ŞER’Î DELİLLER - MOLLA SADREDDİN YÜKSEL

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

05-09-2022

ŞER’Î DELİLLER[1]

Şer’î deliller başta Kur’ân ile Sünnet’tir…. Sünnet, Kur’ân’a nispetle İslâm şeriatının ikinci kaynağıdır. Bütün İslâmî mezheplere göre, Sünnet’e ittiba etmek gereklidir. 

وَمَا اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا

 “… Peygamber size ne emrettiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan da sakının.” (Haşr, 7)

وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ

 “Allah’a ve Resûlüne itaat edin…” (Maide, 92)

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَ

“Kim O, Peygamber’e itaat ederse muhakkak Allah’a itaat etmiştir…” (Nisa, 80). Ve daha bunlara benzeyen birçok âyetler vardır. 

Tabii ki bütün bunlar, sahih ve muteber hadisler hakkındadır…

Şer’î delillerin üçüncüsü icmâ’dır: Yani o, fukahanın kâhir ekseriyeti nezdinde şer’î hükümler için üçüncü kaynaktır. İcmâ, muâsır İslâm müctehidlerinin şer’î bir hüküm üzerine ittifak etmeleridir. İcmâ’ın şer’î hükümlere kaynak olduğuna dair hem ayet, hem hadis ve hem de aklî delil vardır. İşte: Evvela bir ayet: 

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَب۪يلِ الْمُؤْمِن۪ينَ نُوَلِّه۪ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِه۪ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَص۪يرًا

 “Kim kendisine hidayet yolu besbelli olduktan sonra Peygambere muhalefet eder, Mü’minlerin yolundan başkasına uyup giderse onu seçtiği yolda bırakırız…” (Nisâ, 115)

Evet, icmâ, Mü’minler için uyulması gerekli bir yoldur.

Sâniyen, müteaddit hadislerde:

اُمَّتِي لاَ تَجْتَمِعُ عَلَى الْخَطَأِ اَوْ عَلَى الضَّلَالَةِ

 “Ümmetim, hata veyahut delalet üzerine birleşmez.”

يَدُ اللَّهِ مَعَ الْجَمَاعَةِ

 “Allah cemaatle beraberdir."[2] Yani, cemaatin şaşırmasına ve hatalı ictihatta bulunmasına müsaade etmez.”

Son olarak aklî delilleri zikredelim: Evet, üzerinde ittifak hâsıl olan meselede bütün müctehitlerin, yanılmaları ve hiç birisinin o hatanın farkına varmaması, aklıselim nezdinde muhal gibi görünmektedir. 

Hâkim olan görüşe göre, icmâ’ın sadece Sahabe-i Kiram tarafından meydana gelmesi şart değildir. Çünkü icmâ’ın hüccet olduğuna delalet eden deliller mutlaktır. Yani, o delillerde kavimler, zaman ve mekânlar arasında hiçbir tefrik yapılmamıştır. Öyle ise başkalarından da sadır olan icmâ makbuldür. Fakat bu hususta İmam-ı Ahmed ile Davud-i Zâhirî ekseriyete muhalif kalmışlardır. Onlara göre yalnız Sahabe-i Kiram’ın icmâ’ı makbuldür.

Yukarıdan beri verdiğimiz izahat, icmâ hakkındaki Ehli Sünnet’in görüşünü hülâsa olarak aksettirmektedir. Şer’î delillerin dördüncüsü de “kıyas”tır. Fetihlerin çoğalması, İslâm ülkesinin genişlemesi ve asırların geçmesiyle yeni yeni hadiseler ortaya çıktı. Bu yeni hadiselerin dini hükümleri hakkında bir sarahat olmadığı gibi icmâ da yoktu. Bu sebepten ötürü İslâm fıkıhçıları, o hadiselerin hükümlerini bulmak için mantığı çalıştırmaya ve aklı hakem kılmaya mecbur kaldılar.

Sünnî fukahâ, illet ve hikmeti sarahaten bilinmiş bir hüküm üzerine, illet ve hikmette ona benzeyen diğer hükümleri kıyas etmişlerdir.

Câferiler ile Dâvud-i Zâhirî ise kıyası reddediyorlar. Bunlara göre, mezhepler arasındaki ihtilaf kıyastan doğmuştur. Onun için kıyasa yer vermiyorlar. Şimdi mevzuyu biraz daha genişletelim: Kıyası kabul etmeyen Caferiler diyorlar ki: “Kıyasa hacet yok. Kur’ân-ı Kerim her şeyi beyan etmiştir. İşte size ispatı:

وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ

 “Sana Kitabı her şeyin bir beyanı olmak üzere indirdik.” (Nahl, 89)

El-Cevap: Evet doğrudur. Kur’ân-ı Kerim bütün ilimlerin hazinesidir. Hem de öyle olması şarttır. Zira eğer Kur’ân bütün ilimleri câmi’ olmazsa en son ve en mütekâmil bir nizam olamaz. Fakat şu var ki; Kur’ân’da her şey sarahaten zikredilmemiştir. İçinde çok gizli ve kapalı manalar ve hükümler vardır. Bunlar, ancak derin bir tefekkür neticesinde ortaya çıkabilir. Bazen de zaman tefsir eder. İşte kıyas da, Kur’ân-ı Kerim hazinesinde kapalı kalmış bazı hükümleri meydana çıkarmak için bir vesiledir. Binaenaleyh bu ayet-i kerime, Câferilerin sandıkları gibi kıyası reddedecek bir ayet değildir; alakası yoktur. 

Aynı şekilde Câferiler şu hadis-i şerifi de kendi delilleri arasında zikretmektedirler:

أعْظَمُها فِتْنَةً عَلَى أمَّتِي قَوْمٌ يُقِيسُونَ الأمُورَ بِرَأيِهِمْ ، فَيُحِلُّونَ الْحَرَامَ وَيُحَرِّمونَ الْحَلَالَ

 “Benim Ümmetim için en büyük fitne, görüşleri ile meseleleri birbirine kıyaslayıp, haramı helal, helali de haram kılan bir kavimdir.”[3]

Ve nihayet Şia’lar, kıyası reddetmek gayesi ile bazı Sahabe ve Tabiin’den sadır olmuş bir kısım sözleri kendi görüşlerine delil göstermişlerdir.

Fakat bu iddiaları da şöyle çürütülmüştür: Bu hadis sadece heva ve hevesten ileri gelen kıyas hakkındadır. Hadisin reddetmek istediği kıyas işte budur. Ama açık ve gerçek bir illete dayanan, İslâm şeriatının hikmet ve maslahatlarına tam uygun düşen bir kıyas ise, doğrudur ve makbuldür. Yukarıdaki hadis, hiçbir vakit bu çeşit kıyas üzerine hamledilemez. Hadisi, umumi bir şekilde tefsir edenler, büyük hatalara düşmüşlerdir. Kıyas, zannî bir delil de olsa, onunla amel etmek caizdir. Yalnız kesin bir ilim ifade etmez, o kadar.

İslâm fakihlerinin ezici çoğunluğuna gelince; onlar kıyasa, şer’î deliller meyanında dördüncü derecede yer vermişlerdir. Bu babtaki deliller de üçtür: Birincisi ayettir:

فَاعْتَبِرُوا يَاۤ اُوۨلِي الْاَبْصَارِ

 “İşte ey akıl ve basiret sahipleri siz (bundan) ibret alın.” (Haşr, 2)

Çünkü “fa’tebirû”nun mastarı “itibar”dır. Bunun manası, nahiv ilminde ve Arap lügatinde imam kabul edilmiş meşhur Sel’eb’ten rivayet edildiğine göre, bir şeyin, benzeri o şeye hamledilmesidir. Binaenaleyh, sanki Cenab-ı Hakk “Ey basiret sahipleri! Siz bir şeyi, benzerine kıyas ediniz” diye emir buyurmuştur. Bu meâlî mana, kıyasın bütün çeşitlerini içine alır: İster cezai hükümleri cezai hükümlere kıyaslamak olsun, ister fer’î bir meseleyi temel bir kaideye kıyaslamak olsun! Demek kıyasın şer’î hükümlere hüccet addedilmesi, bu ayet-i kerimenin işareti ile sabittir.

Eğer “İbret, itibar geçmiş milletlerin uğradıkları feci akıbeti düşünmektir, bunun mevzuumuzla ne ilgisi var?” diye itiraz edilirse, cevabımız şöyle olur:

Bu da kıyastır, Cenab-ı Hak bu emri vermiştir ki insanlar, kendi hallerini evvelki milletlerin halleri ile kıyas etsinler, ta ki, aynı feci akıbete uğramamak için onların işledikleri hatalardan sakınsınlar.

Fukahânın bu husustaki ikinci delili dört hadis-i şeriftir: 

إِنِّي إِنَّمَا أَقْضِي بَيْنَكُمْ بِرَأْيِي فِيمَا لَمْ يُنْزَلْ عَلَيَّ فِيهِ

1- “Ben vahyin inmediği bir meselede aranızda rey ile yani kıyas ile hükmederim.”[4]

2- İmamı Ahmed’in Hazreti Muâz’dan rivayet ettiği meşhur hadis şöyledir:

كَيْفَ تَقْضِي إِذَا عَرَضَ لَكَ قَضَاءٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَقْضِي بِكِتَابِ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنْ لَمْ تَجِدْ فِي كِتَابِ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَبِسُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنْ لَمْ تَجِدْ فِي سُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ فِي كِتَابِ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَجْتَهِدُ رَأْيِي وَلاَ آلُو ‏.‏ فَضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَدْرَهُ وَقَالَ ‏"‏الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي وَفَّقَ رَسُولَ رَسُولِ اللَّهِ لِمَا يُرْضِي رَسُولَ اللَّهِ ‏"‏

 “Peygamber; “Ey Muâz! Ne ile hükmedeceksin?”

Muâz; “Allah’ın Kitabı ile!..”

─ Eğer Allah’ın kitabında bulamazsan?..

─ Resûlullah’ın Sünneti ile!..

─ Eğer orada da bulamazsan?..

─ Reyimle! Yani kıyasla amel edeceğim.

─ Kendi Resûlünün elçisini, resulünün rızasını icap ettiren işlerde muvaffak eyleyen Allah’a hamdü senalar olsun.”[5]

3- Peygamber Efendimiz, Ebu Musa Eş’âri’yi Yemen’e tayin ederek yolladığı zaman kendisine şu emri vermiştir:

 “Evvela Kur’ân’la hükmet! Kur’ân’da bulamadığın takdirde Resûlullah’ın Sünneti ile hükmet! Eğer orada da bulamazsan reyinle, kıyasınla davalara bak!”[6]

Şimdi bu mezkûr hadisler,

وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ

 “Yaş ve kuru (hiçbir şey) müstesna olmamak üzere hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En’am, 59) Ve;   مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ “…Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık…” (En’am, 38) ayet-i kerimeleriyle tezat teşkil etmez. Zira Efendimiz hadislerde, “Kur’ân’da bulamazsan” tabirini kullanmıştır. Bu ise Kur’ân’da bazı şeylerin yokluğuna delalet etmez. Ancak hadis ibaresi “Eğer Kur’ân’da bulunmazsa” olsaydı o vakit ayetlerle çatışırdı. Hâlbuki hadiste böyle bir şey yoktur.

4- Sahih rivayetlere göre, “Cuheyne” kabilesinden bir kadın, Peygamber Efendimiz’e geliyor ve diyor ki:

إنَّ أُمِّي نَذَرَتْ أنْ تَحُجَّ فَلَمْ تَحُجَّ حتَّى ماتَتْ، أفَأَحُجُّ عَنْها؟ قالَ: نَعَمْ حُجِّي عَنْها، أرَأَيْتِ لو كانَ علَى أُمِّكِ دَيْنٌ أكُنْتِ قاضِيَةً؟ اقْضُوا اللَّهَ فاللَّهُ أحَقُّ بالوَفاءِ

 “Annem bir hacc adadı fakat hacca gitmeden öldü. Ben onun yerine hacca gideyim mi?” Efendimiz de: “Evet, onun yerine hacca git! Söyle bakalım, eğer annen üzerinde bir kul borcu olsaydı ödeyecek miydin? Öyleyse Allah’ın hakkını ödeyin! O, buna pek lâyıktır.”[7] diye cevap verdi.

Bu dördüncü hadisten de açıkça anlaşılıyor ki Peygamber Efendimiz farz bir haccı, kul hakkı ile kıyaslamıştır. 

Fukahanın kıyas hakkında üçüncü delili, Sahabe’nin icma’ıdır. Evet, Sahabe kıyasla amel etmenin cevazı üzerine ittifak halindedir. Mesela, Hazreti Ömer Radıyallâhu Anh, Ebu Musa-i Eş’ârî’ye şöyle yazıyor:

اِعْرِفِ الْاَمْثَالَ وَالْاَشْبَاهَ وَقِسِ الْاُمُورَ عِنْدَكَ

 “Emsal olanları ve birbirine benzeyenleri öğren; bazı meseleleri birbiri ile kıyasla!”[8]

Bu, kavlî bir misaldir. Şimdi amelî bir misal de verelim: Mesela Hazreti Ali ile Zeyd, ölmüş bir kimsenin kardeşi ile büyük babasını bir ağacın iki dalına ve bir nehrin iki koluna benzeterek onları terekede ortak yapmışlardır.[9] Ve daha bunlar gibi amelî ve kavlî birçok misaller vardır ki, yazmakla bitmez.

Yukarıdaki izahatın neticesi olarak diyoruz ki: Şii’ler, kıyası inkâr etmekle çok büyük ilmî ve dinî bir hataya düşmüşlerdir. Allah basiretlerini açsın!

 

MOLLA SADREDDİN YÜKSEL


[1] Sadreddin Yüksel, Dinî ve İlmî İncelemeler,  İstanbul 1969, Ötüken Yayınevi, s. 25-34; İslâmî Araştırmalar, İstanbul 1992, Madve Yayınları, s. 23-31

 

[2] İmam Suyûti bu hadisleri “Câmiu’s Sağîr” adlı eserinde nakletmiştir. (Tirmizî: Fiten 7; Nesaî: Tahrim 6)

 

 

[3] Hadis, İbni Kayyım’ın “İ’lâmü’l Muvakkiîn” adlı eserinde yazılıdır.

 

[4] Ebu Davud, Akdiye, 7.

 

[5] Tirmizî, Ahkâm, 3

 

[6] Bak: 1- Keşfü’l Esrar, Şerhü’l Musannifi ale’l Menar, c. 2, S. 115-116, (Hafızuddin en Nesefi).

2- Şerhü Nurü’l Envar ale’l Menar, c. 2, s. 115-116, (Molla Civen el Hanefiyyü’l Sıddıkî).

3- Haşiyetü Kamerü’l Akmar, c. 2, s. 115-116, (Allame Muhammed Abdülhakim).

4- İlmi Usûli’l Fıkhı, s. 54, (Kahire Hukuk Fakültesi’nde İslâm Şeriatı hocası Abdulvehhab Hallaf).

5- İ’lâmü’l Muvakkıîn, 1. ve 2. cilt, (İbni Kayym el Cevzî).

6- Kitabü Usûlü’l Fıkhı, (İmamü’l Haremeyn).

7- Mirkatü’l Vüsûl, s. 48, (Molla Hüsrev).

8- Kitabü’l Ahvalü’ş Şahsiyye fi’ş Şeriatü’l İslâmiyye, s. 9-10, (Kahire’nin Usulü’d Din Fakültesi’nde hocalık yapan Hüseyin Zehebî).

9- Füsûlün fi Usûlü’t Teşrii’l İslâmiyye, s. 91, (Evkaf Bakanlığı’nda Camiler kısmının genel müfettişi Cat Süleyman).

10. Cemü’l Cevami Şerhi, c. 2, s. 137-217, (Celalü’d Din el Mahalli).

11- Kitabü’s Sünen, (Ebu Davud).

12- Kitabü’s Sünen, (Tirmizi).

13- Müsned, (Ebu Davud Tayalisî).

14- Tabakat, (İbnü’s Sa’d).

15- Fi’l Fakihi ve’l Mütefekkıh, (Hatib).

16- Es Sünen, (Beyhaki).

17- Tahricü Ehadisi Minhacü’l Usul, (El Hafız Zeynü’d Din el Irakî).

18- Ulûmü’l Hadis, s. 93. (Muhammer Ali Kutub).

19- Tacü’l Usûl, c. 3, s. 66, (Ezhe ulemasından Şeyh Mansur Ali Nasif).

20- Tabakatü’ş Şafiiyye, c. 3, s. 261, (İmamı Sübkî).

19- Tacü’l Usûl, c. 3, s. 66, (Ezher ulemasından Şeyh Mansur Ali Nasif).

20- Tabakatü’ş Şafiyye, c. 3, s. 261, (İmamı Sübkî).

21- Kitabü’l Mevsûe fi Semahati’l İslâm, c. 1, s. 113, (Ezher’deki Usuli’d Din Fakültesi’nin Dekanı Muhammed Sadık Arcun).

Dikkat: Yukarıda adları sıralanan kaynaklarda, kıyasın dini bir hüccet olduğunu ispatlayan mezkur hadis-i şerifin sahihliği tasrih edilmektedir. Yani bunca sağlam kaynaklar hadisin sıhhati üzerinde ittifak etmektedir.

 

[7] Buhârî, Nesai.

 

[8] Keşfü’l Esrar Şerhü’l Menar, c. 2, s. 116

 

[9] Bak. Aynı Kaynak, c. 2, s. 116

 

 


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 457
Toplam 529813
En Çok 1316
Ortalama 349