ORTODOKS VE KATOLİK KİLİSELERİ PATRİK VE PAPALIK MAKAMLARINA AÇIK MEKTUP - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

15-04-2022

ORTODOKS VE KATOLİK KİLİSELERİ PATRİK VE PAPALIK

MAKAMLARINA AÇIK MEKTUP    

 

DUYMUYOR MUSUNUZ, YOKSA HOŞUNUZA MI GİDİYOR?!.         

Aylardır, mensublarınız ve hususiyle Sırplar, Bosna- Hersek’te tarihin kaydetmediği (zulüm ve vahşet) suçunu ve cinayetini işlemektedirler! Sırp ordusu, elindeki ağır silahlarla Bosna-Hersek insanına saldırmış; kadın-erkek, yaşlı-çocuk, hasta-sağlam, ayırt etmeden, yer ve yurtlarını, cami ve mâbetlerini, tarihi eser ve barınaklarını top ateşi ve tanklariyle başlarına yıkmakta, tahrib ve yerle bir etmektedirler. Üstelik; elektrikleri kesilmiş, suları kesilmiş, ekmeksiz ve elbisesiz bırakılmış, hastahanesiz ve ilaçsız, her imkandan mahrum ve mahsur edilmiştir; işin daha da fecii Sırp askerleri, kadınların; ihtiyarlarının da, çocuk yaşta olanların da ırzlarına geçmekte, namuslarını kirletmektedirler! Dahası da var: Kimileri kamplarda zincirlere vurulmuş, kimileri tank ve top güllelerine hedef olmuş, kimileri aç ve susuz bırakılmış, kimileri (Kadın, ihtiyar, çoluk ve çocuk...) göçe zorlanmış, kimilerinin cesetleri ayaklar altında ezilmiş veya denize bırakılıp balıklara yem edilmiştir ve nihayet korkunç bir katliam hüküm sürmektedir!.. Gerçi Ermenilerin Azerbeycan’da ve Karabağ'da Müslümanlara reva gördükleri cinayetler bundan pek geri değildir!..

İşte; böyle fecaatler karşısında, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, bütün Hıristiyan âlemi ve devletleri seyirci kalmakta ve sus-pus olmakta; göndermiş oldukları barış gücü ve aldıkları tedbirler, göstermelikten ibaret olup faydadan ziyade zarar getirmektedir...

Türkiye'ye gelince; Demirel hükümeti, gerek Bosna-Hersek hakkında ve gerekse Azerbaycan ve Karabağ hakkında laf ebeliği yapmaktan başka bir şey yapmamaktadır...

O halde insan kanının akmasının durdurulması, ırz ve namuslara yapılan tecavüzlerin önlenmesi; Hıristiyanlık âleminde siz din bilginlerine, İslâm âleminde de biz din bilginlerine düşmektedir. Yani, işlenen bu insanlık suçuna “Dur!” deme artık sizinle bize düştü! Zira akıtılan insan kanıdır, saldırılan insan hukukudur, tecavüz edilen insanlığın ırz ve namusudur! İrşad ve ikaz makamında bulunan bizler, bütün bunlardan mesulüz; hem Allah huzurunda ve hem tarih önünde mesulüz! Binaenaleyh susamayız! Keza; bu vahşet ve bu dehşetler karşısında susan veya hoşlanan millet ve devletleri ve onların idarecilerini, uyarma ve ikaz etme, gerektiğinde kulaklarını çekme sizinle bize düşmektedir. Bunlar; cahildirler, bunlar laik kafalıdırlar, belki de Allah ve ahiret inancından mahrumdurlar; bunlarda merhamet duygusu yoksa, bunlarda Allah korkusu yoksa bir yönüyle kusur bizimdir, suç bizimdir. Binaenaleyh bizim hesab ve azabımız iki kat olacaktır!..

Allah, kulun kula zulmetmesini affetmez:

Bildiğiniz gibi, Allah, kendisine karşı işlenen şirkin dışındaki suçları bağışlar ve affedebilir, fakat insanlığa karşı işlenen zulüm ve cinayetleri affetmiyecektir. Üstelik, bunların azab ve cezaları daha dünyada iken başlıyacaktır.

Ve bu mesele bütün semavî kitaplarda ve hususiyle Tevrat ve İncil'de vardır. İşte bunlardan sadece bir tanesini kaydedeceğim:

مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَۚۛ كَتَبْنَا عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يعًاۜ وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعًاۜ وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِۘ ثُمَّ اِنَّ كَث۪يرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ

 “Bu sebeple, İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir şahsı, bir başka şahsa ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi, olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olmak suretiyle) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi, olur. Yemin olsun ki Peygamberlerimiz, onlara apaçık belgelerle gelmişlerdi. Sonra bunun ardından birçoğu, yeryüzünde israfa varıp ölçüyü taşıranlardır.” (Maide, 32)

Ey Ehl-i Kitab ve Ey Ehl-i İslâm ve her iki tarafın din bilginleri!

İstisnasız hepinize söylüyor ve diyorum ki, gerek Bosna-Hersek'de ve gerekse Azerbeycan'da, Filistin’de ve benzeri yerlerde cinayetler, katliamlar yapılıyor, mâsum insanların kanları akıtılıyor ve namusları payimal ediliyor. Ve bütün bunlar dünya insanlığının gözleri önünde cereyan ediyor. Ve bütün bu olup-bitenlere karşı, dünya devletleri ve onların “Birleşmiş Milletler” gibi kuruluşları ses çıkartmıyorlar veya göstermelik tedbir ve laflarla geçiştiriyorlar. Ve artık bunların ne kendilerinde ve ne de kuruluşlarında hayır yoktur! Zalimler zülmüne, kana susamış olanlar kan dökmeye, namus düşmanları tecavüzlerine devam etmektedir. Bütün bunları melekler, defterlerine, tarihçiler kitaplarına kaydetmekte, insanlığın bu yüzkarasına, yeni nesiller lânet edecek, Allah’da lanet ve gazabını yağdıracaktır! Ve bu, sadece canilerin, sadece idarecilerin, sadece Birleşmiş Milletler’in mi yüz karası?! Dini öğretme ve dini tebliğ etme makamında bulunanların da aynı zamanda yüz karası değil midir?

Yüzkarası olmanın derecesi:

Maide Suresi'nin 32. ayetinde gördünüz: Suçsuz bir adamı öldürmenin dehşet ve şiddeti karşısında insanın tüyleri ürpermekte, yani bir adamı öldürme bütün insanlığı öldürme derecesinde korkunç bir suç olursa ve bir adamın hayatını kurtarmak bütün bir insanlığı kurtarmak demek olursa, bir de bahis mevzuu olan yerlerde öldürülenlerin sayısı bir değil; yüzbinleri aşarsa, işte bunun bir hesabını yapın, neticede göreceksiniz ki, yüz bin sefer dünya insanlığı öldürülmektedir. Ve işte bunun hesabını vermeye, azabını çekmeye kim tahammül edebilir?!. Elbette hiçbirimiz veremeyizl..

Öyle ise, geliniz bu fecaata hep birlikte bir çare bulalım, hem de kısa zamanda; hem de bir saatlik bir zaman geçirmeden! Neden? Çünkü; onları birer babamız ve annemiz, onları birer oğlumuz ve kızımız, onları birer karımız ve bacımız kabul etmemiz gerekmekte, dolayısiyle hayatları bizim hayatımız, namusları bizim namuslarımızdır. Bu hususu ve bu inceliği cahil, cahil oldukları kadar da merhametsiz ve insafsız idareciler anlıyamazlarsa bile siz din bilginleri bunun idraki içindesiniz. Onun için sizlere sesleniyor ve tekrar diyorum ki, geliniz hep birlike buna çare bulalım! Siz, sizin adamlarınıza, biz de bizim adamlarımıza seslenelim, bağıralım! Gerekirse kulaklarını çekelim ve şayet yine de dinlemezlerse milletleri harekete getirelim de idarecileri sıkıştırsınlar da bu felakete en kısa zamanda çare bulsunlar, mütecavizlere “Dur!” desinler de herkes hayatından, namusundan emin olsun, dünya huzura kavuşsun! İşte bunu yapın ve yapalım! İşlenen suç insanlık suçudur, istisnasız hepimizi ilgilendirmektedir!..

Not: 1- Aldığımız mâlumata göre Sırplar; Travnik, Tuzla ve Zenica şehirlerini de yerle bir etmek için Scud füzelerini bu şehirlere doğru yöneltmişlerdir. Şayet bu tip insanlık faciasına sebebiyyet verecek füzeler kullanırlarsa, bu durum, daha da vehim neticeler doğuracaktır. Dünya Müslümanlarının ve hususiyle Müslüman gençlerin ve insaf ehli dünya insanlığının galeyana geleceği muhakkaktır.

Nitekim:

Yer yer gençler bize müracaat ediyor ve diyorlar ki, “Hocam artık bizim sabrımız taştı ve tahammülümüz kalmadı! Bize müsaade etmezseniz biz gençler, artık sizleri de dinlemeyecek ve bildiklerimizi yapacağız, silaha sarılacağız; ya ölür şehid oluruz ya da insanlığın namusunu ve insanımızın şeref ve haysiyetini kurtarır gazi oluruz. Evet bizim ecdadımız, Balkanlar'ı fethetmişti ama, bunlar gibimi yaptı? Mâbetlerini mi yıktı, kadın, çoluk-çocuk, ihtiyar yaralı insanlarını mı asıp kesti, din bilginlerine mi saldırdı, kadınlarına mı tecavüz etti?!. Üstelik üzüm bağlarından geçerken yedikleri üzümlerin parasını üzüm dallarına asardı.

İşte Müslüman mücahidler ve işte Sırp askerleri! Şayet Sırplar, bu insanlık dışı saldırılariyle bir misilleme yapmak istiyorlarsa ve adamları da buna seyirci kalıyarlarsa çok yanılıyorlarl..

Sırp askerlerini uyarıyor ve dünya insanlığına duyuruyoruz ve diyoruz ki: Silahımızı elimize alıp insanımızın can ve malını, yer ve yurdunu, ırz ve namusunu kurtarma artık biz gençlere düştü! Çünkü gördük ve anladık ki, ne hıristiyan âleminin papazlarında ve ne de İslâm âleminin hocalarında hayır yok!

Onlar sadece kilise ve camilerde üç-beş kelime ile kan dökmenin, mal ve mülke, ırz ve namusa tecavüz etmenin felaket ve fecaatından söz ederlerse de fiiliyyata gelince sadece kendi rahatlarını düşünür ve “Bana dokunmayan yılan bin yaşasin!..” diyerek seslerini çıkarmazlar.

Not:

Biz de buraya ikinci bir not koyarak, diyoruz ki, gençler bu gidişle artık bizim kontrolümüzden de çıkmış bulunmaktadırlar; “Silaha sarılmanın zamanı gelmiştir” diyorlar! Ve artık bu silaha sarılmanın nerede duracağı pek belli değildir. Belki de üçüncü bir Cihan Savaşı'na götürecektir. Belki de Allah'ın iradesi bu istikamettedir. Çünkü, insanlık artık buna müstehak olmuştur. Bunu durduracak ancak birşey var o da herkesin üzerine düşeni yapması ve bu suretle tevbekâr olmasıdır.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 258
Toplam 436416
En Çok 1157
Ortalama 330