KARI-KOCA ARASINDAKİ MÜNASEBETLER - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

06-04-2022

KARI-KOCA ARASINDAKİ MÜNASEBETLER

Ailenin huzur ve sükûnu; karı-koca arasındaki münasebetin hak ve adalete uygun bir şekilde sürüp gitmesine bağlıdır. Karşılıklı hak ve görevlerin tam bir sadakat ve samimi bir hava içerisinde cereyan etmesine bağlıdır.

Kadın kocasına karşı nasıl olmalı?

Dinimiz, her iki tarafın hak ve selâhiyetini, ödev ve görevini tam bir adâlet içerisinde vazetmiş, bunlara uyulmasını emir ve tavsiye etmiştir.

Bir hadis-i şerif mealen şöyledir:

"Kadının cihadı kocasıyla iyi geçinmesidir." (Taberani) Yani mücahid bir kadın; haddini bilen, hakkına razı olan, kocasının hak ve hukukuna riayet eden kadındır. Şöyle ki;

a) Kocası geldiğinde kocasını kapıda karşılar, güleryüz gösterir, tatlı sözle "Hoşgeldin!" der, omuzundan paltosunu alır, ayakkabılarını çıkarır. Kocasının üzgün olduğunu hissederse, sebebini sorar ve "Üzülme! Allah büyüktür!.." diyerek teselli eder. Beş vakit namazını kılar, orucunu tutar, namusunu korur, kocasına itaat eder.

Diğer bir hadis:

"Bir kadın; beş vaktini kılar, orucunu tutar, namusunu korur, kocasına itaat ederse, Rabb’isinin cennetine gider." (İbn-i Hayyan)

b) Kadın; kocasının izni olmadan evden dışarı çıkmamalı. Hele kokular sürünerek, süslenip püslenerek hiç çıkmamalıdır. Çünkü onun bu hali, yabancı erkekleri tahrik eder. Kocasını döşeğinde yalnız bırakmamalı, kocasının hoşuna gitmeyen kimseleri eve sokmamalıdır. Kocasının nimetlerini inkâr etmemeli, küfretmemeli, beddua etmemeli, lanet okumamalıdır.

Peygamberimiz şöyle buyurur:

"(Mirac gecesi) cehenneme baktığımda oradakilerin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm." Sebebini soran kadına Efendimiz şu cevabı verir:

"Çünkü sizler lanet kelimesini çok kullanırsınız, kocanızın nimet ve iyiliklerini unutur ve inkâr ederek kocanıza karşı, "Ben bugüne kadar senden ne hayır gördüm?" dersiniz." (İhya’ül-Ulûm)

"Üç sınıf insan vardır ki, onların namazları başlarından bir karış bile yükselemez:

1- Cemaati tarafından sevilmeyen bir imam,

2- Kocası, kendisinden gücenmiş olduğu halde geceyi geçiren kadın,

3- Küs olan iki kardeş." (İbn-i Mace)

c) Kocasının ve çocuklarının yemeklerini güzelce pişirmeli, hazırlamalı, onların çamaşırlarını tertemiz yıkamalıdır. Evini, barkını silip süpürmeli, kocasının abdest suyunu hazırlamalı ve silinmesi için havlu vermelidir.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem), kızı Fatıma’yı Hz. Ali ile evlendirdikten sonra evlerine giderek aralarında iş bölümü yapar: Evin işlerini Fatıma’ya, dışarının işlerini de Ali’ye verir.

d) Kocası çağırdığında hemen cevap vermeli, arzusunu yerine getirmeli, yalandan özür beyan etmemelidir. İftihar edip kocasına karşı kurulmamalı, meşrû sebep yokken kocasından boşanmak istememelidir. Kocasına karşı surat asmamalı, acı söz söylememelidir. Peygamberimiz şöyle buyurur:

"Ortada haksızlık ve gerek olmadığı halde, boşanmasını kocasına teklif eden bir hanıma, cennetin kokusu bile haramdır." (Ebu Davud, el-Hûl)

"Bir koca karısını döşeğine çağırdığında kadın kabul etmeyip o gece kocasını dargın bırakırsa, melekler sabaha kadar o kadına lânet okur." (Ebu Davud, Nikâh)

e) Kadın kocasına bağlı olup onu sevmelidir. Mümkün olduğu kadar kocasına karşı süslenmeli, koku sürünmeli, kına yakmalı, sürme çekmelidir. Hareketli ve cazibeli olmalıdır.

Hasılı kadın; evine bağlı olmalı, evine sahip olmalı, kocasının malını da evladını da bihakkın korumalı, terbiye etmeli, boşuna harcamamalıdır. Kocasına karşı yüksek sesle konuşmamalı, kocasını adıyla çağırmamalıdır. Çocuklarına küfür ve hakarette bulunmamalı, beddua etmemelidir. Hele kocasının izni olmadan kimseyi içeri almamalı, kendi de herhangi bir yere gitmemelidir. Baba ve annesinin ziyeretleri olsa dahi, kocasından izin almadan gitmemelidir.

Peygamberimiz’in zamanında bir kadının kocası yolculuğa giderken, karısına kendi gelinceye kadar evden çıkmamasını emreder. Zaman gelir ki, binanın alt katında oturan babası hastalanır. Gelmesi için kızına haber gönderir. Kızı durumu Hz. Peygamber’e sordurur. Peygamberimiz, Allah’tan korkup kocasına itaat etmesini söyler ve gitmesine müsaade etmez. Babasının hastalığı ağırlaşır ve ölür. Kızı babasından, babası da kızından hasret kalır. 

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz "Kocasına itaat ettiği için Allah, babasının günahlarını affetti!" diye bu kadına haber gönderiri ve onu tebrik eder. (İhya’ül-Ulûm)

f) Kadın, kendisi ne kadar güzel olsa da kocasının çirkinliğine sabretmeli, kocasına karşı kurulmamalıdır. Kocası da karısının güzelliği için Allah’a şükretmelidir.

Şöyle bir hikâye anlatırlar:

Çölde yaşayan karı-kocadan kadın, gayet güzel, koca ise çok çirkindi. Bir gün kadın kocasına:

- Müjde! İkimiz de cennetliğiz, der. Kocası ona:

- Bunu nerden bildin? diye sorar. O:

- Ben senin çirkinliğine sabrediyorum, sen de benim güzelliğime şükrediyorsun. Sabredenlerin de şükredenlerin de yeri cennettir, şeklinde cevap verir.

İhya’da beyan edildiğine göre, Asmerî adında bir zat şöyle anlatır:

"Çölde dolaşırken, göçebe bir karı ile bir kocaya uğradım. Kadın son derece güzel, kocası ise son derece çirkin idi. Ben kadına:

- Sen, bu kadar güzel olduğun halde, bu çirkin adamın nikâhı altında yaşamaya gönlün nasıl razı oluyor? dedim. O, bana:

- Sen, bu sözü söylemekle hata ettin. Olabilir ki, kocam Allah yanında iyi, güzel ve temiz bir insandır. Yaratanına karşı iylik yapmıştır. Allah da iyiliğine karşı beni, mükâfat olarak, ona nasip etmiştir. Ben de, ihtimal ki, günahkâr bir kimseyim, günahıma keffaret olmak üzere, Allah bunu bana nasip etmiştir. Ve Allah’ın takdiri ve razı olduğu şeye ben razı olmam mı? dedi ve beni susturdu.

 

Kadının Kocası Üzerindeki Hakları

Belki hanım kardeşlerim diyecekler ki, "Kocalarımızın bizlerde hakları var da bizim onlarda haklarımız yok mudur? İyi davranmak, güzel geçinmek sadece bize mi düşüyor? Kocalarımıza da düşen bir şey yok mu?..

Evet, hanım kardeşlerimiz bilmelidirler ki, mübarek dinimiz, taraflardan birini tutup diğerini atmamıştır. Birinin haklarına riayet edilmesini emrederken diğerinin hukukunu ihmal etmemiştir. Adilâne davranmış, her iki tarafın hak ve görevlerini adâlet terazisinde tartarak eşitliği sağlamış, gerek karı-kocanın, gerek ailenin ve gerekse toplumun huzurunu, refah ve saadetini, şeref ve haysiyetini ön planda tutmuştur.

Bu itibarla, kocalarına karşı en güzel şekilde davranmalarını hanımlara emrederken, kocalara da hanımlarına karşı en güzel şekilde davranmalarını emir ve tavsiye etmiştir. Buna binaen:

Dinimize göre, hanımlar, kocalarının evinde birer emanettir, Allah’ın emanetleridir. Erkek; karısının yemesinde kusur etmiyecektir; yediğinden yedirecek, mümkün ve münasip olanından giyindirecektir. Darlıktan genişliğe çıktığı zamanlarda hanımlarının eksiklerini tamamlar, daha iyisinden, daha güzelinden yedirir ve giyindirirler.

Hanımını dövmeye kalkışmaz. Onu yalnız bırakmaz. Ona daima hayır tavsiye eder. Güzel geçinmeğe, yumuşak davranmaya çalışır. Bir huzursuzluk olduğu zaman, kusuru hep hanımda aramamalı, kendisinin de kusuru olabileceğini düşünmelidir. Ve kendi kendine, "Ben iyi bir insan olsaydım, bu kadın da iyi olurdu!" demeli, kendi eksiklerini arayıp onları tamamlamaya çalışmalıdır.

Koca, karısının her dediğine de uymaz. Çünkü bu hal, bir taraftan onu şımartır, bir taraftan da yanlış düşünmüş olabilir. Koca, hanımın hile ve hiyanetinden de sakınmalıdır. Hiçbir zaman onun tahrikine kapılmamalıdır. Bu yüzden çok cinayetler olmuş, nice zararlar doğmuştur.

Erkek, karısının -şayet günaha götürmüyorsa- her kusuruna bakmamalı, bazen de görmemezlikten gelmelidir. Hanımının eksik taraflarını açmamalı, kimseye dert yanmamalıdır. Hanım ile günah olmayan şekilde eğlenebilir, onunla şakalaşır, yarışa girer. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bazen Hz. Aişe ile koşu yarışına girermiş, bir seferinde yarışı Hz. Aişe kazanmış, bir seferinde de kendisi kazanmıştır. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Ya Aişe! Bire bir!" (Ebu Davud, Cihad)

Ama, erkek her zaman erkekliğini koruyacak, vakar ve otoritesini daima muhafaza edecektir. Bir hadis’te şöyle varid olmuştur:

"Kamçıyı eksik etmemelisin ve ev halkının görebileceği yere onu asmalısın!" (Et-Taberanî)

Erkek, hanımını haklı olarak dövdüğünde hemen gönlünü almaya çalışmamalıdır. Çünkü bu takdirde dövmenin de bir faydası olmaz. Şurasını da çok iyi bilmelidir ki, karısını öyle eften-püften şeylerle dövemez. Dövebileceği sebepler bellidir. Kendisine karşı süslenmeyi terk ettiği, döşeğine çağırdığında gitmediği, boy abdesti almadığı, namazı terk ettiği ve izinsiz evden çıktığı zamanlarda dövebilir.

Yine de hemen dövmeye kalkışmamalı, yukarılarda geçtiği gibi, ona öğüt, nasihatta bulunmalı, ikaz ve irşada çalışmalıdır.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 194
Toplam 436352
En Çok 1157
Ortalama 330