“MÜSLÜMANLARIN BİR SAAT BİLE HALİFE’SİZ VE İMAMSIZ KALMASI CAİZ DEĞİLDİR.”

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

03-04-2022

“MÜSLÜMANLARIN BİR SAAT BİLE HALİFE’SİZ VE İMAMSIZ KALMASI CAİZ DEĞİLDİR.”

Türkiye’de yayınlanmakta olan haftalık Selam Gazetesi Mart ayında Cemaleddin Hocaoğlu ile bir röportaj yapmış idi. Bu tarihe kadar bu röportaj adı geçen gazetede yayınlanmadı. Biz yayınlıyoruz!...
 

-Bize Anadolu Federe İslam Devleti (A.F.İ.D)’nin oluşumu safhasını ve bu devletin temelinde neyi savunduğunuzu anlatır mısınız?

Cemaleddin Hocaoğlu: Kemalistlerin kurdukları idareler ve hükümetler meşru değildir, yani İsmet Paşa’nın, arkasından gelen Celal Bayar’ın, Cemal Gürsel’in, Ecevit ve Erbakan’ın, Evren’in, Özal’ın, bugünkü Demirel ve Erdal’ın, Çiller ve Karayalçın’ın kurdukları idareler de meşru değildir.

Kaldı ki; ihanet ve hıyanetin ötesinde küfri bir sisteme dayanmaktadır. Özet olarak şunu söyleyebiliriz; gerek Mustafa Kemal’in, gerekse Kemalistlerin kurdukları devletler ve hükümetler meşru değildir, birer terör hükümetidir; kendileri de birer isyankâr ve teröristtir.

Binaenaleyh, çekilmelerini ve idareyi sahibine devretmelerini kendilerine bildiriyor, milletimize duyuruyor ve bütün bir dünyaya ilan ediyoruz. Artık idarenin ve hilafetin sahibi gelmiştir; şeriat devletini ve bütün müesseselerini ihya edecektir. Fertler olsun, kuruluşlar olsun, Hilafet’in sahipleri arasındadır. Vakit geçirmeden yerlerini alsınlar da, haklarına ve emanete sahip çıksınlar ve bu surette bir taraftan tarihi görevlerini yapmış olsunlar, bir taraftan da dinlerini, imanlarını, nikâhlarını korumuş olsunlar veya tazelemiş olsunlar!.. Yoksa Mustafa Kemal ile ve Kemalistlerle beraber olurlar da, Allah’ın azabını ve gazabını boylarlar!.. Rabb’ülâlemin Kur’an’da şöyle buyuruyor:

يَوْمَ نَدْعُوا كُلَّ اُنَاسٍ بِاِمَامِهِمْۚ فَمَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَقْرَؤُ۫نَ كِتَابَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلًا ﴿71﴾وَمَنْ كَانَ ف۪ي هٰذِه۪ٓ اَعْمٰى فَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَب۪يلًا

“Kıyamette insanların hepsini önderleriyle çağıracağız. Kimin kitabı sağından verilirse işte onlar kitaplarını (sevine sevine) okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğramazlar.”

“Kim bu dünyada (hakikatlere) kör olursa, o ahirette de kördür ve yol bakımından da daha şaşkındır.” (İsra, 71-72)

İdareye sahip olma: Şu cemaat, imamı ile birlikte ve onun nezaretinde ve talimatı altında on senedir idareye, yani şeriat devletine ve Hazreti Muhammed ümmetine talib olmuş ve sahip çıkma yoluna girmiştir. Çünkü bilmiş ve inanmıştır ki;

“Müslümanların bir saat bile halifesiz ve imamsız kalmaları caiz değildir.” Ve yine bilmiş ve inanmıştır ki:

“İslam devleti varsa onu korumak, yoksa onu kurmak her Müslümana farzdır.” Ve yine bilmiş ve inanmıştır ki:

“Şafii fukahasının da ifade ettiği gibi: İmam kaybolduğunda Hilafet’in hükümleri zamanın en bilgili âlimine intikal eder. İmam-ı Azam’ın fetvası da şu yoldadır: Bir Müslüman ülkenin devlet rejimi kâfirleşirse o devleti idare edenleri alaşağı etme, o memleket sakinlerine farzdır.”

Ve bütün bunlar muvacehesinde İslam fukahası hiçbir zaman düşünememiştir ki: Yeryüzü, İslam şeriatı ile hükmedecek bir halifeden hali olsun!.. Olduğu takdirde yeryüzü ne olur? Ya Dar-ı Riddet, ya Dar-ı Bid’at veya Dar-ı Fısk olur.

İşte bütün bunları da nazar-ı itibara alan bu Müslümanlar bilmiş ve inanmıştır ki: Genelde bütün Müslümanlara, hususiyle ehl-i hal vel akd makamında bulunanlara daha geniş manada ulemaya imam nasb etmeleri ve onunla cihad yapmaları farzdır, şarttır ve Allah’ın kesin emridir. Ve nihayet ancak bu surette yeryüzü veya bir parçası Dar-ı İslam olur.

Metod tespiti:

Tebliğ hareketinin başlangıç aşamasında metod tespiti olmuştur. Şöyle ki: Ortada bir kuruluş vardı; Bunun adı Milli Görüş idi. Ve bu, partici bir kuruluştu. Davası hak ise de metodu yanlış idi; İslam’ın red ettiği demokrasiye, partiye dayanıyordu! Ve bu, böyle gidemezdi. Ve bu, hakkı batıla karıştırmaktı. Ve İslam’ın, Kur’an’ın metnine uymuyordu. O halde bütün Müslümanlara bir hizmet düşüyordu. 

O da hak davaya giden yolun da hak olması, ilahi vahye dayanması, Peygamberi bir metod olması farzdı, Allah’ın emri idi.

İşte bu noktadan hareketle:

1- Bu emri yerine getirmek üzere bu kuruluş ve bu kuruluşun başındaki kardeşiniz Cemaleddin Hoca ortaya çıktı.

2- “Devlete Gidiş Yolu Parti midir, Tebliğ midir?” başlığını taşıyan bir bildiri neşretti ve bu suretle “Şirke hayır, Tevhide evet!” dedi.

3- “Tüm İslami Kuruluşlara Tebliğ” adlı bir bildiri daha yayınladı. Ve bu bildiride hareket düsturu olan 15 maddeyi tespit ve ilan etti.

4- “Hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılınız!” mealindeki i’tisam ayetini hatırlatarak, “Tüm İslami Kuruluşları Birliğe Davet” başlıklı bildiri ile bütün Müslümanları ve tüm kuruluşları vahdete, ittihada, birliğe davet ederek Kur’an etrafında toplanmanın farz, fırka fırka olmanın haram olduğunu ilan etti.

5- Bu aşamada Anadolu’dan müracaat edenler oldu. “Sizinle çalışmak istiyoruz. Çünkü bu hareketi doğru bulduk!..” dediler. İşte bu aşama tabir ve teşbih caizse birinci Akabe mülakatıdır; ona benzemektedir. Altı kişilik bir kafile!

6- Müteakip aşamada yine tabir ve teşbih caizse ikinci Akabe bey’atına müşabih 12 kişilik bir kafile!

7- Üçüncü aşama: Yine tabir ve teşbih caizse üçüncü Akabe bey’atına müşabihtir. 70 civarında bir cemaat!

 

 

 

 

 

 

 

Bu aşamanın özelliği:

) Kur’an ışığı altında Medine’de İslam’ın hızla yayılması

) Allah Resulü’nün Medine’ye davet edilmesi,

) Bey’at alınması

Bey’at hadisinin muhtevasını maddeler halinde sıralayacak olursak:

  1. Hoşlarına gitse de gitmese de Peygamber’i dinleyip itaat edecekler,
  2. Bolluk zamanlarında da darlık zamanlarında da infak Fisebilillah yapacaklar
  3. Emr-i ma’ruf ve nehyi münker yapacaklar ve bu yolda kimseden korkmayacaklar.
  4. Allah Resulü Medine’ye geldiğinde onu kendi nefisleri, hanımları ve evlatları gibi koruyacaklar.

İşte Allah Resulü’nün üçüncü Akabe bey’atında Yesribliler’den aldığı bey’atın muhtevası bunlardı.

Ve bu meyanda:

-Zımnen ve ima ile de olsa İslam devletinin ilan edilmesi,

-Hızlı ve aktif bir siyaset takip edilmesi ve İslam’ın devletine doğru adımlar atılması,

-Hazreti Musa’nın on iki nakibi, Hz. İsa’nın on iki havarisi gibi Evs ve Hazrec kabilelerinden on iki temsilcinin seçilmesini tavsiye.

Ümmet iddia ediyor ve diyor ki, Anadolu toprakları, yani Edirne’den Hakkari’ye, Karadeniz’den Akdeniz’e kadar yayılan topraklar, bütünüyle İslam aleminin bir parçasıdır, Müslümanlarındır, ümmetindir!...

Bu topraklar, her ne kadar Birinci Cihan Savaşı’nda kısmen işgal edildi ise de bu ümmet, dişini tırnağına takarak, güç ve kuvvetini kullanarak din ve iman cevherine istinad ederek, emir, tavsiye ve talimatını Kur’an’dan ve şeriat’tan alarak, yediden yetmişe. erkek ve kadın harekete geçerek, din ve imanlarını, şeriat ve Kur’an’larını, hilafet ve sultanlarını elhasıl din ve dünyalarını kurtarmak gayesine binaen savaş vermişler ve düşmanlarını mağlup etmişlerdir ve bu suretle ümmetin toprakları düşman işgalinden kurtulmuştur…

Fakat dahili işgal başladı:

Meğerki asıl işgal bu imiş! Ümmet ulemasının ve ileri gelen zevatın korktukları maalesef başlarına geldi; yağmurdan kaçarken doluya tutuldular. Hem öylesine! Ne işgal edilmedik yer kaldı ve ne de tahrip edilmedik bir taraf! İşte yukarıda gördünüz! Madde ve manasıyla bir ümmet ve hatta nesiller imha edildi! İngilizler’in, Fransızlar’ın, İtalyanlar’ın ve hatta tarihi boyunca haçlı seferleri’nin yapamadıkları tahribatı Mustafa Kemal ve Kemalistler yaptılar; dünya tarihinde misli görülmemiş tahribatı yaptılar!... Tekrar tekrar ifade ediyorum: Bu Din-i Mübin-i Ahmediyye’nin temeline (98) bomba koydular! Sadece “Avrupalı’laşacağız, muasır medeniyet seviyesine yükseleceğiz” gibi laflar ettiyseler de bu milleti her yönüyle batırdılar; devleti borçlu, milleti (Avrupa’ya) işçi yaptılar! Netice ise pek tabii idi!

-Bir devlet olmanın şartlarını yerine getirdiğinize inanıyor musunuz? Şartlar yerine getirilmeden oluşturulan ve ilan edilen bu organizasyon sizin için sıkıntılar doğurmayacak mıdır?

Cemaleddin Hocaoğlu: “Devlet Bulunmaz Bir Nimettir” başlığını taşıyan yazıda da belirttiğim gibi devletin başlıca iki faydası görülecektir: Maddi – manevi! Manevi faydalarını görmekteyiz ve göreceğiz. Maddi faydalarını da kısmen de olsa görüyoruz. Efendimiz Aleyhisselam, bey’atlarını aldığı sahabesinin, Bize ne var?” suallerine cevaben: “Size cennet vardır!” diye cevap vermiştir.

İlan ve ihya edilen devletten sıkıntı değil, rahatlama görmüşüzdür ve görmekteyiz; zarar değil kâr görmüşüzdür; insanımızın sayısı çoğalmış, çoğalmaktadır. Ve daha da cesaretlenmekte!... Elhamdülillah!

-Son günlerde Almanya’dan sınır dışı edileceğinize dair basında haberler çıktı. Siz de Alman devletini ve milletini onur eden yazılı ve sözlü açıklamalar yaptınız. Size Alman devletinden baskı mı yapıldı? Hükümetle diyaloğunuz nasıl?

Cemaleddin Hocaoğlu: Hemen şunu ilave edeyim ki, “onu” diye bir şey yoktur ve bir baskı neticesi diye de bir şey yoktur. Hatta biraz daha gerilerde kalarak bir gerçek ifade edilmiştir:

Şöyle ki: 

  1. Hicri Yılbaşı’ında yaptığım konuşmanın metni vardır.
  2. Bonn’da yaptığımız basın toplantısında gazetecilerin “Sizin konuşmalarınızdan Alman makamları rahatsız olmuyor mu?” şeklinde suallerine verdiğiniz cevap şu idi: “Hayır! Neden? Çünkü bizim konuşmalarımız, Almanya’da fikir hürriyetinin biraz daha gerisinde kalıyor, bu da İslami yönden bize yetiyor. Keza avukatımızın İçişleri Bakanı’na yazdığı mektupta aynı şeyi ifade ediyor ve şöyle diyordu: “Kaplan’ın konuşmaları ve yazıları bizim kanunlarımızı zorlamıyor! Ben inceledim. Herhalde sizi Kemalist kafalı tercümanlar saptırıcı bilgiler veriyorlar. Şayet siz insaflı tercümanlardan malumat aldığınız takdirde benden farklı düşünceye sahip olmayacaksınız.”

-Özellikle son aylarda burada (Almanya) yaşayan göçmen Müslümanlara karşı Neonaziler eylemlerini yoğunlaştırdılar. Sizce bu eylemlerin arkasında kimler var? Siz bu eylemlere karşı hangi tedbirleri alıyorsunuz?

Cemaleddin Hocaoğlu: İslam’ın reddettiği şeylerden biri de ırkçılıktır. Tüm insanlık Adem ile Havva’nın çocuklarıdır; Şeref ve fazilet takvadadır! Efendilik, mensubu olduğu topluluğa hizmetledir. Bu konuda çok şeyler söyleniyor, çeşitli haberler geliyor. Ama durum korkunçtur. İnşallah bu Müslümanları yok etmenin planlarından birisi olmaz. Tedbirlerimiz başta her türlü maddi tedbiri almak ondan sonra da “Kim Allah’a tevekkül ederse o ona kâfidir!” mealindeki ayet-i celile’ye sığınmaktayız.

-Almanya’da iki milyona yaklaşan Türkiyeli göçmen var. Bunların problemleri nelerdir? Siz bu problemlerin çözümünde etkili bir rol oynuyor musunuz?  Çifte vatandaşlığa nasıl bakıyorsunuz?

Cemaleddin Hocaoğlu: Bunların tek bir problemi vardır. O da İslam Dini’ni gereği gibi ve hele hele Tevhid’i bilmemeleridir. Etkili rol oynamamız ve oynamaya çalışmamız bu yöndedir. Bunun semeresini de görmekteyiz; Günde güne iltihaklar çoğalmaktadır. Bunun yanında işyerinde namaz kılabilme, İslami kesim, kendi çocuklarını kendi okullarımızda eğitebilme vs. meseleler vardır. Bunlar için gerekli girişimleri yaptık ve çoğunda netice aldık. Bu yönde ve diğer yönlerde de çalışmalarımız devam ediyor. Tevhid Devleti bilfiil icraate geçinceye kadar çifte vatandaş olmada bir sakınca görmüyoruz. Müslüman nerede bütün olarak dinini yaşıyorsa onun vatanı orasıdır. İşte o vatanda kalacak, tebliğ için lüzum görülen yerleri dolaşacaktır.

-Gözleyebildiğim kadar buradaki (Almanya) kuruluşların Alman toplumuna yönelik İslami bir çalışmasını göremedim. Sizin böyle bir çalışmanız var mı? Almanlar’ın bu tür faaliyetlere ilgisi nasıl?

Cemaleddin Hocaoğlu: Evet biz, Allah’ın askerleriyiz. Tebliğ askerleriyiz; Erkek–kadın, genç–ihtiyar hepimiz askeriz! Muhataplarımız ise bütün bir dünyadır. Ve bu arada Almanya’dır. Alman milletidir. Başta “İslam Anayasası” ve “Hakkı Sahibine İade” isimli kitaplar olmak üzere diğer tüm neşriyatımızı Almanya’ya terceme etme niyet ve gayreti içerisindeyiz. Nitekim “İslam Anayasası” ile “Hakkı sahibine İade” terceme edilmiş ve basılmıştır. Ve basılmak üzeredir. Şu ana kadar ilgilenen çok oldu. Ama bu çalışmalar da yeterli değil tabi. Daha çok çalışmak lazım.

-Almanya’daki İslami kuruluşlar yaptıkları faaliyetlere birbirlerini davet ediyor ve icabet ediyorlar. Sizi davet etmiyorlar mı?

Cemaleddin Hocaoğlu: Onlar; Mezhepleri geniş ve kendileri tavizkardır. Batılda birleşmektedirler.  Bizim ise, mezhebimiz tek, metodumuz tekdir. Tavizkar da değiliz. Elbette bizi çağırmazlar! Tek çözüm kaynak Kur’an, örnek Peygamber düsturuyla hareket etmektedir. Yoksa İslam Dini’nin istemediği, reddettiği fiilleri yapmakla hiçbir yere varılamaz. Müslümanlar, mutlaka İslami çizgide hareket etmeli, taviz vermemeli ve Allah’a güvenip kâfirlerden korkmamalıdır. Bu yapıldığı takdirde Müslümanların birliği, dayanışması güçlenecektir. Bazı İslami olduklarını söyleyen gruplar, rejimin potasında erimişlerdir. Bununla da kalmayıp tağuti, Kemalist düzeni korumak, tanıtmak için faaliyetlere giriyorlar. İşte bu tavizin acı neticeleridir. Rejim, bu tipleri de yanına alarak güçlenmeye çalışıyor. Bu günahtır, vebaldir. Kâfiri, küfrü güçlendirme ve cesaret vermedir.

-Dünyanın çeşitli yerlerinde (Cezayir, Filistin, Keşmir, Türkiye, Tunus vs.) İslami hareketler var. Siz bu hareketlerin mücadele stratejisini nasıl buluyorsunuz? Sizin mücadele stratejiniz nedir?

Cemaleddin Hocaoğlu: Söylediğimiz gibi bizim çizgimiz tektir; Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyas’dır. Yani Ehl-i Sünnet akaidine ve Ehl-i Sünnet fıkhına bağlıyız. Asla taviz verme yoluna gitmeyiz. Stratejisi böyle olanları birliğe davet etmenin yanında, farklı stratejiye sahip olanları da irşad ve ıslaha çalışmaktayız.

-Bir röportajınızda, devlet aşamasına gelinceye kadar şiddete başvurmayacağınızı söylüyorsunuz. Bugün ise teoride de olsa bir devletiniz var. Şiddet aşamasına geldiğinizi söyleyebilir misiniz?

Cemaleddin Hocaoğlu: Bizim her şeyimiz fetvaya bağlıdır. Fetvanın müsaade etmediği bir yola gitmeyiz. Fetvasını bulamadığımız mevzularda Şura’ya başvururuz. Eğer şiddetle maksadınız savaş ise cevabımız odur ki; İslam’da savaş esas değildir; Tebliğ esastır. Tebliğ yapmanın imkânı kalmadığı yerde savaş başlar. Günümüz dünyasında ise, tebliğ yapma kapısı arkasına kadar açıktır. Teknik araç ve gereçler de çoğalmıştır. Mühim olan Allah’ın dinini ve O’nun nizamını dünyanın her tarafına duyurmaktır. Kalplerin anahtarları Allah’ın elindedir.

-“Tüm İslami Kuruluşlara Tebliğ” başlığını taşıyan yazıda “İran’a Ehl-i Sünnet açısından bakmaktayız!” cümlesi bulunuyor. Ehl-i Sünnet’ten İran’a farklı bakanlar var. Siz bunların hangisini temsil ediyorsunuz?

Cemaleddin Hocaoğlu: O maddede ifade ettiğimiz gibi Ehl-i Sünnet’in cumhuru, Ehl-i Kıble olmaları noktasından hareket ederek tekfir etme yoluna gitmemişler: Ehl-i Bid’at demekle yetinmişlerdir. Biz de işte bu yolu takip etmekteyiz.

-Bildiğiniz gibi Almanya’da artık Şeyhülislam var. Şeyhülislamlık konusundaki düşüncelerinizi söyleyebilir misiniz?

Cemaleddin Hocaoğlu: Şeyhülislam’lık makamına gelebilmenin şartları vardır. Bu makam İslam Dini’ni ve bütün Müslümanları temsil eden bir makamdır. Şeyhülislam olabilmek için ilim ehli olmak, usul ve füruda söz sahibi olmak, her mevzuda fetvaya muktedir olmak, Genel kültüre sahip olmak, İslam’ın muarız ve muhaliflerine cevap verme kabiliyet ve cesaretinde olmak. Takva ehli olmak, şer’i siyasete, dava ve metod yönünden sahip olmak, meşru ve ehil bir makam tarafından seçilmek. Ali Yüksel’de bu şartlar genelde hiçbiri mevcut değildir. Onun için bağlayıcı değildir, bu makama ehil değildir.

-Hocam sizin resim günahtır, resim olan yere melek girmez fetvanız var. Ama ben size bağlı camileri gezdiğim zaman camilerin avlularında sizin resimlerinizle karşılaşıyorum. Acaba sizce bu bir tezat değil mi?

Cemaleddin Hocaoğlu: “İslam’ın Resim ve Heykel Hakkındaki Hükümleri” isimli kitapçığın hususiyle 77. sayfasını okuduğunuzda, “Kitab, gazete resimlerinin mahsurlu olmadığını (müstehcen olmadığı takdirde)” göreceksiniz! Yoksa bu resim asma değildir.

-Türkiye’de Müslümanlar arasında ne gibi çalışmalarınız var? A.F.İ.D’in Türkiye’de pek taraftar bulabildiği söylenemez. Acaba neden?

Cemaleddin Hocaoğlu: Dediğiniz doğru ise iki sebebi vardır; 

  1. Tebligatımızdaki zayıf kalışımız
  2. Rejimin baskısı, muarız ve muhaliflerimizin bizim ve hareketimiz hakkındaki korkunç iftira ve çamur atmaları!...

Fakat bütün bunlara rağmen günden güne taraftarlarımız çoğalmaktadır. Bunun yanında prensibimiz teşkilatlanmamız gizli, tebligatımız açıktır. Bu şekilde çalışmalarımızı yürütmekteyiz.

-Hocam önümüzde yerel seçimler var. Sizin partilere karşı olduğunuzu biliyorum. Fakat milletvekili seçimleri ile yerel seçimlerin fıkhi olarak aynı kategoride olmadığını söyleyenler var. Bu konuda ne dersiniz?

Cemaleddin Hocaoğlu: İki seçim arasında bir fark görmüyoruz. Çünkü sistem aynı, sandık aynı! İkisi de demokrasi!...

-Almanya dışında, Avrupa’nın diğer ülkelerinde çalışmalarınız var mı? Özel olarak cemaatinizin eğitimi için neler yapıyorsunuz?

Cemaleddin Hocaoğlu: Almanya’nın dışında çalışmalarımız vardır, elhamdülillah! Eğitim çalışmalarında hususiyle 12 ilmi doldurmakta, cemaatimiz de bu video bantlardan istifade etmektedirler.

-Son olarak Türkiye’deki Müslümanlara bir mesajınız var mı?

Cemaleddin Hocaoğlu: Başta demokrasi olmak üzere bütün sistemleri terk edip, Tevhid akidesi etrafında çalışıp, ihya ve ilanı yapılmış bulunan Anadolu Federe İslam Devleti’nin bayrağı altında toplanmalarını duyurmanızdır.


 

DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ

ZDF’nin 13.04.1988 ve 26.04.1988 tarihlerinde Umumi Emirimiz Cemaleddin Hoca ve kuruluşumuz hakkında yaptığı maksatlı ve saptırıcı yayını üzerine zaruri bir açıklama

 


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 219
Toplam 436377
En Çok 1157
Ortalama 330