MUVAKKAT NİKÂH (NİKÂHÜ’L MUT’A) - MOLLA SADREDDİN YÜKSEL

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

15-09-2022

MUVAKKAT NİKÂH  (NİKÂHÜ’L MUT’A)[1]

Kuvvetli görüşe göre her dört mezhepte de mut’a nikâhı ile muvakkat nikâh birdir; aralarında hiçbir fark yoktur. Muvakkat nikâhta belli bir zaman zikredilir. Mesela, erkeğin kadına “Bir ay kadar benimle evlen” veyahut “Ben seninle bir seneye kadar evlendim” demesi gibi… Bu çeşit akit ise, dört mezhebin ittifakı ile fasittir. Bununla amel eden şahıs, şiddetli bir tekdir cezasını hak eder. Ona had verilmez, çünkü sonradan dönmesine rağmen İbni Abbas bunun cevazına fetva vermiştir. Evet, zayıf bir şüphe bile haddi tâzire çevirir. Zira:

اِدْرَؤُوا الْحُدُودَ بِالشُّبُهَاتِ

“Hadleri şüpheler yüzünden kaldırın” mealindeki hadis açıktır.

Muvakkat nikâh bir ara meşru olmuş. Bunun hikmeti de şöyledir: İslâm’ın ilk zamanlarında Müslümanlar çok az olduklarından devamlı olarak kendi düşmanlarına karşı savaşmak zorunda idiler. Bu durum, muvacehesinde bir aile reisine düşen vazifelerle meşgul olmaları kendileri için büyük bir mesele idi. Üstelik malî vaziyetleri de son derece kötü idi. Bu sebeple hemen baştan kendilerini aile meşgalesine kaptırmaları pek makul bir hareket sayılmazdı. Bilhassa İslâmiyet’ten evvel alıştıkları âdetlerini yeni bırakmışlardı. Evet, İslâmiyet’ten önce şehvetler hususunda gayet başıboş idiler. Hatta bazıları, maiyyetinde dilediği kadar kadın bulundururdu. Sonra bir kısmını alıkoyar, bir kısmını da kovardı. Şimdi yukarıdan beri durumlarını izah etmeye çalıştığımız kimseler, bir savaşa girseler halleri ne olacak? Sanki beşerî tabiat onlarda hükmünü icra etmeyecek miydi? Elbette icra edecekti. Binaenaleyh hem fuhşu önleyecek hem de onları aile meşgalesinden kurtaracak muvakkat bir ruhsata (muvakkat nikâha) ihtiyaç hâsıl oldu.

Demek ki bu muvakkat nikâh, savaş zarureti için mubah kılınan hükümlerden birisidir. İşte bu sebeptendir ki, muvakkat nikâh için müsaade verilmişti. Müslim’in Sebre’den rivayet ettiği hadis-i şerif buna delâlet etmektedir. Sebre diyor ki:

أمرنا رسول الله صلى الله عليه وسلم بالمتعة عام الفتح حين دخلنا مكة ثم لم نخرج منها حتى نهانا عنها

 “Resûlullah Efendimiz Mekke fethi senesinde Mekke’ye girdiğimiz zaman nikâhü’l mut’a için bize müsaade verdi. Sonra Mekke’den daha çıkmamıştık ki Peygamber, bizi o ruhsatla amel etmekten men etti.”

Bu hadis açık olarak gösteriyor ki, müsaade muvakkattır. Onu o vakit mubah kılan da o günkü savaş şartlarıdır. 

İbni Mâce’nin rivayetine göre Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

يا أيها الناس إني قد كنت أذنت لكم في الاستمتاع من النساء وإن الله قد حرم ذلك إلى يوم القيامة

 “Ben muvakkat nikâh için size izin vermiştim. Haberiniz olsun, Allah onu kıyamete dek yasak etti.”

Rivayetlere göre Hazreti İbni Abbas “Muvakkat nikâh caizdir” diye hükmetmiş fakat gerçek şudur ki İbni Abbas, Sahabe-i Kiram’ın ezici çoğunluğuna muhalefet ettiği zaman henüz bu ruhsatın kaldırılış haberini duymamıştı. 

Bu mevzuda İbni Abbas ile İbni Zübeyr arasında sert bir münakaşa cereyan etmiştir. Rivayete göre İbni Zübeyr iki gözü kapanmış olan İbni Abbas’ı kastederek demiştir ki: “Maddi gözleri gibi basiretleri de körleştirilmiş bazı kimseler, ne diye mut’anın helâl olduğuna fetva veriyorlar?” İbni Abbas da ona “Sen kaba bir insansın, ben müttakilerin Efendisini gördüm ki buna cevaz veriyordu.” demiştir. Bu defa da İbni Zübeyr şöyle konuşur: “Bu akit ile amel edecek olursan andolsun seni recm edeceğim.”[2]

Bütün bunlardan açıkça anlaşılıyor ki İbni Abbas o vakit, daha nesh haberini duymamıştı. Zira duyduğu zaman, hemen görüşünden vazgeçmiştir. Ebu Bekir yoluyla Said bin Cübeyr’den rivayet edildiğine göre Hazreti İbni Abbas minbere çıkarak bu mevzudaki son kanaatini şöyle ilan etmiştir: “Muvakkat nikâh, ölü, kan ve domuz eti gibidir.”

Bu mevzuda birkaç büyük zatı dinlemekte faide mülâhaza ediyorum. Evvelâ birlikte “Mebsut” sahibi allâme Serahsi’yi dinleyelim. Bu zat şöyle yazıyor: “Muhammed bin Hanefiye Hazreti Ali’den rivayet etmiştir ki, Hayber gününde, Peygamber Aleyhisselâm’ın tellalı şöyle bağırdı. “Dikkat edin Allah ve Resûlü sizi muvakkat nikâhtan men ediyorlar.”

Cabir bin Yezid de diyor ki: “İbni Abbas muvakkat nikâh hakkındaki malum görüşünden rücu etmeden dünyaya gözlerini yummadı. Böylece nesih, Sahabe-i Kiram’ın ittifakıyla sabit oldu.” (Mebsut, c. 5, s. 152)

İkinci olarak Ezher Üniversitesi reisi merhum Mustafa El Meraği’nin görüşünü nakledelim: Mevzuumuzla ilgili yazısı şöyledir: “Nisâ sûresinin 24. ayeti, Caferi’lerin sandığı gibi muvakkat nikâh hakkında değil, kadınların mehri hakkındadır. Yalnız İslâmiyet’in bidâyetinde İslâm Peygamberi, zevcelerinden uzak kalmış İslâm ordusu zinaya düşmesin diye bazı savaşlarda bir veyahut iki defa nikâhü’l mut’a için müsaade vermiştir. Demek muvakkat nikâh, o an için ehveni şer kabilinden addedilmiştir. Ondan sonra Peygamber Efendimiz apaçık hadisleriyle onu ebediyen yasaklamıştır.

Çünkü artık o nikâhla amel edenin maksadı, evli olmak değil, bilakis fuhuş yapmaktır.

Kezâ hilâfeti zamanında Hazreti Ömer, minber üstünde bu kesin yasağı ilan ettiği vakit, hazır bulunun Sahabeler tarafından hiçbir muhalefet gösterilmedi.”

Hulâsa olarak; Merraği tefsirinden aldığımız bu parçadan çıkan netice şudur ki: Bu nikâhın yasaklığı, hem hadisle ve hem icma ile sabit olmuştur.

Şimdi aynı mevzuda bir de büyük müfessir İbni Cerir-i Taberi’yi dinleyelim. O tefsirinin birinci cildinde  فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَر۪يضَةًayet-i kerimesini tefsir ederken şöyle yazıyor. “Ebu Cafer İbni Cerir demiştir ki ayetin doğru tevili “Onlardan hangisiyle evlenip temas ettiyseniz ücretlerini (mehirlerini) takdir edildiği vech ile verin” (Nisâ, 24) diye yapılan tevildir.[3] Çünkü nikâhü’l mut’a (Muvakkat nikâh) Peygamber Efendimiz’in mübarek ağzı ile ebediyen yasak edilmiştir.

İbni Veki’ babasından, babası da Abdülaziz bin Ömer’den, o da Rebi’den, Rebi de babası Sebre’den rivayet ettiklerine göre, Resûlullah Aleyhisselâm,

اسْتَمْتِعُوا مِنْ هَذِهِ النِّسَاءِ  

 “Bu kadınlardan faydalanınız” buyurmuştur. Hadisin ravisi Sebre, hadisin tefsiri mahiyetinde diyor ki: “İstimta’ ise o gün aramızda, evlenmek manasında kullanılırdı.”

Biz muvakkat nikâhın yasaklığını, çeşitli delillerle birçok yerlerde ispatladık. Artık bir daha tekrar edilmesine hacet kalmadı.

Ka’b oğlu Ubeyy’den ve Abbas oğlu Abdullah’tan: 

فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ اِلَى اَجَلٍ مُسَمًّى “Onlardan hangisi ile belli bir vakte kadar faydalandıysanız…” diye rivayet olunan kıraat ise, bütün İslâm dünyasının mushaflarına aykırı bir kıraattir. 

Hem şunu da idrak etmek zorundayız ki, Hazreti Peygamber’in kesin bir sözü olmayınca hiç kimse Kur’ân-ı Azimü’ş-Şân’a tek bir harfi ilave etmeye selâhiyetli değildir.” Biliyorum, Şia diyecek ki “ayeti böyle nazil olduğunu bildirmek değil, onun tefsirini yapmaktır.” Fakat bütün gayretleri boşunadır. Çünkü rivayet sahih ise İbni Abbas âyetin öyle nazil olduğunu iddia etmiştir. Bakın İbni Cerir tefsirinde ne yazıyor: Ebi Nesire demiştir ki: Ben İbni Abbas yanında ayeti   فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّşeklinde okudum. İbni Abbas da ayeti tamamlıyormuş gibi  اِلَى اَجَلٍ مُسَمًّىkelimesini söyleyiverdi. Bunun üzerine ben, ayeti böyle okumuyorum, dedim. O (İbni Abbas)’da üç kere “and olsun, Allah ayeti öyle indirdi” diye cevap verdi. Şimdi eğer İbni Cerir’in Ebi Nesir’den naklettiği bu rivayet sahih ise demek Hazreti İbni Abbas ayetin böyle  اِلَى اَجَلٍ مُسَمًّى ile beraber indirdiğini iddia etmiştir. Hâlbuki o iddianın nasıl bir değeri haiz olduğu da, yukarıda İbni Ceriri Taberî’den naklen beyan edildi.

 

MOLLA SADREDDİN YÜKSEL


[1] Sadreddin Yüksel, Dinî ve İlmî İncelemeler,  İstanbul 1969, Ötüken Yayınevi, s. 103-109; İslâmî Araştırmalar, İstanbul 1992, Madve Yayınları, s. 101-106.

[2] Bu İbni Zübeyr’e has bir içtihaddır; yoksa zayıf bir şüphe ile de had düşer.

[3] Ayetin malum nikâh akdi siyakında gelmesi de bu tevili açıkça teyit etmektedir. “Ücret” kelimesine gelince, o da mehir manasınadır. Şu aşağıdaki ayetlerde olduğu gibi;

فَانْكِحُوهُنَّ بِاِذْنِ اَهْلِهِنَّ وَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ

“…Onları sahiplerinin izniyle kendinize nikâhlayın. Mehirlerini de güzellikle verin…” (Nisâ, 25).

يَاۤ اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّاۤ اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰت۪يۤ اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ

“Ey Peygamber (mehirlerini) verdiğin zevceleri… Senin için helal kıldık.” (Ahzab, 50)


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 340
Toplam 529696
En Çok 1316
Ortalama 348