İKTİSADÎ SİSTEMLER - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

07-04-2022

İKTİSADÎ SİSTEMLER

Muhterem işçi ve işveren kardeşlerim!

İş ve işçi hukukunda, mal ve mülk hukukunda birçok sistemler, düzenler vardır. Bunlardan sadece ikisi üzerinde duracağım: Bunlar kapitalizm ile komünizmdir. Bu iki iktisadî düzen birbirine terstir ve aşırı uçlardır; Biri çok ileri gitmiş, diğeri de çok geri kalmıştır!

Kapitalizm:

Kapitalist düzen, ferde mülkiyet hakkı tanımış ise de meydanı sermaye sahiplerine bırakmış ve onlara sınırsız ve kayıtsız kazanma ve harcama selahiyeti vermiştir.

Asıl kapitalist düzende parola, "Bırakın kazansın!" şeklinde olup kazanmada hiçbir kayıt tanımaz. Ferdî mülkiyetin mutlak manada serbestisine, kazanç elde edilebilen her yerden ve her şekilde çalışıp kazanma hürriyetine dayanır.

Kapitalist düzenin faydaları şu şekilde sıralanabilir:

1- Kapitalist düzen; İnsanlık genel haklarındaki hürriyetleri fertlere tanır ve kabul eder; Fikir hürriyeti, söz hürriyeti, mesken hürriyeti, mülkiyet hürriyeti, evlenme ve aileye sahip olma hürriyeti gibi... Bunlar kapitalist düzende vardır!

2- Kapitalist düzende fertlerin çalışma ve kazanmaları için gelir kaynakları arkasına kadar açıktır. İnsana çalışma aşkı, kazanma şevki verir. Kapitalistler her geçen gün çalışmalarının semerelerini görerek daha ileri hamleler yaparlar ve müşterilerine beğendirmek içini daha üstün kalitede mal imal ederler!

Fakat kapitalist düzenin bu faydaları yanında çok büyük zararları ve mahzurları da vardır. Şöyle ki:

1- Asıl kapitalist düzende; Para ve malın, altın ve gümüşün, her şeyin başında geldiği, hatta her şeyin yerini tuttuğu fikri hâkimdir. Değer ölçüsü paradır. Bu fikre sapan insan, artık ister istemez ahlak ve fazilet duygusundan, hatta edep ve haya perdesinden uzaklaşır, "Para, para!" der durur. Her türlü kazanç yollarına başvurarak, mana ve faziletten, insaf ve adaletten uzak, maddi bir hayat içerisinde çırpınacaktır!

Faiz, rüşvet, karaborsacılık, yalan, hile ve desise bu sistemde mübah ve meşru bir kazanç yolu sayılacak, servetin pek az kişilerin elinde toplanmasına yol açacak; İşçi, fakir ve küçük sermayeli insanların ezilmelerine, sömürülmelerine ve nihayet sefıl bir hayat yaşamalarına sebep olacaktır. Bütün bunlar ise cemiyet için felakettir!

2- Kapitalistler her türlü kazancı meşru saydıklarından mal, mülk, para yığınlarını ele geçirmiş olacaklar; Ahlakî ölçülerden ve manevî baskılardan uzak bulundukları İçin de sevk ve eğlenceye, alabildiğine lüks ve İsrafa dalacaklardır.

Bunların bu hali, emeğinin karşılığını alamayan, sırtına gömlek, karın tokluğu ekmek bulamayan işçi ve fakir sınıfının kalbini rencide edecek, kin ve husumet ateşini alevlendirecektir. Ve bu iki sınıf arasında hürmet ve merhametten, sevgi ve saygıdan eser kalmayacaktır. Bu hal devam ettiği müddetçe toplum arasında huzursuzluk alıp yürüyecek, ayaklanmalar, İhtilaller birbirini takip edecektir!

İşte bütün bu halleriyle kapitalist düzen insan yaratılışına, insan tabiatına, insan yaşayışına uygun değildir. İctimaî kaidelere de uygun değildir; Yapıcı ve birleştirici değil, bozucu ve bölücüdür! Maddeci olup, manadan uzaktır! İnsani ve ideal değildir! Bu sebepledir ki, bu düzen artık iflasa mahkûm olmuştur!

Komünizm ve komünist rejim:

Komünizm, kapitalizmin aksine ferde mülkiyet hakkı tanımaz. "Hiç kimse mal sahibi, servet veya para sahibi olamaz!" Bu rejimde "Bu benimdir, şu senindir!" diye bir şey yoktur. Tek başına hiçbir İnsan bir hakka sahip değildir, bir hakka mâlik değildir. Arzu ettiği şekilde bir malı kullanamaz! Mal, mülk, üretim vasıtaları fertler arasında müşterektir, dolayısıyla cemiyetindir. Askerlikte olduğu gibi vatandaş devlet namına çalışır, devlet namına kazanır! Buna karşılık devlet de vatandaşın günlük ihtiyacını karşılar. İşte o kadar!..

Komünist rejim iktisadî alanda şu prensibi ileri sürer:

"İnsan gücü yettiği kadar çalışacak, ihtiyacı kadar sarf edecektir!"

Bu sistemin bazı faydalı tarafları olduğu ileri sürülürse de bunlar kırıntılar halindedir, kayda değer değildir, sathi ve aldatıcıdır. Mahzur ve zararları ise çok büyük ve çok müthiştir; insanlık için yıkıcı bir afet ve öldürücü bir darbedir!

Komünizmi kabul etmek neye benzer biliyor musunuz? Pireye öfkelenip yorganı yakmaya benzer. Yorganı yakmada fayda var mı? Varya; Pire de yandı, ondan kurtulduk. Ama bu, sizi en azından yüz liralık zarara soktu, değil mi? Bu akıl kârı mıdır? Hayır! Çünkü pireyi, yorganı yakmadan başka bir yolla da öldürmek mümkündü: DDT'Iersin veya kaynar suya sokarsın yorganı, pire de ölür gider. İşte komünizmi kabul etmek de pire için yorganı yakmaya benzer; Kırpıntılar halinde, önemsiz faydaları elde etmek pahasına insanlığını kaybetmek demektir. Bu hususu biraz daha açıklayalım:

Komünizmin ileri sürülen faydaları:

1- Komünist rejim herkese çalışma ve harcama sahalarında eşit haklar vereceğini, aradaki mal-mülk farkını kaldıracağını vaad eder. Buna imkân var mı ve bu bir adalet midir?

Hayır! Böyle bir eşitliğe ne imkân vardır, ne de bu bir adalettir! Çünkü insan yukarıda da gördüğümüz gibi, bazı temel hak ve nimetlerde eşit iseler de doğuştan gelen ve yaratılışa bağlı bulunan diğer bazı vasıf ve karakterlerde farklıdırlar. Mesela: Bütün insanlar aynıderecede zekâya sahip değillerdir, herkes aynı seviyede beden gücüne, kol kuvvetine sahip değildir; Birine kolay gelen iş diğerine zor gelebilir. İşte bu ve bu gibi konularda bütün insanların eşit olduğunu hangi akıl iddia edebilir?!.

2- İnsanlar arasında bu derece açık ve zarurî farklar ortada durup dururken, bütün insanları aynı muameleye tâbi tutmak, kazanç sağlamada ve harcamada aynı ölçülere bağlamak adalet midir? Değildir!

O halde komünizm hayranları, çalışmada eşitliği nasıl sağlayacaktır? Buna imkân var mı? Çalışmaları eşit olmayan kimselere eşit haklar verirlerse ne olur? Adalet olur mu? Fazla çalışan, iyi iş yapanlarla böyle olmayanları bir tutmuş olmazlar mı? Bu birincilere zulüm, ikincilere iltimas olmaz mı? Komünist ülkelerde değil erkeklerin, kadınların bile ağır işlerde, taş ocaklarında zorla çalıştırıldığı bir vakıadır.

Adaleti temin için yapılacak tek bir şey vardır: O da tabiatını, insan yaratılışını değiştirip, her insanın eşit zekâya ve kabiliyete, eşit beden yapısı ve kol kuvvetine, eşit çalışkanlık ve beceriye sahip olmasını sağlayabilmektir; Maddî-manevî her yönüyle eşit olma haline getirebilirler, o zaman iddialar doğru olur, o zaman "Her insan her yönüyle eşittir, dolayısıyla her yönden eşit haklara sahiptir!.." diyebilirler.

Ama bunu yapabilirler mi? Buna güçleri yeter mi? Yapmalarına imkân ve ihtimal var mı? Hayır! Yapamazlar, insan tabiatını, insan yaratılışını değiştiremezler, onu her yönüyle eşit yapamazlar. O halde tezleri doğru bir tez, isabetli bir görüş değildir! Ve nihayet bu bir adalet değildir! Zekâlı ve zekâsızı, kuvvetli ile zayıfı, çalışkanla tembeli eşit tutmak, adaletin değil adaletsizliğin, haklılığın değil haksızlığın ta kendisidir!

Adalet kelimesini yanlış anlamamak lazım. Adalet demek, toplumun her ferdini yine toplum içerisinde layık olduğu mevkiye yerleştirmektir! İnsan olma bakımından, hürriyet ve mülkiyet hakkına sahip olma bakımından, haysiyet ve şerefe sahip olma bakımından ve nihayet AIlah ve hâkim huzurunda aynı muameleye tabi olma bakımından, ırk ve renkleri, dil ve meslekleri ne olursa olsun eşit işleme tâbi tutulmaları adalettir. Yoksa adalet, her insanın malca, servetçe, paraca eşit olması değildir; Buna imkân yoktur! Bu ilahî bir hikmettir; İlahî nizam bunu gerektirmektedir!

Bu itibarla:

Bir cemiyet içerisinde zenginlerin de, zengin olmayanların da bulunması zaruridir.

İster istemez cemiyet fertleri birçok tabakalara ayrılır: Bir kısmı kuvvet yoluyla yapılacak işleri, bir kısmı ilim ve fenne dayanan işleri yapacak, diğer bir kısmı da eğitim ve öğretim işlerini yürütecektir. Herkes kendi zekâ ve kabiliyetine göre çalışacak, toplumuna hizmet edecektir.

Allah'ın hükmü ve takdiri böyledir. Bunu kimse değiştiremez! Nitekim Cenab-ı Hakk, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: 

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّاۜ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

"Rabb'inin rahmetini onlar mı taksim edip paylaşacak? Oysa, dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine iş gördürmeleri için (mal ve servetçe) kimini kimine derece derece üstün kıldık. Fakat senin Rabb’in rahmeti onların biriktirdiğinden hayırlıdır!" (Zuhruf, 32)

Muhterem okuyucularım! Bu ayet-i celile'yi ilmî bir şekilde incelersek görürüz ki, ayetin baş tarafı iktisad politikasına temas ediyor ve iktisadın kendi haline serbest bırakılmasının gerektiğine işaret ediyor. Buna göre, herkes kendi iktisad ve kabiliyetine, istek ve arzusuna uygun bir kazanç yolu seçip hür iradesiyle çalışacak ve kazanacaktır. Bu arada kimsenin müdahalesiyle karşılaşmayacaktır. Ayetin son kısmı da sosyal adalet ve umumî dayanışma ile ilgilidir. Genel dayanışmaya ve sosyal yardımlaşmaya önem vermenin, doymak bilmez, muhteris ve cimri birkaç zenginin sivrilmesine, tercih edilmesinin gerektiğini ifade etmektedir.

Bu itibarla ayet-i kerime serbestçe para kazanıp zengin olmayı hedef alan iktisat politikası ile insanı ve İnsanlar arasındaki dayanışma ve yardımlaşmayı gaye kabul eden sosyal-politika arasında telif-i beyn yapmakta ve orta bir yol tutmaktadır. Terazinin bir kefesine birini, diğerine de birini koyarak bir denge kurmaktadır. Ve binnetice iktisadî hayatta insan ruhuna, insan tabiatına tıpa tıp uyan âdil ve dengeli bir iktisat sistemi kabul etmekte, aşırı uçlardan ibaret olan kapitalizm ve komünizm gibi iktisad sistemlerini reddetmektedir!

3- Komünistler, "Kapitalistlerin, sermayedarların işçileri, fakirleri ezmelerine, sömürmelerine mani olacağız!" diyorlar ve bunu vaad ediyorlar.

Acaba bu vaadlerini yerine getirmişler midir? Elbette, hayır! Getirmemişlerdir! Çünkü -aşağıda da görülebileceği üzere- sermayedarların işçileri sömürmelerinin yerini, komünist memleketlerde azılı komünistlerden meydana gelen diktatör devletin sömürmesi almıştır. Bu, yağmurdan kaçarken doluya tutulmaya benzer; Akıl kârı değildir!

Komünist rejimin zararları:

1- Komünizm bir dikta rejimidir:

Komünist rejimde, işveren şahısların yerine devlet geçmiştir. Küçük patronlar ortadan kalkmış, devlet gibi tek ve büyük bir patron hüküm sürmeye başlamıştır. Böyle olunca ne olmuştur? İşçinin çalışma hürriyeti, iş seçme hürriyeti elinden alınmıştır. Artık işçi patrona karşı kızıp gidemez, "Ben sana çalışmıyorum, gider başkasına çalışırım!" diyemez. Ama işveren şahıs olunca işçi, iş yapma hürriyetine sahiptir, dilediği işverenle anlaşır, hesabına gelirse çalışır. Memlekette kanun vardır; Kanunî mevzuat çerçevesinde haklarını arar ve alır. Bu güzel ve yerinde bir şeydir. Ama komünizm bunu ve bu hürriyeti ortadan kaldırmıştır. İster istemez kendisine verilen işi yapacaktır ve yapmaya mecburdur. Demirperde arkasında halk, boyunduruğa koşulan bir hayvan veya yerine oturtulan bir makine haline gelmiştir. Bu da insanlığa indirilen acı bir darbedir!

Demek oluyor ki; Komünist rejim, zenginin elindeki malını alıp, onu fakir yapıyor, işçi yapıyor; İşçiye de, fakire de bir şey kazandırmayıp sırasında sesini çıkaramayacağı, hakkını alamayacağı devlet gibi bir patronun eline veriyor.

2- Komünizm insan yaratılışına aykırıdır:

Bu rejim insanda kazanma merakını öldürür, çalışma zevk ve şevkini söndürür. Dolayısıyla insan yaratılışına, insan tabiatına karşı gelir. Çünkü İnsanın yaratılışında, onun hamur ve çamurunda nasıl ki, cinsî arzu ve temayül varsa, kazanma merakı, kazandığına sahip olma temayülü, zengin olma arzusu da vardır. Ve ancak bu merak saikasiyle ve bu arzu sebebiyledir ki, insan yıImadan-yorulmadan çalışır, hatta zevk ve şevk duyar.

Şayetsiz, kazanma merakını, kazandığına sahip olma hakkını insanın elinden alırsanız, o insan tabii haklarından mühim bir unsurunu kaybetmiş olacak, dolayısıyla hırçınlaşmış, hayata küsmüş bulunacaktır. Artık İşi angarya kabul edip zoraki çalışacak, istemeyerek çalışacaktır, dipçik altında çalışacaktır. istemeyerek yapılan İşin de pek tabii ki hayrı olmayacaktır. İşler aksayacak, randuman alınmayacaktır; Çalışan halkın boğazından kesilecek, giyiminden kısılacaktır; Millet sefil ve perişan olacaktır!

Binaenaleyh, komünist rejim dünya hayatını zehirlemiş, insan mutluluğunu değil, huzursuzluğunu, perişanlığını meydana getirmiştir!

3- Komünizm hürriyet düşmanıdır:

Komünist rejim, mutlak manada bir dikta rejimidir. Bu rejim vatandaşın elinden mülkiyetini almakla kalmaz, aynı zamanda onun hürriyetini de alır. Ona esaret zinciri vurur ve onu, köle haline getirir!

Komünist memleketlerde normal seçme ve seçilme hakkı yoktur; Söz, yazı hürriyeti yoktur; Seyahat hürriyeti yoktur! Haddine mi düşer: Bir vatandaş kalkıp da hükümeti veya hükümet erkânını tenkid etsin, komünizmin aleyhinde tek kelime konuşsun, komünist partisine muhalif bir parti kursun?!. Hangi gazete böyle bir partinin görüşlerini yayınlayacak, böyle bir partinin kurucuları hangi vasıtalarla dolaşacak? Derhal adamın ağzına ot tıkarlar, rejim düşmanı diye ilan ederler ve kurşuna dizerler!

İhtilal ve silah kuvvetiyle kurulan bu rejime "İşçi diktatörülüğü" denirse de bu, kuru laftan ibarettir!

Herkesçe mâlum olan bir şeydir ki, mesela bugün Rusya'da işçilerin, çiftçilerin ve diğer hizmetlerde çalışanların hepsi Komünist Partisi üyesi değildir. Kayıtlı olanların sayısı yüzde onbeşi geçmez. Bu rejim görünüşte işçi diktatörlüğü ise de gerçekte hiç de öyle değildir; Komünist partisinin azgın liderlerinin diktatörlüğüdür!

Demek oluyor ki, komünizm denen rejim, insanın elinde yalnız mülkünü, servetini almakla kalmıyor, aynı zamanda hürriyetini de alarak onu köleleştiriyor!

4- Komünist rejim din düşmanıdır:

Komünizmde din hürriyeti yoktur. Komünizmle din, hele İslâm dini asla bağdaşmaz! Çünkü din ferde mülkiyet hakkı tanır, hürriyet hakkı tanır, ibadet hürriyeti tanır, seyahat hakkı tanır, seçme ve seçilme hakkı tanır, Allah'ın varlığını kabul eder, ahiret hayatına inanır. Komünizm ise, görüldüğü üzere, bütün bunları ortadan kaldırır! Allah'ın varlığına inanmaz, öldükten sonra dirilmeye inanmaz; Dini hurafe sayar, gericilik sayar!

Esasen dinin var olduğu bir memlekete komünizm kolay kolay giremez! İslâm dinini kendine en büyük engel sayar ve düşman bilir, onu yıkmaya, yok etmeye çalışır!

Muhterem kardeşlerim! Şurasını çok iyi biliniz ki, komünizm, yalnız iktisadî bir sistem değildir; Yani yalnız mülkiyeti kaldıran, bu hakkı ferdin elinden alıp devlete mal eden bir rejim değildir. Bununla kalmaz, aynı zamanda vatandaşın dinine, imanına küfreder, Allah ve Peygamber'ini unutturmaya çalışır, ahiretini inkâr eder, ruhun varlığını kabul etmez; Hayatın yalnız bu dünyadan ibaret olduğunu söyler, ölümle her şeyin son bulacağı fikrini telkin eder ve nihayet "Yirminci asır gelmiştir, ilim çağı doğmuştur, artık bundan sonra insanın Allah'a, dine, ahirete ihtiyacı yoktur, esasen bunlar hurafedir, din gericiliktir, cennet-cehennem masaldır!.." derler.

Komünist liderlerin ve bazı ileri gelenlerinin din düşmanlığı konusundaki bazı sözlerini kaydediyorum:

"Her din fikri, her Allah fikri, hatta tanrı fikrine yaklaşmak bile son derece süflî bir iştir, alçaklıktır. En tehlikeli cinsten bir kötülük, en iğrenç bulaşıcı bir hastalıktır!" (Lenin, Eserler, c. 35, s. 88-99)

"... Din bir nevi manevî tuzaktır ki, sermayenin kölesi olanlar, kendi insanlıklarını ona kaptırmışlardır!" (Lenin, Eserler, c. 10, s. 65-66)

"Din afyondur. Marks’ın bu düsturu din meselesinde marksizmin bütün dünya görüşünün bir temel taşıdır!" (Lenin, Eserler, c. 15, s. 371)

"Din özü itibariyle ilim aleyhtarı ve sömürücü mahiyeti dolayısıyla komünizmle uyuşmaz! Din daima gericidir; Yeni şartlara uydurulsa da, Allah’a ve ahirete olan inancı devam edecektir ki, bu inanç ilme ve komünizme aykırıdır ve daima aykırı kalacaktlr!" (İlim ve Din, Moskova, Sayı: 4, Nisan/ 961)

"Hiç şüphesiz biz komünistler, kelimenin tam manasıyla Allah'sızız, hiçbir dine inanmayız!" (Çang-Çi Yi, Çin Komünist Partisi Birleşik Cephe, Pe- king, 4 Nisan 1962)

"Komünistler Allah'sız ve tam manasıyla maddecidirler. Onlar, dinin de diğer şeyler gibi büyüme, gelişme ve sönme gibi devirlerden geçtiğine inanırlar ve yine sanırlar ki, din cemiyet için bir afyondur, bir zehirdir!" (Felsefî Araştırmalar, Peking, 15.2.1958)

"Ama komünistler iktidarı ele geçirinceye kadar bu kadar açık konuşmazlar: Allah'sız olduğumuzu programımızda açıkça ilan etmiyoruz. Hıristiyanları ve Allah’a inananları partiye alıyoruz. Çünkü ihtilal mücadelesinde birlik bizim için mühimdir!" (Lenin, Eserler, c. 10, s. 68-69)

Dinsizlik, komünizmin ana prensibidir! Rusya'da her şehirde din aleyhtarı müzeler vardır, devamlı surette dinsizlik neşriyatı yapılır. Bütün çocuklar, dinsizlik öğretildiği devlet okullarına gitmeye mecbur edilir. Nitekim Komünist Dergisi'nin Ocak 1963 tarihli nüshasında yazıldığına göre, Moskova'daki Sosyal İIimler Akademisi'nde "Ateizm Enstitüsü" kurulmuştur. Gayesi de burada yetiştireceği imansızlarla Allah varlığını inkâr ettirmek, insanların bilhassa okul çağındaki nesillerin kafasından Allah fikrini silmektir!

Kardeşlerim! Görüldüğü üzere, komünistler din kabul etmezler, dine "Zehir!" derler, "İlimdışı, çağdışı!" derler, "Hastalıktır, tuzaktır!" derler, "Sömürücülerin işçi sınıfını kullanma silahı!" derler. Fırsat buldukça kendilerinin Allah, Peygamber kabul etmediklerini söylerler!..

Demek oluyor ki, komünizm yalnız zenginliğin düşmanı değil, aynı zamanda dinin de düşmanıdır, ahlakın da düşmanıdır; Bir cümle ile insanî değer ve kıymetlerin düşmanıdır! Bütün bunları iki kelime ile ifade edecek olursak: "Komünizm rejimi kölelik ve kâfirlik rejimidir ve dolayısıyla bir insan hem komünist hem hür, hem komünist hem de müslüman olamaz!

O halde kardeşlerim! Halimize razı olup şükredelim; Birbirimizi sevip sayalım, birbirimizin hukukuna riayet edelim! Şunun veya bunun sözüne kanmayalım! Sonra "Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan oluruz!" Sonra her şeyimiz, mülkiyetimiz, hürriyetimiz, dinimiz ve mukaddesatımız elimizden gider! Kimimiz mezara gömülür, kimiz Sibirya'ya sürülürüz! Dünya da gider, ahiret de gider!..

Bu memleket, bu vatan hepimizindir; Hürriyet hepimizin hakkıdır! Mülkiyet hepimizin hakkıdır! Din hepimizin hakkıdır! Bunları koruma da hepimizin hakkı ve vazifesidir! El ele verip birbirimize yaklaşacağız, kaynaşacağız, güç ve imkânlarımızı birleştirip atalarımızdan devir aldığımız bütün bu mukaddes değer ve emanetleri koruyacak, dine-diyanete bağlı, vatan ve milletini seven ve sayan, dost ve düşmanını tanıyan, yetiştireceğimiz yeni nesle teslim edeceğiz! Artık ölüp giderken gözümüz geride kalmayacaktır!

İslâm ve insan düşmanı olan kızıl rejim karşısında daima uyanık olmamız, tetikte bulunmamız, bunların canlarına ot tıkıyacak tedbirler almamız lazım gelmektedir. Ve bu kızıl belayı memleketimize sokmamak için bilhassa ilim adamlarımıza, din adamlarımıza, işveren ve işçilerimize çok mühim vazifeler düşmektedir!

İlim adamlarımıza düşen vazife:

Öğretmenlerimiz, profesörlerimiz gibi bütün ilim adamlarımız, komünizme karşı çıkmalı, bu rejimin ilme uymadığını, insan yapısına uymadığını, iktisadî hayata uymadığını, sosyal hayata uymadığını, tersine bütün bunlar için felaket olduğunu, yıkıcı darbe olduğunu, insanı insanlığından uzaklaştırıp hayvanlaştıracağını, bu kızıl rejimin uygulandığı memleketlerin demirperde ile çevrildiğini, bunun sebebinin de komünistlerin, dünyaya cennet diye ilan ettikleri memleketlerinin hakikatta korkunç birer cehennem olduğunun bir taraftan dünyaca bilinmemesine, diğer taraftan da ızdırap ve sefalet içinde kıvranan halkın kaçmasına engel olunmasına mâtuf olduğunu delillendirerek, misallendirerek okul sıralarında, üniversite sınıflarında okuyan bu milletin masum çocuklarına anlatacaklar, ikaz ve irşad edeceklerdir. Bu husus onların başta gelen vazifelerindendir! Eserleriyle, neşriyatlarıyla, radyo ve televizyondaki konuşmalarıyla de halkı aydınlatacaklardır. İlim sahibi olmak, vatanperver, memleketsever olmak bunu gerektirir!

Din görevlilerimize düşen vazife:

Diyanet teşkilatı (Meşihat Makamı) mensupları, bütün din âlimleri de mühim bir sorumluluğun altındadırlar. Bunlar da komünizm denen felsefenin, dine, diyanete uymadığını, üstelik dinin amansız düşmanı olduğunu; Bir müslümanın komünist olamıyacağını, olursa dinden çıkacağını vaaz ve irşadleriyle, beyan ve yazılarıyla halkımıza anlatacaklar, yeteri kadar ikaz ve irşad edeceklerdir!

Çünkü komünizm aç midelere hitab ederek gelmekten ziyade, aç gönüllere hitab ederek gelir, manevî boşluktan, dinî duygunun zaafından geniş çapta faydalanır. Fakat din görevlileri halkı dinî yönden aydınlatır, maneviyatla onları techiz eder, gönüllerini doyururlarsa, bu belanın gelmesine, sızmasına imkân kalmaz!

Komünizme karşı en büyük silah dindir, İslâm'ı bütün gerçekleriyle bilmektir!

İşverenlerimize düşen vazife:

İşveren kardeşlerimiz de çok uyanık olmalıdırlar. Yukarıda da anlattığımız gibi, işçilerini incitmeyecek, haysiyet ve şereflerine dokunmayacak, haklarına riayet edeceklerdir; Teri kurumadan ücretini verecek, onların sevgisini kazanacak ve dualarını alacaklardır!

Ayrıca, sene sonunda zekâtını da hesap edip kuruşu kuruşuna verecek, muhtaçların kırkta bir haklarını yemeye tenezzül etmeyeceklerdir. İcabında faizsiz ödünç para vererek işçilerin ve diğer fakir-fukaranın yaşayışlarını kolaylaştıracaklardır. Sosyetik ve lüks bir hayat değil de meşru ve normal bir hayat yaşıyacaklardır!

Ve nihayet işçilerini kardeş bilip sevecekler, kanunî hak ve vecibelere harfiyyen riayet edeceklerdir. Böyle yapmaları, hayat ve servetlerinin garantisi, dünya ve ahiret saadetlerinin teminatıdır!

İşçilerimize düşen görev:

İşçi kardeşlerimize de mühim görevler düşmektedir. Yukarıda da görüldüğü üzere, onlar da meşru ve kanunî haklarına razı olacak, iş ve işyerini zarara sokacak şekilde fazla ücret istemeyecek, anlaşma gereğince çalışmasını tam ve mükemmel bir şekilde yapacaklardır. İşverenin malına, kazancına göz dikmeyecek, makinasına, âlet ve edevatına hiyanet etmeyeceklerdir. Komünizmin uşaklığını yapanların propagandalarına kulak vermeyecek, işverenleri kardeş bilip seveceklerdir!

(İslâm) Devleti’mize düşen vazife:

Ve nihayet (İslâm) Devleti'mize ve devlet adamlarımıza da bu konuda çok mühim hizmetler düşmektedir. (İslâm) Devleti'miz ve devlet adamlarımız, son derece uyanık olacak, "Su uyur, düşman uyumaz!" atasözünü unutmayıp elleri tetikte olacaklardır. İnsanlık düşmanı olan bu rejimi yaymak isteyenleri bulup meydana çıkaracaklar, bunlarla asla müsamaha etmeyeceklerdir. Üstelik bunların ilim düşmanı, insanlık düşmanı, vatan düşmanı olduklarını ilan edecek ve nihayet layık oldukları cezayı vereceklerdirl

İşçilerimize iş sahası hazırlayacak, işçi ve işveren münasebetlerini âdil bir şekilde düzenleyeceklerdir.

Yapıcı basın ve yayına önem verecek, bölücü ve yıkıcı neşir vasıtalarına meydan vermeyeceklerdir!..

İşte aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bütün bir millet el-ele verip çalışırsak, bu memlekette komünizm gibi yıkıcı cereyanlar iltifat göremez, yüz bulamaz ve asla giremez! Şehidler diyarı bu güzel yurdumuzda, necip milletimiz hürriyetine sahip, mülkiyetine sahip, dinine bağlı, tarihine bağlı bir şekilde yaşayacaktır. Muhterem ecdadımızın bizlere emanet ettikleri mukaddesatı korumuş, yaşatmış olacağız. Ve bu suretle bir taraftan ecdadın ruhunu şâd etmiş, bir taraftan da gelecek nesle karşı vazifemizi yapmış olacağız! Cenab-ı Hakk hepimizi muvaffak buyursun!..

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 362
Toplam 529718
En Çok 1316
Ortalama 348