MÜELLEFE-İ  KULÛB KİMLERDİR? - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

08-04-2022

MÜELLEFE-İ  KULÛB KİMLERDİR?

  1. Niyet ve iradeleri zayıf olan Müslümanlardır!...
  2. Müslüman olan eşrafdır ki onlara zekat verme emsallerinin İslâm’a gelmelerini teşvik etme demektir!...
  3. Bunlar eşraftandır. Henüz İslâm’a girmemişlerdir. Fakat zekât verme onları İslâm’a cezb eder!...
  4. Bunlar gayri Müslimlerdir. Zekât verildiği takdirde onlardan kâfirlerin savaşında ve zekâtı vermeyenler hakkında kalpleri telif edilir ve savaşta kendilerinden istifade edilir!...
  5. İslâm âleminin varlığını çoğaltma gayesine binaen zekâttan münasip insanlara birer pay verilir. (Beyzavi)

Tefsiri Taberi’de de:

  1. Bunlar bir kavimdir ki, İslâm’ın bidayetinde İslâm’a girmişlerdir. Lakin yakin ve iradeleri zayıf olduklarından kalplerini telif ve takviye için kendilerine zekâttan bir pay verilir.
  2. Bunlar kâfirlerden bir gruptur. İslâm’a gelsinler diye kendilerine zekâttan bir miktar verilir. Zira bazı insanlar vardır ki, kahr ve kılıçla Müslüman olmazlar da onlara mal veya para yardımı yaparsanız İslâm’a yaklaşırlar.
  3. Onlar öyle bir cemaattir ki, görünüşte İslâm’ı kabul etmişlerse de İslâm henüz kalplerinde karar bulmuş değildir.
  4. Bunlar müşriklerin ileri gelenlerindendir. Arkalarında birçok adamları vardır. Kendilerine yardım yapıldı mı maiyetleri de İslâm’a girerler.

Bunlar kaydeden Taberi. “Bu sözler birbirine yakındır, maksat ise İslâm’a girmeleri, başka değil ancak mal verme yoluyla mümkündür. Bütün bunlar cihadın bir türüdür.” dedikten sonra şu hususu da ilave etmekte ve şöyle demektedir:

Müşrikler üç sınıftır: 

  1. Onlardan bir sınıf vardır ki, delil ve hüccet göstermekle ikna olurlar…
  2. Bir sınıf da vardır ki, kahr ve baskıyla yola gelirler.
  3. Üçüncü bir sınıf da vardır ki, iyilik ve parayla İslâm’a gelirler. Devlet reisi bu üç yoldan hangisinde küfür ve şirkten kurtuluşlarında fayda görürse o yolu takib eder.

Kadi B. Arabi de şöyle der:

“İslâm kuvvet bulursa zekât faslından müellefe-i kulûba hisse verilmez; ihtiyaç duyulursa birer sehiv verilir.”

Sahih rivayette varid olduğuna göre Allah Resulü şöyle buyurmuştur: 

“İslâm garib olarak zuhur etmiş; yine garib olmaya avdet edecektir…”

Bu mevzuyu bir de hülâsaten Hak Dini Kur’an Dili Tefsiri’nden dinleyelim:

“Yunus demiştir ki: Zühriye sordum; Bunda nesih bilmiyorum dedi. Ebu Caferi Nühasi demiştir ki; Bunlar hakkında bu hüküm sabittir; Bir kimse telife muhtaç olur ve onlardan Müslümanlara bir afet lahik olmasından korkar veya ba’dehu hüsni İslâm’ını ümid ederse verir.

Kazı Ebu Bekir İbni Arabi demiştir ki; Benim indimde hüküm şöyledir: İslâm kuvvetli olursa zail olurlar ve eğer ihtiyaç bulunursa Resulullah’ın verdiği gibi sehimleri kendilerine verilir.

Rivayetin aslına göre bunlar başlıca üç kısım idiler: 

  1. Bir kısmı bazı küffar idi ki, Resulullah bunların şerlerini def ve Müslümanlara eziyetlerini men etme ve diğer kâfirlere ve müşriklere ve zekâtı men eyleyenlere karşı İslâm tarafına muavenetleri için atiyye ile kendilerini İslâm’a istimale ederdi.
  2. Diğer bir kısmı kendilerine bezli ata ile emsalleri eşrafın ve maiyetlerinin İslâm’a duhulleri gözetilir. Ve kavimleri içinde Müslüman olanların İslâm’da sebatlarına mümaneat edilmemesi gibi mesalihi İslâmiye’ye nazari itibara alınırdı.
  3. Üçüncü bir kısım da İslâm’a yeni dahil olmuş ve niyetleri henüz zayıf bulunan bir takım kimselerdir ki, fakir olmasalar bile kalpleri iyice İslâm’a ülfet ettirilip imanları takviye edilmek için bilhassa taltif olunurlardı. Üyeynet ibni Hısn ve Akra ibni Habis ve Abbas ibni Mirdas bunlardan idi. İşte Müellefet’ül – Kulûb vasfı bu üç kısma da ıtlak edilir. Üçünde de iktizayı hale göre İslâm’a hizmet ile manayı cihad ve fukaranın menafiini muhafaza hikmeti bulunabilir.

Artık bu kapıyı açmanın zamanı gelmiştir:

Müellefe-i Kulûb kapısı Hz. Ömer devrine kadar açıktı: “İslâm artık kuvvet bulmuştur, o cinsten olanlara artık İslâm’ın ihtiyacı yoktur!” gerekçesiyle o zamana kadar verile gelen müellefe sınıfına Hz. Ömer artık zekât vermemiştir.

Fakat bugün İslâm âlemini ve günün dünyasını gözden geçirdiğimizde Beyzavi’nin kaydettiği beş şart da mevcuttur. Ve günümüzün dünyasında cihadın bir şekli de budur ve oldukça gerekli ve muteberdir. Şöyle ki, ümmet uleması, ümmetin, hususiyle zekât paralarıyla müellefe-i kulûb kapısını açmalı ve bu mevzua giren müellefe-i kulûb sınıfından da istifade etmelidir.

Binaenaleyh, varlıklı Müslüman kardeşlerimiz zekâtlarını verirken, müellefe-i kulûb sınıfından da ümmetin istifade etmelerini ve kısa zamanda İslâm Devleti’nin hâkim olması için Hilafet Devleti’mizi o yönden de güçlendirmek ve imkânlara kavuşturmak için gayret göstermeli ve zekâtlarını azami derecede değerlendirmelidirler.

Şunu da söyleyelim ki, gerek burada gerekse Anadolu’da zekâta muhtaç akrabaları varsa zekâtlarını onlara doğrudan doğruya gönderme değil, Hilafet Devleti’ne gönderirler, zekâta muhtaç akrabalarının listesini de aynı zamanda bildirirler. Ve bu surette hem zekâtlarını vermiş olurlar, hem de akrabalarının İslâm şuuruna sahip olmalarına vesile olurlar.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


 


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 202
Toplam 436360
En Çok 1157
Ortalama 330