HİCRET VE TAŞIDIĞI MANA - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

20-04-2022

HİCRET VE TAŞIDIĞI MANA[1]

 

Rabb’imizin lütuf ve inayetiyle bu sene de Hicri yılbaşının idraki içindeyiz. Rabb’imizden dua ve niyazımız odur ki, geçireceğimiz 1409 yılını da dinimiz ve davamız için daha verimli, daha feyizli ve daha bereketli hizmetler hepinize nasib etmesidir. 

Rabb’imize hamd, Efendimiz’e, âl ve ashabına salat ve selam olsun!  

HİCRET: Kelime yapısı itibarı ile bir yerden başka bir yere nakl-i hane etmek; doğup büyüdüğü yeri terk edip kendisine yeni bir yer edinmek ve orada yerleşmektir ki, dilimizde bu harekete göç denir. Böyle hareketin sebepleri ve hedefleri çoktur ve çeşitlidir. Mesela:

  1.  Sıhhi Sebepleri :

Bulunduğu yerin hava şartları sıhhi durumuna müsait olmadığı için yer değiştirir; havası daha müsait olan bir yere göç eder.

  1. Geçim Sıkıntısı:

Bulunduğu, doğup büyüdüğü yerin şartları hayata elverişli olmadığından geçim şartları kolay olan yere gidip orada yerleşmektir.

  1.  İş Bulma:

Bulunduğu yerde iş bulma sahası bulunmadığı için sanayi, ziraat ve benzeri çalışma yerleri müsait olan, para kazanmaya elverişli bulunan ülkelere çekip gitmektir.

  1. İklim şartlarının değişmesi:

Vaktiyle suyu bol, yağmuru bol, toprağı ziraate elverişli iken, zamanla yağmurların azalması, kaynakların kuruması neticesinde arazinin tarıma, hayvancılığa müsait olmaması yüzünden ülke sakinleri, o ülkeyi terk edip münbit topraklara sahip diyarlara göç edip gitmeleridir. Türkler’in Orta Asya’yı terk ederek uzak diyarlara göç etmeleri gibi. 

  1. Haksızlığa uğraması:

Bazen de olur ki insanoğlu, bulunduğu yer ve sakinlerinin şerrinden ve zulmünden emin olmak için başka çare bulamaz ve vatanını, yer ve yurdunu terk ederek emin ülke ve bölgelere nakleder. 

  1. Din Hürriyetinin olmayışı:

Sıraladığımız sebepler hep maddidir, maddi sebeplere dayanır, dünya ile alakalıdır. Dünyevi bir gayeyi hedef alır, bizim bahsedeceğimiz hicret, bunlardan hiç biri değildir. Sebep ve hedef olarak ne de budur. Sebebiyle de hedefiyle de bambaşkadır. Fazilet ve şerefiyle de apayrıdır; diğer göçlerle asla kıyas kabul etmez, nihayet böyle bir göçe tarihin hiçbir döneminde rastlamak mümkün değildir. 

Bu hareket; iki cihan serveri Hz. Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in ve Onun güzide ashabının Mekke’den Medine’ye göç etme hareketidir.  

Bu hicret, şahısları itibariyle de üstünlük arz eden bir harekettir. 

Bu hicret, mana ve muhteva yönünden de ümit ve istikbal vadetme bakımından da netice itibarı ile ve semeresi bakımından da feyizli ve bereketli bir harekettir.

Bu hicret, batılı ve batılları arkada bırakıp hakka ve haklılara doğru giden bir harekettir.

Bu hicret, esaretten hürriyete, baskıdan serbestliğe, işkenceden emniyete giden bir yoldur. Bu hicret, küfür diyarından imanın aydınlığına götüren bir davranıştır.

Bu hicret, put kanunlarının yıkılıp Şeriat-ı Garra’nın hâkim olacağı bir hedefe doğru atılan adımlardır. Bu hicret, kavilerin zayıfları ezdiği, kadınların şahsiyetlerini kaybedip birer eşya gibi satıldığı, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü adaletsiz, iffetsiz ve merhametsiz bir alemden kuvvetin haklıda, şahsiyetin iffette, şerefin adalette, kurtuluşun merhamette olduğunu, olacağını bütün insanlığa ilan eden bir harekettir.

Bu hicret, Kur’an’ın anayasa, şeriat’ın kanun, İslam’ın devlet olmasına giden bir yoldur. Bu hicret, ahrette şefaat makamından, dünyada ise idare ve siyaset saltanatından ibaret olan “Makam-ı Mahmud”a yükselen bir harekettir. 

Ve nihayet bu hicret, kendisini kaybetmiş insanlığın yeniden insanlığa kavuşmasının ve tekrar hayata gözlerini açıp akı ak, karayı kara görmesinin başlangıç noktasını teşkil eden bir harekettir. 

Şöyle ki: 

Cahiliyyet hüküm sürüyordu. İnsanoğlu yolunu iyice şaşırmıştı, şeref ve haysiyet diye bir şeyi kalmamıştı. İnsanlığın ufkuna kara bulutlar çökmüştü, ortalık karanlığa boğulmuştu. Çok uzaklardan sadece baykuş sesleri geliyordu. Kimse hayatından memnun, yarınından emin değildi… 

İşte, böyle bir sırada Mekke’nin mütevazı dağları arasında bir nur patladı; Hz. Muhammed (Salat ve Selam üzerine olsun!). Ortalık apaydın olmasına rağmen kör gözler bu nuru kavrayamıyor, görenlerin, çok azı müstesna, gözleri kamaşıyordu. Körler de gözleri kamaşanlar da rahat durmuyordu, nuru söndürmeye, etrafına toplanan bir avuç insanı öldürmeye çalışıyorlardı ve bunun için ellerinden geleni yapmada tereddüt etmiyorlardı!... İşkencenin ardı arkası kesilmiyor, yerlerde süründürenler, karnına taş bindirilenler, zincirlere vurulanlar, evlerinden kovulanlar, hayatına kastedilip şehid edilenler, sık sık rastlanan şeylerdendi!...

Hicret:

Allah Resulü işaret buyurdu; Müslümanların bir kısmı Habeşistan’ın yolunu tuttu, ikinci kafile birinciyi takip ediyordu!... Bunlar gittikleri yerde rahat ededursun, büyük göç başladı! Bu güneye doğru, Yesrib’e (Medine’ye) doğru uzanan bir hicretti. Putun, putçuların şerrinden herkes dereden tepeden giderken, şecaat timsali Hz. Ömer tavaftan sonra döner, çevredeki putçulara: “Yüzünüz kara olsun! Müslümanlara rahat yüzü göstermediniz, yurtlarını terk ettiler!.. Ben de gideceğim; sizi terk edeceğim!.. Ama, benim gidişim öyle olmayacaktır; açıktan açığa gideceğim!... İçinizden kendine güvenen varsa; karısını dul, çocuğunu yetim bırakmak istiyorsa beni takip etsin!.. İşte gidiyorum!.. dedi ve yürüdü!.. Kimseden çıt çıkmıyordu; putçuların dili tutulmuştu!...

Nihayet sıra Allah Resulü (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ve O’nun sadık yari Hz. Ebu Bekir (Radıyallâhu Anhu) gelmişti. Elbette bu iki sima da hak davası uğrunda anavatanlarını terk etmede tereddüt göstermeyeceklerdi. Yesrib’de toplanan ve etrafları iltihak eden iman öncülerinin ev sahibi (Ensar) ile misafirleri (Muhacirlerin) arasında kardeşlik bağını teessüs ettirecek bu iki cemaat kaynaşıp, “Bünyan-ı Mersus” haline gelecek ve bu topluluğun, omuz omuza, gönül gönüle saf bağlayıp ibadet edecekleri, Kur’an talimi, ilim tahsili yapacakları, siyasi faaliyetleri sürdürecekleri, doğuda ve batıda iki süper gücü mağlup edip İslam’a fethedecek orduların hazırlama karargahı olacak olan mabedin temin ve inşasında, maddeten de manen de bilfiil çalışmak suretiyle ön ayak olacak ve devletin anayasasını hazırlayıp devletin başına geçecekti!.. Nitekim öyle oldu!... Medine İslam’a bağrını açtı, İslam, devlet oldu. Allah Resulü devletin başında!.. Yesrib, ismini de vasfını da değiştirdi; Medine ismini alan bu şehir merkezi hükümet oldu!.. Kuvvetli bir inkişaf; hızlı bir yayılma!.. Gönüller şen, vicdanlar hür, Müslümanlar söz sahibi, yarınından emin ve ümitvar!..

Elhasıl: Acılar dinmiş, işkence bitmişti. İnsanlığın ufkuna bir kâbus gibi çökmüş olan, insanlığın şeref ve haysiyetini sıfıra indirmiş bulunan cahiliyet devri bitmiş. Ebu Cehil’in zihniyeti yıkılıp tarihin çöplüğüne atılmıştı. Yepyeni bir çağ başlamış, insanoğlu yeni bir ruh ve yeni bir kanla hayat sahnesinde!...

Parlak bir başarı ve parlak bir netice:

On üç senelik çetin, ama çok çetin bir imtihandan geçirilen ve sonunda da davaları uğurunda mal sevgisini, can korkusunu terk edip çok sevdikleri Mekke şehrini geride bırakmada tereddüt etmeyen ve imtihanın bu çetin bölümünde de tam not alan Peygamber elbette devlet gibi bir nimete kavuşturacak, duasını kabul edip vadini yerine getirecekti. Kur’an şöyle der: 

وَمِنَ الَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِه۪ نَافِلَةً لَكَۗ عَسٰٓى اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا ﴿79﴾ وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْن۪ي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْن۪ي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَص۪يرًا ﴿80﴾ وَقُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُۜ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا

“Gecenin bir bölümünde kalk, teheccüt et; nafile namaz kıl! Bu sana mahsus! Rabb’inin, seni bir Makam-ı Mahmud’a göndereceği yakındır. De ki, Rabb’im! Beni gireceğim yere doğru bir girişle girdir, çıkacağım yerden de doğru bir çıkışla çıkar ve bana katından yardım eden bir güç ver! De ki, Hak geldi, batıl gitti. Zaten batıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsra, 79-81) 

Ayetlerde de görüleceği üzere, “Makam-ı Mahmud’dan” “sıdk ile girilip sıdk ile çıkmaktan” ve, “Sultan-ı nesir” den söz geçmektedir.  

Makam-ı Mahmud, güzel, övülmeye değer bir makam; Hz. Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in ahiret saltanatından ibaret, şefaat makamı!.. Dünya saltanatından ibaret, şefaat makamı! Dünya saltanatından ibaret riyaset ve hakimiyet makamı!.. Hakimiyetin gerçek sahibine ait olduğunu ilan ve icra eden bir makam!.. Ama böyle bir makama layık olmanın, diğer şartları yanında iki mühim şartı zikredilmektedir. Bunlardan biri girişte de çıkışta da sıdk-ı sadakat, ikincisi de teheccüt namazı kılmak.

 

Netice ve tavsiye: 

Devlet gibi bir nimete sahip olmanın şartı:

Tebligatınıza tepki ve işkencelere sabır ve sebat, meşruun dışında her yerde sıdk ve sadakat, gecenin sessizliği içinde ihlaslı ibadet!.. 

Ey dünya insanlığı! Ey İslam âlemi ve ey teşkilat mensubları! 

Ölümlü bir dünyada yaşıyorsunuz; bir gün gelecek siz de öleceksiniz. İşte ömrünüzden gitti bir yıl daha!.. Her imkan elinden gidecek; ama, yaptıklarınızdan ve yapmadıklarınızdan hesaba çekileceksiniz!... 

“Hesab gelmeden önce kendinizi hesaba çekiniz!..” şeklindeki tavsiyeye uyunuz da hayatınızın her yönünü  bir daha gözden geçiriniz; akide ve amel yönünden, dava ve metot yönünden, idare ve siyaset yönünden doğru yolda mısınız? Allah’ın talimatına, Peygamber’in tatbikatına uygun mu?.. 

Şunun veya bunun tesirinde kalmayınız; yanlış yolda olduğunuz takdirde, lider kabul edip arkalarından gittiğiniz kişiler de sizi kurtaramaz. Sizi kurtaracak tek şey vardır o da Allah (Celle Celâluhu)’nun Kitab’ına, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in sünnet’ine sarılmaktır. İslam’ın son tavsiyesi budur. Ömrümüzün bir yılını daha arkada bıraktınız, yeni bir yıla giriyorsunuz!... 

Geçenin muhasebesini, geleceğin müzakeresini tavsiye ediyor. Hicri yılınızı tebrik ediyor, hepiniz ve hepimiz hakkında Rabb’imizden hidayetler, basiretler, ferasetler dua ve niyaz ediyorum!.. 

Esselamü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü!..

 

1409 Hicri Yılbaşı Mesajı

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


[1] Ümmet-i Muhammed Gazetesi, Sayı: 119.


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 232
Toplam 436390
En Çok 1157
Ortalama 330