MANA VE HAKİKATLERİ - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

21-04-2022

MANA VE HAKİKATLERİ

 

Evet sofi kardeşimiz, bu sayılan meselelerin bir bir ilmini yapacak; tarif ve şartlarını öğrenecektir; sadık halleri, sabit ve kalıcı akideleri, salih amelleri, halis niyyeti, zikrin, fikrin ve murakabenın neler olduğunu kaynaklarından yani akaid, fıkıh ve Ahlâk kitaplarından öğrenecek, hıfz ve tahsilini yapacaktır. Yani şeriat’ı bütün hüküm meseleleriyle bilecektir. Daha veciz bir ifade ile; Ulum-i Şer’iyye’yi ve buna temel teşkil eden Ulum-i Arabiyye’yi tahsil edecektir. Bu sebepledir ki, İsIamî bir cemaat olarak tesbit etmişiz ki, insanımızın yetişmesi için şu üç tezgahtan geçmesi lazım: Medrese, tekke ve kışla. Medresede şeriatı, tekkede tarikatı, kışlada tetik çekmeyi öğrenecektir. Yani insanımız Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in varisi olup tebliğ ve irşad makamında bulunabilmesi için medresenin âlimi, tekkenin şeyhi, kışlanın kumandanı olacaktır ve olmalıdır. Yoksa, "Dinden eden yarım molla, şeytana maskara olan sofi, düşmanın oyununa gelen birer gafil!" olmak durumuna düşen ve ucuz kahraman adamı!.. Ve bunlar var ya! Bunların insanlık hayatında açtıkları yaralar derindir, tedavisi ve telafisi çok zordur. Zira bunlardan birincisi sarık ve cübbesini, ikincisi tekke ve tesbihini istismar eder, üçüncüsü de namlunun ucunu gösterir, küfür ve kâfir rejimleri ayakta tutarlar; kâfir anayasalara oy verilmesini tavsiye ederler, Mustafa Kemal putunun millete mal olmasına ve gönüllerde iyice yerleşmesi için kürsülerden dua ederler, bir kısmı da bilerek veya bilmeyerek cehline kurban giderek müridlerine "Siz zikre devam edin, Allah başınızdaki yaramazları munkarız eder!.." gibi telkinleriyle onları uyutur ve uyuştururlar ve neticede kâfır rejimin ayakta durmasına sebebiyet verirler ve bu suretle bel’amlık görevlerini yapmış olurlar. O bel’amlar ki, bunları Kur’ân Araf suresinde köpeklere, Cuma suresinde eşeklerle temsil eder.

Ve işte kuruluşumuz, insanı ve Ümmet-i Muhammed’i içine düştüğü bu acı neticelerden kurtarmak için evvela bu bel’amları bir taraftan bu ümmete tanıtırken bir taraftan da İslâm’ın ruh ve metnine uygun medreseler ve tekkeler açmak gayretini göstermiş ve bilfiil açmıştır ve bütün cami ve mescidlerin aynı zamanda birer medrese, birer tekke ve birer kışla olduklarını ilân etmiştir. Binaenaleyh, herkes "Nasara, yensuru" demesini, tesbih ve tetik çekmesini öğrenecektir ve bu aynı zamanda birer farzdır, birer vecibedir.

 

Melikler ve Zikir:

Kur’ân ve hadis lisanının "L"sini bilmeyen şeyh (!) efendi müridlerini uyutmak ve cihad kaçkını yetiştirmek ve dolayısıyla bilerek veya bilmeyerek kâfır rejimi ayakta tutmak için aşağıda mealini kaydettiğim hadis-i kudsî’yi istismar etmektedir:

"Ben Allah’ım! Benden başka ilâh yoktur. Ben meliklerin melikiyim. Meliklerin kalbleri benim yed-i kudretimdedir. Kullar bana itaat ettikleri takdirde meliklerinin kalblerini kendilerine karşı rahmet ve şefkate çeviririm. Ve şayet kullar bana karşı isyan ederlerse meliklerinin kalblerini onlara karşı gazab ve öfke ile çeviririm de kötü azab ile onlara azab ederler. Binaenaleyh, onların aleyhinde beddua ile meşgul olmayın, lakin kendinizi zikre ve tazarrua verin ki, ben onların hakkından gelirim." (Mişkat’ül-Mesabih, 3721)

İşte Ömer Öngüt, siyasetini bu hadis-i şeriften çıkartmaktadır. Ona göre cihada, tebliğe luzum yoktur; oturacaksınız, tesbih çekeceksiniz, Allah Azimüşşan da ne yapacak? Şeriat’ı getirip putu ve putçuları yerle bir edecek, sizi de devletin başına getirecek, dünyada İslâm devletine, ahirette de Allah’ın cennetine kavuşacaksınız! Ne de güzel şey! Malınız eksilmeyecek, burnunuz kanamayacak, devlete ve cennete sahib olacaksınız! Kur’ân böyle mi diyor? Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) böyle mi yaptı? Ashab böyle mi davrandı? Ulemâ ve meşayih böyle mi anladı? Adamlar gelip şeriat’ı kaldıracaklar, Hilâfet’i lağvedecekler, medreseleri kapatacaklar, elhasıl İslâm’ın aleyhinde ne varsa, küfrün lehinde ne yapılması gerekiyorsa hepsi yapılacak, bizim dervişler de ses çıkarmayacaklar, onları rahatsız etmemek için oturup tesbih çekecekler. Bu hiç olacak şey mi? İslâm’ın ruh ve metniyle siz, bunların bu halini bağdaştıramazsınız. Bu mümkün mü? Şöyle ki:

1. Kur’ân’da cihad ayetlerinin sayısı otuzdan fazladır. Allah Resulü bu cihad ayetleri karşısında sadece oturup zikirle meşgul olmadı. Zikir ve fikirle meşgul olmanın yanında tebliğatı yaptı. Tebliğat yaparken de bir taraftan Tevhid’i anlattı, bir taraftan da putu anlattı, Hübel’i anlattı, puta ve putçulara karşı çıktı. "Bunlar şirktir, küfürdür ve bunların yolunda gidenler cehennemliktir!.." dedi ve bunları açık açık anlattı.

2. Allah’ın kelamında çelişme olmaz. Allah, bir taraftan cihadla emretsin, bir taraftan da zikirle fikirle meşgul olun, başınızdakilere beddua bile etmeyin desin. Bu olacak şey mi? Sarih ve kesin nassların karşısında mütevatir ve kesin olmayan deliller tevil edilir. Kaldı ki, kendilerinden şikayet edilen melikler, birer din düşmanı, birer şeriat düşmanı değillerdir, icraat ve tatbikatlarında, insanlarla olan muamele ve münasebetlerinde haşin ve merhametsiz davrananlardır. Nitekim "Rahmet, re’fet, sahât ve niket" kelimelerinden bu anlaşılmaktadır. 

Evet fıkıh kitablarımıza baktığımız zaman görürüz ki: Bir devlet reisi küfre saptığında alaşağı edilir; artık kâfir ve mürted birinin müslümanların başında kalması caiz değildir. Ona karşı kıyam edilmesi, o anda o güç yoksa temini yoluna gidilmesi müslümanların üzerine bir farzdır. Şayet devlet reisi zâlim ve fasık olursa ve onu değiştirme yoluna gidildiği takdirde sabredilir, nasihat edilir, zikre devam edilir ve onun kalbinin merhamete ve adalete çevrilmesi için Allah’a dua edilir. Bu hadisten, Allahu Âlem, murad olan mana budur. Yoksa kâfir ve mürted olan melikler değildir.

Fakat Türkiye’nin manzarasına baktığımız zaman görürüz ki, 50-60 seneden beri durum değişmiş, şeriat kaldırılmış, yerine küfrün ve kâfirin kanunları getirilmiştir ve bu suretle devlet ve devleti idare edenler mürted olmuştur. Artık bunlara karşı kıyam etme farzdır. Şayet o seviyede bir gücünüz yoksa hazırlamak farzdır, Kur’ân’ın cihad ayetleri bunu emretmekte, Peygamberimiz’in tatbikatı bunu göstemekte ve İmam-ı Azam’ın ictihadı bu istikamettedir. Bakınız ne diyor imam: "Devlet mürted olduğu zaman iki şartla kıyam etmek farzdır; Bunlardan biri idareyi alaşağı edebilecek seviyede mücahid bir cemaat, ikincisi de idareyi yürütecek salih bir kadro!.."

 

Tavsiye ve Tebliğlerimiz:

1. Öngüt de müridleri de ve bütün bir dünya bilsin ki, böyle bir cemaatin ve böyle bir kadronun yetişmesinin müesseseleri medreselerdir, tekkelerdir ve kışlalardır. Bunlar da kurulmuştur; camilerdir, evlerdir ve her yerdir. Medresede şeriat oniki ilim, tekkede tarikat ve tasavvuf, kışlada tetik çekmenin ilmi yapılacak, o hayat yaşanacak. Ümmet-i Muhammed Gazetesi’nin 29 ve 30 no’lu sayılarında Arapça öğrenmenin, Osmanlıca okuyup yazmanın önemine işaret edilmiştir. Başta okur-yazar olmaktan başka tahsili olmayan, kitabına koyduğu isimlede "Hakikatla dalaleti bilmemiz lazım!" ifadesiyle de hakikat ve delaletin ne olduğunu henüz kavramayan Öngüt’e de müridlerine de, keza asker olmaktan başka ilimden behresi bulunmayan Yarbay ve müridlerine, tüm benzer mürid ve şeyhlere tebliğ ve tavsiye ediyoruz ki, "Sizler cahilsiniz ve hatta echelsiniz! Tarikat şöyle dursun, şeriat’ı da bilmiyorsunuz. Öncelikle şeriat’ı tahsil edin; "Nasara, yensuru" deyin, sonra mürid olun. Tekke şeyhi izin verirse irşad postuna oturun! Eski medrese ve tekke üstadları; Muhyiddin-i Arabi’ler, Geylani’ler ve Rabbani’ler böyle yaptılar. Sizler de böyle yapın! Yoksa hem dall ve hem de mudill olursunuz!"

2. Din bir tanedir, o da İslâm’dır. Ehl-i Sünnet vel-Cemaat da bir tanedir. Herkes kendi kafasına göre dini tefsir ve tahlile kalkmasın! İtikad ve ibadet, tasavvuf ve siyaset meselelerini Kur’ân ve hadise dayanan müctehid imamlarımızın eserlerinden, kaynaklarından alacaktır ve almalıdırlar. Kendi kafalarına göre hüküm çıkaranların, Allah’ın inayetiyle hakkından gelme, echel olduklarını, dall ve mudill olduklarını bütün bir dünyaya duyurma bizim vazifemizdir. Onlar da bildiklerini yazıp (mektupla değil) gazetelerde neşretsinler ve bilsinler ki, "Cahil yazdıkça veya konuştukça hataları daha da ortaya çıkacaktır!"

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 316
Toplam 529672
En Çok 1316
Ortalama 348