KÖRFEZ SAVAŞI HAKKINDA SUALLER VE CEVAPLAR - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

20-04-2022

KÖRFEZ SAVAŞI HAKKINDA SUALLER VE CEVAPLAR[1]

 

Sualler;

  1. Bu savaş meşru bir savaş mıdır?
  2. Bu savaşa katılanlar şehid olur mu?

Cevaplar:

  1. Bu savaş meşru bir savaş değildir.
  2. Bu savaşa katılanlar ne gazi olur ne de şehid.

Gerekçe:

  1. İnsanımızın, savaşa katılmasına veya katılmamasına Şeriat izin verir, buna dair fetva alınır. Fetva demek, o işte Şeriat sahibi Rabb’ülâlemin’in izni ve müsaadesi vardır demektir.
  2. Meselenin özel tarifi:

Bu ülkelerde yönetim tamamen veya kısmen İslami değildir. İslami olmayan yönetimler şirktir. Şirk olan bir rejimin emriyle ve kararıyla yapılan bir savaş, yukarıda da söylediğim gibi şer’i değildir. Şer’i olmayan bir savaşta ölenler şehid olmazlar.  

  1. Savaşta ölenlerin şehid olabilmeleri için yapılan savaş İslam hukukuna uygun olmalıdır. Bu ölçülere riayet edilmelidir ki, yapılan savaş meşru olsun. Mesela: İslam savaş hukukunda çocuklar, hastalar, yaşlılar, savaşa katılmayan kadınlar, savaşa katılmayan âlimler, ruhaniler hedef alınmaz ve öldürülemezler.

Bugünkü savaşlarda ise buna riayet edilmemektedir; havadan atılan bombalar, karadan atılan gülleler binaları tahrip etmekte, çocuk-hasta, ihtiyar-kadın demeden yerle bir edilmektedirler. 

İşte böyle olan savaşlar, İslami değildir! 

  1. İ’la-i Kelimetullah: İki türlü devlet şekli vardır: Şeriat devleti, tağut devleti. Savaşanlar da Kur’an’ın bayanıyla ya Allah yolunda ya da tağut yolunda savaşırlar. İslam’ın istediği ve izin verdiği savaş, Şeriat için İla-i Kelimetullah için yapılır. Allah’ın dinini, Allah’ın Şeriatı’nı, Allah’ın kanunlarını devlete ve insan fertlerine hâkim kılmak için yapılır. Körfez bölgesini tehdit eden savaşın da İ’la-i Kelimetullah için yapılacağını, yapılmakta olduğunu görmüyoruz, görmek mümkün değil, gösteremezsiniz.

Şöyle ki:

  1. Şeriat’ı çoktan kaldırıp, İslam’la bağdaşmayan kanunları getiren ve bir ölüyü put kabul edip arkasından giden Türkiye’de mi?
  2. Keza; Şeriat’ı hâkim kılmak için yola çıkan İhvan-ı Müslimin’e ve benzeri kuruluşlara kan kusturup imha eden Suriye ve Mısır yönetiminde mi?

c)           Kendi mezheplerine göre yönetimi İslam’laştırmaya çalıştı ve ona göre idareyi düzenledi diye Amerika’nın, Suud’un ve Kuveyt’in tahrik, teşvik ve yardımlarıyla savaşan, milyonlarca mal ve can kaybına sebebiyet veren Irak yönetiminde mi?

d)           Yoksa Filistin halkını yerinden ve yurdundan eden, bu yetmiyormuş gibi çoluk-çocuğuna saldıran, İsrail’i kanatları altına alan, ona toz kondurmayan Amerika’nın güdümünde ve emrinde olan ve ayrıca İslam’ın hem din hem devlet olduğu gerçeğini hacca gelen Anadolu insanına ulaştırmak üzere doldurulan bantları ve kaleme alınan bildirileri kadın-erkek hacıların ceplerinden ve koyunlarından alıp imha eden ve bu suretle İslam’ın devlet olmasını engelleyen Suud idaresinde mi?

Bu idarelerin hangisi İ’la-i Kellmetullah için savaşıyor? Hep kendi menfaat ve kendi saltanatları için İslami olmayan fikirlerini, rejimlerini devam ettirmek için Müslümanların kanını dökmek istiyorlar ve döküyorlar…

Aldanmamak:

Müslüman basiret sahibidir, feraset sahibidir, bir delikten iki sefer ısırılmaz, dost ve düşmanını tanımada geç kalmaz.

Fakat ne yazık ki, sizler münafıkların, satılmışların İslam adına bir iki yaldızlı lafına, bir iki davranışına hemen kendinizi kaptırıyor, takdir ve tebrik etmeye başlıyor, yanında ve safında yer almaya çalışıyorsunuz. Bu saflığınız yüzünden çok şeyler kaybettiniz!..

Dün Mustafa Kemal gibi kurtarıcı diye sarıldığınız adamların koyunlarından haçlar çıktı; İslam’a düşman oldular, Şeriat’ı kaldırıp yerine küfrün ve kâfirin kanunlarını getirdiler, dinin ve İslam’ın temeline dinamitler koydular…

Bugün de aynı oyunlarla karşı karşıyasınız; yeni yeni kurtarıcılar sahneye çıkarılmakta, Şeriat’ın karşısında yeni yeni sistemler sergilenmekte, dünün M. Kemal’lerin yerine günün Necib’leri, Mübarek’leri, Kaddafi’leri, Fahd’ları, Saddam’ları, Esat’lan, Kral Hasan’ları Hüseyin’leri ve benzerleri geçmekte, kendilerini kabul ettirmek için de dini istismar ederek Müslümanlara şirin gözükmektedirler.

Bunlar aslında kuzu postuna bürünmüş birer kurttur. Post sizi aldatmasın; bunlardan size fayda gelmez! Bunlar genelde Şeriat düşmanıdır. Zaten bu gaye ile yetiştirilmişlerdir.

Müslümanların nezdinde kaybetmiş oldukları itibarını yeniden kazanmak için ipin ucu elinde olan efendilerinin işaretiyle sahnede bazen birbirlerine de saldırırlar! 

Burada bir parantez açıyor ve diyoruz ki, bu yöneticilerden hiç birinin yanında yer alıp destekleyemeyiz. Halkı da iki sınıfta mütalaa etmemiz gerekir: 

Bunlardan bir kısmı, bunları da rejimlerini de desteklediklerinden aynı hükme tabidirler, yani en azından zalimdirler.

Bu kısmı halkla da beraber olamayız, İkinci kısım halk var ki, onlar bunlara da rejimlerine de karşıdırlar, Şeriat’ın hâkim olmasını istemektedirler.

İşte Şeriat’ı hâkim kılmak niyetinde ve kararında olan halk mazlumdur.

Başta Filistin sakinleri olmak üzere, dünyanın neresinde olursa olsunlar işte bu kardeşlerimizi manen de olsa destekliyor ve bu savaşın İslam’ın lehine tecelli etmesini Cenab-ı Hakk’dan dua ve niyaz ediyoruz!) 

Asıl mesele, laf değil, hatta namaz kılmaları da değil… Çünkü M. Kemal de namaz kıldı, Ziya’ül-Hak da namaz kıldı, Necib de zaman zaman camilere gidip namaz kılıyor, Özal da öyle… Asıl mesele rejim meselesidir 

Hatta Ziya’ül-Hak gibi ,,Ben İslam cumhuriyetini ilan ettim’’ demesi de kâfi gelmiyor. Aslolan hemen icraattır. Şeriat’ı getirip hemen tatbike koymasıdır. İşte inandırıcı olanı budur. Aksi halde daha çok aldanırsınız.  

“İki Şey Arasında Tercih’’ başlığını taşıyan tebliğinde de ifade ettiğimiz gibi, böylelerine aldanıp yanında yer almayacaksınız, alamazsınız, almanız şer’an caiz değildir!

Cihad demek, Allah yolunda İslam’ın devlet olması yolunda mal ile can ile savaşmak demektir. Gayesi ise, ülkeler işgal etmek, başka milletler üzerinde hâkimiyet kurmak değildir.

Beşeriyeti hak ve hakikatten haberdar edip Tevhid’e kavuşturmak, adalet ve kardeşlik hukukunu tesis etmektir. Kur’an şöyle der: 

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ الطَّاغُوتِ

İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkârcılar da tağut uğruna savaş verirler.” (Nisa,76)

Tebliğ:

Yine bu yazımızda iki sınıf insanı muhatap almak istiyoruz. Bunlardan biri Müslüman milletidir. Müslüman olarak, İslam milleti olarak ve Hz. Muhammed’in ümmeti olarak her iki tarafa da söyleyecek sözümüz var! 

Önce gayr-i Müslimlere: 

Müslüman olmayan milletlere tebliğ ediyoruz ve diyoruz ki: Bırakın savaşı, bırakın silahları da yerinize, yurdunuza çekilip hakkı arayın, hak dini arayın, Allah kanununu arayın ve Allah’tan korkun. Kendinize acıyın! 

Hakkı bulmadan, hak dini bulmadan ve Allah kanununu bulup ona bağlanmadan ölürseniz cehennemi boylarsınız, pişman olursunuz ama iş işten geçer

     Hak din, hak Kitap ve hak peygamber vardır ve gelmiştir. O da İslam’dır, Kur’an’dır ve Hz. Muhammed’dir.

     Bizim dinimiz İslam olduğu gibi aslında sizin dininiz de İslam’dır, Kitab’ınız Kur’an, Peygamberiniz Hz. Muhammed’dir. Allah’ın rızası da, bir peygamber olan Hz. İsa’nın rızası da, Hz. Musa’nın da rızası Kur’an’a ve Hz. Muhammed’e tabi olmaya bağlıdır.

     İşte bu gerçekleri sizlere tebliğ ediyor ve sizleri İslam’a selamete ve cennete davet ediyoruz. İslam’ın bu davetine icabet ettiğiniz takdirde dünyanızı da garanti etmiş olursunuz, ahiretinizi de.

     Aksi halde dünyada bombaların ve güllelerin ve bunların yıktığı binaların enkazı altında ezilir, gidersiniz; dünyanız da perişan, ahiretiniz de perişan!..

     Hülasa:

Başta Papa ve Hahambaşı, Bush ve Gorbaçov olmak üzere bütün ehl-i kitaba tekrar sesleniyor ve diyoruz ki: Paranıza, tekniğinize ve çokluğunuza güvenmeyin; Allah’a güvenin ve O’na sığının ve O’nun gönderdiği son Kur’an’a bağlanın ve Kur’an’ın şu ayetlerini dikkatle okuyun: 

يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ ﴿70﴾ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟

“Ey ehl-i kitab! Siz, gördüğünüz halde niçin Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorsunuz? Ey ehl-i kitab! Niçin hakkı batıla karıştırıyor, bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?’’ (Âl-i İmran, 70-71)

بَلٰى مَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه۪ وَاتَّقٰى فَاِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ ﴿76﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَاَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَل۪يلًا اُو۬لٰٓئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّ۪يهِمْۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

“Hayır, kim ahdini yerine getirir ve günahlardan sakınırsa, şüphesiz ki, Allah sakınanları sever. Allah’a verdikleri sözü ve yeminleri az bir değer karşılığında satanlar var ya, işte onlar için ahirette hiçbir nasib yoktur.”

“Allah kıyamet günü onlara hitap etmeyecek, onların yüzüne bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için çok acı bir azab vardır.” (Âl-i İmran, 76-77)

Bunlar, bu sözler dünya milletlerine Amerikasına, Yahudisine, Rusyasına ve taraftarlarına birer tebliğdir, birer davet ve aynı zamanda birer tekliftir.

Ey Müslümanlar!

Nereli olursanız olunuz, hangi topraklar üzerinde bulunursanız bulunun, ister idareci olun ve isterseniz idare olunanlardan olun, ağır sorumluluğun altındasınız; hâkimiyetiniz gitmiş, birliğiniz bozulmuştur. 

Düşmanlarınızın şerrine uğrayarak İslam toprakları üzerinde sınırlar çizip devletçiklere ayrılmışsınız.

       Hâlbuki inanç karşısında toprağın hiç mi hiç değeri yoktur. “Bütün topraklar Allah’ındır” gerçeğinden gaflet ederek birbirinize düşman kesilmiş, birbirinizin kanını akıtıyorsunuz! 

       Sizler hiç Allah’tan korkmuyor musunuz? Hani İslam kardeşliği, hani kardeşlik hukuku, hani insanlık?  Bu ne biçim İslam anlayışı?!.

Hani Şeriat? Hani İslam devleti? Hani Kur’an’ın anayasa oluşu? Hani Halife’niz? Bu gidişle daha çok çekeceğiniz vardır? Daha çok birbirinize girersiniz ve nihayet bu gidişle ahiretiniz de zindan olur!

Çare:

Geliniz İslam çatısının altında toplanınız da kardeş olunuz! Kur’an anayasa, İslam devlet olsun!.. 

Bırakın krallık rejimlerini, Baas rejimlerini; Bırakın bilmem ne rejimlerini, bırakın şuna peyk olma, buna kuyruk olma işlerini!.. Geliniz bir araya gelelim, Kur’an’ın etrafında toplanalım!

İslami varlığımızı yeniden inşa etmek mecburiyetindeyiz.

Bunun için de tekrar Kur’an’a ve İslam’a dönmeliyiz ve nihayet Allah’a dönmeliyiz1 Mülk O’nun, her şey O’nun, biz de O’nun! Bir gün gelecek, hepimizden hesap soracaktır!..

O halde tebliğ ve tefliklerimiz:

  1. Hemen silahlar bırakılmalı, şirk rejimler terk edilmelidir.
  2. Müslümanlar bir ümmettir, renk, ırk, bölge farkı yoktur.
  3. Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız Allah’ındır.
  4. Şûra esastır; ’Ehl-i hall ve ahl-i akd’ toplanmalı ve,
  5. Halife seçilip başa geçirilmelidir.
  6. Kur’an’a uygun bir anayasa yapılmalıdır.
  7. Bu anayasaya ‘Devletin dini İslam’dır!’ maddesi konmalıdır.
  8. Devletin kuruluş ve icraatı İslam’a göre tanzim edilmelidir.

İşte bu maddeler hemen ilan edilmelidir. Aksi davrananlar, samimi değillerdir, hatta hıyanetin içindedirler…

Ey Müslüman milletler ve ey Hz. Muhammed’in ümmeti!

Başınızdaki idareciler Şeriat’a dönüp bu maddeleri kabul ve ilan etmedikleri takdirde bunları terk edin, arkalarından gitmeyin! Çünkü bunlar Şeriat düşmanıdır, Allah düşmanıdır. Bunların emrinde ve yolunda ölenler, şehid olmazlar.

Üstelik bunlarla birlikte cehenneme giderler. O halde şehid olma bunlara itaatte değil, bunlara karşı kıyam etmededir. Hem de en büyük şehidlik! Kur’an’ın şu ayetlerine kulak verin:

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪ينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ﴿85﴾ كَيْفَ يَهْدِي اللّٰهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ وَشَهِدُٓوا اَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ﴿86﴾اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ اَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿87﴾ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَۙ ﴿88﴾ اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿89﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الضَّٓالُّونَ ﴿90﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ اَحَدِهِمْ مِلْءُ الْاَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدٰى بِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ۟

“Kim İslam’dan başka bir din (bir sistem, bir nizam) ararsa, o asla ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette de büyük ziyana uğrayanlardan olacaktır. Resul’ün hak olduğuna şehadet ettikleri ve kendilerine de açık deliller geldiği halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi, Allah nasıl hidayete eriştirir?!

Allah zalimler topluluğunu hidayete eriştirmez. İşte onların (dinden çıkmalarının) cezası muhakkak ki, Allah’ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onların üzerinedir. O cezanın içinde ebedi kalacaklardır. Kendilerinden ne azap hafifletilir ne de onların yüzlerine bakılır. Ancak, bu inkâr suçundan sonra tevbe eden, hallerini düzeltenler hariçtir. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok rahmet edendir. İmanlarından sonra (tekrar) kâfir olanlar, sonra küfrü arttıranlar var ya artık onların tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar, sapıkların ta kendileridir. Şu muhakkaktır ki, inkâr eden ve kâfir olarak ölenler var ya onlardan birinin yeryüzü dolusu altunu olup onu fidye olarak verse bile asla kabul olunmaz! Onlar için çok acı bir azap vardır. Ve onların hiç yardımcıları da yoktur!” (Âl-i İmran, 85-91)

وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ

“Zulmetmiş olanlara en ufak bir meyille meyletmeyin (yardım etmeyin). Sonra size ateş çarpar! Allah’tan başka ne dost bulabilirsiniz ne de yardım görebilirsiniz.” (Hud, 113)

Bir başka ayet de şu mealde:

وَكَذٰلِكَ نُوَلّ۪ي بَعْضَ الظَّالِم۪ينَ بَعْضًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ۟

“İşte böylece yaptıklarından dolayı, biz zalimlerin bir kısmını bir kısmına veli (musallat) kılarız.” (En’am, 129)

Allah Resulü (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

“Bir kimse bir zalime yardım ederse, Allah o zalimi o zalime musallat eder.” (İbn-i Asakir)

“Ey insanlar! Hepiniz Adem’densiniz, Adem ise topraktandır. Onun için soylarla, Araplık veya Acemlikle öğünülmez. Çünkü Allah katında en yüce olanınız, O’na karşı gelmekten en fazla sakınandır.”

“Milliyetçilikle ölen bizden değildir, milliyetçiliğe çağıran bizden değildir, milliyetçilik yolunda ölen bizden değildir.”

Sözün özü:

Pisipisine ölmemek için gayr-i Müslimler İslam’a girmeli, Müslümanlar da Şeriat’a dönmelidirler.

Tebliğ ve ikaz bizden, Tevfik ve hidayet Allah’dandır!..

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


[1] Ümmet-i Muhammed Gazetesi, Sayı: 210


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 226
Toplam 436384
En Çok 1157
Ortalama 330