İLİM VE HUKUK DÜNYASINA AÇIK MEKTUP! - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

19-04-2022

İLİM VE HUKUK DÜNYASINA AÇIK MEKTUP!..

Bizi susturmak istiyorlar! Bu mümkün değildir; susamayız! Zira biz, kendimizden ve kendiliğimizden konuşmuyoruz ki!.. Biz; din adına, İslâm adına, Peygamber adına, Kur’ân adına ve nihayet Allah adına konuşuyoruz!.. O Allah ki, mülk O'nun, dünya O'nun, ahiret O'nun!.. Kâinatı yaratan O! İnsanı yaratan da O, emir veren de O, Şeriat vaz eden de O!.. Mü'min ve Müslümanın kim olduğunu tayin ve tesbit eden; küfür ve inkâra sapanların kimler olduğunu tarif ve beyan eden, mürtedleri bildiren O'dur!” (A'raf, 54; Yusuf, 40, Maide, 3 ve 44-60)

Binaenaleyh; bütün bir dünyaya, ilim ve hukuk dünyasına hitab ediyor, sesleniyor ve diyoruz ki:

İşte biz buyuz! İşte biz bu gerçekleri ve bu Kur’ân hakikatlerini, Allah'ın mülkünde AlIah'ın kullarına duyurmak, tanıtmak için varız ve bunun için yola çıkmış bulunmaktayız ve işte bunları söylüyor ve bunları yazıyoruz ve yazmaktayız ve bu, bizim tabii vazifemiz ve aynı zamanda hakkımızdır. Ve bu arada diyoruz ki, Anadolu toprakları bizimdir; ümmetindir, idaresi de Müslümanlarındır!..

Kemal ve kemalcılar; bu topraklarımızı, yalan ve hile ile, tehdit ve cebirle gasp etmişlerdir: Darağaçlarını kurmak suretiyle de Şeriat'ımızı kaldırmış, dinî müesseselerimizi yıkmış, idarelerimizi değiştirmişlerdir. İşte biz, bu hakkımızı ve İslâm topraklarımızı, Kur’âni idaremizi istiyoruz! Ve bunu isteme, bizim pek tabii hakkımızdır. Hak isteme ise hiçbir zaman suç değildir. Binaenaleyh, bizi kimse suçlayamaz; bizi kimse terörist diye itham edemez; bize kimse fundamentalist diyemez; ne kemalcılar, ne basın ve ne de dünyanın herhangi bir devleti!.. Diyenler olursa, Söyledikleri bu sözlerin sahibi kendileridir!..

Buyurun işte açık oturum!

Biz bu teklifi; kemalistlere de yaptık, particilere de yaptık ve bütün bir dünyaya da yapmaktayız! Ama çıkmadılar, çıkmazlar da! Çünkü, biliyor ve inanıyorlar ki, Cemaleddin Hoca haklıdır; din onunla beraberdir, ilim onunla beraberdir, hukuk onunla beraberdir! Hakiki dindarlar, hakiki ilim adamları ve hakiki hukuk şinaslar onunla beraberdir. Ve bu itibarladır ki, bu gerçekleri söylemeye ve yazmaya devam edeceğiz! Ama nerede? Nerede olursa olsun; ister Almanya'da, ister herhangi bir devlette ve isterse hapishanenin duvarları arasında olsun ve isterse darağaçlarına doğru yürürken olsun! Ve bundan sonra da "Eserülmer'i ömrühüssani; yani kişinin eseri ikinci ömrüdür," fehvasınca ve Rabb'ülâiemin'in lütuf ve keremiyle bu eserler, dünya insanına sesleneceklerdirl..

İthamlar, tehditler ve tecziyeler:

İlim, hukuk, adalet ve din yönünden bizim karşımıza çıkamıyanlar:

Bize "Kara Ses"diyorlar; bize "fundamentalist" diyorlar ve bizi buna benzer daha nice ithamlarla itham etmenin yanında kendilerinin huzurunu bozacağımızı, haysiyet ve şerefleriyle oynadığımızı söylüyorlar; bunun ötesinde başka millet ve devletlerin ayaklarına kadar giderek bizi kurtarın diye adeta yalvarıyorlar!..

Neyiniz kaldı ki!

Bir ülke düşünün ki, terör ve anarşi almış yürümüş; günde bir kaç adam öldürülmekte, köyler basılmakta, yollar kesilmekte, evler yıkılmakta, adamlar kaçırılmaktadır! Şu yazıyı kaleme aldığım saatta doğuda 35 ölü, 180 tutuklama hadisesini TRT nakletti. İşte böyle bir memlekette huzurdan söz edilir mi? Bir memleket düşünün ki, o memleketin devletinde hırsızlık, vurgunculuk, rüşvet almış yürümüş, hem de devlet adamları tarafından, hem de yüksek trajlıgazeteler tarafından! İşte böyle bir devletin şeref ve haysiyetinden bahsedilir mi? Öyle bir memleket düşünün ki, o memleketin sakinleri ve hatta milletvekilleri; "Artık bu memlekette hükümet kalmadı!.." derlerse, artık o millette huzurdan ve güvenden söz edilir mi?

Düzeltme ve islah:

Cemaleddin Hoca'nın yapmak istediği düzeltme ve ıslahtan başka nedir ve ne olabilir? Kur’ân'a, Şeriat'a ve Allah'ın dinine dayanarak, “Kur’ân elde, Peygamber önde" yürüyerek hakkı ihkak, adaleti tesis etmekten başka bir şey midir onun yapmak istediği.

İşte Cemaleddin Hoca ve beraberinde olanlar; ve işte Kemal ve kemalcılar! Şimdi dünya hukukçularına ve dünya devletlerine, bu arada Alman devlet yetkililerine ve hukukçularına düşen birşey var! O da hakkı ihkak, adaleti tesise çalışan, hareketin üzerinden on seneden fazla bir zaman geçtiği halde kimsenin burnunu bile kanatmayan ve kimsenin hak ve hukukuna en ufak tecavüzde bulunmayan Cemaleddin Hoca ile beraber olup ona yardımcı olmak mıdır, yoksa kemalcılardan yana olup Anadolu insanının bir an önce yıkılışını hızlandırıp tamamlamak mıdır? Bu sualin Cevabını ilim ve hukuk ehlinden sormaktayız!..

Sözü, tarihî iki şahsiyet ile bitirelim:

Bunlardan biri Bismarck diğeri de Necaşi. Bunlardan biri ilmî araştırma yapmadan konuşmamış, gerçekleri gördükten sonra da susmamıştır ve bu iki vasfiyle gelecek nesillere örnek olmuştur. İşte bu, Alman devlet adamı Bismarck'tır! şöyle diyordu:

"Ben dünyadaki dinî eserleri tetkik ettim, hiçbirinde, değil ki bir milletin, bir ailenin bile huzurunu sağlamaktan uzak gördüm! Fakat Muhammedîler'in kitabı müstesna! Zira ben, Kur’ân'ı tetkik ettim her kelimesinde büyük hakikatlar gördüm! Ya Muhammed!  Sana muasır bir vücud olmadığımdan dolayı müteessirim! Fakat huzurunda hürmetle eğilirim!.."

Necaşi: 

Hz.Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Peygamber olarak gelmişti. Mekke insanına gelen ayetleri tebliğ ediyordu. Hususiyle Tevhid'den ve Tevhid akidesinden söz ediyor, insanları kula kul olmaktan, puta kul olmaktan kurtarmaya çalışıyordu.

Onun tebligatı ve Allah'ın hidayeti neticesinde bir cemaat teşekkül etmişti. Fakat gelin görün ki, bu bir avuç Müslümana müşriklerin yapmadıkları kalmadı. İşkencenin her türlüsünü denemişlerdi ve bütün güçleriyle Tevhid hareketini durdurmaya çalışıyorlardı. Günden güne şiddet bulan ve mukabilinde kaba kuvvete başvurmalarına da müsaade edilmeyen bu insanlar, peygamberlerine müracaat ediyor, ondan aldıkları işaretle Habeşistan'a iltica ediyorlardı. Bunun haberini alan Mekke müşrikleri, hatın sayılır kişileri büyük büyük hediyelerle Habeşistan kralına ve aynı zamanda Hz. İsa'ya ve İncil'e inanan Necaşi'ye gönderdiler. Ve bunlar vasıtasiyle, siyer kitaplarında kaydedildiği gibi, Müslümanları karaladıkça karaladılar; o yolda her türlü yalan ve iftiralar yapmaktan çekinmediler. Ve kendisine sığınanları geri çevirmesini kraldan istediler. Fakat Necaşi, bütün bu ısrarlarına rağmen, gelenleri onlara teslim etmedi ve "Ben onları da dinlemeden size teslim edemem!" dedi!..

Necaşi, Mekke'den gelen Müslümanları huzuruna alır ve onları iyice dinledikten sonra, götürmek üzere gelen kişilere dönerek, "Ben bunları sizlere teslim edemem; bunlar hiç de sizin dediğiniz cinsten değildir; bunlar temiz insanlardır, dinlerininin icablarını rahatça yerine getirmek üzere benim ülkeme gelmişlerdir; binaenaleyh, ben bu Müslümanları size asla teslim edemem, geldiğiniz yere dönün, sizin hediyeleriniz de bana lazım değil..." demiş. Arkasından Müslümanlara dönerek haydi siz de benim memleketimde rahatça ve huzur içinde dinî vecibelerinizi yapmaya devam edin demişti!..

Kıssadan hisse:

Bizde Aمman milletine ve onun idarecilerine sesleniyor ve diyoruz ki:

Size yakışan, dedeleriniz mesabesinde olan tarihî bu iki şahsiyyeti takib etmenizdir. Yoksa yalancılıkları, vurgunculukları, Tansu Çiller'ine varıncaya kadar, adam kayırmaları, televizyon ekranlarında ve bütün dünyanın gözleri önünde ortaya çıkan kemalist idarecileri ve onun vurguncu ve soyguncu basınını değil!

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 126
Toplam 435095
En Çok 1157
Ortalama 330