KADININ İŞ SAHASI - MOLLA SADREDDİN YÜKSEL

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

13-09-2022

KADININ İŞ SAHASI[1]

Kadın, İslâm nazarında kendi evinin sultanıdır, idarecisidir. Madem kocası kazançla mükelleftir, onun da vazifesi evin işlerini o kazançla yoluna koymaktır.

Kadın dışarı ile ilgili bütün vazifelerden muaf tutulmuştur. O derece ki, Cuma namazı onun üzerine vacip olmaz.[2]

Bir de cenaze merasimine katılması kendisine vacip değildir. Bilakis ondan men edilmiştir.[3]

Keza cemaate, camiye gitmesi de vacip değildir.

Sonra kadın, mahremlerinden birisiyle beraber olsa yolculuğa çıkabilir. Aksi halde, tek başına çıkması doğru değildir.[4]

Hulâsa kadının kendi evini bırakıp afakî işlerle iştigal etmesi hiçbir zaman tasvip edilmemiştir. İslâm nazarında kadın için en hayırlı yol, ev kadını olmasıdır. Yani kendi evinin sultanı olmasıdır. Bunun açık ispatı da Ahzâb suresindeki İlâhî emirdir.[5]

Bazıları, ayetin başındaki: يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ “Ey Peygamberin zevceleri” hitabına bakarak وَقَرْنَ ف۪ي بُيُوتِكُنَّ  “bu emir (vakarla evlerinizde oturun) Peygamber Aleyhisselâm’ın zevcelerine hastır.” diye bir garabet göstermiştir. Biz de soruyoruz: Bu ayet-i kerimede zikredilen tavsiyelerden hangisi yalnız Peygamber Aleyhisselâm’ın zevcelerine hastır, diğer Müslüman kadınlar ondan muaf tutulmuşlar?

İddia sahibi, ayette sıralanan emirleri tek tek inceleyerek söylesin.

Diğer Müslüman kadınların Allah’tan korkmaları gerekmez mi?

Nâmahrem erkekleri tahrik edecek şekilde konuşmaları yahut eski cahiliyet devri gibi açılmaları mubah mı kılınmış? Sonra, namaz kılmamak, zekât vermemek, Allah ve Resûlünün emirlerine itaat etmemek diğer Müslüman kadınlar için doğru bir hareket mi? Haşa hiçbirisi de öyle değil. Demek anlaşılıyor ki ayet-i kerimedeki bütün emir ve irşadlar, umum Müslüman kadınlara da şamildir. O halde وَقَرْنَ ف۪ي بُيُوتِكُنَّ  emri de Peygamber Aleyhisselâm’ın zevcelerine tahsis edilemez. Çünkü tahsisin hiçbir makul sebebi ortada yoktur.

Gerçekten bu yanlış görüşü savunanlar, ayetin başındaki يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَٓاءِ ye bakarak yanılmışlardır. Fakat bu üslup değerli ve necabetli bir gence söylediğin şu sözünden farksızdır: Ey evlâdım! Sen herhangi bir genç gibi değilsin ki, sokaklara çıkıp şanına yakışmayan hareketlerde bulunasın. Senin hakkın, terbiyeli ve makul olmandır.

Senin bu sözün, hiçbir zaman “Başka delikanlıların sokaklara çıkarak uygunsuz hareketlerde bulunmaları doğru bir şeydir, onlar için edep ve terbiye gerekmez” şeklinde yorumlanamaz. Böyle bir manaya da gelmez. Bilakis bu söylediğinden maksadın, o muhatabı güzel ahlâk ve faziletler hususunda bir örnek hâline getirmektir. Ta ki, ahlâklı ve faziletli yaşamak isteyenler onu kendilerine örnek ittihaz etsinler.

Kur’ân-ı Kerim, kadınları irşad etmek için böyle bir yol seçti. Yani, doğrudan doğruya Peygamber Efendimizin zevcelerine hitap etti. Çünkü cahiliyet devrindeki Arap kadınları da bugünkü Avrupa kadınları gibi aşırı bir hürriyete sahip idiler. Gaye onları tedrici olarak İslâm medeniyetine, ahlâk kaidelerine ve içtimai nizama alıştırmaktı. İşte böyle bir vasatta İslâm, hususi bir şekilde Zevcât-ı Mutaharenin hayat ve yaşayışları üzerinde durdu. Ta ki, kendileri başka kadınlar için güzel örnek olsunlar.

Fakat bu babta İslâm, fazla şiddet göstermedi. Zira bazı hallerde kadının ev dışına taşması zarurî olur. Mesela kendisine bakacak bir erkek bulunmazsa yahut kocası büsbütün fakir ise yahut hastalıktan veya kötürümlükten veyahut herhangi bir sebepten ötürü çalışamaz bir durumda ise, o vakit kadın dışarı çıkıp cemiyete karışmazsa ne yapar? Elbette çıkar. Zira bu takdirde hadis-i şerifle ona izin verilmiştir:

قدْ أذِنَ اللَّهُ لَكُنَّ أنْ تَخْرُجْنَ لِحَوائِجِكُنَّ

 “Allah ihtiyaçlarınız için dışarı çıkmanıza müsaade etmiştir.”[6] Fakat bu izin ancak zaruri hallere göredir. Bu ise, İslâm’ın içtimaî nizamında yer alan kaideyi (kadının esas iş sahası kendi evidir) değiştiremez.

Dışarı çıkmak için kendisine verilen izin ruhsattır, kolaylıktır. İstismar edilmemeli, yanlış tefsir edilmemeli.

Açık-saçıklık erkeklerin hamiyet ve kıskanma hissini zedeleyen, utanç verici bir hâldir. Kadınlara karşı kıskanma hissini duymayan bir cemiyet, şüphe yok ki, hayatta en yüce bir hasletini ve varlığını koruyan, en bariz bir vasfını kaybetmiştir.

Bu asrın medeniyeti bir faciadır doğrusu. Zira bu medeniyette daima batıl hakkın kisvesine bürünür. Rezalet de fazilet şeklinde ortaya atılır. Nice işler vardır ki, onun içyüzü tamamen behimî şehvetlerden ibarettir. Fakat gel gör ki, medeni bir kemal ve insanî bir yükselme sayılır. Vicdanlarımız ve insaniyetimiz bizi o gibi işlerin içine düşmekten vazgeçirmeye çalıştığı ve asla ona rıza göstermediği hâlde; biz yine yaygın olan riyanın tesirine kapılarak kulaklarımızı vicdanlarımızdan gelen sese karşı tıkayıp, o bayağı adetleri ve düşük gelenekleri alenen işleriz. Ne ahlâk kaideleri ona engel olabilir ne de efkâr-ı umumiyeden bir itiraz sesi yükselir.

Muarızlar, efendim diyorlar, kadının açık saçıklık ve hafif giyinmiş bir vaziyette cemiyet içine karışması cemiyete yeni bir renk katar, yeni bir neş’e ve yeni bir zevk getirir. Herkes pervane gibi onun etrafında döner, gözler ve gönüller ona yönelir.

Doğrudur, bu hâl cemiyete bir güzellik katar, bir neş’e verir. Şüphesiz ki türlü yemekler, bir tek çeşit yemekten daha fazla iştihaya uygun gelir. Fakat biz her şeyden evvel hayattaki hedeflerimizi tespit etmek zorundayız. Acaba hayattaki vazifemiz, her şeyi bir tarafa bırakarak sadece neşeden ve sevinçten en büyük hisseyi almamız mı? Şehvetin tatlı ve zevkli bir şey olduğunu geçmişte veya şimdi inkâr eden birisi mi var?

Şurası muhakkaktır ki bu, yirminci asırda batının keşfettiği yeni bir buluş değildir. Şüphesiz daha evvel Yunanlılar, İranlılar ve Romalılar o zevk ve şehvetleri tanımış, gırtlaklarına kadar onun içine batmışlardı. Sonra netice ne oldu? Ne olacak, haram olan şehevî arzulara dalıp iş, istihsal ve hayat çehresine ciddi bakmaktan vazgeçtikleri zaman hepsinin şan, şeref ve devletleri inkıraza uğradı. Bu, yeryüzünde İlâhî bir kanundur.

وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَحْوِيلا

 “Sen Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.” (Fâtır, 43).

Batı âlemi, Yeniçağdan beri büyük bir maddî kuvvete (İlim, çalışma ve istihsal kuvvetleri gibi) sahipti. Fakat bu şehvetler, onun bünyesini kemirmeye başladı. Nihayet, Batının bazı milletleri bilfiil gücünü kaybetti; bazıları da kaybetmek üzeredir. 

Evet, kadının evini bırakıp çalışmak için cemiyetin arasına karışması bir yandan kadına bir takım bilgiler kazandırmış ve onu bazı hususlarda tecrübe sahibi yapmıştır. Fakat öte yandan da ona birçok önemli şeyler kaybettirmiştir. Bakın Avrupa’da kadın, erkeğin cinsi arzularını karşılayan ve bazı güç işlerde ona yardımcı olan iyi bir arkadaş olmuştur. Lakin iyi bir eş ve iyi bir anne olamamıştır. Bu gerçeği inkâr eden beyinsiz taklitçilerin bağırıp çağırmaları hiçbir şeyi değiştirmez. Zira söylediklerimizi gerçek rakamlar teyit etmektedir. Amerika’da boşanma oranı % 40’a çıkmıştır. Bu oran, utanç verici ve ehemmiyetli şeylere delalet eden bir orandır. Bu oran Avrupa’da Amerika’ya nazaran biraz daha düşük olabilir. Fakat orada da artık metreslik hayatı, hatta evliler arasında bile yaygın bir vaziyete gelmiştir. Eğer Batıda kadın iyi bir zevce olmuş olsaydı, ne Amerika’da bu kadar oranı yüksek boşanma hadiseleri olurdu ve ne de boşanma manasını taşıyan metreslik hayatı, Avrupa’da bu derece yaygın bir şekil alırdı.

Anneliğe gelince, kadının dışarıdaki çalışması ona annelik vazifesiyle meşgul olmak için gerekli zamanı ve ruhî imkânı bırakmıyor. Zira işten yorgun ve bitkin düşen kadın, gerçek anneliği yapmak için sinirlerinde bir enerji bulamaz… O vakit sevgi unsurundan mahrum bir nesil ortaya çıkar ki, bu da beşeriyet için büyük bir felâket kaynağıdır. Zira insanoğlunun yaradılışında bir mücadele, başkasıyla çatışma ihtirası vardır. Onu da dengeye getiren anacak annesinden aldığı sevgidir.

 

Mubah Bakışların Hudutları

Malumunuz olsun ki, kadın erkeğin vücudundan avret mahalli sayılmayan yani göbeğinden yukarı ve diz kapağından aşağı olan yerlere bakabilir. Tabii ki şehvet ve meftunluk tehlikesi olmamak şartıyla. Zira Efendimiz, kendi mescidinde mızrak oyunu oynayan Habeşlileri seyretmek için Hazreti Aişe’ye izin verdi. Aişe Validemiz de usanıncaya kadar onları seyreyledi, sonra bırakıp gitti.[7]

Erkek ise ancak kadının yüzüne ve ellerine bakabilir. Tabiidir ki, bu cevazın şartı da şehvet ve meftunluk tehlikesinin olmamasıdır. Hazreti Aişe’den şu rivayet var:

أَنَّ أَسْمَاءَ بِنْتَ أَبِي بَكْرٍ دَخَلَتْ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَعَلَيْهَا ثِيَابٌ رِقَاقٌ فَأَعْرَضَ عَنْهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَالَ : يَا أَسْمَاءُ إِنَّ الْمَرْأَةَ إِذَا بَلَغَتْ الْمَحِيضَ لَمْ تَصْلُحْ أَنْ يُرَى مِنْهَا إِلا هَذَا وَهَذَا  وَأَشَارَ إِلَى وَجْهِهِ وَكَفَّيْهِ

 “Hazreti Ebu Bekir’in kızı Esmâ (Aişe’nin kız kardeşi) üzerinde vücudunun çizgilerini belli eden bir elbise olduğu halde Peygamber Aleyhisselam’ın odasına girdi. Peygamber Efendimiz onun tarafından yüzünü çevirerek buyurdu: Ey Esmâ! Kadın adet görme çağına gelince onun vücudundan ancak (kendi yüzüne ve ellerine işaret ederek) burası ve burası görülebilir.”[8]

Yüz ve ellerin avrete dâhil olmadığını ifade eden birçok sahih hadisler vardır. Bu hadislerin hükmüne göre, “şehvet olmadığı ve meftunluktan korkulmadığı” takdirde kadının yüzüne ve ellerine bakmak caizdir. 

 

Kadının Ziyneti

Kadını süsleyen her şeye kadın ziyneti denir. İster yaradılışındaki ziynet olsun: Yüz, saç ve vücut güzelliği gibi, ister suni olsun: Elbise, gerdanlık ve boyalar gibi… Kadın bütün bunları örtmekle mükelleftir. Ancak âdet ve yaratılışın dışarda kalmasını iktiza ettiği yerler müstesnadır. O da, sade, boyasız, rujsuz yüz ve ellerdir.

وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا

 “Ziynetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesna” (Nur, 31)

Yüz ve eller hakkındaki müsaadenin sırrı şudur: Onları örtmekte kadın için büyük bir zorluk var. Bilhassa çocuklarının nafakalarını temine çalışan dul ve kocasının yardımına koşan fakir kadınlar için. Bunlar dışarı çıkmak mecburiyetindedirler. Hâlbuki peçe ve eldiven hem zorluktur ve hem de onları işlerinden geri bırakır.

Nur sûresinin şu ayet-i kerimesi;

قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ

“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar” (Nur, 30)

Asrısaadette kadınların kendi yüzlerini örtmediklerini açıkça göstermektedir. Zira eğer yüzlerini de örtmüş olsaydılar, “gözlerini sakınsınlar” emrinin hiçbir anlamı kalmazdı. Çünkü o takdirde ortada görülecek ve bakılacak bir şey yoktur. 

Bütün bunlara rağmen Müslüman bir kadın için en iyisi süsünü, hatta yüzünü bile mümkün mertebe örtmeye çalışmasıdır. Bilhassa güzel kadınlar için elzemdir. Çünkü onlara meftun olmak ihtimali çok kuvvetlidir.

 

Kadının Elbisesi

Kadının elbisesinin, İslâm’ın edep ve ahlâkına uygun olması şarttır.

Kadının İslâmî giyimi aşağıdaki vasıfları haiz olmalıdır:

1) Kur’ân’ın istisna ettiği kısım hariç, onun bütün vücudunu örtmelidir.

2) Saydam, şeffaf olmamalıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 اِنَّ مِنْ أَهْلِ النَّارِ نِسَاءً كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٍ مُمِيلَاتٍ مَائِلَاتٍ لَا يَدْخُلْنَ الْجَنَّةَ وَلَا يَجِدْنَ رِيحَهَا 

“Bir bakımdan giyinik, bir bakımdan çıplak,[9] sapmış, başkalarını da saptırmak isteyen kadınlar muhakkak cehennemliktirler. Onlar Cennet’e girmezler ve kokusunu da duymazlar.”[10]

Beni Teym kabilesinden şeffaf elbiseler giymiş birkaç tane kadın Hazreti Aişe’nin yanına gelirler. Aişe validemiz onları görünce şöyle konuşur: “Eğer Mü’minler iseniz, bu elbise Mü’minlerin elbiseleri değildir.”

Şeffaf ve ince bir başörtüsü giymiş bir gelin Hazreti Aişe’nin odasına getiriliyor. Bunun üzerine Hazreti Aişe şöyle buyurur: “Bunu giyen bir kadın Nur suresine inanmamıştır.”

3) Vücudun çizgilerini belli etmeyecek kadar geniş ve bol olmalıdır. Çünkü vücut çizgilerini belli eden dar elbiseler şüphe yok ki şehveti tahrik eder, cinsi hisleri uyandırır. Bu üçüncü maddenin ispatı da ikinci maddede zikredilen hadis-i şeriftir. Evet, bu çeşit dar elbiseleri giyen bir kadın çıplak gibidir.

4) Erkeklere has bir elbise cinsinden olmamalıdır. Pantolon gibi… Şu hadis-i şerif de bu maddenin ispatıdır:

İbni Abbas diyor: 

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ المُتَشَبِّهِينَ مِنَ الرِّجَالِ بِالنِّسَاءِ، وَالمُتَشَبِّهَاتِ مِنَ النِّسَاءِ بِالرِّجَالِ

“Peygamber, kadınlara benzemek isteyen erkeklerle, erkeklere benzemek isteyen kadınlara lanet etti.”[11]

5) Gayrimüslim kadınlara has bir şey olmamalıdır. Çünkü kasten bunlara benzemek de dinen mahzurludur. Zira İslâm’ın gayesi hem dışta ve hem içte Müslümanlara müstakil şahsiyet kazandırmaktır. Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz birçok şeylerde gayrimüslimlere muhalif hareket etmemizi emir buyurmaktadır. Ebu Davud ve Teberanî’den rivayet olunan şu hadis-i şerif de çok düşündürücüdür:

مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ

 “Bir kavme benzemek için çabalayan kimse benzemek istediği kavimden sayılır.”[12]

Örtünme mevzuunda faydalandığım kaynaklar şunlardır:

El Helalû ve’l Haram Fi’l İslâm, Yusufi Kardavî. El Hicab, Mevdûdî. Dairetü’l Maarif, Ferid Vecdi. Ruhü’d Din el İslâmî, Abdülfettah Tebbare. Şübühâtun Havlel İslâm, Muhammed Kutub.


MOLLA SADREDDİN YÜKSEL​


[1] Sadreddin Yüksel, Dinî ve İlmî İncelemeler,  İstanbul 1969, Ötüken Yayınevi, s. 93-102; İslâmî Araştırmalar, İstanbul 1992, Madve Yayınları, s. 91-100.

 

[2] Ebu Davud’un “Sünen” adlı kitabında Cuma bahsine bakılsın.

 

[3] Buhârî

 

[4] Tirmizî ve Ebu Davud

 

[5] “Vakar ile evlerinizde oturun.”

 

[6] Buhârî.

 

[7] Bu izin meselesi, bayram namazı ile mubah oyunlar bahsinde, hem Buhârî ve hem Müslim tarafından rivayet edilmektedir.

 

[8] Ebu Davud.

 

[9] Yani elbiseleri şeffaftır, içindekini gösterir.

 

[10] Müslim.

 

[11] Buhârî, Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî.

 

[12] Ebû Davud, el-Libâs, 3512.

 

 


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 281
Toplam 529637
En Çok 1316
Ortalama 348