KALP VE SALAHI - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

21-04-2022

KALP VE SALAHI

 

Bundan sonra meselenin ayrıntılarına girelim ve beden yapımızın temel taşı olan kalbe ve kalbin salâhına bakâlim; Kalbin münker, afet ve belalarının neler olduğunu görmeden önce, kalbin maddî ve manevî yapımızdaki önemi nedir? İşte bu sorunun cevabını bulmaya ve bilme-ye çalışalım:

Bilelim ki kalbin salah ve ıslahı, herşeyden önce gelmektedir. Çünkü, kalp, kendisine itaat olunan bir hükümdar ve bir söz sahibidir. Diğer uzuvlar onun emrinde ve hizmetindedirler. İşte bu hikmete binaendir ki, Allah Resulü şöyle buyurdu:

"Haberiniz olsun; Bedende öyle bir et parçası vardır ki, onun salâhı bedenin salâhıdır, onun fesadı bedenin fesadıdır. İşte o kalptir."

Allah Resulü, bu mübarek sözünde kalbi bir devlet reisine, bedenin diğer uzuvlarını da o devletin sakinlerine benzetiyor. Bir memleket halkının salâhı, huzur ve sükünu, nasıl ki o devlet reisinin salâh ve is-lahına bağlı ise, tüm bedenin ve bedendeki tüm uzuvların salâhı, huzur ve sükünu da kalbın salâhına bağlıdır. Mişkât’ta şöyle bir kayıt var:

"Allah, ihlaslı bir mü’minin kalbinde bir ev yarattı. Sonra onun kapısını kilitleyip anahtarını, ne Cebrail’e ne de Mikâil’e ve ne de başkasına vermedi, bizzat kendi elinde tuttu. Ve buyurdu ki: Bu benim hazinemdir, nazargâhım, marifet meskenimdir. Mesken de güzel, sakini de. Kul, her ne zeman onu günahlarla kirletip fesada verirse, Mevlâ’sı onu mağfiretiyle ıslah eder. Şeytan, her ne zam-an bedenini günahlarla kirletirse Rahman onu marifetiyle süsler."

Bir başka hadisinde de şöyle buyurdu:

"(Eliyle mübarek kalbine işaret ederek) Takva burdadır der ve bu sözü üç sefer tekrar eder."            

Bundan da anlaşılıyor ki, en mühim şey kalbin salâhı ve nefsin tezki-yesidir, ibadetlerin en büyüğü ve sevapların en Çoğu budur.

Kalbin Salah ve Islahı

Kalbin salâh ve ıslahı, bilindiği üzere, onu kötü huylardan ve kötü fikirlerden uzaklaştırıp temiz huy ve güzel sıfatlarla onu süslemektir. Öyle ise önce huyları yani Ahlâkı gündeme getirip kaynağını, kötü ve iyi diye kısımlara ayrıldığını, kötüyü tedavi edip ıslah etme yollarını görelim:

Huy yani Ahlâk; insanda öyle bir seciye, öyle bir tabiattır ki, itikad, amel, söz, fiil ve hareketler gibi nefsanî fiiller ondan sudur eder, meydana gelir.

Kanın, vücuttaki devrü deveranını sağlaması hasebiyle "Pompa" ismini de vereceğimiz bu et parçasına "Kalp" ismi verilmesinin sebebi, bir kararda kalmayıp, adeta tenceredeki su gibi galeyana kendisini kaptırıp çabuk evrilip çevrilmesi ve kolayca yön değiştirmesidir. Nitekim Allah Resulü şöyle buyurur:

"Mü’minlerin kalbi, Rahman’ın parmaklarından iki parmağının arasındadır. İstediği gibi onu evirir çevirir."

A. b. Hanbel’in kaydettiği hadis de mealen şöyle:

"Ademoğlunun kalbi Cebbar (olan Allah’ın) parmaklarından iki parmağının arasındadır. İstediği gibi evirir çevirir." (c. 2, s.173)

Bir başka hadis: "Kalp; Evrilme ve çevrilme yönünden tencereden daha şiddetlidir." (A. b. Hanbel, c. 6, s. 4)

Allah’ın parmakları arasında oluşu, mâlum olduğu üzere, mecazîdir. Yani insanların kalpleri Allah’ın elinde ve iradesindedir. İstediği gibi evirir, çevirir. İsterse iyiye doğru, isterse kötüye doğru, isterse imana doğru, isterse küfre doğru. Bütün bir kâinata hakim olan Allah, elbette kulunun idare merkezi olan kalbine de gönül alemine de hakimdir. Kul, rahat etmek isterse, Rabb’ine sağlam bir tevekkülle bağlanmalı ve herşeyiyle ona teslim olmalıdır. Başka çıkar yolu yoktur. Ahlâk denen nesne öyle bir melekedir ki, tebdil ve tağyiri mümkündür. Çünkü, şeriat tarafından teklif edilmektedir. Şeriat’ın teklif ettiği herşey ıslâhı da ifsadı da kabul eder. Mesela: Cimri olan bir kimse zaman olur ki, cömert olur, kibirli olan bir kimse kendini düzelterek mütevazi hale gelebilir. 

"Ahlâkınızı düzeltin, güzelleştirin ve ıslah edin!" 

Peygamber sözü olduğu gibi, akıl sahiplerinin ve tecrübe ehlinin de ittifakı vardır. Keza: 

"Beni Rabb’im tedib etti (yetiştirdi) ve edebimi güzel yaptı!" sözü de Allah Resulü’nün sözü olduğu gibi, "Her çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar. Fakat; sonra anne ve babası onu yahudileştirir, hristiyanlaştırır veya mecusileştirir." şeklinde ifadesini bulan da bir Hadis-i Nebevi’dir.

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ ﴿9﴾ وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ

"Onu günahlardan tertemiz yapan, muhakkak kurtulup umduğuna ermiştir. Onun günahlarla örtüp gömen de elbette ziyana uğramıştır." (Şems, 9-10) gibi ayetlerde "Allah rızıklarınızı taksim ettiği gibi, aranızda Ahlâklarınızı da taksim etmiştir!" mealindeki hadislere istinaden Ahlâkın yaratılıştan geldiğini söyleyenler de vardır. Bazıları da Ahlâkın cibillî (yani doğuştan geleni) ve mükteseb (yani sonradan kazanılanı) diye iki kısma ayırmışlardır. Bu üçüncü anlayışı nazar-i itibare alırsak aradaki ihtilafın lafızda yani görünüşte bir ihtilaf olduğu ortaya çıkmış olur. Diyebiliriz ki, bir kişinin Ahlâki her ne kadar sert ve çetin bir vasfa sahip ise de düzeltilmesi yine de mümkündür. Yani ihtilaf mevzuunda şöyle de denebilir: "İnsan, ilk fıtratında bir aşağı bir yukarı her iki tarafa istidadi yani kabiliyyeti varsa da insanlara karışmasiyle, onlarla ünsiyet ve ülfet etmesiyle taraflardan biri elbette ağır basar ve netice ona göre kendini gösterir."

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 162
Toplam 528310
En Çok 1316
Ortalama 348