RABBANİYYUN - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

21-03-2022

RABBANİYYUN

Rabbaniyyun demek, Beyzavi’nin beyanına göre, ilimde de amelde de kamil ve mükemmel olanlar demektir. Yani bir taraftan Kur’ân’ı ve onun tâlimatını mükemmel bir şekilde öğrenmişler, gereğini yapmışlar ve aynı şeyleri öğretmişlerdir. Müdahene ve taviz verme yoluna asla gitmemişlerdir. Gerçi, Maide suresinin 63. ayetinde de geçen bu kelime zem makam-ında kullanılmış görünüyorsa da "Levla nehahum" mazi sığasıyle değil de muzari sığasiyle "Levla yenhahum" kullanıldığından üzerlerine düşeni yapmadıklarından dolayı onları zemmetmek değil, üzerlerine düşeni yapmağa teşvik etmektir. İ1mî Meani tabiriyle "Tendim" değil "Tahdid"dir; maziye değil istikbale dönüktür. "Rabbaniyyun" makamında bulunan ulema daima Rabb’e mensup, daima Allah’a bağlı, alim ve zahid olduklarından, onların işi gücü hep Allah dinine ve hep Allah’ın kullarına hizmet etme, Kur’ân okuma, Kur’ân talimatını ve ahkâmını okuma ve okutmak, insanları bu kitaba göre yetiştirme, terbiye etmedir. Ve bunlar hizmetleri yaparken de dinden fedakârlıkta bulunmazlar, taviz vermezler, üstelik dinin bekçiliğini, muhafızlığını yaparlar ve yaparlarken de mala, mülke tenezzül etmezler, kimseden korkmazlar, makam ve mevki düşünmezler. Bunların bir başka ismi de yine Kur’ân diliyle "Müstahfezin"dir. Yani müstahfezler. Müstahfez demek, bir şeyin hıfzi, bekçiliği kendisinden istenen demektir. Evet, bir din âlimi aynı zamanda dinin hafızıdır, muhafızıdır, bekçisidir. Onun görevi sadece dini öğretmek ve yaşamak değil, aynı zamanda onun muhafızlığını da yapmaktır. O kudsî emanete sahip olup tecavüze uğratmamaktır. Şeytaniyyun ve şeytanî güçlerin, dini dünyaya satanların, tavizkâr1arın, kavuk sallıyanların tahribatından korumaktır. Bu tabir Maide suresinin 44. ayetinde geçmektedir: 

اِنَّٓا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ ف۪يهَا هُدًى وَنُورٌۚ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذ۪ينَ اَسْلَمُوا لِلَّذ۪ينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَٓاءَۚ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ 

"Şüphesiz ki, Tevrat’ı biz indirdik. Onda bir hidayet, bir nur vardır. Allah’ın emrine boyun eğen peygamberler, onunla yahudiler arasında hüküm verirlerdi. Alimler ve fakihler de Allah’ın kitabını korumaya memur olmaları ve üzerine şahid bulunmaları itibariyle hükmederlerdi. O halde ey yahudiler! Tevrat’taki ahir zaman Peygamber’ine ait vasıfları açıklamak hususunda, insanlardan korkmayın; benden korkun! Benim ayetlerimi bir kaç paralık menfaat karşılığında satmayın!"

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 129
Toplam 528277
En Çok 1316
Ortalama 348