MUSAFAHA RİSALESİ - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

21-04-2022

MUSAFAHA RİSALESİ

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla!..

Sağlam şeriatın şarii olan Allah Teâlâ’ya hamd olsun! O Allah ki, tâlim ve tebliğ için Resulü’nü gönderdi (salât ve selam üzerine olsun). Ve bizlere naîm-i mukîm olan cennetin yolunu beyan eden âl ve ashabına da salât ve selam olsun!

Bundan sonra ey kardeşlerimiz! Bilin ki Allah Resulü şöyle buyurdu: "İki müslüman birbirine rastlar da musafaha ederlerse, onlar daha birbirlerinden ayrılmadan Allah her ikisini de mağfiret eder."

Bir diğer rivayette ise: "İki müslüman birbirlerine mülaki olduklarında müsafaha yapıp Allah’a hamdeder ve O’ndan mağfiret dilerlerse Allah her ikisini de mağfiret eder." Mesabih’de böyledir. (Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud...)

"Yetefasehan" sözündeki (F) takib içindir. Musafahanın hemen rastlamanın akabinde olmasını ifade eder. İşte bununla, müslümanın kardeşi diğer bir müslümana mülaki olduğunda müsafaha yapmanın meşruiyyetine delalet eder ve selamlamanın tamamından olur. Çünkü, Allah Resulü diğer bir hadisinde de: "Aranızda selamlaşmanın tamamı musafahadır."  (Tirmizi, Fil’istizan)

Öyle ise meseleyi şeriatın tayin ettiği yere koymak lazımdır. Rastlayışın dışında mesela: Zamanımızda olduğu gibi, cuma ve bayram namazlarının arkasında insanların yaptığı gibi. Hadiste buna yer verilmemiştir. Öyle ise o husus delilsizdir. Ve şu bir hakikattır ki, "Hakkında delil bulunmayan bir şey merduttur ve o bab da başkasını taklit etme de caiz değildir. Belki reddedilir. Çünkü, "Bir kimse dinimizde olmayan bir şeyi ihdas ederse o reddedilir!" sözü bir Peygamber hadisidir." (Beyhaki, Ebu Davud, İbn-i Mace)

Zira iktida ancak Peygamber’e olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmakta:

وَمَٓا اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُواۚ

"Peygamber size neyi getirdiyse onu alınız, sizi neden men ettiyse ondan vazgeçiniz." (Haşr, 7)

Diğer bir ayet-i kerime de şöyle buyrulur:

فَلْيَحْذَرِ الَّذ۪ينَ يُخَالِفُونَ عَنْ اَمْرِه۪ٓ اَنْ تُص۪يبَهُمْ فِتْنَةٌ اَوْ يُص۪يبَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

"Emrine muhalefet eden bir kimseler, kendilerine bir fitnenin veya bir azab-ı elimin isabet etmesinden sakınsınlar." (Nûr, 63)

Mamafih, Hanefi, Şafii ve Maliki fakihleri bu hususun kerahetini ve bid’at olduğunu tasrih etmişlerdir.

Tebyin-i Meharim sahibi de şöyle der: "Mültekıtta, namazları edadan sonra musafaha yapma, her hal ve karda mekruhtur. Zira sahabe (Allah kendilerinden razı olsun), namazları edadan sonra müsafaha yapmamışlardır. Bir de şunun için ki, namazların arkasından musafaha yapmak Rafızilerin adetindendir."

Şafii ulemâsından, (Allah kendisine rahmet etsin) İbn-i Hacer şöyle demiştir: "Zamanımızda beş vakit namazın, cuma ve bayram namazlarının arkasından insanların yaptıkları musafaha bid’attır, mekruhtur, Şeriat­ı Muhammediyye’de bunun aslı yoktur. Yapanlar önce uyarılır, bid’attır diye. Sonra da tazir edilir."

Maliki ulemâsından (Allah’ın rahmeti üzerine olsun), medhalinde der ki, imam, ikindi namazından ve sabah namazından sonra musafaha yapanları musafahadan men eder. Belki bazıları da bu hareketi beş vakit namaza teşmil etmiştir. Bunların küllüsü bid’attır. 

Şeriatta musafahanın yeri, beş vakit namazın arkası değil, müslümanların birbirlerine mülaki oldukları vakittir. Bir meseleyi şeriat nereye koymuşsa onu oraya koymalı lazımdır. Öyle ise namazların arkasından musafaha yapanlar men edilir. Çünkü, bu hareket sünnetin hilafıdır. Tebyin’in kelamı burada bitti.

Şu tasrih bilittifak gösterir ki, sünnete muhalefet caiz değildir. Tersine Allah Tealâ’nın şu kavline tabi olmak gerekmektedir:

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَب۪يلِ الْمُؤْمِن۪ينَ نُوَلِّه۪ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِه۪ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يرًا۟

"Hidayet, kendisine geldikten ve tebeyyün ettikten sonra, bir kimse Allah Resulü’ne muhalefet ederse ve mü’minlerin gittiği yolun gayrisine tabi olursa, onu döndüğü yolda bırakırız. Sonra da kendini cehnneme atarız."(Nisâ, 115)

Ezkâr’da Nevevî’nin kelamı her ne kadar bunun, sabah ve ikindi namazından sonra yapılmasının mübah olduğunu iş’ar ederse de bu müsafahaların meşru olmadığını ortaya koymaktadır. Çünkü, onun kelamı şöyle: "Ama insanların sabah ve ikindi namazından sonra musafaha yolunda adet edindikleri hususun şeriatta bu şekilde aslı yoktur. Lakin yapılmasında bir beis yoktur." 

İşte bak, gör. Şeriatta bu şekilde musafaha yapmanın aslı olmadığını nasıl itiraf etmekte? Artık bu itiraftan sonra onun zikrettiği şey bir mana ifade etmez. (Allah kendisine rahmet etsin) Fuzeyl b. İyaz’dan şöyle hikaye edildi: "Sen hidayet yolunu takip et sâliklerin azlığı sana zarar vermez. Delalet yolunu takip edenlerden sakın. Zira helak olacakların çokluğu seni aldatmasın.” 

(Allah kendilerine rahmet etsin) Fukaha her ne kadar namazlardan sonra musafaha yapmanın kerahatini tasrih etmemişlerse de, tersine mübah olduğu anlaşılırsa da biz şu zamanda kerahatine hükmederiz. Zira buna insanlar devam etmekte ve bir sünnet-i lazime olduğunu itikad etmektedirler. Öyle ki, terkini caiz görmemektedirler. Hatta ilimle meşhur bazı ulemâdan bize ulaştığına göre bu musafahaların şeair-­i İslâm’dan olduğunu söylemişlerdir.

Binaenaleyh bunu terk etme nasıl olur? Ey insaf ehli işte görün! Havâssın itikadı böyle olursa, ya avâmın itikadı nasıl olur? Şu da bir kaidedir: Her mübah ki yanlış bir inanca götürüyorsa o mekruhdur. Allah kendilerine rahmet etsin, bazı fukaha fetva verdi. Ve dedi ki:

"Eyyami biyzda oruç tutma kendi zamanlarında yaygınlaşınca mekruhtur dediler. Vacib olduğu inancına götürmesin diye halbuki o günleri oruç tutma müstehaptır. Ve aynı zamanda bu hususta çok haberler de varid olmuştur. O halde mübahlar ve hatta mekruhlar hakkındaki zannın ne olur?"

Allahu Teâlâ’dan dua ve niyazımız odur ki, bizi hata ve halelden korusun. Ve sevgisine, rızasına gerek söz ve gerek amel yönünden bizleri muvaffak kılsın. Fazıl Birgivi’ye ait olan bu risaleyi şerife tamam olmuştur. Allah kendisine geniş rahmetiyle rahmet eylesin!

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 460
Toplam 529816
En Çok 1316
Ortalama 349