EMANETLERİ EHLİNE VERME - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

22-04-2022

EMANETLERİ EHLİNE VERME

 

Amme hizmetleri, ümmet ve devlet hizmetleri ve insanî yardımlar birer emanettir. Emaneti ehline verme aynı zamanda İslâm’ın bir emri ve bir vecibesi olduğu gibi, insanî ve tarihî bir görevdir. Kur’an şöyle der:

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَم۪يعًا بَص۪يرًا

"Allah, emanetleri ehline verin diye emretmektedir. Ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmedin! Allah size en güzel vaaz ediyor. Zira Allah, her şeyi hakkıyla işiten ve her şeyi hakkıyla bilendir." (Nisa, 58)

Nisa, 58’i takib eden ayet de şu mealde:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟

"Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resul’e ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah ve Resulü’ne götürün! Gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız bunu böyle yapın; zira bu, daha iyidir ve netice itibariyle daha güzeldir." (Nisa, 59)

وَمَا اخْتَلَفْتُمْ ف۪يهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبّ۪ي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۗ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ

"Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek Allah’a aittir. İşte Rabb’im Allah budur. O’na dayandım, O’na yöneldim." (Şura, 10)

Davetle alakalı iki ayet:

 

 

اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ

"(Ey Muhammed!) Sen hikmetle, güzel öğütle Rabb’inin yoluna çağır (ve insanları davet et!..) ve mücadelenin en güzeliyle onlarla mücadele et! Çünkü Rabb’in, yolundan sapanları en iyi bilendir, yolunda gidenleri de!.." (Nahl, 125)

وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُواۚ وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا ذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ

"İnsanları Allah’a davet eden, iyi iş yapan ve ben müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır?" (Fussilet, 35)

Tefsir ve tahlili:

Birinci ayet-i celile’yle insanları davet etmenin, hep aynı şekil ve tarzda olmayıp, insanların anlayış, ilim ve kabiliyetlerine göre farklı ve kademeli olduğunu göstermektedir.

İkinci ayet ise, insanları hakka davet etmenin fazilet ve şartlarını ifade buyurmaktadır. Şöyle ki:

1- İlim ehli olacak; yani davetçi davet ettiği mevzuun ilmini yapmış, şuuruna varmış olacaktır;

2- Bildiğini önce kendisi bizzat eksiksiz ve kusursuz yaşayacak ki, davet ettiği kişinin "Sen niye yapmıyorsun?" gibi söz ve tenkidleriyle karşı karşıya gelmesin!..

3- Kendisini tanıtması; Tanıtma şekli de açığa kavuşturulmuş olup, haseb-neseb yönünden değil, zenginlik yönünden değil, ilmî bir rütbeye sahip olma yönünden de değil; sadece ve sadece müslüman olması ve hatta müslümanlardan biri olması hasebiyle kendisini tanıtması ve târif etmesi, yine bu ayetin tavsiyeleri cümlesindendir.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 367
Toplam 529723
En Çok 1316
Ortalama 348