İMKÂNLAR - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

18-03-2022

İMKÂNLAR

Bizleri yoktan var eden, sayısız nimetleriyle terbiye ve taltif eden, Kur’ân-ı Kerim gibi bir kitabı lutfederek bizlere Hakk’ın yolunu gösteren yüce Mevlâ’ya hamd eder, şükrederiz. O’nun sevgili kulu ve son Peygamberi Hazreti Muhammed’e (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ve Onun yolunda giden ve Hakk’ın hakimiyyeti uğruna her fedakârlığa göğüs geren âline, ashabına salât ve selam olsun!..

Yine Cenab-ı Hakk’a şükürler olsun ki küfrün hakim olduğu, putperestliğin kol gezdiği, müslümanların paramparça olduğu bir devirde bizlere iman bayrağını, İslâm davasını ve Tevhid sancağını taşıma, Hakk’ın hakimiyetini sağlama yolunda çalışma şerefini nasip etmiş ve bu uğurda bir takım imkân1ar ve fırsatlar bahşetmiştir.

1. Kur’ an-ı Kerim gibi bir kitaba, Hz. Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) gibi bir Peygamber’e sahibiz. Kaynağımız sağlam, mesnedimiz sarsılmaz, hazinemiz bitip tükenmez... Binaenaleyh; vahiy bizimle, ilim bizimle, akıl bizimledir. Bu itibarla kaynak aramaya, şunun doktrinine, bunun felsefesine hiç de ihtiyacımız yoktur; kuvvetliyiz. İlahî kaynaklardan tâlimat alır, sünnet-i senniyye’den feyz alır, aklı çalıştırır, tarihten de hız ve tecrübe alabilirsek, bizim sırtımızı hiçbir güç yere getiremez. Yeter ki, mütevekkil olalım, yeter ki, taviz vermeyelim, yeter ki, elimizdeki imkânları gereği gibi kullanalım...

2. İlâhî Nusret:

Cenab-ı Hakk’ın va’di sarihtir; O, hiçbir zaman vadinden dönmez. Ve şöyle buyurur:  

"...Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder...” "Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona kâfidir...” "Kim Allah’ın vikaye (ve himayesine) sığınırsa Allah ona (kapalı yerlerden bile) bir çıkış yeri yaratır ve onu hiç hatır ve hayale gelmeyen yerden rızıklandırır...” "...Onlardan korkmayın, benden korkun!..” "İnsanlardan korkmayın, benden korkun!.."

Bir kudsî hadisinde de şöyle buyurur:

"Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O, bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O, bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim."

İşte bu ve daha nice ayet ve nice hadislerde söz verilen yardımlara inanan bir müslüman ve müslüman cemaatlar neden korksun, neden ümitsizliğe düşsün, neden fütur ve zaaf göstersin ve neden bugünün işini yarına bıraksın?!. Binaenaleyh; bize düşen meşru yolda, meşru ölçülere göre, planlı ve programlı bir şekilde, tam bir cesaret ve meta-netle hizmete ve hedefe doğru yürümektir. Küçük küçük teşebbüsler büyük büyük neticelere götürür ve götürmüştür. Bütün bunlar tecrübe ile de sabittir...

3. Örnek:

Allah Resulü ve sahabe bizim için en güzel örneklerdir; hayatları nümune-i timsâldır. Hem de öylesine!.. Cenab-ı Hak bu hususta şöyle buyurur:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يرًاۜ

"Gerçekten Allah’ı, ahiret gününü arzulayanlar ve Allah’ı çok zikredenler için, size Allah’ın Resulü’nde (takip edeceğiniz) pek güzel bir örnek vardır." (Ahzab, 21)

Hatta, bütün peygamberler ve onların mücadele ve mücâhede hayatları örneklerle doludur; İlahî vahyi tebliğ ve telkine nereden başlamışlar, nasıl devam etmişler, muarızlarına karşı verdikleri cevaplar nasıl ol-muş, mütecavizlere karşı nasıl sabretmişler, nasıl mukavemet etmişlerdir. Her türlü ızdırab ve sıkıntılara katlanmışlar ve fakat tebliğde asla kusur etmemişler, hele taviz yoluna hiç gitmemişlerdir...

4. Cemaat:

Allah’a şükürler olsun; bir cemaat, bir topluluk vardır; cemiyetsiz cemaatsız değiliz. 50-60 senedir laik düzenin estirdiği kasırgalara döndürdüğü çarklara rağmen gerek Türkiye’de ve gerekse burada bir cemaat teşekkül edebilmiştir, bir topluluk meydana gelebilmiştir. Sebep olanlardan, bu yolda gayret gösterenlerden Cenab-ı Hak razı olsun!.. Birçok kusur ve ihmallerine rağmen "Haydi!” dediğiniz zaman, bir topluluk meydana geliyor, toplantılar akdediliyor, meselelerinizi gündeme getirip bir anda konuşabiliyorsunuz... Binaenaleyh; bu da çok mühim bir imkândır. Camilerimiz, özellikle cuma günlerinde dolmakta ve mühim bir cemaat bir araya gelmektedir. Bu da çok mühim bir imkândır. Bütün mesele bunları, imkânları azami derecede değerlendirmek ve onları maddeten de manen de techiz etmek idareci olan bizlere, bizlerin gayretli ve ciddi çalısmasına bağlıdır. Evet, henüz bir fabrikamız, bir çiftliğimiz yoktur. Belli başlı bir gelir kaynağına sahip değiliz. Ancak, cemiyetlerimiz var, hayır sever insanlarımız vardır. Ve bunlar öyle kaynaklardır ki, masraf istemez, işçi istemez ve aynı zamanda bitip tükenmez; damla damla göl olur, denizler ve deryâlar meydana gelir. Yeter ki, sizler "Hayır ve takva yolunda işbirliğine girin" mealindeki İslâm’ın emir ve tavsiyelerini çalıştırın; yeter ki, hizmetleri lafla değil, bilfiil icra edin yeter ki, gözle görülür hale getirip itimad telkin edin; bu cemaat yiyeceğin-den keser, ceketini satar, size yardım eder. Hem de istemeden yardım eder, kendi ayağıyla gelir yardımını yapar. Müslümanımız ve halkımız nedense kulağından çok gözüne inanmaktadır, laftan ziyade icraata bakar. Çünkü, çok defa aldanmıştır, aldatılmıştır, oyuna getirilmiştir, ağzı aşta yanmıştır. Binaenaleyh bir daha aldanmak istemez. Ne yapacaksınız? "Önce hizmet sonra para" prensibine uyacaksınız. Yani, hizmet önde gidecek, yardım arkadan gelecektir. Tersi olmaz! Yani, önce para, sonra hizmet felsefesini çalıştıramazsınız. Vatandaş artık oyuna gelmek istemez. Ağzı yanmıştır. İtimadı sarsılmıştır. O halde, "Hizmet önde, para arkada” felsefesini çalıştırmaya mecburuz. Az para ile, sıfır para ile işe, hizmete başlarsanız, sadakat ve samimiyetinizi isbat edersiniz. Yardımlar fazlasiyle gelir, hem ayağınıza gelir, hem de ummadığınız yerlerden gelir. Bütün bunlar tecrübe ile sabittir. Para verme can vermeye benzer! Kolay mı?!. Ohalde, yapılması gereken hizmetlere, âmme hizmetlerine cesaretle girelim, hizmet büyük de olsa korkmayalım; çünkü Mevlâ bizimle beraberdir, müslümanlar bizimle beraberdir... Bizde bir laf vardır: "Sirkeyi, sarmısağı hesap eden paçayı yiyemez!" Korkak ve pısırık insanlar birşey yapamaz ve yapamamıştır. Günden güne kaybetmiş ve hizmet sahasından silinmişlerdir...

 

5. Hürriyet:

En büyük imkânlardan biri de hürriyettir. Bugün veya yarın takibata uğrayacağım endişesi içinde olmamaktır. Yapılması lazım gelen hizmetleri hür bir hava içerisinde yapma firsat ve imkânlara sahip olmaktır... Türkiye’de İslâm’a hizmet etme imkânı ve hürriyeti kalmamıştır. Ya taviz vereceksiniz veya yapılan melanetlere ve tahribâta karşı suspus olacaksınız ki, bu da bir nev’i tavizdir. Siyasî bir ünvanla da hizmet yapma imkanı kalmayacağı muhakkaktır. Çünkü, taviz üstüne taviz vereceksiniz ki, bu da ilâhî yardımın kesilmesine sebep olacaktır. Başarılı olmanıza imkan ve ihtimal kalmamıştır, mevcut şartlar müvacehesinde. Fakat burada küfrün merkezi Avrupa’da Allah’a şükür bir nev’i hürriyet, bir nev’i serbestlik vardır. Gerek cami kürsülerinde, gerekse neşriyat sahasında İslâm’ın hakikatları söylüyor, memlekette yapılan ve yapılmakta olan ihanet ve hiyanetleri gündeme getiriyor ve ifade edebiliyorsunuz.

Tabir ve teşbih caizse, Türkiye’de Mekke devrinin son kasırgaları esiyor; burada ise Medine devri gibi bir nev’i rahatlamak ve rahat nefes alma hürriyetine sahip bulunmaktayız. Binaenaleyh, müslümanların rahat edebilecekleri yerlere hicret etmesi ve müsait bir ülkede toplanması zamanı gelmiştir...

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 165
Toplam 436323
En Çok 1157
Ortalama 330