MAKAMLAR - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

21-04-2022

MAKAMLAR

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla!

Hamd alemlerin Rabb’ine, salât ve selam yeryüzü sakinlerinin hayırlısı Hz. Muhammed’e, âl ve ashabının tümüne!.. 

Ve ba’d; "Allah seni dareynde mes’ud eylesin!" Allah’a giden yolların sayısı mahlûkatın nefesleri sayısıncadır. Tahkik ehli bunlardan birini seçti ki, onda dört mertebe vardır:

1. Şeriat,

2. Tarikat,

3. Marifet,

4. Hakikat.

Bu dört mertebeden her biri ancak şeriatla tamam olur. Zira bir kimse düşünün ki, onun şeriatı mükemmel değildir, binaenaleyh, onun tarikatından da ma’rifetinden de hakikatindan da söz edilemez. Öyle ki, mertebeleri ikmal ettikten sonra şeriatı ihmal ve ifsad ederse, o, tari-kati da ma’rifeti de hakikati da ifsad etmiş, fesada vermiştir. Nitekim Allah Resulü (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Şeriat bir ağaçtır. Tarikat onun dalları, ma’rifet yaprakları, hakikat ise onun meyveleridir." (Meşhur hadis kitaplarında bulunamadı.)

Binaenaleyh, ağaç ortada olmazsa, onun ne dalları olur, ne yaprakları ve ne de meyveleri. Bundan anlaşıldı ki, şeriat asıl, diğerleri onun fer’ileridir. Fer’in varlığı aslın varlığına bağlıdır. Yani asıl yok olduğu zaman fer de yok olur. Bu, şuna işarettir: Kul, hangi mertebede olursa olsun, şeriatın dışına çıkamaz. Şeriatın hududunun dışına çıktığı halde hâlâ kendisini "Sırat-ı Müstakim"de zannediyorsa, o; hüsranda kalanlardan, helâk olanlardan ve mülhidlerden olur. Dall ve mudillerden olup fâizin-i vâsılinden olması şöyle dursun, şeytanın arkasına takılanlardan olur. Nitekim Teâlâ buyurdu:

اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ

"Hüsran-i mübin (yani apaçık bir ziyan) işte budur." (Zümer, 15)

 

 

Makamlar:

Bu dört mertebenin kırk tane makamı vardır. Kul, bu makamları kat etmedikçe Allah’a vasıl olamaz. Kırk makamdan onu şeriatta, onu tarikatta, onu ma’rifette, onu da hakikattadır.

 

Şeriat’ta Olan Makamlar

 

Birincisi: İmandır

Ve bu Allah Resulü’nün şu sözüyle sabittir:

"İman; senin Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahirki güne, kadere, yani hayır ve şerrin Allah’ın takdiriyle olduğuna iman etmendir." (Buhari, c. 1, s. 18)

Bir sual: İman bedene mi aittir yoksa ruha mı?

Cevap: Ne bedene ait ne de ruha. İman akıl üzeredir, (yani imanın muhatabı akıldır. Onunla mükellef akıldır; akıl sahibidir). Ashab-ı tahkik şöyle der: "İman; dil ile ikrar, kalb ile tasdiktir.” Zira Allah’ın vahdaniyyetini dil ile ikrar etmiyen kimse mutlaka kâfir olur. Keza; dil ile ikrar ettiği halde kalbiyle onu tasdik etmezse o da münafıktır. Dolayısıyle ateşin en alçak derekesinde olacaktır. Nitekim Allah Teâlâ öyle buyurur:

اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ فِي الدَّرْكِ الْاَسْفَلِ مِنَ النَّارِۚ

"Münafıklar ateşten en alçak derekede olacaklardır." (Nisâ,145) 

İman akıl üzeredir, dedik. Zira akıl bedenin padişahı, iman ise onun naibidir. Padişah giderse artık onun naibi kalmaz. Mesela: İman bir hazinedir, iblis ise onun hırsızıdır. Akıl da hazinedardır. Hazinedar giderse, hırsız hazinede olanları çalar götürür. Bir de şöyle denilir: "İman bir koyundur; akıl ise onun çobanıdır. İblis ise bir kurttur. Çoban giderse, kurt onu yer."

Bir de şöyle denir: "İman bir süttür; akıl onun bekçisidir. İblis bir köpektir. ikisi de bir yerde. Bekçi gittiğinde köpek onu yer."

Latif bir nükte: Allah’ın birliğini tasdik demek O’nun emirlerini yerine getirme, nehiylerinden sakınma demektir. Allahu Teâlâ, Ademoğulları’ndan her biri için üç yüz melek görevlendirmiştir. Bunun böyle olduğuna inanmak imandandır. Şu da bir gerçektir ki, senin yanında cinsinden ve akrabalarından bir tanesi bulunsa, sen onun yanında çirkin bir iş yapabilir misin? Ondan utandığından böyle bir iş yapamazsın, değil mi? Melekler senin cinsinden olmadığı halde sen o çirkin fiili yaparsın da meleklerden haya etmez misin? O zaman meleklerin varlığına inanman ve onları tasdik etmen nerede kaldı? 

Allah’ın Kitab’ını tasdik etmen imandandır. Ve o Kitab’ın içindekiler ise haktır. Ve sen de bunları tasdik ve ikrar etmektesin. Böyle olduğun halde emirleri yerine getirmez, yasaklardan sakınmazsın, dolayısıyle Allah’ın azabından ve cezasından korkmazsın! Kalbin ise kibir, hased, tama, gazab, gıybet, kahkaha, nemime, alay etme gibi çirkin şeylerle dolu!.. Halbuki bütün bunlar Allah’ın Kitab’ında yasak olan şeylerdir. Peki ama senin bunları tasdik etmenin manası kalır mı?

Evliyaullah’ı ve kerametlerini tasdik haktır, kerametleri ve fiilleri şeriata mutabık olursa. Çünkü, onlar, nefislerinin rızasını, dünya mehabbetini, yemek yeme ve elbise giyme lezzet ve şevkini terk edip Rabblerinin rızasını, fakr ve zarureti, mihnet ve meşakkati, açlık ve meskeneti ihtiyar ettiler ve ayrıca uyku ve rahatı terkedip dünyanın zorluğunu nefislerinde buldular; Allahu Teâlâ’nın buyurduğu gibi, "Zorlukla beraber kolaylık vardır" gerçeğine inanıp bir gün tok iki gün aç gezdiler. Evet Allah Resulü (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) öyle buyurmuştu: "Ben bir gün tok, iki gün aç bulunurum!"

Ve fakat, her zaman Allah’a tekarrub ederlerse huşu ve Rabblerinden korkuları artar. Zira bir kimsenin melik ve sultanlara yakınlığı artarsa onlardan korkuları, sair raiyyelere nazaran daha da şiddetlenir. Ve Allah, kemal-i nazarla kulunun hatalarına bakar da yüzüne vurmaz. Halbuki sen, her gün hataların ve fuhşiyatın çeşitlerini yaparsın da sorulup hesaba çekilmeyeceğini mi zannedersin! Kıyametin gelmiyeceğini mi, kabirden kalkmıyacağını mı, saidin şakiden ayrılmıyacağını mı zannedersin? Halbuki haramdan sakınmaz. Her bulduğunu yer ve her bulduğunu giyersin ve fakat bunların Allah’ın birer nimeti olduğunu unutursun; ve O’nun emirlerine imtisal edip nehiylerinden sakınmasın. Hüsrana götürenleri işlemekle Allah’ın azab ve ıkabından korkmaz mısın? Melik-i allam ise: "Ben; kerim, gafur, veren, yardım eden ve kendisine sığınılan bir Allah’ım!.. Her gün bir kerre kendine bak: Yüzbinlerce günah benim kulumdan sudur eder de yüzüne vurmayıp sabreder, tevbe eder diye sabrederim. Zira kim ki, tevbe etmeden ölürse onun işi bana kalmıştır; dilersem onu af ve mağfiret ederim, ona rahmet ederim, aksi halde onu ateşe sokarım da azab-i elim ile onu azab eder. Ama o kimse ki, beni murad eder, beni sever ve ömrünü benim hizmetimde geçirir, benim hasretime ağlar ve bana ulaşmaya can atarsa, ben de onu ister, onu sever ve ona iyilik ederim. Onu ayrılıktan kurtarır ve onu vuslatıma nail ederim, hatta bana yakınlığı artar da artar, vücudu mahvolur ve nihayet fena fillah sırrına erer de her şeyde başkasını değil, ancak benim varlığımı görür ve müşahade eder. Fakat şu da vardır ki, onun muradı sadece dünyadır! Başkasını düşünmez ise, ben de onu dünyadan da ahiretten de mahrum ederim ve artık o, günahkârlardan olup hüsranda kalır.” 

Nitekim, Allah Teâlâ şöyle buyurur:

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ ف۪ي حَرْثِه۪ۚ وَمَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ نَص۪يبٍ

"Kim, ahiretin harsini (kazancını) murad ederse, onun harsini artırırız; kim de dünya harsini kasdederse, ondan ona bir miktar veririz de ahirette onun nasibi olmaz." (Şûrâ, 20)

Allah Resulü (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) de şöyle bildirir: "Dünya ahiret ehline haramdır, ahiret ise dünya ehline haramdır. İkisi ise Allah ehline haramdır." (Deylemi)

 

İkincisi: İslâm’dır

Şeriatta bulunan on makamdan ikincisi: Bu makam İslâm’dır. Bu da Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz.Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmek, beş vakit namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu eda etmek, eğer gücü yetiyorsa haccetmektir.

İşte bütün bunlar birer farzdır; müslim, akıl, baliğ ve Allah’ın emirleriyle mükellef her insana vacibtir (farzdır). Aziz ve Celil olan Allah Teâlâ’nın şu kavlinden dolayı:

وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ

"Namazı kılın, zekatı verin!.." (Bakara, 43)

Bir de Efendimiz şöyle buyurdu: "Ramazan ayını oruç tutun ve beyti haccedin!" (Şeyhayn)

 

Üçüncüsü: İlimdir

Zira ilimsiz amel delalettir. Amelsiz ilim de vebaldir. Zira ilmi taleb etme erkek-kadın her müslümana farzdır. Çünkü Teâlâ şöyle buyurdu:

كُونُوا رَبَّانِيّ۪نَ

“Rabbaniyyun, olun!.." (Âl-i İmran, 79)

 

    Dördüncüsü: İhsan

İhsan ise, senin, Allah’a ihlas ile, huşu ile, hudu ile ibadet etmen ve edebe riayet etmendir. Nitekim: "İhsan; senin Allah’ı görür gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen, O’nu görmiyorsan da O, seni görmektedir." (Buhari, c. 1, s. 18)

 

Beşincisi: Evlenmedir

Zira evlenme farzdır. Çünkü Allah Teâlâ buyurdu:

فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ

"Kadınlardan sizin için hoşa gidenleri tezevvüç ediniz, yani onlarla evleniniz." (Nisa, 3)

 

Allah Resulü (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) de şöyle beyan eder: "Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse o benden değildir." (İbni Mace)

 

Altıncısı: Temiz yemek ve temiz giyinmedir

Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:

كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ

"Rızıklandırdığımız şeylerin temizinden yiyiniz." (Bakara,172)

Ve Allah Teâlâ buyurdu:

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ

"Elbiseni temiz tut!" (Müddessir, 4)

 

Yedincisi: Kulun EhI-i Sünnet vel Cemaat’ten olup, ehl-i bid’attan olmamasıdır

Allah Teâlâ böyle buyurdu:

سُنَّةَ اللّٰهِ الَّت۪ي قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْد۪يلًا

"Daha önceden geçen Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde ise tebdil bulamazsın!" (Fetih, 23)

 

Sekizincisi: Şefkat ve merhamettir

Nebî (Aleyhisselâm) buyurdu: "Sizler yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de sizlere merhamet etsin!" (Tirmizi, sf. 192)

 

Dokuzuncusu: Helalinden kazanmak ve ribanın haram olduğunu kabul etmektir

Allah şöyle buyurdu:

وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰواۜ

"Allah, bey’i (alışverişi) helal, ribayı haram kıldı!" (Bakara, 275)

 

Onuncusu: Emr-i ma’ruf, nehy-i münker yapmaktır

Zira bu da farzdır. Çünkü Allah Teâlâ buyurmuştur:

وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ

"Mâ’rufu emret, münkerden de nehyet!" (Lokman, 17)

Şeriat’ta on makam işte bunlardır.

 

Tarikatta Bulunan On Makam

1. Fukaranın meslekine sülûk etmek, meşâyıhın elinden tutmak, günahlardan tevbe etmektir. Çünkü, Teâlâ şöyle buyurur:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا

"Allah’ın ipine hep birlikte sarılın!.." (Âl-i İmran, 103)

تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحًاۜ

"Tevbe-i nasuh ile Allah’a tevbe edin!.." (Tahrîm, 8)

Zira kul, Allah’a dönüp günahlarından yaptığına pişman olur, bir daha günah işlememek kaydiyle tevbe ederse, Allah, onun geçmiş günahlarını mağfiret eder. Çünkü, 

فَتَابَ عَلَيْهِۜ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ

"Allah, onun tevbesini kabul eder. Zira O tevvab-i rahimdir." (Bakara, 37)

Allah Resulü (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) de şöyle buyurur: "Günahtan tevbe eden günah işlememiş gibidir." (İbni Mace) 

 

Tevbe ile murad, ihlasla pişman olma, Aziz ve Celil olan Bari Teâlâ’nın kapısına yönelmektir. Zira bir kimse yaptığı günaha pişman olursa, gönülden ihlasla Rabbisine muazeret beyan etmiş ve Rabbisinin affına sığınmıştır. Zira ihlasla özür beyan etme, sadakatla tevekkül ne yapar? Kıyamet gününde yüzleri beyazlatır. Zira Allah Teâlâ şöyle der: "Ey benim kullarım! Sizden ihlasla tevekkül, kabul ise bendendir." 

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۜ

"Kim Allah’a tevekkül ederse O ona kâfidir." (Talak, 3)

Nitekim bir başka ayette:

لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ي لَشَد۪يدٌ

"Eğer siz şükrederseniz, ben elbette artırırım, küfrani nimette olursanız benim azabım pek çetindir." (İbrahim, 7)

"Sabır sizden, hesapsız ve tam verme bendendir." Nitekim:

اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

"Sabredenlerin ecirleri hesapsız verilir." (Zümer, 10)

“Taat, ibadet sizden, huriler, köşkler cennette nimetler verme benden.” Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

جَزَٓاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُۚ

"İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir." (Rahmân, 60)

"Yetmiş sene yaptığınız günahlardan bir kere tevbe sizden, kabul etme benden." Zira Allah buyurur:

وَهُوَ الَّذ۪ي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه۪

"O (Allah), kullarının tevbesini kabul eder." (Şûrâ, 25)

Zira Azze ve Celle şöyle der:

"Ey benim kullarım! Babanız Adem benim emrime muhalefet etti ve bir kere asi oldu. Ben isem onun tevbesini ancak ikiyüz sene ağladıktan sonra kabul ettim. Sizin ise yetmiş senelik günahınızı bir tevbe ile kabul eder ve bütün günahlarınızı affederim. Zira ben günahkârların günahlarını affetmezsem benim rahmetim muattal olur. Ve benim bir şeyi halk etmem noksan olursa kudretim tamam olmaz ve ben dua edenin duasını kabul etmezsem saltanatım tamam olmaz."

2. Kişinin mürid olmasıdır. Çünkü Allah Teâlâ:

فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

"Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun." (Enbiyâ, 7)

Bu da üç kısım üzeredir.

1. Mürid-i mutlak: Bu öyle bir mürittir ki, şeyhine karşı ne "lime" der ne delil getirmez. Yani neden ve niçinini sormaz.

2. Mürid-i mecazdır: Bu öyle bir mürittir ki, zahirde şeyhinin emrinde ise de batında nefsinin emrindedir.

3. Riyakâr mürit: Bu öyle bir mürittir ki, şeyhinin bir halini gördü mü, onu terkeder. Nefsinin emrine muhalefet ettiği için ilmi olmadığından.

3. Başını traş etme, elbisesini tarikat ehlinin elbisesine tahvil etme ve nefsini onlara benzetme. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

مُحَلِّق۪ينَ رُؤُ۫سَكُمْ وَمُقَصِّر۪ينَۙ لَا تَخَافُونَۜ

"Başlarını traş eder, saçlarını kırkar ve korkmazlar." (Fetih, 27) 

 

Nebî (Aleyhisselâm) da şöyle buyurur: "Bir kimse bir kavme benzerse o, onlardandır." (Ebu Davud, c. 4/314)

4. Kişinin korku ile reca arasında olmasıdır. Çünkü, Allah Teâlâ buyurur:

يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ ف۪يهِ الْقُلُوبُ وَالْاَبْصَارُۙ

   "Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.” (Nûr, 37)

Bir başka ayet:

لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ

"Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin..." (Zümer, 53)

5. Beşincisi Hizmettir.

"Kim hizmet ederse hizmet görür." (Meşhur hadis kitaplarında bulunamadı.)

6. Nefsi kahretmek.

"Nefislerine karşı onlar cihad ettiler." (Ebu Davud, Edeb)

7. Allah’a rücu, masivayı terk.

فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ

"Allah’a doğru kaçın!" (Zâriyât, 50)

8. Beraberinde bez parçası, makas, zenbil, seccade... Bütün bunlar Rahman tarafından miktarınca sevap verilir. Allah Teâlâ buyurur:

اِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ اَمْرِه۪ۜ

"Şüphesiz ki, Allah, emrini yerine getirendir." (Talâk, 3)

9. Cemaat sahibi olmak, Allah’ın kullarına karşı öğüt ve nasihat sahibi olmak ve onlara karşı sevgi ve saygılı olmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِۜ

"Onlar, onları Allah gibi severler. Ama iman etmiş olanlar, Allah’ı sevmek yönünden daha şiddetlidir." (Bakara, 165)

10. Aşk, şevk, fakr ve kanaatli olmak. Allah Teâlâ buyurur:

تَوَفَّن۪ي مُسْلِمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَ

"Ya Rabbi! Benim canımı müslüman olarak al ve beni salihlere ulaştır." (Yûsuf, 101)

"Fakirlik benim iftiharımdır ve kıyamet günü de onunla iftihar edeceğim." (Mevzuat-i Aliyyül Kari, 320)

 

 

Mârifet Hakkındaki On Makam:

1- Edepdir: Zira ulaşan ancak edep ve hürmetle ulaşmıştır. Mahrum olanlar ise mahrumiyetlerine hürmet ve edebi terk etmeleri olmuştur. Zira Hz. Ali şöyle der: "Şerefin sebebi ne maldır, ne de soydur. İlim ve edepledir. Edep aklın suretidir!” Hadis diye rivayet edenler de vardır.

2- Korkudur: Yani korkmaktır. Zira kamil korku o kimsede bulunur ki, Allah hakkında ilim ve irfana sahiptir. Teâlâ şöyle buyunur:

اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ

"Kulları arasından, Allah’tan hakkıyla korkan ancak ulemâdır." (Fâtır, 28)

Bir başka ayet de şu mealde:

وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه۪ جَنَّتَانِۚ

"Rabbisinin makamından korkanlar için iki cennet vardır." (Rahmân, 46)

3- Riyazat, Açlık ve Kanaattır: Peygamber (Aleyhisselâm) şöyle buyurur: "Açlık gök gürültüsüne benzer. Kanaat ise bulutlara benzer. Zira gök gürültüsü ile bulutlar yağmurun sebebidir. Kanaat ile açlık ise hikmet ve mârifete götürür."(Meşhur hadis kitaplarında bulunamamıştır)

4- İkrar ve Tasdiktir: Yani doğru sözlülüktür. Rabbimiz şöyle buyurur:

يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِق۪ينَ صِدْقُهُمْۜ

"Doğrulara doğrulukları fayda vereceği gün!.." (Mâide, 119)

5- Haya: Zira Peygamber şöyle buyurdu: "Haya imandandır. Hayası olmayanın imanı da yoktur." (Kütübü Hamse rivayet etmiştir)

6- Cömertlik.

7- İlim: Nitekim rivayete göre: "Dünya dört şey üzere durur: Ulemânın ilmi, ümeranın adaleti, zenginlerin sehaveti, fukaranın duası." (Muteber kitaplarda bulunamamıştır)

Bir başka hadis şöyle:

"Cömertlik cennette bir ağaçtır, dalları ise dünyaya uzanmıştır. Kim o dallardan birinden tutarsa onu cennete götürür."(Dare­kutnî)

8- Meskenet: Aleyhisselâtü Vesselâm buyurdu: "Ya Rabbi! Beni miskin kul ve miskinlerin zümresinde haşret."

9Kalbe riayet etme ve rızasını kazanma: Nitekim Peygamber şöyle buyurdu: "Mü’minin kalbi Allah’ın arşıdır."(İbni Mace)

   10- Nefsini bilmesidir: Nebî (Aleyhisselâm) buyurur: "Kim nefsini bilirse Rabbini bilir."  (Keşfül Hafa, c. 1, s. 262) 

 

Hakikat Babında Bulunan On Makam

1. Kulun mahlûkat arasında toprak gibi olmasıdır. Yani mütevazi olmalıdır; hiçbir kimsenin eziyyetinden eza duymamalı ve aldırmamalıdır. Belki bilmeli ki, kendisine isabet eden her şey Allah’tandır. Ona razı olmalıdır. Ve Allah’ın iradesine havale etmelidir. Ve bu arada bilmelidir ki, irade ve meşiyyet Allah’a mahsustur. Zira Allah dilediğini yapar. Murat ettiğine hükmeder.

2. Mahlûkatın cemisine bir nazarla nazar etmeli ve şu adamın ameli daha hayırlı, şu adamın ameli ise daha şerlidir, dememeli, belki hayrın ve şerrin mahiyetlerine bakmalıdır. Zira hiçbir kimse diğeri için ne azab görür ne de sevaba erer. Zira Teâlâ şöyle buyurdu:

وَلَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۚ

"Bizim amelimiz bizim için, sizin ameliniz de sizin içindir." (Bakara, 139)

3. Allah’ın kendisine rızık olarak verdiği taamdan, libasdan men etmemeli belki onları Hakk’ın rızasını talep için fisebilillah bezl etmelidir. Mevlâ şöyle buyurur:

مَثَلُ الَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ

"Mallarını Allah yolunda infak edenlerin misali..." (Bakara, 261)

4. Kişi ölümünden önce nefsi hakkında fani olmalıdır. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍۜ

"Sizin indinizdeki tükenir. Allah’ın indindeki ise bakidir." (Nahl, 96)

5. Mahlûkattan hiç bir kimseye zarar vermemeli ve onlardan da müteezzi olmamalı. Zira Allah Resulü şöyle buyurdu: "Müslüman o kimsedir ki, diğer müslümanlar onun dilinden de elinden de selamet bulur." (Buhari, c. 1, sf. 8)

6. Kişi sohbet esnasında hakikatları konuşmalı, mürşid-i kâmil’e tam bir irade ile tabi olmalıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz, "Peygamber ümmeti içerisinde nasılsa şeyh de kavmi içinde öyledir." (İbni Hibban)

7. Ebrarın (büyüklerin) mesleğine doğru seyir ve sülûktur. Hak Teâlâ şöyle buyurur: 

سَنُر۪يهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ

"Biz ufuk ve enfüste ayetlerimizi onlara göstereceğiz." (Fussilet, 53)

8. Kişinin kendisinden sadır olan kerametleri gizlemesidir. Hak Teâlâ şöyle buyurdu:

قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ

"De ki: Siz göğüslerinizdekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir." (Âl-i İmran, 29)

9. Sabır, vuslat, tevhid ve münacattır: Zira Hak Teâlâ şöyle buyurdu:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

"Ey iman edenler! (Menfaatınızı yenip) sabır (ve sebat) edin, (düşmanlarınıza karşı) sabır yarışı edin, nöbet bekleşin (yurdunuzu ve dininizi çiğnetmeyin) ve Allah’tan korkun ki (bu sayede) kurtuluşa eresiniz." (Âl-i İmran, 200)

10. Batıni bir gözle müşahade ve ledünni ilmini öğrenmektir. Hak Teâlâ şöyle buyurur: 

وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا

"Tarafımızdan ona bir ilim öğrettik." (Kehf, 65)

Şayet şu kırk makamdan herhangi biri nakıs olursa sülûk tamam olup kişi hakka ulaşamaz. Çünkü şartları noksandır. Mesela bir kimse diliyle Allah’ın birliğini ikrar edip kalbiyle tasdik etmezse imanı tamam olmaz. Diğer şartlar da böyledir. Zira şartın intifasından meşrutun intifası lazım gelir. Doğrusunu Allah bilir. İmam-ı Birgivi’nin "Makamat" ismini alan kitap böylece tamam oldu. Allah kendisine rahmet-i vasi’a ile rahmet etsin. Amin!

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 171
Toplam 436329
En Çok 1157
Ortalama 330