HAKKI SAHİBİNE İADE - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

02-04-2022

HAKKI SAHİBİNE İADE

MEVZU: Hakkı Sahibine İade

قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿26﴾ تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

"De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım! Dilediğine mülkü (devleti, iktidarı ve idareyi) verirsin ve dilediğinden de mülkü (yani bunları) çekip alırsın; Dilediğini aziz kılar, dilediğini de zelil kılar (alçaltırsın)! Hayır ancak senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin! Geceyi gündüze bağlayıp katarsın, gündüzü de geceye bağlayıp katarsın! Diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın! Sen dilediğine hesapsız rızık verirsin!" (Âl-i İmran, 26-27)

وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْنًاۜ يَعْبُدُونَن۪ي لَا يُشْرِكُونَ ب۪ي شَيْـًٔاۜ وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

"Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaad etmiştir. Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi (yani devlet sahibi) kılacak; Kendileri için seçip beyendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim ki, bundan sonra küfre saparsa işte onlar fasık olanlardır." (Nur, 55)

 

Hilâfet:

Hayatın manası: İbadet ve ubudiyyet; veciz ifadesi sen Rabb, ben kul! (Kaynak: Zâriyât, 56)

Ubudiyyetin kıstası: "Din"dir! İslâm insanı Rabb’ine yöneltmek için gelmiştir ve şöyle der:

ءَاَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ اَمِ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۜ

"Farklı bir çok rabbler mi daha hayırlıdır yoksa Vahid-i Kahhar olan bir tek Rabb mi?.." (Yusuf, 40)

Hakikatte hizbullah birdir; teaddüt etmez, yani birkaç olmaz. Diğer hiziplerin her biri ise şeytana ait, tağuta bağlıdır.

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُٓوا اَوْلِيَٓاءَ الشَّيْطَانِۚ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَع۪يفًا۟

"İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkârcılar da tağut uğruna savaş verirler. O halde ey iman edenler! Siz şeytanın dostları ile savaşın. Şüphesiz ki, şeytanın hilesi çok zayıftır." (Nisa, 76)

Hakikatte Allah’a götüren yol birdir: O da Sırat-ı Müstakim’dir! Diğerleri, diğer yollar insanı Allah’a ulaştırmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَاَنَّ هٰذَا صِرَاط۪ي مُسْتَق۪يمًا فَاتَّبِعُوهُۚ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

"İşte bu, benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun! (Başka) yollara uymayın! Sonra sizi O’nun yolundan ayırır. İşte (Allah, kötülüklerden) sakınasınız diye bunları tavsiye etti." (En’am, 153)

Hakikatte bir nizam vardır; O da İslâm nizamıdır! Diğerleri ise cahiliyyettir; cahiliyyet devrinin kanunlarıdır. 

اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَۜ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ۟

"Yoksa onlar cahiliyye (devrinin sapık) hükmünü mü istiyorlar? Kesin bilen bir toplum için, hükmü Allah’tan daha güzel olan kimdir?" (Maide, 50)

Gerçekte bir Şeriat vardır. O da Allah’ın Şeriat’ıdır; diğerleri ise heva ve hevesten ibarettir.

ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ

"Sonra (Ey Resulüm!), seni bu emrimizden bir Şeriat üzere kıldık. Artık sen ona uy, bilmeyenlerin arzularına uyma!" (Casiye, 18)

Aslında bir hak vardır; Teaddüt etmez. Diğerleri ise delaletten başka bir şey değildir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

فَذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّۚ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلَّا الضَّلَالُۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ

"İşte O (herşeye gücü yeten) Allah, sizin gerçek Rabb’inizdir. Artık haktan sonrası da sapıklıktan başka nedir? Öyleyse nasıl (imandan) döndürülüyorsunuz?" (Yunus, 32)

Dünya hayatında bir dar vardır; O da Dar-ı İslâm’dır. Diğerleri ise Dar-ı Harb’tir.

İnsanlar arasında bir cemaat vardır; O da Hakk’ın etrafında toplanandır. Allah Resulü şöyle buyurur:

"Benim ümmetim delalet üzerinde toplanmaz." 

O halde size gereken cemaatle beraber olmaktır. Zira Allah’ın eli cemaatle beraberdir. " (Taberani)

Kıyamete kadar sabit ve daim bir cemaat var; O da Allah Resulü’nün: "Kıyamete kadar hak üzere bulunan bir taife vardır ki, muarız ve muhalifleri kendilerine zarar vermez," buyurmuş olduğu gibi.

Demek oluyor ki, her devirde ümmeti temsil eden bir taife vardır. Zira bu ümmet; bazen bir kaç fertle, bazen binlerle, bazen de bütün bir beşeriyyetle temsil edilir. 

Mevcut idare bu ümmeti temsil edebilir mi?

Hayır! Neden? Çünkü bu idare gayri meşru’dur!..

Mustafa Kemal’in de ve kendisini takib edenlerin de kurdukları idareler meşru değildir. İtaat edilemez. Neden? Çünkü, Mustafa Kemal’in kendisinin kurduğu idareler, yani hükümetler ihanet ve hiyanet üzerine bina kılınmıştır. Zira kendisine verilen emanete hiyanet etmiştir. Şöyle ki: Sultan Vahidüddin kendisine bir emanet vermişti ve demişti ki:

"İstanbul işgal altındadır, biz burada bir şey yapamıyoruz. Şu paraları da al, Anadolu’ya git; milletimizi müstevlilere karşı uyandır; Kıyam etsinler de, topraklarımıza sahib çıksınlar!.."

O da başlangıçta katıldığı kongrelerde ve yaptığı konuşmalarda aynı gerekçelerle ortaya çıktı. Bilhassa millet meclisinde ilk irad ettiği konuşmada:

"Saltanat makamı aynı zamanda Hilâfet makamıdır. Gayemiz Hilâfet makamını yabancıların esaretinden kurtarmaktır. Çünkü, bizim sultanımız aynı zamanda bütün müslümanların reisidir..." (Er-Racülü’s-Sanem; Orta Doğu Gazetesi, 19 Nisan 1974)

Demek ki, münafıklığın da bu derecesi olurmuş! İnsanın tüyleri ürpermektedir.

İlk millet meclisinin açılışında hatimler yapılmasını, Buhari-i Şerif’in okutulmasını tavsiye etmesi, ellerini kaldırıp dua etmesi hepinizce mâlum olan bir keyfiyettir.

Başlangıçta aynı gerekçelerle ortaya çıkan Mustafa Kemal işte bu emir ve bu tavsiyelere ihanet etti. Yalan ve dolanla kendini işin başına geçirdi. Bununla da kalmadı; dine ve Şeriat’a da ihanet ve hiyanet etti. On beş sene içerisinde Allah’ın dininin temeline (98) tane dinamit koymuştur. Bu maddeler Ümmet-i Muhammed Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Ayrıca ihanet ve hiyanetlerini maddeler halinde sıralıyacak olursak:

1- Kendisine verilen göreve ihanet ve hiyanet etti.

2- Devlete ve padişaha ihanet ve hiyanet etti.

3- Hilâfet makamına ihanet ve hiyanet etti.

4- Osmanlı sülalesine ihanet ve hiyanet etti.

5- Şeriat’a ihanet ve hiyanet etti.

6- Karşı çıkan ulemaya ihanet ve hiyanet etti.

7- Ve nihayet Ümmet-i Muhammed’e ihanet ve hiyanet etti.

Demek oluyor ki, kurduğu idareler: Bir değil, en azından yedi ihanet ve hiyanetin üzerine oturmuştur. Binaenaleyh Mustafa Kemal bağidir, haindir, zalimdir ve kâfirdir. İşte kurduğu idareler ve şahsı hakkında verilen fetvalar:

 

Fetva: 1-

"1- Tesettür-i nisva’nın ilgası,

2- Mirası, "âla ma Faradallahü" taksim etmeyi ilga,

3- Nikâh-ı şer-i’yi ilga,

4- Talak-i şer-iyi ilga,

5- İddet-i şer’iyi ilga,

6- Teaddüd-i zevcatı suret-i mutlakada men ve tahrim,

7- Müslim ve gayri müslim arasında izdivaca müsaade,

8- Yarı çıplak İslâm kadınlarının namahrem erkeklerin kolları arasında âla meleinnas dans etmelerini tecviz ve teşvik,

9- "Şarabı ben böyle içerim" diyerek iftihar,

10- Dini devletten ayırarak, hükümeti şer-i şerif’in müdahale ve murakabasından azade bırakmak,

11- "Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir" mealindeki nazm-ı celile rağmen Kavanin-i İslâmiyye’yi ve Mecelle-i Ahkâm-ı Şer’iyye’yi ilgâ ederek Roma hukukuna müstenid İsviçre kanun-i medenisini tatbik ve tercih,

12- Şeriat-ı İslâmiyye’yi tahkir etmek ve gazetelerde tahkir ettirmek,

13- Allah namına yemini kaldırmak,

14- Devletin dini, Din-i İslâm olduğu hakkındaki madde-i esasiyyeyi ibtal ve ilga,

15- Mekâtib-i İslâmiyye’den tedrisat-ı diniyye’yi kaldırmak,

16- Kur’ân hıfzını men etme,

17- Müslümanların yazısı olan Kur’ân yazısını ilga ederek Latin hurufatını kabul,

18- "Türk milleti (hâşâ) bir baldırı çıplak Arab’ın vaz ettiği kanunlara bağlı kalamaz," diyerek Peygamber Efendimiz Hazretleri’ni tahkir etmek...

Bunları yapan ümera ve efraddan müteşekkil bir heyet-i ictimaiyye’nin işbu harekât ve icraatını tahsin ve tasvib eyleyen mukallidlere, yani arkalarından gidenlere müslüman denilmek caiz olur mu?

El-cevab: Olmaz!

Şeyhül İslâm Mustafa Sabri,

Gümülcine müftüsü Muhammed Nevzat (...)"

 

Fetva: 2-

"Kurulduğu günden beri Din-i Mübin-i Ahmedi’nin (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) temellerini yıkmağa çalışan Türk Cumhuriyeti Reisi M. Kemal ve arkadaşlarının, Kur’ân’ın ahkâmına aykırı hareket ederek, Allah ve Peygamber’i inkâr ettikleri ve Halife-i İslâm’ı sürdükleri için gayr-i meşru olan bu idarenin yıkılmasının bütün İslâmlar üzerinde farz olduğunu, Cumhuriyet’in başında bulunanların ve Cumhuriyet'e tabi olanların mal ve canlarının Şeriat-ı Garray-ı Ahmediye’ye göre helal olduğu ve saire" diye devam eden bu fetva birçok ulema ve meşayihin istişaresiyle kararlaştırılmıştır.

Keza kemalistlerin kurdukları idareler ve hükümetler de meşru değildir, yani İsmet Paşa’nın, arkasından gelen Celal Bayar’ın, Cemal Gürsel’in, Ecevit ve Erbakan’ın, Evren’in, Özal’ın ve bugünkü Demirel ve Erdal’ın kurdukları idareler de meşru değildir.

Kaldı ki; ihanet ve hiyanetin ötesinde küfrî bir sisteme dayanmaktadır.

Özet olarak şunu söyleyebiliriz ki; gerek Mustafa Kemal’in, gerekse kemalistlerin kurdukları devletler ve hükümetler meşru değildir, birer terör hükümetidir; kendileri de birer isyankâr ve teröristtir.

Binaenaleyh, çekilmelerini ve idareyi sahibine devretmelerini kendilerine bildiriyor, milletimize duyuruyor ve bütün bir dünyaya ilan ediyoruz. Artık idarenin ve Hilâfet’in sahibi gelmiştir; Şeriat devletini ve bütün müesseselerini ihya edecektir. Fertler olsun, kuruluşlar olsun, Hilâfet’in sahipleri arasındadır. Vakit geçirmeden yerlerini alsınlar da, haklarına ve emanete sahip çıksınlar ve bu surette bir taraftan tarihî görevlerini yapmış olsunlar, bir taraftan da dinlerini, imanlarını, nikâhlarını korumuş olsunlar veya tazelemiş olsunlar!.. Yoksa Mustafa Kemal ile ve kemalistlerle beraber olurlar da, Allah’ın azabını ve gazabını boylarlar!.. Rabb’ülâlemin Kur’ân’da şöyle buyurur:

يَوْمَ نَدْعُوا كُلَّ اُنَاسٍ بِاِمَامِهِمْۚ فَمَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَقْرَؤُ۫نَ كِتَابَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلًا ﴿71﴾وَمَنْ كَانَ ف۪ي هٰذِه۪ٓ اَعْمٰى فَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَب۪يلًا

"Kıyamette insanların hepsini önderleriyle çağıracağız. Kimin kitabı sağından verilirse işte onlar kitaplarını (sevine sevine) okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğramazlar. Kim bu dünyada (hakikatlara) kör olursa, o, ahirette de kördür ve yol bakımından da daha şaşkındır." (İsra, 71-72)

İdareye sahib olma:

Şu cemaat, imamı ile birlikte ve onun nezaretinde ve talimatı altında on senedir idareye, yani Şeriat devletine ve Hazreti Muhammed ümmetine talib olmuş ve sahib çıkma yoluna girmiştir. Çünkü bilmiş ve inanmıştır ki:

"Müslümanların bir saat bile Halife’siz ve imamsız kalmaları caiz değildir." Ve yine bilmiş ve inanmıştır ki:

"İslâm devleti varsa onu korumak, yoksa onu kurmak her müslümana farzdır." Ve yine bilmiş ve inanmıştır ki:

"Şafii fukahasının da ifade ettiği gibi:

İmam kaybolduğunda Hilâfet’in hükümleri zamanın en bilgili âlimine intikal eder. İmam-ı Azam’ın fetvası da şu yoldadır: Bir müslüman ülkenin devlet rejimi kafirleşirse o devleti idare edenleri alaşağı etme, o memleket sakinlerine farzdır."

Ve bütün bunlar muvacehesinde İslâm fukahası hiç bir zaman düşünememiştir ki:

Yeryüzü; İslâm Şeriat’ı ile hükmedecek bir Halife’den hali olsun!.. Olduğu taktirde yeryüzü ne olur? Ya Dar-ı Riddet, ya Dar-ı Bid’at veya Dar-ı Fısk olur.

İşte bütün bunları da nazar-ı itibara alan bu müslümanlar bilmiş ve inanmıştır ki:

Genelde bütün müslümanlara, hususiyle ehl-i hal vel akd makamında bulunanlara daha geniş manada ulemaya imam nasb etmeleri ve onunla cihad yapmaları farzdır, şarttır ve Allah’ın kesin emridir. Ve nihayet ancak bu surette yeryüzü veya bir parçası Dar-ı İslâm olur.

 

Metod tesbiti:

Tebliğ hareketinin başlangıç aşamasında metod tesbiti olmuştur. Şöyle ki: Ortada bir kuruluş vardı; Bunun adı Milli Görüş idi. Ve bu, partici bir kuruluştu. Davası hak ise de metodu yanlış idi; İslâm’ın red ettiği demokrasiye, partiye dayanıyordu! Ve bu, böyle gidemezdi. Ve bu, hakkı batıla karıştırmaktı. Ve İslâm’ın, Kur’ân’ın metnine uymuyordu. O halde bütün müslümanlara bir hizmet düşüyordu:

O da hak davaya giden yolun da, hak olması; ilahî vahye dayanması, Peygamberî bir metod olması farzdı, Allah’ın emri idi.

İşte bu noktadan hareketle;

1- Bu emri yerine getirmek üzere bu kuruluş ve bu kuruluşun başındaki kardeşiniz Cemaleddin Hoca ortaya çıktı.

2- "Devlete Gidiş Yolu Parti midir, Tebliğ midir?" başlığını taşıyan bir bildiri neşretti ve bu suretle "Şirke hayır, Tevhid’e evet!" dedi.

3- "Tüm İslâmî Kuruluşlara Tebliğ" adlı bir bildiri daha yayınladı. Ve bu bildiride hareket düsturu olan 15 maddeyi tesbit ve ilan etti.

4- "Hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılınız!" mealindeki i’tisam ayetini hatırlatarak, "Tüm İslâmî Kuruluşları Birliğe Davet" başlıklı bildiri ile bütün müslümanları ve tüm kuruluşları vahdete, ittihada, birliğe davet ederek Kur’ân etrafında toplanmanın farz, fırka fırka olmanın haram olduğunu ilan etti.

5- Bu aşamada Anadolu’dan müracaat edenler oldu. "Sizinle çalışmak istiyoruz. Çünkü bu hareketi doğru bulduk!.." dediler. İşte bu aşama, tabir ve teşbih caizse birinci Akabe mülâkatıdır; ona benzemektedir. Altı kişilik bir kafile!

6- Müteakib aşamada yine tabir ve teşbih caizse ikinci Akabe Bey’atı'na müşabih 12 kişilik bir kafile!

7- Üçüncü aşama: Yine tabir ve teşbih caizse üçüncü Akabe Bey’atı'na müşabihtir. 70 civarında bir cemaat!

Bu aşamanın özelliği:

       a) Kur’ân ışığı altında Medine’de İslâm’ın hızla yayılması,

       b) Allah Resulü’nün Medine’ye davet edilmesi,

       c) Bey’at alınması.

Bey’at hadisinin muhtevasını maddeler halinde sıralıyacak olursak:

1- Hoşlarına gitse de gitmese de Peygamber’i dinleyip itaat edecekler,

2- Bolluk zamanlarında da darlık zamanlarında da infak Fisebilillah yapacaklar,

3- Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapacaklar ve bu yolda kimseden korkmayacaklar,

4- Allah Resulü Medine’ye geldiğinde onu kendi nefisleri, hanımları ve evladları gibi koruyacaklar.

İşte Allah Resulü’nün üçüncü Akabe bey’atında Yesribliler’den aldığı bey’atın muhtevası bunlardı.

 

Ve bu meyanda:

       a) Zımnen ve ima ile de olsa İslâm devletinin ilan edilmesi,

       b) Hızlı ve aktif bir siyaset takib edilmesi ve İslâm’ın devletine doğru adımlar atılması,

       c) Hazreti Musa’nın on iki nakibi, Hz. İsa’nın on iki havarisi gibi Evs ve Hazrec kabilelerinden on iki temsilcinin seçilmesini tavsiye.

 

İstişare ve kabul:

Biz de Tebliğ hareketinin bu aşamasında; bir taraftan Allah Resulü’nün Akabe bey’atları neticesinde Medine’deki aktif ve hızlı manzaralara bakarak, bir taraftan da Anadolu insanının iki ateş arasında kalıp, "Bana bir sahip çıkan yok mu?!." feryadına kulak vererek ve aynı zamanda Avrupa’da ve Andolu’daki müslümanlarla, Allah askerleriyle istişare neticesinde Akabe bey’atıyla bey’atlaşarak; Ve bunun yanında; İslâm şearini neşriyatıyla muhafaza eden merhum ve şehid Atıf Efendi’nin hayatlarının; keza İslâm Şeriat’ını muhafaza ve müdafaa yolunda Mustafa Kemal’e karşı silahla kıyam eden merhum ve şehid Şeyh Said Efendi’nin hayatının ve Kur’ân hakaikini aklî ve ilmî delillerle dünya mülhidlerine ve münkirlerine karşı muhafaza ve müdafaa eden merhum ve gazi Bediüzzaman Hazretleri’nin hayatlarının anlatıldığı ve ayrıca Avrupa’da ve Anadolu’da maddesiyle ve manasıyla, ilim ve fetvasıyla bu Din-i Mübin-i Ahmediyye’yi muhafaza ve devlet yapma yolunda varlık gösteren siz Allah askerlerinin katıldığı şu toplantıdan da teberruk ederek:

"Şu tarihî ve tarihî olduğu kadar da hayatî öneme haiz ve aynı zamanda mübarek Kur’ân devletinin, Şeriat devletinin ve İslâm devletinin ihya edilmesi ve dünyanın gündemine getirilmesine bi İnayetillah karar veriyor ve bu hakikatı Anadolu insanına, İslâm âlemine ve bütün bir dünyaya ilan ediyoruz!"

 

Bey’atleşme:

(İslâm devletinin ilanından sonra, toplantıya iştirak eden erkek-kadın tüm müslümanların ayağa kalkarak ve Tekbir getirerek Fetih suresinin 10. ayeti okunmuş müteakiben okunan bey’at metnini tekrar ederek takip etmişlerdir:)

"Hocam! Siz, Allah ve Resulü’nün yolunda yürüdüğünüz müddetçe biz sizi dinleyeceğimize, hoşumuza gitse de gitmese de itaat edeceğimize, bolluk zamanlarımızda da, darlık zamanlarımızda da infak fisebilillah yapacağımıza, emr-i maruf ve nehyi münker yapacağımıza ve bu yolda kimseden korkmayacağımıza ve bilcümle kendimizi, zevcelerimizi ve evladlarımızı koruyacağımız gibi davamızı da Hoca’mızı da koruyacağımıza ve o yolda gayret göstereceğimize dair Allah’ın huzurunda söz veriyor ve bey’at ediyoruz."

(Bunun üzerine Cemaleddin Hocaoğlu da şöyle dedi:)

"Ben de verdiğiniz bey’atı kabul ediyor, buna mukabil: Allah ve Resulü’ne itaat etmeye devam edeceğime, dava ile ilgili üzerime tevdi edilen hizmetleri emanet bilip riayet edeceğime ve bu yolda gayret göstereceğime dair Allah’ın huzurunda söz veriyor ve bey’at ediyorum."

İhya edilmesi ilan edilen devletin mahiyeti ve vasıfları:

Hareketin bu aşamasında:

1- İlmî ve fikrî zeminde kalarak kaba kuvvete başvurmadan tebliğ çalışmalarına daha hızlı ve daha ciddi bir şekilde devam etme,

2- Devletin müesselerini tesbit ve inşa etme,

3- Karar verilen devlet, Nübüvvet yolu üzerine kurulmuş Hilâfet devletidir, kaynağını Ahmed ibni Hanbel’in sened-i sahih’le rivayet ettiği şu hadisten alır:

"İçinizde Nübüvvet Allah’ın dilediği müddet devam edecek sonra kalkmasını murad ettiği vakit Allah onu kaldıracak, sonra ısırıcı hükümdarlık olacak, Allah’ın dilediği müddet devam ettikten sonra kalkacak, sonra zorba (cebri bir idare) kurulacak, Allah’ın dilediği miktar hüküm sürecek sonra kaldırmayı murad ettiğinde kaldıracak, sonra Peygamberlik yolu üzere (idare) Hilâfet olacak sonra Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) sustu!..."

Kanaatımız odur ki, zorba idareden murad kemalist idaredir. Kalkması da bu idarenin yıkılmasıdır. Arkasından bir idare gelecek ki, Peygamberlik yolu üzere kurulan Şeriat-ı Garra’ya harfi harfine uyacak olan ve ne pahasına olursa olsun taviz yoluna gitmeyen idare "Nübüvvet Yolu" üzere kurulan Hilâfet olacaktır cümlesinde ifadesini bulmaktadır.

4- Anayasası Kur’ân’dır! Kaynağını "Hakimiyet kayıtsız ve şartsız Allah’ındır!" cümlesinde ifadesini bulur.

5- Bayrağı , Kelime-i Tevhid’dir. (Bu esnada bütün cemaat ayağa kalkarak coşku ve sevinç içerisinde tekbir sesleriyle bayrağı selamladı.) Bayrağı selamlamaktan maksadımız Kelime-i Tevhid’i selamlamadır.

6- Devletin ismi, İslâm Devleti’dir.

7- Vatanı Ardullah'tır; yani genel manada dünya toprakları, özel manada İslâm alemi! Şimdilik ise Anadolu topraklarıdır! Tercih sebepleri:

1- Şu dört merhaleyi tatbik etmenin kolaylığı:

Tebliğ, Tarif, Tahkik ve Teslim.

2- "Yakın akrabalarını uyar!..." emri celiline uygun düşmesi.

3- Teberrük vesileleri yok değil: Ebu Eyyüb el-Ensari’ler, Abdurrahman Gazi’ler, Alpaslan’lar, Osman Gazi’ler, Fatih’ler, Abdulhamid’ler, Akşemseddin’ler, Molla Hüsrev’ler, Molla Fenari’ler, Süleyman Efendi’ler, Mehmed Zahid Efendi’ler, Esad Efendi’ler, Sami Efendi’ler, Şeyh Abdulhakim’ler, Şeyh Şamil Efendi’ler, yukarıda hayatları anlatılan Atıf Efendi’ler, Şeyh Said Efendi’ler, Gazi Bediuzzaman Efendi’ler ve daha binlercesi bu topraklarda yaşamışlardır.

4- Hilâfet buradan kaldırıldı, buradan yerine ihya edilmesi uygun olur.

Ve bu, sürgünde bir devlet değildir. Mülk Allah’ındır, Anadolu toprakları ecdad yadigarıdır.

 

Devlet olmak için başlıca unsurlar:

1- Mekân: Anadolu,

2- Cemaat: Alelhak (Hak üzerinde olan şu cemaat),

3- Nizam: Şeriat,

4- Şeriat’ı tatbik edecek bir imam.

Bu itibarladır ki, unsurlar mevcuddur. O halde müslümanların devleti vardır.

-Sene başı 1 Muharrem’dir.

-Takvimleri Hicri takvimdir.

-Tarihleri Hicri tarihtir.

-Tatilleri Cuma günüdür.

-Cuma imamlarının tayini Hilâfet makamına aittir.

-İslâm federe devletlerinin devlet reisleri bir araya gelip asıl Halife'yi intihab edinceye kadar bu makam niyabeten tarafımızdan icra edilecektir.

-Rejimin, partici ve tavizci kuruluşların tayin ettikleri cuma imamları muteber değildir.

-Kendi aralarında soyadını kullanmayıp babalarının ismini söyleyerek bu ihtiyacı da gidermiş olacaklar.

-İslâmî kıyafete sahib çıkacaklardır.

-Bilenler kendi aralarında Kur’ân dilini ve Kur’ân yazısını kullanacaklar, bilmeyenler de en kısa zamanda öğreneceklerdir.

-Miraslarını İslâm hukukuna göre taksim edeceklerdir.

Hükümet merkezi:

Şimdilik İstanbul’dur! Tercih sebepleri:

1- Stratejik konumu,

2- Deniz ulaşımı kolaylığı,

3- Boğazların varlığı,

4- Anadolu ve Rumeli topraklarının ortasında bulunuşu,

5- Sinesinde medfun yüksek şahsiyetlerin çokluğu,

6- Ve nihayet Hilâfet makamının bu beldede bulunuşu.

Ordusu: Bütün müslümanlardır! Yani tüm ümmettir. Silahları: Kaba kuvvet yoktur. Şimdilik buna ihtiyaç da yoktur. Neden? Çünkü bu harekete silahlar tesir etmez! Bu hareket Kur’ân hareketidir, ilim hareketidir, iman hareketidir. Karşılığında Allah’ın rızası ve Allah’ın cenneti vardır!..

Binaenaleyh, karşı çıkanlar galib değil, mağlub olur, nabud olur, mel’un olur! Manevî hezimete uğrar!

Müşterek dili Kur’ân dilidir. Ama herkes ana dilinde serbesttir! Yazısı, Kur’ân yazısıdır.

Kemalizmi bütün müesseseleriyle red ve inkâr eder.

Sivil memurlar, polis ve askerî kuvvetler İslâm devletine karşı çıkmaz, üstelik kabul ve teslim oldukları taktirde makam ve görevlerini muhafaza ederler; aksi halde din ve imanlarını, nikah ve İslâmiyet’lerini kaybederler.

Diğer millet ve devletlerle olan münasebetlerimiz:

1- Gayri müslim millet ve devletlerle yapılmış meşru anlaşmalara sadık kalınacak, kendileri Hakk’a ve adalete davet edilecektir.

2- Müslüman devletler şimdilik bir nevi federe devlet şeklinde birliğe davet edileceklerdir.

3- Dahildeki azınlıklar hakkında zımmi olma hükmü uygulanacaktır.

4- Avrupa’da ve Anadolu’da İslâmî kuruluşlar, kayıtsız ve şartsız kuruluşlarını lağvedip, İslâm devletini oluşturan ve Ümmet-i Muhammed’i temsil eden bu aktif harekete, Kur’ân devletine katılacaklardır.

5- Günün dünyasında cereyan eden savaşlar ve çatışmalar: Kan dökülmemesi çağrısında bulunulacak, anlaşmazlıkların adalet çerçevesi içinde halledilmesi tavsiye edilecek ve hatta yardımcı olunacaktır. Hususiyle Filistin ve yahudi anlaşmazlıkları mevzuunda Şeriat esas alınacak, hak sahibine verilecektir.

Keza; doğudaki çatışmalar, derhal durdurulacak; aslında ve temelinde kardeş olan ve aynı zamanda Ümmet-i Muhammed bulunan ve fakat kemalist rejimin kâfirliği ve zalimliği, eğitim sisteminin materyalistliği neticesinde oyuna getirilmiş olan taraflar çatışmayı durdurup, Kur’ân etrafında sulh ve seleme davet edilecek ve bu suretle yaralar sarılacak ve İslâm kardeşliği biiznillah yeniden teessüs edecektir. ("Doğudaki Olaylar ve Arkasında Yatan Gerçekler" başlığını taşıyan yazımız bir daha okunmalı.)

6- Ehl-i Kitab’a sesleniş:

Ey Ehl-i Kitab! Birbirimizi öldürmeyelim, birbirimize düşman olmayalım! Geliniz şu kelimenin etrafında toplanalım: 

قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ وَلَا نُشْرِكَ بِه۪ شَيْـًٔا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ

"Ya Muhammed! De ki: Öyle bir kelimeye geliniz ki: o kelime bizimle sizin aranızda müsavidir (ne bize, ne de size fazla hak tanımaz)." O kelime ise hepimizin ibadet ve ubudiyyetimizi Allah’a yapıp, O’na kul olmak ve ona hiçbir şeyi şirk koşmamak ve birbirimizi Rabb edinmemek, yani ne biz sizi Rabb edinelim, ne de siz bizi. Hepimiz Allah’ı Rabb edinip, O’ndan gelen emir ve talimata uyalım. "Şayet onlar yüz çevirirlerse şöyle söyleyin: Biz müslümanız!" (Âl-i İmran, 64)

7- İslâm federe devletleri arasından vize kaldırılacak, sınırlardaki gümrükler olmayacaktır. Hele hele hacılardan pasaport ve vize sorulmayacaktır.

8- Ortak Pazar: Ortak Pazar değil, dünya pazarı kurulacak ve bu pazar aynı zamanda hem müslümanlara, hem de gayri müslim Ortak Pazar’larına hitab edecektir. Hususiyle hac mevsimi bu pazarın ağırlık merkezini teşkil edecektir.

9- Ortak para birimi: Ortak Pazar sahibi olan bu İslâm federe devletlerinin elbette ortak para birimi olacaktır.

10- Faiz yasak edilmiştir; içki yasak edilmiştir; zina yasak edilmiştir; müstehcen neşriyat ve yayın yasak edilmiştir.

11- İlim ve teknik sahada olsun, yer altı ve yer üstü servetlerinin işlenişinde olsun işbirliği yapılacaktır.

12- Petrol, maden ve su meseleleri şer-i şerif’e göre tanzim edilecektir.

13- İlim ve medeniyet sahasında Enfal suresinin 60. ayeti esas alınacaktır.

Teberrüken bahsimizi Kasas suresinin 5. ve 6. ayetinin meali ile bitirelim:

وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ ﴿5﴾ وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ

"Biz ise yeryüzünde güçten zayıf düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. Ve yine istiyoruz ki, onları yeryüzünde iktidar yapıp, Firavun ve Haman’a ve onların ordularına sakınmakta oldukları şeyleri gösterelim."

Bu gerçekler karşısında alay edenler, tehdit edenler ve itiraz edenler olacaktır. Bu pek tabii bir şeydir. Hususiyle idrâksızların ilk başvuracağı çareler bunlardır. Tarihte de böyle olmuştur. Nuh Peygamber’i idrâktan aciz olanlar, onun vahye dayanan sözlerini dinlemediler, azdıkça azdılar. Hidayetten nasibleri olmadığı ortaya çıkınca Nuh Peygamber de onlardan ümidini kesti. İlahî emir üzerine gemi yapımına başladı. Kâfirlerin kodamanları gelip geçtikçe Nuh Peygamber’i alaya alıyorlardı. Bunların alaylarına da kulak vermeyen Nuh Peygamber’in cevabı şu oluyordu: "Bugün siz bizimle alay ederseniz, şüphesiz ki, bir gün gelecek biz de sizi alaya alacağız."

Tehdit edenlere gelince: Onlar hakkında Kur’ân şöyle diyor:

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَۜ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذ۪ينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۜ قُلْ اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْۜ اَلنَّارُۜ وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟

"Kendilerine açık olarak ayetlerimiz okunduğu zaman, inkâr edenlerin yüzünde inkâr (belirtisin)i anlarsın. Neredeyse, ayetlerimizi kendilerine okuyanlara saldıracaklar. De ki: Size bundan daha fazlasını haber vereyim mi? Ateştir! Allah onu inkârcılara vaad etmiştir. O ne kötü dönüş yeridir." (Hac, 72)

İtiraz edenlere gelince: Onları muarazaya davet etme, yani basında açık oturuma davet etme öteden beri bizim usulümüzdür. Nitekim bu hususta böylelerine önemli bir notumuz var:

Kaynağı ile, örneği ile, esbab-ı mucibesi ile evsaf ve vezaifi ile, imam ve cemaati ile ihya edilmesine karar verilmiş olan bu Hilâfet devleti, günün dünyasının gündemine getirilmiştir.

Bu husus, her müslümanı, hatta her insanı yakından ilgilendirmektedir. Mesele hepimizin meselesidir. Şayet Şer-i Şerif’e aykırı bir taraf varsa neşriyat yolu ile tenkid ve tahlile açıktır. Zira biz, İslâm’ın hakikatlarını yazma cesaretini gösterdiğimiz gibi, hatalı bir beyanda bulunduğumuz taktirde tashih etme veya geri çekme tevazuunu göstermesini de biliriz, Elhamdülillah!

 

Hülâsa:

Biz, müslüman bir milletiz; Hazreti Muhammed’in ümmetiyiz; devletimiz olmalıdır ve farzdır. Farz olan bu devlet Hilâfet devletidir, İslâm devletidir. Ve bugün böyle bir devletimiz yoktur. 1924’den itibaren yoktur. Mustafa Kemal kaldırmıştır. O gün bu gün bir devlet boşluğu vardır. Mustafa Kemal’in ve onu takib eden kemalistlerin kurdukları devlet ve hükümetler ise meşru değildir. Niye meşru değildir? İhanet ve hiyanet üzerine kurulmuştur da ondan; yalan ve aldatma üzerine kurulmuştur da ondan; milletimiz, oyuna getirilmiştir ve aldatılmıştır da ondan. Kaldı ki, kendisinin de kemalistlerin de kurdukları ve devam ettirdikleri devlet, dinsiz bir devlettir, sarhoş bir devlettir, meyhaneci ve kerhaneci bir devlettir. Kendileri de birer teröristtir. Binaenaleyh, müslümanları temsil edemezler.

O halde müslümanları temsil eden bir devlete ihtiyaç vardır; yoksa ölenler cahiliyyet ölümü üzerine ölüp giderler. Tüm müslümanları ve müslüman kuruluşları birliğe davet ettik ve dedik ki: "Cemaatler Kur’ân etrafında bir araya gelsin, bir ümmet teşekkül etsin, ümmet de şurasını seçsin, şura da yeni emirini intihab etsin!.." Kulak veren olmadı. Kendileri de zaten layık değildi. Çünkü bir kısmı partici, bir kısmı da tavizci idi!.. Dolayısıyle bunlar birer zalim kuruluşlardır. Zalimler ise Kur’ân’ın beyanıyla, Allah’ın ahdine nail olamazlar. O halde devlet kurma işi yine sizlere kaldı, ey cemaat! Çünkü sizin ne taviziniz var, ne de partiniz! Her şeyiniz Şeriat’a bağlı, fetvaya dayanmakta!..

Ve netice: Bu şerefi Allah size nasib etti, Elhamdülillah! İşte şu anda devletsiniz, Allah’ın indinde devletsiniz. Vatanınız genelde dünya, özelde Anadolu’dur. Allah, zalimlerin, asilerin, kâfirlerin elinden alıp size teslim edecektir.

İşte bu merasim, bunun için tertip edildi ve sizler de icabet edip katıldınız!..

Var olun, sağ olun, muvaffak olun!..

Esselamü Aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü!

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 155
Toplam 435124
En Çok 1157
Ortalama 330