EVLİYÂULLAH - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

21-04-2022

EVLİYÂULLAH

İnsan için nihaî gaye Allah dostu olmak ve dostları arasına katılmaktır. Yani bir insan için düşünülebilen en büyük şeref, en yüksek mertebe, en üstün saadet evliyaullah’tan biri olup Allah dostları arasına girmek, korkusuz ve üzüntüsüz bir hayat yaşamaktır. Demek ki, önemli olan bir şey varsa o da evliyadan olmaktır, Allah dostları sınıfına dahil olmaktır.O halde "evliyayı” (velileri) Kur’ân’a göre tarif ve beyan edelim:

اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ ﴿62﴾ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَۜ

"Haberiniz olsun ki; Evliyaullah’a (Allah dostlarına) ne bir korku vardır ne de bir üzüntü! Onlar o kimselerdir ki, iman edip takva ehli olmuşlardır." (Yûnus, 62-63)

Görüldüğü gibi, evliyadan olmanın (yani Allah’a dost ve Allah dostu olmanın) Kur’ân’ın beyanı vechiyle, iki şartı vardır. Bunlardan biri iman, diğeri de takvadır. Yani biri imanlı olmak, ikincisi de takva ehli olmak.

1. İman demek, mâlum! Allah’a, Allah’ın peygamberlerine ve peygamberlerin getirdiklerine iman etmek; bütün bunların doğruluğunu kabul ve tasdik etmektir. Bunlara iman hakikatları denir. İnanmak, kabul ve tasdik etmek de kafi gelmez. O hakikatlara ta’zim etmek, hürmet ve saygı duymak, kendisini bütün varlığıyla bunlara teslim etmek ve teslim olmak; "Ben Allah’a da O’nun noksan sıfatlardan münezzeh ve beri olduğuna, kemal sıfatlarına, kemal sıtatlarıyla mut-tasıf olduğuna inandım, iman getirdim. O Sübhan’dır, noksan sıfatlar-dan münezzehtir. Mülk O’nundur, melekût O’nundur, yaratan O’dur, kanun koyan O’dur. Kâinat O’nun koyduğu kanunlarla bir ahenk ve bir düzen içinde yaşamakta ve sürüp gitmektedir. Dilediği zamana kadar da devam edecektir. Herşey O’nun iradesine bağlıdır, istediği olur, istemediği olmaz. İnsanoğlunun beden yapısına da ruh yapısına da, sindirim, dolaşım, sinir sistemi gibi cihazları da yerleştiren O’dur. Duyu organlarını da yerlerine yerleştiren yine O’dur. Bütün bunlar O’nun emir ve iradesine göre çalışırlar..."

Bir sineği, bir örümceği, bir bal arısını düşünün: Uçma kabiliyetini, âğ örme sanatını, bal yapma hünerini O vermiş ve o şekilde yaratmıştır... Her şeyi böylece düzene koymuştur; eksiği ve gediği yoktur. Kur’ân’ın beyan ve şehadetiyle, araştırsanız da bulamazsınız. Bir daha arasanız da, tekrar tekrar arasanız da bir kusur, bir noksan ve bir eksik bulayım diye yine de bulamazsınız, yine de bulamazsınız!.. Emekleriniz boşa çıkar!.. (Mülk süresi)

Kâinatta; yerlerde ve göklerde, canlılarda ve cansızlarda hakikat böyle olduğu gibi, insanlar arasında da insanın hak ve hukukunu tevzi, görev ve vazifelerini tayin ve tesbit de öyledir. Allah’ın gönderdiği ve indirdiği beşerle alakalı kanun ve nizamharda bir noksanlık bir kusur bulamazsınız. Fert ve cemaat olarak devlet ve siyaset olarak insanoğlunun beden ve ruh yapısına, dünya ve ahiretine Allah yapısı kanunlar tıpa tıp uymakta, hak ve görev taksiminde adaleti tam sağlamaktadır. Ve böyle olması da pek tabiidir. Çünkü; erkek ve kadın, fert ve cemaat, devlet ve vatandaş arasındaki hak ve hukuku, vazife ve görevi en ince noktalarına kadar bilen sadece ve sadece yaratandır. Binaenaleyh, yegane güzel kanun, yegane adaletli kanun O’nun gönderdiği ve indirdiği kanundur. Kur’ân öyle diyor:

اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَۜ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ۟ 

"Onlar hâlâ cahiliyyetin (cahiliyyet devrinin) kanunlarını mı arıyorlar?!. Kanun koyma yönünden Allah’tan daha güzel kim vardır? Ama bunu yakın ehli (ilim ve hakikat ehli) bilir." (Mâide, 50)

Demek oluyor ki, iman demek; bir taraftan şeriat’a inanma, şeriat’ın yegane adil ve yegane güzel kanun olduğuna inanma, kabul ve tasdik etme diğer taraftan da şeriat’ın dışındaki kanun ve nizamların kendini bilmezlerin cahilce ve kâfirce uydurdukları birer kanun olup red ve inkar edilmesi hatta düşman bilip karşı çıkılması gerektiğini de kabul ve tasdik etmektir.

Bir de şu hakikata inanmamız, kabul ve tasdik etmemiz gerekir: Bizler ruhlar âleminde söz verdik; yaratanımızın aynı zamanda "Rabb" olduğunu kabul ve ikrar ettik ve şöyle dedik: "Sen bizim Rabb’imizsin, biz de Senin kulunuz. Yani Siz Rabb, biz de kul. Sen emredeceksin, biz de yerine getiriciyiz!"

Bu arada Sofu kardeşlerimiz "Rabb” kelimesinin manasını da çok iyi bileceklerdir ve bilmelidirler ki, bilerek veya bilmiyerek sapmasınlar, başkasına kul olmasınlar!..

"Rabb” demek, sahib demektir. Manalardan biri budur. Yani "Bizim Rabb’imiz” demek bizim sahibimiz demektir; biz sahibsiz değiliz. 

Bizim yegane sahibimiz Allah’tır (Celle Celâluhu). "Rabb” demek, terbiyeci ve eğitici demektir. Binaenaleyh, bizim terbiyecimiz ve bizim eğitimcimiz, bizim yetiştiricimiz Allahu Azîmüşşân’dır. Terbiye ve eğitimimizi O’ndan, O’nun Kitab’ından, O’nun kanunundan alırız. Terbiye ve eğitim hususunda da O’ndan başkasının terbiye ve eğitim sistemlerine iltifat etmeyiz hatta red ve inkar ederiz...

"Rabb” demek, idareci ve yönetici demektir. Binaenaleyh, Rabb’imiz Allah’tır demek bizi idare eden ve bizi yöneten O’dur demektir. Fert ve aile hayatımızda, mahkeme ve mektep hayatımızda, devlet ve siyaset hayatımızda O’nu tanırız, O’nun kanunlarını, O’nun nizam ve sistemlerini tanırız; bütün hayatımızı, gönderdiği ve indirdiği Kur’ân kanunlarına, şeriat kanunlarına göre tanzim eder ve düzene koruz... İnsanlar tarafından, kim olursa olsun, getirilen ve yapılan kanunlara asla iltifat etmeyiz ve edemeyiz. Çünkü, dinimiz de gider imanımız da. Çünkü, Allah’tan başka kanun koyucusu tanımak Allah’a eş ve emsal tanımaktır, O’nun eşi ve benzeri olduğunu kabul etmektir ki, işte günümüzün genelde şirki, putperestliği budur. Keza; Allah, kanunlarını göndermiş ve indirmişken ve her şeyi yerli yerinde emir ve tavsiye etmişken, yetersizdir diyerek, devri geçmiştir diyerek, Araplar’a mahsustur diyerek, gericilik diyerek, bizi on dört asır geriye götürür vs. diyererek kanun koymaya kalkanlar tağutlardır, şeytanlaşan insanlardır, kâfirleşen insanlardır. Bunlardan yana olanlar da bun-ları destekliyenler de bunların hazırladıkları anayasalara oy verenler de tağutların, şeytanlaşanların, kâfirleşenlerin tağutluğuna, şeytanlığına, kâfirliğine rıza göstermiş demektir. Küfre, kâfirliğe rıza göstermek de aynı şekilde kâfirliktir.

O halde tarikat ehli, sofu kardeşlerimiz, son derece dikkatli olmalı, kâfirleşen, tağutlaşan ve putçulaşan bu adamların oyununa gelmemeli ve herkesten daha çok bunları tanımalı, tanıtmalı ve herkesten daha fazla bunlara karşı çıkmalı ve bunların yaptıkları anayasa ve kanunlarına "Yuh!” demeli, tel’in etmeli, düşman bilmeli, bu küstahları ve bu münafıkları teşhir etmeli ve başta müridleri olmak üzere müslümanlara tanıtmalıdır. Ve işte "Lâ ilâhe illallâh" demenin manası budur, gereği budur, muhtevası budur. Ve işte tağutu red ve inkar, Allah’ı kabul ve tasdik budur; Ve işte şirki, putu ve putçuyu tel’in ve takbih, Tevhid’i tâzim ve tahsin budur... Ve işte ve ancak bu şekilde inandığımız ve davrandığımız takdirde ruhlar aleminde vermiş olduğumuz sözü yerine getirmiş oluruz ve ancak bu inançla ruhlar âleminde vermiş olduğumuz ahdimize uygun olarak Allah’ın Rabb’liğini kabul ve tasdik etmiş oluruz ve işte ancak bu inançla öldüğümüz takdirde mezarda sorgu-sual meleklerinin "Rabb’in kimdir?" sorusuna "Rabb’im Allah’tır!.." diye cevap verebiliriz. Rabb’im cümlemize nasip eylesin!

Şeyh ve mürid sofu kardeşlerim!

Bazı insanlar var ki; onlar, Allah’ı tek yaratıcı olarak ve âlemlerin Rabb’i olarak bilir, O’nun ismi yazılı levhaları duvarlara asar, cami ve tekkelere götürürler!.. Fakat onlara göre, Allah Rabb’liğini göklerde sürdürecek ama yeryüzüne sıra gelince insanların günlük işlerine karışmıyacak, buna hak ve salâhiyeti olmıyacak, sözü geçmiyecek, kanunları geçerli olmıyacak da söz hakkı ve rabb olma hakkı O’ndan başkasına verilecek!.. Bu nasıl iman?!. Böyle iman olur mu?!. Böyle bir iman müslümana yakışır mı? Yakışmaz! Hele hele sizin gibi sofulara hiç yakışmaz! Zira bu, O’nu tanımamaktır, O’nu Rabb’ülâlemin kabul etmemektir ve nihayet kâfirliğin ta kendisidir.

Her devirde ve her asırda yaşıyan insanların mühim bir kısmı Allah’ı Rabb edindikleri ve "Rabb’imiz Allah’tır!" dedikleri halde, mâlesef Allah’tan başka Rabb’ler, sahipler, dostlar, kanun koyucular tanır; Allah’a karşı kanun koyan, idare eden, mahkeme eden, Allah’ın yasa-kladığını emreden, emrettiğini yasaklayan kimseleri bilerek veya bilmeyerek kendilerine lider, idareci tanırlar. İşte o zaman bunların kulluğu Allah’a değil, itaat ettikleri, bağlandıkları ve saygı duydukları kimselere ve makamlara olmuş olur... Kur’ân şöyle der:

اِتَّخَذُٓوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَالْمَس۪يحَ ابْنَ مَرْيَمَۚ وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُٓوا اِلٰهًا وَاحِدًاۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

"Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini ve din adamalarını ve Meryem’in oğlu Mesih’i kendilerine Rabb kabul ettiler. Oysa tek Allah’tan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ilah yoktur. Allah koştukları şirkten münezzehtir." (Tevbe, 31)

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَع۪يدًا

"Sana indirilen Kur’ân’a ve senden önce indirilenlere iman ettiklerini iddia edenleri görmüyor musun? Tağutun önünde muhakeme olunmalarını isterler. Halbuki, onu tanımamakla emrolunmuşlardı: Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister." (Nisâ, 60)

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 321
Toplam 529677
En Çok 1316
Ortalama 348