HAŞR-İ CİSMÂNÎ - MOLLA SADREDDİN YÜKSEL

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

(Ölümden Sonra Bedenen Dirilme)

18-09-2022

HAŞR-İ CİSMÂNÎ[1]

(Ölümden Sonra Bedenen Dirilme)

Kur’ân’a göre haşr, cismanîdir. Yani cesetledir. Fakat kafaları bunu alamayan filozoflar, “İnsan, unsurlarıyla değil, ancak muayyen şekil ve suretiyle insan sayılır. Ondan sadır olan bütün fiil ve hareketler de ancak ondaki şekil ve suretin eseridir. Hâlbuki ölümle cismi dağılır, o muayyen, müşahhas şekil ve sureti de yok olur. Bünyesindeki elementler kendi âlemlerine rücu eder. Demek kişinin mahiyeti olan şekli ölümle yok olur gider. Eğer Allah dağılmış o element ve zerreciklerden tekrar bir insan yaratırsa bu yaratılan şahıs başka bir şahıs olur. Birinci şahsın aynısı olamaz. Çünkü ikincide ancak birincinin zerrecikleri vardır. Şekil ve sureti ise kalmamıştır. Hâlbuki fiil ve hareketlerin menşei surettir. Şu hâlde kıyamet gününde evvelki elementlerden yaratılan bir insana karşı yapılacak herhangi bir mükâfat veyahut mücazat yerinde yapılmış bir şey olamaz. Zira bu takdirde ceza veyahut sevap onları hak edene değil, başka bir şahsa verilmiş olur. Bu ise, adalet ve hikmeti ilâhiyeye asla uygun düşmez. Netice olarak: Haşr cismanî değil, ruhanîdir” diyorlar.

İşte haşrı cismanîyi inkâr eden felsefe bundan ibarettir. 

Şimdi büyük İslâm âlimleri de avam zümresini tereddüt ve şüpheden kurtarmak ve bu sapık zihniyete kapılmak tehlikesinden vikaye etmek gayesiyle haşrı cismanîyi şöyle izah etmişlerdir. “İnsan sadece ruh ve temel zerreleriyle insan sayılır. Evet, her insanın maddî yapısında temel ve fazla olmak üzere iki kısım parça vardır. Fazla parçalar ölümle çürüyüp gider. Fakat temel parçalar ise asla yok olmaz. Toprağa veyahut herhangi bir şeyin içine girer kalır. Çok ufak ve belki lâtif, saydam olduğu için gözle görülemez. Ama kıyamet gününde herkesin bedeni işte o temel ve aslî nüvelerden teşekkül eder. Ruh da gelip, temel nüveleriyle onlara eklenmiş bulunan bazı fazla parçalardan meydana gelen kalıba girer. İşte bu suretle ikinci insan birinci insanın aynısı sayılır. Çünkü ruh aynı ruhtur, temel parçalar da aynı parçalardır. Değişen varsa o da fazla parçalardır. O kadarla da insanın mahiyeti değişmiş sayılmaz. Öyle ise yapılacak mükâfat ve mücazat başka bir insana değil, tam hak eden kimseyedir. Demek haşrı cismanide filozofların sandıkları gibi bir adaletsizlik bahis konusu olamaz…”

Hemen ifade edeyim ki büyük âlim Fahreddin-i Râzî “İnsan şu görünen bedenden başka bir şeydir.” şeklindeki iddiasını şöyle ispatlıyor: Maddî yapının zerreleri bazen artar, bazen de eksilir (semirmek ve zayıflamak hallerinde olduğu gibi) Şüphe yok ki, değişen bir şey kalıcı ve sabit olamaz. Demek insanoğlu gözle müşahede ettiğimiz bu kocaman yapı değildir. Onun içindedir. İmamı Râzî devamla diyor ki: Bazen insanın maddî bedeni öldüğü hâlde kendisi diridir. Öyle ise insan bu cesetten başkasıdır. Diri oluşunun ispatı da aşağıdaki ayet ile hadistir:

وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتًا بَلْ اَحْيَاۤءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ

“Allah yolunda şehid olanları sakın ölüler sanma. Bilakis onlar Rab’leri katında diridirler, rızıklanırlar.” (Âl-i İmran, 169)

اَنْبِيَاءُ اللّهِ تَعَالَى لَا يَمُوتُونَ وَلَكِنْ يُنْقَلُونَ مِنْ دَارٍ اِلَى دَارٍ

 “Allah’ın Peygamberleri ölmezler, fakat onlar bir âlemden başka bir âleme nakledilirler.” (Hadis-i şerif)[2]

İşte bu ayet-i kerime ile bu hadisi şerif gösteriyor ki bedeni ölmüş insan yine vardır ve diridir. Demek insan, ölmüş bedenden başkadır.

Hulâsa insan, haşr-ı cismanîyi inkâr eden filozofun sandığı gibi gördüğümüz bu bedenden ibaret değildir. Ancak onun bir yerinde saklıdır. Burada münasebet almışken şu ayet-i kerimeyi de incelemek faideli olur:

وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَن۪يۤ اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰىۤ اَنْفُسِهِمْ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلٰى شَهِدْنَا

 “Hani Rabbin Âdemoğulları’ndan, onların sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutmuş. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? demişti. Onlar da: Evet Rabbimizsin şahit olduk.” demişlerdi.” (A’raf, 172)

Esasında bu ayet-i kerimeyi tefsir eden sahih bir hadis-i şerif vardır: “Cenab-ı Hak Hazreti Âdem’in sırtından onun bütün zürriyetini zerreler olarak çıkarıp onlara hitap etmiştir.”[3] Cemel’in, Tefsir-i Hazin’den naklettiği üzere evvela Cenab-ı Hak Âdem Aleyhisselâm’ın sırtındaki gözeneklerden Âdem’in zürriyetini çıkardı. (Mikropların gözenekler yoluyla bedene girip çıkarmaları gibi). Sonra o zerreciklerin her birisinden de onun zürriyetini çıkardı. Sonra ve sonra… Hulâsa beşer nev’inin bütün fertlerini orada hazır bulundurdu. Onlara akıl, anlayış, hareket ve konuşma kabiliyeti verdi. Sonra:  اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye hepsine hitap eyledi. Onlar da  قَالُوا بَلٰى “Bela (Evet, Rabbimizsin)” dediler. Bütün bunlardan sonra Cenab-ı Hak hepsinin canını alıp tekrar Hazreti Âdem Aleyhisselam’ın sırtında yerleştirdi. (Hazreti Âdem’in sırtına bunca zerrelerin sığmalarında bir muhaliyyet de yoktur. Çünkü küçük bir damla suda yeryüzünde bulunan insanlar kadar mikroplar vardır.) O çıkarılan zerrelerin çok ufak oldukları hâlde akıl ve hayat taşımaları da aklen muhal değildir. Zira ufaklıkları herkesçe malum olan mikroplarda da idrak ve şuur vardır. Öyle bir idrak ki onunla rızıklarını arar, çiftleşir, tehlikelerden sakınır, hatta karşıdan gelen arkadaşına yol da verirler. İşte mikroplar hakkında böyle bir bilgiye sahip olan bir kimse, Âdem Aleyhisselâm’ın sırtından çıkarılan zerrelerin hayat ve akıl taşıdıklarını hiç de muhal bulmaz. 

Bir ihtimale göre Âdem Aleyhisselâm’ın sırtından çıkarılanlar insan şeklinde çıkarılmışlar. Çünkü ayet-i kerime’de “zerrat” değil, “zürriyetehüm” kelimesi vardır. “Zürriyet” ise esasında şekillenmiş canlı varlığa denir. 

Şimdi hadisin ışığı altında bu ayet-i kerime’nin manasını böylece tespit ettikten sonra temel parçalar meselesini şöyle izah edebiliriz: Cenab-ı Hak tarafından Hazreti Âdem’in sırtından çıkarılıp kendilerine hitap edilen zerreler, her insanın bünyesindeki ana parçalardır. O, bakidir; hiçbir zaman değişmez. Mezardaki sual ve cevap da onun ile ruha aittir. Kıyamet gününde, fazla parçalar Allah’ın izniyle temel parçalara inzimam eder. Kişi de dünyadaki şeklü sureti üzerine tam olarak kalkar. Buna ne akıl muhaliftir ve ne de din!

Bahsi geçen zerre (temel parça) meni içinde bulunan bazı canlı varlıklar vasıtasıyla kendisinden türeyecek insanlar kadar zerreciklerle birlikte ana rahmine geçer. Orada geliştikten sonra ruh gelip o zerreye girer. İnsanın heykeli olan fazla parçalar ise esasında o ufacık zerrenin mahfazasıdır. 


MOLLA SADREDDİN YÜKSEL​


[1] Sadreddin Yüksel, Dinî ve İlmî İncelemeler,  İstanbul 1969, Ötüken Yayınevi, s. 110-114; İslâmî Araştırmalar, İstanbul 1992, Madve Yayınları, s. 107-111.

[2] Risale-i Hamidiye, s. 347

[3] İmamı Malik Muvatta’da, Müslim Bin Yesar’dan.


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 292
Toplam 529648
En Çok 1316
Ortalama 348