ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNE TEBLİĞ MAHİYETİNDE AÇIK MEKTUP - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

15-04-2022

ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNE TEBLİĞ MAHİYETİNDE AÇIK MEKTUP

Hamd; Âlim-i Mutlak, Hakim-i Mutlak olan alemlerin Rabb'ine, salât ve selam ilâhî hükümleri tebliğ ve tatbikde yegâne örnek ve yegâne önder Hz. Muhammed'e ve onun yıldızlar mesabesinde olan âl ve ashabına olsunl

Ey üniversite hocaları!

Sizler, aynı zamanda ilim makamında bulunan birer şahidsiniz; Allah varlığının ve birliğinin, O'nun hâkimiyyetinde ve O'nun adaletinin şahidleri arasındasınız.

Bakınız Kur’ân ne diyor?

شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَٓائِمًا بِالْقِسْطِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۜ

 “Kendisinden başka, adaletle kaim, ilâh olmadığına Allah şahid, melekler ve ilim adamları da şahid oldu. O'ndan başka ilah yoktur. Aziz O'dur, Hakim O'dur.” (Âl-i İmran, 18)

Bu ayet-i kerime'nin ışığı altında ve etrafında yürüdüğünüz zaman göreceksiniz ki, bulunduğunuz makam taşıdığınız mesuliyet fevkalâdedir; çok büyüktür. Tevhid akidesinin, ilâhi adaletin, ilâhi izzet ve ilâhi hikmetin birer şahidi ve birer mümessilisiniz. Çünkü sizler kürsülere sahibsiniz, ilim yapıyorsunuz; Kâinatın yani varlık âleminin ilmini yapıyor, onu tahlil ve tefsir ediyorsunuz. Fizik, kimya, biyoloji ve astronomi gibi ilimlerle meşgul oluyorsunuz.

Mâlum olduğu üzere, bu ilimlerin mevzu aldıkları şeyler, şanı büyük olan Allah'ın birer eseridir, hem her biri birer şaheserdir; ne eksiği vardır, ne de gediği, ahenin ve düzenlidir. Bir plana göre yapılmış ve var olmuştur. Hem öylesine bir plan ki, şaşması yok! Hak ve hakikata uygun, ihtiyaca uygun bir plan, akla ve mantığa tıpatıp uyan bir plan! Akıl sahiplerini hayran bırakan, ilim adamlarını hayrete düşüren bir plan!..

Yaratan Allah, meydan okuyor ve diyor ki:

 “Rahman'ın yarattığında bir eksiklik, bir noksanlık bulamazsınız, bulmanıza imkân ve ihtimal yoktur! Arayın, tarayın, gezin ve dolaşın, her şeyi gözden geçirin, bir daha gözden geçirin, tekrar tekrar inceleyin, tetkik ve tahkik edin, defalarca bunu yapın!.. Fakat şunu haber vereyim ki, bütün bunlara, bu çabalara rağmen, bir eksik, bir noksan, bir hata bulamayacaksınız da bütün bu emekleriniz boşa çıkacaktır ve büyük bir ümitsizlik içinde geri döneceksiniz ve artık siz : "Tamamdır" diyeceksiniz. Başka çareniz kalmıyacaktır.”

Mantıkî bir tasvir:

Önemine binaen bu hususu, bir de soru-cevap şeklinde tasvir edelim:

Soru: Kâinat, yani canlı-cansız bütün bir varlık ilmî bir eser midir?

Cevap: "Hayır" şeklinde olamaz. Çünkü, o zaman fizik, kimya, biyoloji gibi ilimleri inkâr etmek lazım gelir. Zira, bunlar kainatın ilmini yapmaktadırlar. Bir şey ilmî bir eser değilse onun ilmi yapılmaz. O halde cevap "Evet" şeklinde olacaktır.

Soru: İlmî bir eser, ilmin varlığının bir neticesi değil midir? Yani kâinatta ilim hakim değil midir?

Cevap: Elbette ilmî bir eser, ilim vasfını ilimden alır; başka türlü düşünmek mümkün değildir.

Soru: İlim, cevher veya araz kategorilerinden hangisine girer? Yani ilim cevher midir, araz mıdır?

Cevap: Arazdır. Çünkü, kendi kendine kaim değildir; varlığı başkasının varlığına bağlıdır ki, O da ilim sıfatının sahibidir. Yani âlimdir. Bir başka ifade ile; ilmin varlığı bir âlimin varlığını gerektirir. Kâinatta ilim hakimse, bir âlim de hakimdir.

Soru: İşte o âlim kim?

Cevap: Kainatın yaratıcısı.

Soru: Kâinatın yaratıcısının ismi nedir?

Cevap: "Allah"tır. O yaratıcı Kitab'ında kendisine özel isim olarak bu ismi vermiştir.

Neticede, eserden müessire intikal ederek diyebiliriz ki, kâinatı inceleme bizi ilme, ilim ise âlime, âlim de Allah'ın varlığına götürür.

Ey üniversite âlimleri!

İşte bu, sizin işinizdir. Böyle bir isbatı sizler yapabilirsiniz. Bu, bir ilim meselesidir, bir mantık meselesidir. İçinde bulunduğumuz tabiat âleminin (varlık âleminin) ilmiNi yapmadan, âlimini ve halikını, sahibini ve malikini bilmeden Allah'ın varlığını ve birliğini isbat ve ikrar etmeden ilim öğretemezsiniz, hocalık yapamazsınız. İlminiz sallantıda kalır, dayanak bulamazsınız. Ne siz tatmin olursunuz, ne de talebeleriniz. Bir çıkmazın içinde bocalayıp durursunuz.

O halde geliniz! İlmin hakkını, hocalığın hakkını veriniz de, Kur’ân diliyle, asıl göreviniz olan şahidliği yapınız. Ve derse başlarken "Besmele" Çekiniz ve deyiniz ki:

 “Çocuklar! Allah vardır ve birdir, eşi ve benzeri yoktur; mülk O'nun, melekut O'nun, yerler ve gökler O'nun. Yaratan O, rızık veren O, öldüren ve dirilten O, Hakim- i mutlak, Kadir-i mutlak, Âlim-i Mutlak O'dur. Hâkimiyyet kayıtsız ve şartsız O'nundur. Kanun koyma yetkisi O'na aittir; O'nun hakkı ve O'na mahsustur. Bu hakkı ve bu yetkiyi mahlukattan kimseye vermemiştir. O hak ve yetki uluhiyyetin bir gereğidir; Uluhiyyet sıfatından ayrılmaz bir lazım-i gayr-i mufarıktır. Kimse kendisinde veya başkasında kanun koyma yetkisini göremez ve kabul edemez. Çünkü, bu, kendisini veya başkasını Allah'ın yerine koymaktır, Allah hakkına ve O'na mahsus olan bir sıfatına tecavüzdür ve şirktir. İşte; günümüzün şirki, putperestliği ve puta tapıcılığı budur.

Çocuklar!

Bütün bunları böyle bilecek ve böyle kabul edeceksiniz. Çünkü, bizler gezdik, dolaştık, tahkik ve tetkik ettik, hakkın ve hakikatin bu merkezde olduğunu gördük. Dolayısıyla bizler birer görgü ve bilgi şahitleriyiz. Tevhid'in şahitleriyiz; Allah varlığının ve birliğinin şahitleriyiz. Ve bizler; Kâinatın, Allah'ın koyduğu kanunlarla ayakta durduğunun, her şeyin O'nun adaletiyle kaim olduğunun, insanoğlunun kıyam huzur ve sükunu, terakki ve tealisi, şerefi ve haysiyeti O'nun emir ve tâlimatına, O'nun Şeriat'ına bağlanmakta olduğunun, O'ndan başka kanun koymaya kimsenin yetki ve selahiyyetinin olmadığının ve böyle bir cüreti kendilerinde görenlerin birer put olacağının, put kanunlarına uyanların hem dünyada, hem ahirette rezil ve sefil olacaklarının şahidleriyiz.

Çocuklar!

Ve yine biliniz ki, ilmin ışığında ve aklın rehberliğinde inceledik ve tahkik ettik, gördük ve anladık ki, içki ve kumar habis birer şey,faiz ve ihtikârin sanları sömürme, fuhuş ve zina nesil ve namus düşmanı! İşte; İslâm'ın yasak ettiği ve suç saydığı bu gibi şeyler, ilmin de aklın da kabul etmediği, çirkin ve çirkef gördüğü şeylerdir. Biz bunların da şahidiyiz.

Kur’ân'ı anayasa olmaktan kaldırıp, bunları serbest bırakan, bunlara cevaz veren, müsaade eden kemalizm cereyanı habistir, sömürücüdür, nesil ve namus düşmanıdır, din ve iman düşmanıdır. Allah ve Peygamber düşmanıdır. Ve bir puttur, putçuluktur; günümüzün putudur. Kur’ân'ı devlet yönetiminden kaldırmakla, hertürlü zulüm ve rezalete cevaz vermekle millet ve memlekete en büyük ihanet ve hiyaneti yapmıştır. Üniversite hocaları olarak biz, bunların da şahidleriyiz.

Müslüman bir milleti kâfirleştirmeye, itaatkâr bir nesli isyankâr olmaya, “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüyle mücahid bir milleti pasifleştirmeye, dolayısıyla zelil ve esir duruma düşürmeye ve nihayet, dünyanın efendisi bir milleti Avrupa'ya işçi olmaya sebep olmuştur. Biz bunların da şahidleriyiz.

Ve yine diyeceksiniz ki:

 “Kemalizm; millete hayır getirmemiştir, anarşi getirmiştir, kan getirmiştir, gözyaşı getirmiştir, kardeşi kardeşe düşman etmiş, birbirine kurşun sıkar hale getirmiştir. Mehmetçikler bile zaman zaman kurşunlara kurban olup gitmektedirler. Bugün hapishane köşelerinde binlerce genç inim inim inlerken, bunların binlerce anneleri de gözyaşı dökmektedir. İşte; bütün bunlar kemalizmin eserleridir, materyalist felsefe üzerine kurulan bir eğitim sisteminin acı neticeleridir."

Tabii neticeler:

Kemalizmin millet ve memlekete getirdiği ihanet ve hiyanetin bir kısmını anlatmaya çalıştım. Esasen, bunlar, sizlerin mâlumudur. Ve bunlar; Kur’ân'ı devlet idaresinden kaldırmanın, İslâm Şeriat'ından yüz çevirmenin tabii birer neticesi, ilâhî ikazın birer sonucudur. Bakınız Kur’ân ne diyor:

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى ﴿124﴾ قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يرًا ﴿125﴾ قَالَ كَذٰلِكَ اَتَتْكَ اٰيَاتُنَا فَنَس۪يتَهَاۚ وَكَذٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسٰى ﴿126﴾وَكَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى﴿127﴾ اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ ﴿128﴾ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَاَجَلٌ مُسَمًّىۜ

 

 “Kim benim zikrimden (ibaret olan Kur’ân'dan ve onun getirdiği Şeriat'tan...) yüz çevirirse (insanları putlaştırıp sözlerine göre hareket ederse) onlar için yaşama şartları daralır (darboğazlara girerler ve içinden çıkamazlar da bocalayıp dururlar. Bu, dünyadaki cezalarıdır; Öbür tarafta görecekleri cezalara gelince:) Biz bunları kör olarak haşredeceğiz, (her biri mahşere kör olarak gelecek) de diyecek ki, Ya Rabb'i beni niye kör olarak haşrettin? Halbuki ben görür idim. (Cevap verilecek) ve Allah diyecek ki, senin yaptığın gibi biz de yaptık; ayetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun (ve terk ettin, onlarla amel etmedin, hatta daha da ileri gittin de onları devletin yönetiminden kaldırdın ve kaldıranlardan yana oldun, ayetlerin getirdiği Şeriat'a ve Şeriat kanunlarına gericilik, ayetlerimizden söz edenlere gerici dediniz, ceza verip hapislere attınız.) İşte; senin (dün) yaptığın gibi, bugün de sen (körlükte bırakılıp) terk olunur ve unutulursun! İşte; Kur’ân'dan yüz çevirenleri cezalandırdığımız gibi, aşırı gidip Rabb'isinin ayetlerine iman etmeyenleri de biz cezalandırırız. Muhakkak ki, ahiretin azabı (dünyadan) daha şiddetli ve devamlıdır. Biz onlardan önce nice asırlar halkını helak etmişizdir. Kur’ân, bunu onlara beyan etmedi mi?!. Halbuki kendileri de onların meskenlerinde yürüyüp duruyorlar. Muhakkak ki, akıl sahipleri için (ibret alınacak) çok âlametler var!.. Eğer Rabb'in tarafından geçmiş (verilmiş) bir söz ve belirtilmiş bir süre olmasaydı, (bunların da öteki milletler gibi) derhal helâk olmaları gerekli olurdu.” (Tâhâ, 124- 129)

Ey ilim adamları! Ey Prof.'lar!

 İşte gördünüz; Kur’ân'dan yüz çevirip de şirke sapanların akibetini, Şeriat'ı kaldırıp da yerine küfrün ve kâfirin kanunlarını getirenlerin azabını!.. Rütbe gitmiş, Cübbe gitmiş; makam ve maaş gitmiş, gözler gitmiş ve kör olmuş, cehennemin azabına bırakılmış ve terkedilmiş; şiddetli ve devamlı bi razab! İnsan bunlara nasıl tahammül edecek ve bunları nasıl göze alacak?!. Üç-beş günlük dünya için, dünyanın servet ve saltanatı için ahiretin hayatı bu derece zindan edilir mi? Puttan, put kanunlarından yana olup Allah kanunları terk edilir mi?!. Kur’ân anayasa olmaktan, devlet İslâm olmaktan çıkarılıp, bunların yerine Kemalizm'e dayanan anayasalar, şirk devleti, put düzeni getirilebilir mi? Bunu akıl kabul eder mi? Buna ilim “Evet” der mi?!. Sizler; çocuk değilsiniz, cahil değilsiniz, sizler hocasınız, hocalık makamının da ötesinde şahidlik makamındasınız; "Hâkimiyyetin, kayıtsız ve şartsız Allah'a ait olduğunun şahidlerisiniz; Bir milletin ilim merkezlerinde bulunup, o milletin madde ve mana yapısına hitab ediyor, yeni neslini yetiştiriyorsunuz, yetiştirme makamında ve mesuliyyetindesiniz. Ve bu itibarla memleketi yapan da yıkan da sizlersiniz, sizler olacaksınız. Madde madde der durur da maddenin ötesinde ve üstünde manaya inmezseniz, dünyanın ötesinde ve üstünde dinden ve imandan, Allah korkusundan, Peygamber sevgisinden, ahiret inancından, cennet ve cehennem âlemlerinden, cennetin bir saadet yurdu, cehennemin ise dehşet saçan bir azab çukuru olduğundan bahsetmezseniz, talebeleriniz de sizlere yarolmayacaktır. Üstelik anarşist olur, size de düşman olurlar. Talebelerinizin dünyadaki durum ve tutumları budur ve böyle olacaklardır. Ahirette ise, sizin yakanıza ve paçanıza yapışacaklar da: "Esas suçlu bunlardır; bunlar bizi azdırdı, bunlar bizi şaşırttı, bunlar bizi sapıttı, bunlar bizi kemalist yaptı; bunlar bizi M. Kemal'e kul yaptılar, bunlar bize Şeriat’ın gericilik olduğunu söylediler, bunlar bizi Kur’ân kanunlarına düşman ettiler; Şeriat'tan bahsedenleri, başörtüsüne sahip olanları hor gördüler, küfür rejimine jurnal ettiler, üniversiteden kovdular ve nihayet bizi aldattıkça aldattılar ve bizi bu hale getirdiler...” diyecekler ve ilave edip “Ya Rabbi! Bunlara azabın iki katını ver ve bunları büyük bir lanetle lanetle...” diyecekler. Diyecekler ama, bu sözler kendilerini de kurtaramayacaktır. Sizler önde, onlar arkada cehennemi boylayacaksınız ve bu suretle sapan da saptıran da yıkılıp gidecek!..

Bu hususu Kur’ân şöyle anlatır:

يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَٓا اَطَعْنَا اللّٰهَ وَاَطَعْنَا الرَّسُولَا ﴿66﴾ وَقَالُوا رَبَّنَٓا اِنَّٓا اَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَٓاءَنَا فَاَضَلُّونَا السَّب۪يلَا ﴿67﴾ رَبَّنَٓا اٰتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَب۪يرًا۟

 “O gün yüzleri ateş içinde kaynayıp çevrilirken, vâh bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e itaat etseydik, diyeceklerdir. Yine şöyle diyecekler: Ey Rabb'imiz! Efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik de onlar bizi yanlış yola götürmüşler! Ey Rabbimiz! Onlara azabın iki katını ver ve onları büyük bir lanetle lanetle!..” (Ahzâb, 66-68)

Ey öğretim üyeleri ve Ey Profesörler!

İşte gördünüz; Şeriat'ı hor görenlerin, Kur’ân'dan yüz çevirenlerin akıbetini!.. Tek bir çareniz, tek bir çıkar yolunuz vardır. O da tevbedir; şartlarına uygun tevbe etmektir. Bilinmeli ki, her günahın tevbesi bir değildir, günahına göre değişir. Sizin gibilerin işledikleri suç büyüktürve çok ağırdır; şirke varan bir suçtur, anayasayı kaldırma suçudur; Kur’ân'ı devletin yönetiminden kaldırmayı destekliyen bir suçtur ve nihayet, ebedî idamı gerektiren bir cürümdür. Büyük bir tevbeyi gerektirmektedir. Derhal pişmanlık duyup dövüneceksiniz, için için yanıp sızlayacaksınız. Bu kâfi mi?!. Kâfi değildir. Kur’ân'dan yana, Şeriat'tan yana olduğunuzu ilan edeceksiniz. Sözlerinizle de yazılarınızla da Kur’ân'ın anayasa, devletin İslâm olmasına çalışacaksınız. Malınız ve canınız pahasına da olsa tam bir cesaret ve metanetle Şeriat'ı ve Şeriat kanunlarını savunacaksınız. Allah'tan başkasından asla korkmayacaksınız ve başkasına değil, ancak O'na kul olacaksınız. Kaynağınız Kur’ân, örnek ve önderiniz Peygamber olsun! Kıbleniz ne Washington, ne Moskova, ne Avrupa, ne Çankaya! Sadece ve sadece Kâbe olsun!..

Belki bu çok zor bir şey! Ama ahiretin azabından, onun dehşet ve şiddetinden zor değildir. Buna nisbetle çok kolaydır. Ölümden ötesi yok ya! Fakat ahirette ölüm de yoktur! Can kurtaran simidi gibi, ölüm aranacak ama, ele geçmiyecek ve geçmesi de mümkün olmıyacaktır. Çünkü, ölüm de ölmüştür.

O halde hemen tevbe edin, tevbede acele edin! Belki akşama giremez, belki sabaha çıkamazsınız; ecel yakalamış olur da ağzınız tevbesiz kapanmış olur! Mühlet istersiniz ama, mühlet verilmez! Artık herşey bitmiştir! Geri dönmek istersiniz, ama, müsaade edilmez! Dönüşü olmayan bir yolculuk! istisnasız birgidiş! Firavunlar, Nemrutlar, Karunlar ve Mustafa Kemal'ler gibi, sizler de gideceksiniz, mutlaka gideceksiniz. Gün geçirmeyin, vakit kaybetmeyin, gerekli tevbeyi yapın da peygamberler, veliler, sıddıklarve şehidlerle beraber olun; Putlarla beraber olmamaya, onların yanına ve yerine düşmemeye çalışın!..

Bu sizlere bir tebliğdir ve doğrudur. Yalanı ve yanlışı varsa, sizlerden yazılı cevap bekleriz. Sakın bize kızmayın! Bu bizim imanımızın bir gereğidir.

Dâva açılması:

Bütün bunlar birer hakikatın ifadeleridir; ilmî, aklî ve dinî delillere istinad etmektedirler. Kabul etmediğiniz takdirde hakkınızda dava açılacaktır. Hem birkaç yönden:

1) İlim dünyasında. (Bunlar ilmî hakikatlere isyan etmişlerdir!.. Cevap verme imkânı varken, itham ve suçlama yoluna gitmişlerdir.);

2) Akıl ve mantık nezdinde. (Bunlar aklı da mantığı da çiğnemişlerdir.);

3) Allah huzurunda. (Kur’ân ve İslâm Hukuku'na isyan etmişlerdir!);

4) Millet huzurunda. (Bunlar haksız, ilimsiz ve aciz insanlardır!);

5) Hocaları nezdinde. (Kulakları çekilmek suretiyle; bantta da söylediğim gibi, sizler kendi sahanızda birer Prof. ve birer söz sahibi olmanıza rağmen “İslâm Hukuku” sahasında birer talebesiniz ve bize talebe olma durumundasınız. Binaenaleyh, 12 ilmi tahsil etme ve bu arada İslâm hukuku mevzuatında ve İslâm'ın devlet yapısı ve icraatı yolunda en azından on sene rahle-i tedriste diz çöküp tahsil yapmak mecburiyetindesiniz. Ve şu da bir gerçektir ki, bir talebe haylazlık yaptığı takdirde hocası, şer'an da hukuken de kulağını çekebilir...

Tenbih ve ikaz:

İyisi mi, geliniz! Ne siz haylazlık yapınız ve ne de bizi böyle birşeye mecbur ediniz! Bunun ötesinde “Tevhid Bayrağı”nın altında Kur’ân'a ve Kur’ân nizamına ve İslâm Devleti'ne teslim olun ve bu suretle put yolunu, Mustafa Kemal'in yolunu terk edip tevbekâr olmuş olursunuz ve nihayet vitir namazının son rekatındaki و نخلع و نترك من يفجرك şeklinde ifadesini bulan son cümlesini de yerine getirmiş olursunuz!.. Dua ve niyazımız budur!..

Not: 2-

Bu notta siz rektörlere soruyor ve diyoruz ki:

 “Bugünki bakanlık koltuklarında ve savcılık makamlarında oturanlar, sizin yetiştirdiğiniz memurlardır. Bunlar birer ilim adamı iseler, onlara düşen, bahis mevzuu devlet ilanı hakkında “Kökten dinci, fanatik, çağdışı ve benzeri uydurma tâbirleri kullanmak veya tecziye yoluna gitmek veyahut da şu ve bu yabancı makamlara başvurup ilmî ve fikrî, medenî ve aynı zamanda Kur’ân'î ve Peygamberî ve nihayet ilâhî olan bu hareketi durdurma ve susturma yoluna gitmek değil; (Çünkü bu, cahillerin, acizlerin ve nihayet devlet teröristlerinin işidir...) Televizyon ekranlarında ve dünyanın gözleri önünde açık oturumlar tertip edip, sizler gibi ilim adamlarını da, Diyanet'in hocalarını da bu açık oturuma davet etmeleri gerekmez mi? Medenî bir insana, ilim ve hukuk adamına yakışan bu değil midir? Yoksa birtakım uydurma kelimelerle, tehditlerle, ithamlarla Müslümanı ve Müslümanları, bu en tabii haklarından vazgeçirmeniz mümkün değildir!.. Esas kökten dinci, esas fanatik, esas çağdışı ve esas echel-i cüheladan tecehhül etmiş birer cahil, birer zalim sizler değil misiniz?..” deyip bunların kulaklarını çekmeniz icab etmez mi? Bir ülkenin adalet makamını, icra makamını böyle cahil, cahil oldukları kadar da zalim ve aciz, Mehmet Ali Birand'ın da söylediği gibi, kelimenin tam anlamıyle bu ecinni taifeleri temsil ederse, o memleketin ve o milletin hali ne olur? Kıyameti kopmaz mı?!.

Yok, bunlar birer ilim adamı değillerse, bulundukları koltukları terk etmeleri ve ehil kişilere bırakmaları gerekmez mi?!. 

Not: 3- 

Meselenin fetva yönü: Sorun hocalara ve deyin ki;

 “Şeriat'ın hakim olmasını, İslâm'ın devlet olmasını, Kur’ân'ın anayasa olmasını hedefleyen bu hareket hakkında kökten dinci, fanatik, çağdışı ve benzeri tahkir edici tâbirler kullanmak kâfirlik değil midir? Kullananların ve rıza gösterenlerin dinî de imanı da nikâhı da gitmez mi? Tevbe etmeden ölürlerse cenazeleri kılınır mı?”

İşte bu hususu da son olarak hocalara sorun!.. Basın yoluyla cevap versinler!..

----------------------------------------------------------------------

Ekte gönderilenler:

1- Rektörlere ve öğretim üyelerine gönderilen açık mektup;

2- Bir video kaseti (son konuşma);

3- Hakkı Sahibine İade risalesi;

4- Bir ve iki numaralı Beyyine'ler

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 475
Toplam 529831
En Çok 1316
Ortalama 349