sadece İslâm’ı müdafaa ve örflerinden, ahlak ve terbiyelerinden, hülasa iman ve mukaddesatlarından uzaklaştırılmak istenen ve diyar-ı gurbette bulunan İslâm cemaatinin başındaki idareci kadronun bidâyet-i İslâm’a bir defa olsun bakıp Allah Resulü’nün koyduğu sistem ve attığı adımlardan ders almaları icab eder. O Resul-i Ekrem (Sallallâhu Alea.yhi ve Sellem) ki, doğup büyüdüğü mübarek Mekke’yi terk ederken, “Vallahi Ey Mekke! Yeryüzünde Allah’ın en çok sevdiği belde sensin! Eğer zorla senden çıkarılmasaydım, vallahi katiyen senden çıkmazdım!” diyerek ağlaya ağlaya Mekke’yi terk eden Allah Resulü, Medine’ye kavuştuğu ilk günlerde İslâm Devleti’nin temellerini atıyor ve meseleye mescidin binası, uhuvvet-i İslâm ve Medine’de bulunan Müslim ve gayr-i Müslimlerin içtimai hayatlarının tanzim edecek düsturun yazılmasını ele alıyordu. 

Bizim şu diyar-ı harpde Müslüman cemaatlerin mübarek alın terleri neticesi kurulan yüzlerce mabede uhuvvet-i İslâmmiyyeyi te’sis tanzim edemeyişimiz cidden çok düşündürücü ve en büyük bir cürüm değil midir?!. 

İslâm binasını sağlam temellere oturtmak için Medine-i Münevvvere’de Müslümanları ilgilendiren ahitnamenin birinci maddesinde “Kureyş ve Yesripli Müslümanlar ve onlara tabi olup ve onlarla Allah yolunda cihad edenler bir ümmettir…”diye buyuran Allah Resulü, bizi haşrederek bir ümmet olarak tavsif ederken, İslâm’ın sıhhatli adımlar atabilmesi için, anlaşmanın onbirinci maddesinde “Bu sahifede yazılı Müslim ve gayr-i Müslimler tarafından çıkacak bir hadise veya fesattan korkulan bir çekişmenin müracaat noktası Hz. Allah ve O’nun Resulü Muhammed Aleyhisselam’dır!” buyurarak meseleyi başıboşlukta bırakmayıp hâkim bir noktaya bağlıyor. Kaldı ki, bu ümmetin, yer yer yurdundan kovulmuş bir avuç topluluğunu sevk ve idare eden bizlerin ne kadar dikkatli olacağımızı düşünmemiz icab etmez mi?

Demek ki, İslâm hâkim noktadır ve her ferdin kendi nefis, his ve benliğinden sıyırılmak suretiyle ona bağlanması lazımdır. Hz. Ömer misali her emir cemaatine “Şâyet ben doğru yoldan ayrılırsam ne yaparsınız?” şeklindeki sorusuna cevap veren genç sahabe, “Seni kılıçlarımızla doğrulturuz!” şeklindeki ifadeleri, kendilerinin ne kadar doğru olduklarını gösteriyor… 

Bu kısa beyandan sonra, İslâm’ın kıyadet makamından bulunan Emire yüklediği vazife büyük ve ağır olmakla beraber ifası da o kadar tatlı ve ahenklidir. Onun kıyadetinde bulunan raiyyesinin yani idare olunanların ise zahirde nefsine ağır gelen itaatin ümmet için bir vesile-i necat olacağı gibi, muhalefetin de yine o ümmet için bir yıkım olacağı muhakkaktır. Bundan Allah Resulü’nün rızası İslâm cemaatinin sıhhat ve selameti ve nihâyet uhdemizde bulunan teşkilatın huzur ve saadeti için itaat ve hürmet, adalete ve merhamet esaslarına fevkalade ihtiyaç vardır. İttifaktan kuvvetin, ihtilaftan ise zaafın tevellüt edeceğini hiçbir zaman unutmamalıyız.

Fezleke:

  1. Tarafların birbirlerini ithamlarından ve diğer yazılı ifadelerden anlaşıldığına göre taraflarda ne bir ihanet ne de bir hıyanet tespit edilememiştir.
  2. Anlaşmazlıklara ve sürtüşmelere umumiyetle nefislerin kabarması öfkelenmeler ve indi mütalaalar sebebiyet vermiştir.

 

Netice ve Karar: 

Tarafların, aşağıdaki esaslar dahilinde, yine bir arada ve müştereken çalışmaya devam etmelerine karar verilmiştir:

  1. Emir Dr. Y. Zeynelabidin adalet ve merhametle, Koordinatör Hüseyin Kâmi Özer de itaat ve hürmetle hareket edecektir.
  2. İçtimai hayatta, cemiyet ve cemaatleşmede asıl olan adam kaybetme değil, adam kazanmadır.
  3. Kardeşler arasında çıkan ihtilafı ıslah etme diğer kardeşlere yüklenen ilahi bir emir ve bir farizadır.
  4. Taraf tutmalar ve hele gruplaşmalar haramdır. Ve bir topluluğun mahv-u perişan olmasına sebep olur. Buna binaen, böyle bir yola asla gidilmeyecek ve gidenlere de asla müsaade edilip göz yumulmayacaktır.
  5. Toplantılarda ve diğer muamelelerde Şer-i Şerif esas alınacak, “Emir-itaat talimatnamesine” harfiyen uyulacaktır.
  6. İhtilafların zuhurunda mercii Kur’ân ve Sünnet olacaktır.
  7. İslâm’da maruf ve makul ile emredildiği müddetçe itaat esastır. Görüşülmesi gereken meseleler, talimatnameye göre, istişareden geçecektir.
  8. Talimatnameye uymayanlar uyarılacak, uymamakta ısrar edenler hakkında raporlar tutulacak ve gereği yapılmak üzere ilgili makama gönderilecektir.
  9. Dedikodu yapılmayacaktır, şikâyetler yazılı olarak gündeme getirilecek veya yazılı olarak bunlar istenecektir.
  10. Yukarı ile olan münasebetlerde çok dikkatli olması icab ettiğinden, onların içinde bulundukları şartlar da göz önünde bulundurulmak suretiyle burada vaki olacak en ufak ve basit bir meseleyi çok mühimmiş gibi Ankara’ya bildirip onları da meşgul etmek ve sürüp giden bu basit haberlerle yapılması icab eden daha çok ehem meseleleri gölgelemek doğru değildir.

Bu itibarla:

  1. Haberleşmenin önce merkez icra heyeti huzuruna getirilmesi ve hal çaresinin burada araştırılarak neticeye bağlanması;
  2. Bizi aşan meseleleri ise istişare sonrası, aslına uygun olarak münasip bir şekilde makama bildirilmesi;
  3. Bildirilen haberin bir suretinin emir tarafından icra heyetine verilmesi;
  4. Verilecek haberin şahıslarla ilgili değil, dava ile ilgili olması,
  5. Alınan neticenin yine icra heyetine getirilmesi;
  1. Zaman zaman huzursuzluklara sebep olan mali meseleleri icra heyetinde müzakere edilerek mutlaka sağlam bir esasa bağlaması.
  2. Toplantılar usulüne uygun olacak, söz almadan kimse konuşmayacak, konuşanın sözü kesilmeyecek ve en sonunda emir fikrini açıklayacak ve yine usulüne uygun olarak karar verilecektir.
  3. “Galeyan geldiğinde mantık gider” kaidesinin gösterdiği tehlikeli duruma düşülmekten son derece sakınılacak, dolayısıyla toplantılarda sükûnet, ağırbaşlılık ve soğukkanlılık hâkim olacaktır.
  4. Toplantıların usulüne uygun bir şekilde ve tam bir nizam içinde cereyan etmesinden emir sorumludur. Gerektiğinde emir uyarılacaktır.
  5. Ve bilcümle: Her birimiz İslâm’ın çizgisinde ve ilimin ışığında Hakk’a teslim olmak mecburiyetindeyiz. Bu mecburiyeti duymayanlar yer değiştirebilirler.

Bitirirken:
Geçmişten ders almak suretiyle, İslâm cemaatinin tekrar bir tefrikaya sürüklenmemesi için, çekişmelerin son bulmasını temenni ve niyaz ederken, bu kabil çekişmelerin tekrarında ise, yani zuhur eden cüz’i bölünmenin önüne geçmek için harcadığımız bu gayretlerin akameti halinde merkez icra heyeti toplantılarına her ikimizin de hiçbir suretle katılmayacağımızın, müsaade edildiği müddetçe cami köşelerinde cemaatimize hizmet edeceğimizin, aksi halde cemaatin sevgisini su-i istimal etmemek ve onları hayal kırıklığına uğratmak için, cemaatin de müsaadesiyle hizmetten mahalli olarak çekileceğimizin ve nihâyet Kur’ân ve Şeriat’ın dışında hiçbir bağın bizi bağlayamayacağının bilinmesini beyan ederiz.

Esselamü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatühü…


Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DARU'L HİLAFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ

30 C. Evvel 1403


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 90
Toplam 435059
En Çok 1157
Ortalama 330