EVLİLİK VE NİKÂH - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

06-04-2022

EVLİLİK VE NİKÂH

Dünya hayatı; şeref ve değerini, canlılık ve şenliğini insanla bulur. İnsan hayatının devam ve bekâsı, huzur ve sükûnu, saadet ve mutluluğu da insan çiftlerinin bir araya gelmesiyle, karı-kocanın bir çatı altında birleşmeleriyle mümkündür.  İnsansız dünya, bir şeye yaramıyacağı gibi hanımsız bir hayat da bir şeye yaramaz.

Esasen her şey çift yaratılmıştır: Gece-gündüz, yaz-kış, kuru-yaş, ruh-beden, dünya-âhiret, cennet-cehennem hep çifttir. Cenâb-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

"İbret alasınız diye (Allah) her şeyi çift çift yaratmıştır." (Zariyat, 49)

Kâinatın nizam ve düzeni, bu çiftlerin yanyana gelmesine, birbirlerini takip etmesine veya tamamlamasına bağlıdır. İşte erkek-kadın da bu çiflerden biridir. Bunlar da yanyana gelir, birbirlerini tamamlar, evlilik hayatını, ailenin mutluluğunu temin ederler ve nihayet insan neslini devam ettirirler.

Bunun için, ilk insan olan Hz. Adem, yaratılır yaratılmaz, eşi Havva da yaratılmıştır. Adem Aleyhisselam ilk baba olduğu gibi, Hz. Havva da ilk annedir. Geçen sayfalarda da işaret ettiğimiz gibi, Cenâb-ı Hakk, Hz. Adem’i topraktan yaratmıştır. O’na yâr olmak üzere, Hz. Havva’yı da meydana getirmiştir. Fakat Havva’yı topraktan değil de Adem Aleyhisselam’ın vücudunun bir tarafından yaratmıştır. Bundaki hikmet, karı-koca arasında sevgi ve saygıyı sağlamaktır. Çünkü, kadın erkekten ayrı ve ona yabancı değildir. Kadın erkeğin bedeninin bir gücü ve onun bir parçasıdır. Tarihte ilk karı-koca bunlar olmuştur. Ve bütün insanlığın soyu, bunlara ve bunların meydana getiridiği aileye dayanır. Ve işte bu itibarladır ki, her insan kardeştir.

Cenâb-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَث۪يرًا وَنِسَٓاءًۚ

"Ey o bütün insan kümeleri! Rabb’inize karşı gelmekten sakının ki, sizleri tek bir şahıstan yarattı ve o bir şahıstan da eşini halk etti ve ikisinden birçok erkek ve dişiler yarattı (ve dünyaya yaydı)..." (Nisa, 1)

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ ﴿20﴾ وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

"Sizi topraktan yaratması, O’nun (Allah’ın) varlığının delillerindendir. Sonra hemen birer insan olup yeryüzüne yayılırsınız. İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler (hanımlar) yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesi, yine O’nun varlığının ayetlerindendir. Bunda düşünen millet için dersler vardır." (Rum, 20-21)

Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz de şöyle buyurur:

"Kadın, bir kaburga gibidir. Kadın bir eğri kaburgadan yaratıldı. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın! Kırılması da talaktır." (Müslim)

Demek oluyor ki; ilk babamızın asıl maddesi; hamur ve çamuru topraktır. İlk anamızınki ise, ilk babamızdan kopma bir parçadır. Çift olarak yaratılmaları da birbirlerini sevme, sayma, bir araya gelip aile çatısını kurma, birbirlerine ısınma ve tamamlama hikmetine dayanır.

Fakat, erkek ile kadının bir araya gelmesi gelişi güzel değildir; Kayıtsız, şartsız değildir. Herkesin keyfine göre değildir. Bu hususta kaideler konmuş, kanunlar vazedilmiş, bir düzene konmuştur. Tabiattaki diğer bütün çiftler de öyle değil mi?!. Hepsi bir düzene, bir kanuna bağlı; rastgele bir şey yok, başı boş bırakılmamış. Her birinin hareket ve görevi bir ölçüye bağlanmıştır. Serseri, gelişi güzel bir şeye tesadüf edilmiyor.  Yaratanın koyduğu kanunlara göre çalışıyor her şey. Çünkü âlemin düzeni böyle olmasına bağlıdır. Aksi halde ne olurdu? Düzen bozulur, anarşi meydana gelirdi.

Erkek-kadın münasebetleri de tesadüfe bırakılsaydı, herkesin keyfine bırakılsaydı, kâr yerine zarar, saadet yerine felâket getirirdi, neslin devamı yerine neslin ınkırazına sebep olurdu.

İşte, bu sebeple nikâh meşru kılınmıştır. Her iki tarafın rızası alınır, şahidler çağrılır, merasimler yapılarak etrafa duyurulur; gelin ve güveğinin kimler olduğu, kimin kime verildiği belli olmuş olur ve nihayet ortada kimsenin şüphesi kalmaz...

 

İslâm’da Evliliğin Mânâsı

Evlenmekten maksat nedir ve nasıl târif edilir?

Bu sorunun cevabı değişik toplumlarda değişik şekiller almıştır. Bazı toplumlarda evlenmekten maksat ekonomiktir. İktisadî hayatı, geçim hayatını kolaylaştırmaktadır. Karı-koca bir araya gelir, ticaret ortakları gibi birbirlerini tamamlar, ekmek bulmada ve dünya işlerini daha kolay yürütmede birbirlerine yardımcı olurlar. Bir kısım cemiyetlerde de evlenmekten maksat biyolojiktir; bedenin cinsî arzularını yerine getirmek, şehevî yönden nefsini teskin ve tatmin etmektir. Bir başka ifade ile: Tarafların, daha kolay ve her zaman şehvet duygularını gidermek için evlenmek âdet olmuştur.

Dinimizde ise, evlenmekten maksad daha başkadır; daha mânâlı ve daha hikmetlidir. Fayda ve maksat, bir yönüyle topluma aittir, toplumla ilgilidir. Hatta toplum için evlilik zorunludur. Çünkü insanoğlu, neslinin korunmasını ve yaşamasını ancak bu suretle sağlar. İnsan toplulukları; nesil ve zürriyetlerini, hayattaki varlılarını ancak evlenmekle temin ederler.

İşte bu hikmete binaendir ki, Kur’an-ı Kerim, bekârları evlendirme işini topluma vermiştir, fakir oluşları mühim değildir, evlendirilmelerine mani teşkil etmez, demiştir. Bunu Kur’an şöyle beyan eder:

وَاَنْكِحُوا الْاَيَامٰى مِنْكُمْ وَالصَّالِح۪ينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَاِمَٓائِكُمْۜ اِنْ يَكُونُوا فُقَرَٓاءَ يُغْنِهِمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ

"İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lûtfu ile zenginleştirir. Allah lütfu bol olanıdır, bilendir." (Nûr, 32)

Şayet, koca olacak zat, çok fakir ve hiçbir şeye sahip değilse, o da namusunu korusun (zinaya gitmesin). Günün birinde Allah ona da rızık verir, zengin olur, evlenmeğe imkân bulur. İşte bu hususta bir ayet-i kerime şöyle:

وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتّٰى يُغْنِيَهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ

"Evlenemeyenler, Allah kendilerini lütfu ile zenginleştirene kadar namuslarını korusunlar..." (Nûr, 33)

Evlilikten fayda ve maksat, bir yönüyle de ferde aittir. Evlenmek erkek ve kadın her ikisi için de zorunludur. Karı-koca bu sayede bir araya gelir, aile hayatını kurar, birbirlerini tamamlarlar, cinsî arzularını tatmin ederler. Aralarında sevgi ve saygı hasıl olur. Hem dünyadan zevk alırlar, hem de ahiretlerini mâmur etmede birbirlerine yardım ederler. Bu hususu Kur’an-ı Kerim şöyle açıklar:

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

"İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının delillerindendir. Bunlarda düşünenler için dersler vardır." (Rum, 21)

Görüldüğü gibi, dinimizde karı-koca münasebetleri o kadar mühim, o kadar önem taşıyor ki, onların yaratılışları Allah’ın ayetlerinden oluyor. Gerçekten çiftlerin yaratılışı, aralarında çok sıkı bir ilişkinin kurulması ve bunun için de beden ve ruh yapılarının birbirini tamamlar halde meydana gelişi o kadar takdire lâyık ve her tasavvurun üstünde şâyân-ı şükran’dır.

Karı ve kocadan her biri, diğerinin vakar ve namusunu, haysiyet ve şerefini korumada ve aynı zamanda her biri öteki için bir süs ve zinet olmada birer elbise mesabesindedirler. Kur’an-ı Kerim bu ciheti de şöyle anlatır:

اُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ اِلٰى نِسَٓائِكُمْۜ هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّۜ

"Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı, onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz!.." (Bakara, 187)

 

Nikâh Öncesi

Oğlunu everecek veya kızını kocaya verecek anne ve babanın, bunlar hakkında söz vermeden önce, dikkat edecekleri bir takım vasıflar ve hususlar vardır. Bunların başlıcalarını sıralayalım:

a) Soyunu, sopunu sormalı, asil bir aileye hısım olmalıdır;

b) Dinini, diyanetini sormalı; dine bağlı, dünya işlerinin yanında dinî vecibelerini de yerine getiren şuurlu müslümanlarla hısım olmalıdır;

c) Kadını, sırf güzelliği için veya sırf malı için almamalıdır. Bunlar gölgedirler, geçici şeylerdir. Ahlak ve fazileti için, asalet ve kemalâtı için, din ve diyaneti için almalıdır; gerek damat gerek gelin ahlaklı ve faziletli olmalıdırlar, oturmalarını, kalkmalarını bilir olmalıdırlar, bilgili ve görgülü olmalıdırlar ve nihayet damat, baba olma sıfatına, gelin de anne olma niteliğine bihakkın sahip olmalıdır.

Belki hanım kardeşlerim diyecekler ki:

"Sizin saydığınız bu evsafta, her zaman damat veya gelin bulmak mümkün müdür? Nerede bulacağız böylelerini?.."

Cevaben derim ki:

"Yetiştirmek lazımdır. Daha doğrusu yetiştirmemiz lazımdır. Tabii bunlar ot gibi bitmezler, gökten de gelmezler. Baba ve anneler olarak bizlerin yetiştirmesi gerekir. Çocuklarımız dünyaya gelirken şekilsiz, renksiz ve damgasızdırlar. Adeta bal mumu gibidirler. Her şekli alabilir, her renge boyanabilir, her damgayı alabilirler. Ona şekil vermek, ona renk vermek ebeveynine aittir, onların elindedir."

O halde ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız? Bal mumu gibi yumuşak olan çocuklarımızı güzel bir kalıba dökelim, başka değil, İslâm’ın kalıbına dökelim, İslâm’ın o güzel şeklini verelim, İslâm’ın rengine boyayalım ve nihayet onlara İslâm’ın damgasını vuralım, onları İslâm’ın o mübarek mühürüyle mühürliyelim. Mühürliyelim ki, şahsiyetlerini kazanmış, yerlerine oturmuş olsunlar, kendilerini boşlukta bulup kendini bilmezlerin arkasından gitmesinler; mukaddesatına, ailesine, milletine hatta bütün insanlığa faydalı birer eleman olsunlar.

Bütün bunlar da nereye bağlıdır, biliyor musunuz?

Bütün bunlar, İslâm dinini bütün veche ve gerçekleriyle bilmelerine, bildiklerini aynı zamanda yapmalarına ve yaşamalarına bağlıdır. İşte o zaman, yukarıda evsaf ve niteliklerini saydığımız şahsiyette damat ve gelin olacakların sayısı az olmayacaktır, kolayca bulmak mümkün olacaktır. Demek oluyor ki, bu da bizim gayretimize ve bizim yetiştirmemize bağlı imiş.

Bundan sonra, çocuk terbiyesi başlığı altında bu hususu görelim.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 175
Toplam 435144
En Çok 1157
Ortalama 330