KAVMİYYET TAASSUBU VE İSLÂM - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

22-04-2022

KAVMİYYET TAASSUBU VE İSLÂM

Müslümanlar arasında içtimâi bağların temelini atan İslâm anayasa kanunu

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ 

 “Bütün müminler kardeşten başka birşey değildir.” (Hucurat, 10) ilâhî kelâmıdır. Bu muazzam düstûra giren, Hz. Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in peygamberliğini tasdîk ve kabul eden bütün müslümanlar kardeştir.

Hz. Enes'in rivâyet ettiği:

“Sizden hiçbiriniz kendi nefsi için sevip istediğini -din kardeşi- için de sevip istemedikçe îmân etmiş olamaz.”[1]

Ebu Hureyre (Radıyallâhu Anhu)'nun rivâyet ettiği:

“Nefsimi (varlığımı) yed-i kudretinde tutan Allâh'a yemin ederim ki; hiç biriniz, ben ona babasından ve evlâdından sevgili olmadıkça îmân etmiş olmaz.”[2]

Bu hadîs-i şerîf ve benzerleri pek çok hadîs-i şerîflerle isbat edilmiştir ki, din kardeşliği nesep kardeşliğinden ve evleviyetle ırk kardeşliğinden çok kuvvetlidir. Bu gini açok naslar Arap, Acem,[3] her kim olursa olsun, İslâmın kurtuluş dâiresine giren bütün topluluklar ve topluluk fertlerinin arasında sevgiyle kaynaşan bir eşitlik, hem de kardeşlik derecesinde bir eşitlik tesis etmiştir. Bir müslümanın en büyük derdi anası, babası, nesep ve ırk kardeşi değil, din kardeşleri, İslâm cemaati olması gerekir.

Tirmizî'nin rivâyet ettiği:

“Allah Teâlâ ümmetimi dalâlet (sapıklık) üzerine toplamaz. Allah'ın kudret eli cemaatin üstündedir. Her kim yalnız başına ayrılırsa cehenneme gitmek üzere ayrılır.” hadîs-i şerîfi ile, Abdullah bin-i Ahmed'in Zevâid'inde zikrolunan:

“Cemaat (İslâm gâyesi etrafında birleşen toplum) rahmettir. Ayrılık, tefrika ise azabtır.” ve Hakim'in Abdullah bin-i Ömer tarikiyle rivâyet ettiği:

“Her kim tefrik eder (ayırır)sa yani, tefrika çıkarırsa bizden değildir.” hadîs-i şerîfleri müslümanların tek kelime üzerinde, kendilerine gösterilen tek gâye üzerinde toplanmalarını, birbirlerinden hiçbir vesile ve bahâne ile ayrılmamalarını nasıl tekid ediyorsa, İmam-ı Hâkim'in İbn-i Mes'ûd (Radıyallâhu Anhu)'dan rivâyeten Müstedrek'ine derc ettiği:“Her kimin tasası, kaygusu Allâh'ın gayri olmuş olursa onun Allah ile nisbeti yoktur. Keza her kim müslümanların hâl ve şânını kendine kaygı, tasa edinmezse onlardan biri değildir.” hadîs-i şerîfi de müslümanların birbirine sımsıkı yapışması lâzım geldiğini öylece kesip atıyor.

Cuma namazının şartlarını taşıyan herkese farz olması, beş vakitte cemaate devam etmenin sünnet-i müekkede ve bazı mezheblere göre farz olması, bir mescit komşusunun o mescitte namazını edâ etmekle mükellef tutulması, senede bir defa dünyanın her köşesine dağılmış olan müslümanların Arafât'ta toplanmaları gibi şer'i hükümlerin ihtivâ ettiği hikmetler ve maslahatlar o kadar malum ki, usanç vermesinden korktuğum için burada tekrar etmeğe lüzum görmüyorum.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ

 


[1] Buhari (3)

 

[2] Buhari

 

[3] “Arap-Acem” tabiri “Arap-Arap olmayan” manasında kullanılmıştır. “Acem” veya “Acemi” dendiği zaman bunun arap olmayan her ferd ve kavmi ifade ettiği bilinmelidir. Kur'an-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde geçen “Acem” kelimesi bu manayı yani arap olmayan manasını ifade etmektedir. Bununla beraber eserlerde ve halk arasında İranlılara acem dendiği bilinmektedir.

 

 


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 331
Toplam 529687
En Çok 1316
Ortalama 348