METOD VE USUL - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

16-03-2022

METOD ve USUL

Bizim metod ve usulümüz Kur’ân'dır, Kur’ân usul ve metodudur, Peygamber usul ve metodudur. Metod demek mâlum olduğu üzere hedefe varmak için takip edilen yol ve usul demektir.

Muhterem arkadaşlar!

Metod da bir bakıma hedef kadar mühimdir. Çünkü yanlış bir yola gidersiniz, Kabe’ye gidiyoruz diye Moskova’ya gitmiş olabilirsiniz. Bunun için hedefi seçmede müslüman uyanık ve dikkatli olduğu kadar, metodu seçmede de en azından bir o kadar uyanık ve dikkatli olmalıdır. Bu itibarladır ki İslâm, hedef ve gayeyi gösterirken, gayeye götüren yolu da göstermiştir. Bizim aklımıza, bizim kafamıza bırakmamıştır. Diyebiliriz ki, İslâm dini gaye ile metodun bir terkibidir. Bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir. İkisi de ilahîdir, Allah'ın vahyine dayanır!

Bunun için bizim metodumuz parti değildir. Çünkü parti insan yapısıdır; vahye dayanmaz. Kur’ân şöyle der: 

وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَٓا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ

"Sözce Allah'a (Allah yoluna) davet eden kimseden daha güzel kim vardır?!. O güzel amelleri işler ve ben müslümanlardanım der!" (Fussilet, 33)

Bu ayeti tahlil ettiğimizde görürüz ki;

1- Sözün en güzeli Allah'a davet yolunda, hakkı tebliğ yolunda söylenen sözdür. En şerefli vazife davet ve tebliğ vazifesidirl

2- Davet ve tebliğin üç şartı vardır: İlim, amel ve takdim!

a) İlimdir: Tebliğci tebliğ edeceği mevzuu yeteri kadar bilmelidir; Bilmeden olmaz! Kaş yapıyorum derken göz çıkarabilir!

b) Ameldir: Davet ettiği şeyi davetçi evvela kendi yapacak ve kendisi onu bizzat yaşayacak, yerine getirecek ve ondan sonra tebliğ edecektir. Yoksa sözünün pek değeri olmaz ve kabul görmez!

c) Takdimdir: Yani kendisini tanıtmaktır. Tebliğci kendisini tanıtırken de "Ben şu soydanım, filan kişinin oğluyum, filan mektepten mezunum, filan hocanın talebesiyim veya filan partiye bağlıyım!" değil de, "Ben müslümanım ve müslümanlardan biriyim!" diyecektir.

İşte bizim yolumuz ve metodumuz budur ve bu olmalıdır! Sadece "İslâm, İslâm!" diyeceksiniz, sadece "Müslümanım ve müslümanlardan biriyim!" diyeceksiniz ve böylece kendinizi tanıtmış olacaksınız ki, sizin tebliğ ve davetinizin arkasında başka manalar aranmasın!

Bu hususta, Avrupa'da Hicret mecmuasında yeteri kadar neşriyat yapılmıştır. Ayrıca şu kitapları kaynak olarak gösterebilirsiniz. Hasan el-Benna'nın "Mecmuat'ur-Resail", Seyyid Kutub'un "Fi-Zilal'il-Kur’ân"dan Yusuf Suresi'nin 108. ayetinin tefsiri, Bedîüzzaman'ın “Hutbe-i Şamiyye” sf. 98, Mehmed Zahid Kotku Efendi'nin "Mü'minlerin Vasıfları", sf. 77, Necip Fazıl merhumun "İstikamet" isimli şiiri, bizim kaleme almış olduğumuz “Devlete Gidiş Yolu Parti mi, Tebliğ mi?” başlığını taşıyan 17 sayfalık yazıyı...

Bu ilim adamlarının eserleri okunduğunda görülecektir ki, particilikle İslâm dinini bağdaştırmak mümkün değildir. Hele hele Türkiye'nin şartlarına göre hiç mümkün değildir. Biz "İlla da parti!" diyenlerden defalarca fetva istedik, kimse getiremedi. Yine de partide ısrar edenlerden fetva istiyoruz, getirsinler veya bu ilim adamlarının kitaplarına yazılı cevap versinler.

İşte o kadar!.. 

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 285
Toplam 435254
En Çok 1157
Ortalama 330