EGİTİM VE TEBLİĞ VASITALARINDA HAMLE - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

20-03-2022

EGİTİM VE TEBLİĞ VASITALARINDA HAMLE

Mevlâ’ya şükürler olsun; tebliğ ve davet etmek için mevzu aramaya, fikir toplamaya ihtiyacımız yoktur. Bitip tükenmeyen Kitab’ımız, geniş hazineye sahip hadislerimiz, büyüklerimiz tarafından söylenmiş hikmetli sözlerimiz vardır. Bunları tebliğ edecek hoca kardeşlerimiz ve dava adamı müslümanlarımız da vardır. Keza; bulunduğumuz yerlerde ve bölgelerde tebliğ etme imkan ve hürriyetine de sahibiz. Kimseden korkumuz yoktur. Günümüzün dünyasının ve tekniğinin hazırladığı geniş imkanlar ve geniş tebliğ vasıtaları!..

O halde her şey var! Bize düşen sadece mevcut mevzularımızı, mevcut elemanlarımızla, mevcut tebliğ vasıtalarını kullanarak tebliğe muhtaç mevcut insanlara duyurmak ve ulaştırmak ve bu hususta hamleler yaparak, Allah’ın verdiği bu imkan ve bu nimetlerin şükrünü yerine getirmektir. Gayret bizden tevfik Cenab-ı Hak’tandır!

 

Eğitim ve tebliğ vasıtaları:

1. Ders verme:

Gerek okul çağındaki çocuklara ve gerekse cami cemaatına Kur’ân dersi, lisan dersi, tefsir, hadis, siyer gibi dersler vermek suretiyle müslümanları tenvir etmelidir. Vaiz ve imam arkadaşlarımız bu imkânları kullanmalı, bu fırsatları değerlendirmeli ve her geçen gün cemaatinin mevcut bilgilerine yeni yeni ilimler katmalıdır. "Damla damla göl olur!"der atalarımız. Sene şemsi takvime göre elli iki haftadır, 365 gündür. Cemaat haftada iki mesele veya günde bir mesele öğrense bir senede yüzlerce mesele öğrenmiş olur. 

İlim öğrenmek aynı zamanda ibadettir. İbadetin efdali ise, az da olsa, devamlı olanıdır. İlim meclisleri cennetin birer bahçesidir. İlimden bir bab öğrenmek bin rekat namazın sevabından sevabı daha fazladır. İlim halkasına oturanları melekler ziyarete gelir ve onları tavaf ve tebrik ederler. Dinimiz ilim tahsili için belli bir zaman tanımamış, "Beşikten mezara kadar ilim arayın!" demek suretiyle bu babda zaman ve mekan sınırlarını aşmıştır. İlim yolunda atılan adımları cihad saymış, ilim tahsil ederken ölenleri şehid addetmiştir.

İşte İslâm’ın ilme ve ilim öğrenmeye verdiği önemi, hocamız kürsü ve minberlerden sık sık anlatmak suretiyle bir merak, bir alâka ve bir aşk uyandıracak ve nihayet onları bu uğurda harekete getirip seferber edecektir ve etmelidir. Böyle yapması imamımızın asıl görevlerinden biri ve hatta birincisidir ve Allah indinde sorumludur. Bunun hesabını veremez. O halde ne yapacak? Yerinde sayma değil, hamle yapacak, yukarıda dediğimiz gibi günün belli saatlarında dersler verecek, cemaatini her yönüyle yetiştirip onları da tebliğ sahasında seferber edecektir.

 

2. Konferanslar:

Eğitim ve tebliğ vasıtalarından biri de konferanslar ve seminerlerdir. Şükürler olsun Mevlâ’ya! Cemiyet ve cemaatlarımız konferans işlerine de önem veriyor, paralar verip salonlar kiralıyor, konferans verecek kardeşlerimize ricada bulunuyor, onları yerlerinden alıp götürüp getiriyor ve her türlü masrafı üzerlerine alıyorlar. Öbür taraftan, diğer müslüman kardeşlerimiz ve vatandaşlarımız kilometrelerce mesafeler kat ederek ve istirahatlarını terk ederek bir araya geliyor, bir çatı altında toplanıyor ve bir cemaatı kübra meydana getirmiş oluyorlar. Ne mühim bir fırsat ve ne büyük bir imkan! Bütün mesele konferanscımıza ve hoca efendilerimize düşüyor. Bu mühim fırsatı azami derecede değerlendirmelidirler. Yoksa vebale girerler. O halde yapacakları işler vardır, alacakları tedbirler, dikkat edecekleri hususlar vardır. Bunlardan bir kısmını maddeler halinde sıralıyalım:

1- Tertip komitesi, konferansın zamanını ve yerini çok iyi seçecek, etrafa duyurmak üzere daha önceden davetiyesini gönderecek, afişlerini asacak ve diğer ilan etme vasıtalarını seferber edecektir.

2- Konferansın programı, tertip komitesi tarafindan çok güzel bir şekilde hazırlanacak; hatiplerin isimleri, konuşacakları mevzular, kendilerine ayrılan zaman, konferansın başlayış ve bitiş saatleri programda gösterilecektir.

3- Hatip cemaatin ihtiyacını daha önceden tesbit edip ona göre mevzuunu seçecek, gündeme onu getirecektir.

4- Gündeme getireceği mevzuu, daha önceden kaynaklarına dayanarak çok iyi hazırlayacaktır.

5- Hazırladığı mevzuu, dinleyicilerine aktarırken anlayabilecekleri dil, ifade ve üslubu kullanacak, suni edebiyat yapmaktan sakınacaktır.

6- Konuşurken lüzumundan fazla bağırıp, tertip ve insicamı bozmayacaktır.

7- Vuracağı yeri bilecek, durulması gereken yerlerde de duracaktır.

8- Dinleyicileri rencide edecek isim zikretmekten ve şahsiyet yapmaktan sakınacaktır.

9- Kendisine ayrılan zamana göre konuşmasını ayarlayıp bitirecektir. Ve kendisinden sonra konuşacak arkadaşın hakkına tecavüz etmeyecektir.

10- Yaptığı etraflı konuşmanın derli toplu bir şekilde bir özetini verecektir.

11- Yaptığı konuşma ve ifadelerinde hatalı buldukları veya itiraz edecekleri noktalar varsa, yazılı ve imzalı olarak salondan çıkmadan kendisine vermelerini veya mektup yazarak arkadan göndermelerini, buna yerden göğe kadar hakları olduğunu, böyle değil de arkadan, dibde köşede dedikodu yapmalarının günah olacağını dinleyicilere söyleyecektir.

12- Hatip; sevaplarının kat kat olması için sonraki konferanslara yalnız gelmeyip gençlerini de mutlaka beraber getirmelerini ve ayrıca cami ve cemaate alışmamış kimselerden, hiç olmazsa bir kişiyi de yanlarında getirmelerini dinleyicilerine söyleyecek ve onlardan Allah rızası için bunu isteyecektir.

13- Konferansı tertip edenlere de, evini, istirahatını terkedip, davete icabet ederek gelen dinleyicilere de teşekkür edecek, konuşmasının her yönden faydalı olması için dua ve niyazda bulunacak, Allah’a hamd ederek ve selam kelimesini söyleyerek kürsüden ayrılacaktır.

Dava kardeşlerimizin de bildikleri gibi, İslâm bir nizamdır. Her şeyin nizamlı ve düzenli olmasını müslümandan istemektedir. Buna binaen, müslümanlar; her sahada, her hizmet kolunda gelişi güzel değil de planlı programlı hareket edecekler, zaman israfına ve herhangi bir karışıklığa meydan vermiyecekler, bilerek belli ederek az zamanda çok şeylerin verilmesini, çok hizmetin yapılmasını sağlayacaklardır.

Cenab-ı Hak Bakara suresinin 148. ayetinde, 

فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِۜ

"Hayır yollarında müsabakaya girişin (yarış yapın, birbirinizi ileri geçmeye çalışın)!" (Bakara, 148)  diye buyuruyor.

Peygamberimiz de, "Biriniz bir iş yaptığı zaman o işi sağlam ve muhkem yapmasını şüphesiz ki, Allah sever." (Tabarani, filkebir)

"İş yapanın, yapacağı işi düzgün ve güzel yapmasını muhakkak ki, Allah sever." (Tabarani, filkebir)

Ayet ve hadislerden açıkça anlıyoruz ki, bir müslüman herhangi bir iş yaptığı zaman, aynı zamanda Allah’ın sevgi ve muhabbetini kazanmak istiyorsa, o yolda yarış yaparcasına o işi her yönüyle muhkem, sağlam, düzgün ve güzel yapacaktır ve yapmalıdır.

 

3. Radyo ve televizyon:

Radyo ve televizyon Mevlâ’mızın ne büyük nimetleri, ne büyük tebliğ vasıtalarıdır. Dere tepe demeyen, uzak yakın aramayan, her insanın evine girebilen, yüzlerce tebliğcinin, binlerce ulemanın yapamadığını yapan yayın vasıtalarıdır!..

Teşkilat olarak bu sahada da bir atılım, bir hamle yapmaya mecburuz. Çünkü, şer ve dalalet ehli tahribatlarını bu yolla yapmakta ve kötü tesirlerini kıtalar arası bu vasıtalarla icra etmektedirler. Düşman mâneviyatı ve ahlakî değerleri bu korkunç yayın vasıtalarıyla yıkarken bizlerin cami kürsüsü ve minberlerinden bunlara mukabelede bulunmamız neye benzer? Uzun menzilli topların attığı güllelere karşı sapan taşı ile karşı koymaya benzer. Binaenaleyh, bu yolda bir hamle yapılması ve imkânların aranması elzemdir. Önemine binaen, hemen araştırmalara girmekte faydanın da ötesinde zaruret vardır. Cenab-ı Mevlâ, bizim hiç hatır ve hayalimize gelmeyen imkanlar halk etmeye ve lutfetmeye kadirdir ve va’di sarihtir. Şer kuvvetleri gizli ve aşikâr bu imkânlardan âzamî derecede faydalanmaktadırlar. Bizim de aynı yollardan ve imkânlardan neticeler alacağımıza kanaat-i acizanem vardır. Nitekim arkadaşlarımız Hollanda’da yüz kilometre çapında bir sahaya yayın yapmaktadırlar. Bugün için hayal gibi gözüken şeyler bakıyorsunuz ki, yarın kuvveden fiile çıkmıştır ve hizmet sahasına girmiştir. Bu itibarla; cesaretle imkanlar aranmalıdır, hatta şartlar zorlanmalıdır. Olursa feni’mel-matlub, olmazsa o yöndeki mesuliyetten o zaman için kurtulmuş oluruz. Ve en azından bir zararımız olmaz. Teşebbüs bizden, muvaffakiyet Cenab-ı Hakk’ tandır. 

4. Video ve kaset çalışmalarında hamle:

Günümüzün neşir ve yayın vasıtalarından biri de bantlardır. Bu vasıtalardan da azamî derecede faydalanmaya, cemaatimizi de bu yönde harekete geçirip dinledikleri vaazları bantlarla mutlaka tesbit etmelerini sağlamaya çalışmamız, vaaz ve hutbelerimizde bu hususu sık sık gündeme getirmemiz lazımdır. Bunlar güzel şeylerdir, Allah’ın ne büyük nimetlerindendir. Şer kuvvetleri, bunları şerde kullanıp, din ve iman tahribatını yaparlarken bizler bunlardan faydalanmayı nasıl ihmal ederiz, nasıl bunlar üzerinde durmayıp, cemaatimizi video-kaset çalışmalarından mahrum ederiz?!.

O halde Kur’ân tebliğatını üzerine alan merkez ve taşra teşkilatımız bu önemli neşir ve yayın vasıtalarına da son derece ehemmiyet vermeli, camii kürsülerinde, konferans salonlarında ve gösteri toplantılarında; ilmî, heyecanlı ve vurucu konuşmaları heba etmemeli ve kaçırmamalıdır. Bu konuşmalar, aynı zamanda bir feyiz ve zuhurat eseri olan konuşmalar olabilir; her zaman mümkün olmayabilir. Binaenaleyh bunları olduğu yerde bırakıp havaya uçurmak hiç de doğru değildir. Bunlar hem tarihi bir hatıra olur hem de o günün ve yarınların birer vaaz ve nasihati olarak sürüp gider...

 

Bu babdaki talep ve teklifimiz:

a) Cemaati bu hususta seferber etmeliyiz. Dinledikleri vaazın sevabı bir ise banda aldıkları takdirde, sevaplarının on misline, yüz misline çıkacağını onlara anlatarak teşvik etmeliyiz, harekete geçirmeliyiz. Her birinin elinde bir teyp, cebinde bir bant bulunmalıdır. Nerede bir hikmetli söz, nerede faydalı bir nasihat, nerede heyecanlı bir konuşma bulurlarsa hemen onu banda almalı; evinde, komşusunda, arabasında münasip bulduğu işyerinde ve bindiği umumi vasıtalarda açmalı, oradakilere dinletmelidir. Dava kardeşlerimiz bilecek ve hatırdan çıkarm-ayacaklardır ki, bir kimsenin hidayetine, uyanmasına sebep olmak, dünyalar kadar hayır işlemişcesine sevap almak demektir ve ayrıca teybe ve bantlara verdiği paralar da birer sadaka olup amel defterine yazılacak ve kazancı bu kadarla da kalmayacak, yaptığı bu hayır bir sadaka-i car olduğundan, öldükten sonra da o bantlar dinlendikçe arkadan sevaplar gelecek ve sevap defterine yazılacaktır. Gördünüz mü bu sahadaki hizmetin verimli neticelerini ve sayısız kazançlarını?!. Kardeşlerimizin bu hususda yapacakları masraflar nedir ki?!. Altı üstü bir teyp ile zaman zaman alacakları üç-beş marklık bantlardır. Bunun şuuruna ve çok verimli bir çalışma olduğunun farkına varan bazı kardeşlerimizin evlerine gittiğimiz zaman görürüz ki, yüzlerce bantlarla raflarını doldurmuşlar, evlerinde ve arabalarında, komşularında ve işyerlerinde hem dinleme hem de dinletme yoluna girmişler ve bunun zevkine varmışlardır.

Eğer hocalar olarak, bizler bu meselenin üzerinde ciddi bir çalışmaya girer, sık sık bunun önemini anlatır, bizzat kendimiz de bu hizmeti ifa edersek, kısa zaman sonra görülecektir ki, diğer müslüman kardeşlerimiz de bu verimli tebliğ ve telkin vasıtalarından faydalanma ve faydalandırma yoluna girecekler ve bu hizmeti ifa edeceklerdir ve bu suretle İslâm’ın tebliğatı kısa zamanda geniş sahalara yayılmış olacaktır.

b) Merkez ve taşra teşkilatlarımız da video-teyp çalışmalarına hız vermelidir, özel bir ehemmiyet göstermelidir. Net ve hassas cihazlar temin etmeli, sağlam bantlar kullanmalı, masrafını çıkarabilecek bir fiyatla bol miktarda satışa arz etmelidir. Hatta gayri müslimleri İslâm’a da’vet yolunda, onların dilleriyle, onların durumuna mütenasip konuşmaları bantlara kaydederek ellerine veya evlerine vermeli veyahut da adreslerine postalanmalıdır.

c) Böyle bir çalışmanın önemi vaaz ve hutbelerimiz de sık sık anlatılmalıdır ve bu suretle davaya hizmet yolunda bir hamle ve tebliğ yolunda da bir hamle yapmış oluruz. Müslümanlara yeni bir çalışma sahası, yeni bir heyecan kaynağı sağlamış oluruz.

5. Neşriyatta hamle:

Neşriyatın önemini bilmem, bilmeyen var mıdır?!. Geniş kitlelere, asırlara ve nesillere hitab eden bu tebliğ vasıtalarından da, bilhassa son yarım asırda, maalesef müslümanlar faydalanamıyorlar. Bu hususta da ihmal ve veballeri büyüktür. Şer ve dalalet ehli yüksek trajlı gazete ve mecmualarıyla, yığın yığın kitap ve broşürleriyle insanlığı ıdlal etmek için, maneviyatı bombalarken ve ahlak ölçülerini tahrip ederlerken, müslümanlar çok mahdut ve yetersiz neşriyatıyla ne yapabilirler? Jet uçaklarıyla atılan bombalara karşı kılıç-kalkan kullanmakla mukabele edebilirler mi? Bu mümkün mü?!.

Çok muhterem dava kardeşlerimiz!

Neşriyatın önemine Kur’ân-ı Kerim işaret etmiş, ilk ayetlerinde kalemden, kalemin ilahî bir nimet olduğundan söz etmiş, Nun suresinin baş tarafinda kaleme ve kalemin meydana getirdiği satırlara Mevlâ’mız yemin etmiş ve bu suretle gerek yıkıcılık ve gerekse yapıcılıkda kalemin ve onun eseri olan neşriyatın çok mühim bir silah ve bir vasıta olduğunu ortaya koymuştur. Keza; Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) de, "Alimlerin kaleminden akan mürekkeplerin kıyamet gününde şehidlerin kanıyla tartılacağını hatta ağır basacağını!" beyan etmesiyle de kalemin keskin silahlardan daha tesirli olduğunu işaret etmiştir. O halde, bu derece güçlü bir silahdan mahrum olan bir cemiyet, bir millet veya bir devlet yıkılmaya, değerlerini kaybetmeye; günün yıkıcı neşriyat silahları karşısında yok olmaya mahkümdur. Bu hususta talep ve tekliflerimiz:

a) Muhteva bakımından:

Avrupa’da hazırlanacak sayfalarda yeni yeni haber yazılarının yanında lisan (Arapça, Osmanlıca, Almanca...) derslerinin, Siyer, Tefsir, Hadis, Tasavvuf, Fıkıh ve bunların usulleri, Akaid ve Kelam, tarih ve matematik gibi derslere çok kısa olmak kaydıyle yer vermeli ve bütün bunlar için bir sayfanın iki sütununu buna ayırmalıdır. Ayrıca, günün dünyasının asıl konusu haline getirdiği işçi-işveren münasebetlerinden de yine kısa kısa olmak kaydıyla yer vermeli, İslâm’ın bu husustaki beyan ve hükümlerini işçi ve işverenlere ve bütün dünya insan1ığına tebliğ etmeli ve bu suretle her sahada olduğu gibi bu sahada da tarafların birbirine adaletli davranmalarının İslâm’dan, İslâm nizamından ve kanunlarından geçeceğini yine bütün beşeriyet alemine ilan etmelidir.

 

b) Abone bakımından:

Bugüne kadar yaptığımız gibi, ortaya konuşma değil, başta genel merkezimizin üyeleri olmak üzere, bütün teşkilat üyelerine teker teker sorarak, hatta gazetenin abone bürosundan listeleri alarak, abone olmamış olanları isim isim tesbit etmek ve doğrudan doğruya bunlardan hesap sorarcasına ve tecziye edercesine abone olmaya, zorla değil, inandırarak ve abone olmanın bir dava meselesi hatta bir iman meselesi olduğu yolunda onu ikna ederek abone olmasını sağlamaktır. Bununla da hizmetin ve mesuliyetin bitmediğini, her kardeşimizin en azından üç kardeşimizi de abone kaydettirmesini bir dava görevi olarak, kendisine vermeli ve arkasını takip etmelidir. Esasen bu görevin teşkilatlanma biriminde kime verildiği bellidir. O kardeşimizi takip hususunda mesul tutmalı, mesuliyetini sık sık kendisine hatırlatmalı, ihmali görünenleri merkeze kadar çağırıp hesap sormalıdır, öğüt ve nasihatta bulunmalıdır. Çünkü, "Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır!” diye Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) üç defa tekrar etmiştir. Keza; hizmetini normal yürütenleri de takdir ve tebrik etmelidir.

 

2. Hicret Mecmuası’nda hamle:

Muhteva bakımından:

Hicret çok zengin ve çok sağlam bir muhtevaya sahip olmalıdır. Bunun için ilmî yazılar, sağlam kaynaklara dayanmalı, ifade ve üslup bakımından da ağırbaşlı, olgun ve dolgun olmalıdır. İlmî yazılar; bir taraftan okuyucularının bilgi ve kültürlerini artırırken bir taraftan da günün ihtiyaçlarını dile getirmelidir. Mevzular ona göre seçilmelidir.

1- Kadın, çocuk ve gençlik köşelerinin yanında bir de "Tarihten Bir Sayfa" ismi altında bir bölüm olmalıdır. Bu bölümde tarih hazinemizden ibret ve heyecan verici levhalar almalı, sahneler göstermelidir.

2- Mecmuada "Sorun! Cevap Verelim!" ismi altında aynı zamanda bir köşe bulunmalı, bu köşede ayrıca dünün ve günün ihtilaflı meseleleri ilmî bir şekilde tartışılmalıdır. Ve bu köşe herkese açık olmalıdır; "İşte, buyurun! Sorun! Yazın! Bildiklerinizi söyleyin! Kapalı kapı arkalarında değil, bütün müslümanların, bütün dünya insanlığının huzurunda konuşun, söyleyin, yazın! İşte meydan!..” dercesine adeta bir açık oturum tertip etmelidir. Bundan korkulacak bir tarafımız yoktur. Son derece kuvvetliyiz! Elimizde Kur’ân var, elimizde bitip tükenmeyen ilim hazineleri var, Allah’a şükürler olsun!

3- Bir ayetin tefsiri ve bir hadisin şerhine yer verilmeli ve bu suretle mecmuaya renkler katmalı, bunların feyz ve bereketinden de okuyucuları müstefid eylemelidir.

4- Aktüalite yazılarına yer vermeli ve bu çeşit yazıların yorumunu yapmayı da ihmal etmemelidir. Sebep ve sonucunu göstermelidir.

5- Her sayıda iki hutbe bulunmalı ve bu hutbeler gerek mevzuu bakımından ve gerekse işleniş ve tekniği bakımından hamleler yapmalı ve İslâm’ın metin ve manasına layık bir seviyyede olmalıdır. Uyarıcı ve vurucu, birleştirici ve yapıcı olmalı, vuracağı yerde vurmalı duracağı yerde de durmalıdır. Heyecanla okunan ve zevkle dinlenen bu hutbeler doğrudan doğruya mecmuadan okunmalı, "Bu hutbeleri evinize, komşunuza götürebilirsiniz, götürmelisiniz ve bu suretle tebliğ görevinizi yapmış olursunuz!.." demekte de hatip efendi aynı zamanda mecmuanın reklamını yapmış olacaktır...

6- Gerek mecmuada ve gerekse gazetede son derece dikkat edeceğimiz bir husus da bunların vaktinde çıkması, vaktinde yerlerine ulaşması ve abonelerin eline varmasıdır. Bu da en azından diğerleri kadar mühimdir. Öyle saat gibi çalışmalıdır ki, bir aksama olmamalıdır, bu yönüyle de itimat telkin etmelidir ve bu aynı zamanda İslâm’ın emir ve tavsiyesidir. Gayret bizden, tevfik Cenab-ı Hak’tandır!..

 

 

3. Kitap neşriyatı:

Bu hususta "Hamle” kelimesini kullanamadık. Çünkü bu husustaki hizmet sıfırdır. Bir iki adım atılmış ise de takip edilmediğinden akım kalmıştır. Halbuki, devlete giden hizmetin bir kolu da budur. Binaenaleyh, ihmal edilecek bir konu değildir. Kitap neşriyatı hem dine, ilme ve insanlığa hizmettir, hem de bir gelir kaynağıdır. Biz bir teşkilatız, müşteri bulamayız diye bir meselemiz yoktur. Biz bu babda da her imkâna sahibiz. Pazarımız var, yazarımız var, müşterimiz var; var da var, her şeyimiz var!..

Bakınız: Bir fert çıkıyor, bunların hepsini yapıyor, para kazanıyor, zengin oluyor. Hem de teşkilatımızın sırtından! İkiyüz küsur cemiyete, üçyüz civarında camiye sahip olan bir teşkilat bir kişi kadar da olamıyor mu? Olamıyorsa, terkedilsin böyle bir teşkilat! Hayır! Böyle bir şey asla kabul edilemez. Bu teşkilata inanmak lazım, bu teşkilata güvenmek lazım!.. Gösterilen gayretler sayesinde cemiyetler kurulmuş, çok mühim bir taban meydana gelmiştir. Şimdi hamle devri gelmiştir. İşte; şimdi bu teşkilat hamle istiyor, yeni yeni çalışmalar istiyor, idarecilerine güvenmek istiyor, onlardan cesaret istiyor, fedakârlıklar istiyor ve nihayet yeni yeni hamleler istiyor... İşte şükürler olsun; teşkilatımız hu seviyeye gelmiş durumda...

 

Bu hamlede taleb ve tekliflerimiz:

Zaman geçirilmeden bu hizmete başlanmalıdır. Basın işleriyle meşgul olacak üç kişilik bir kadro teşkil edilmeli, kısa zamanda bunun etüdü yapılmalıdır. Kitap mı satın alacak? Mevcut kitapları mı basacak? Türkiye’de mi bastıracak veya burada mı basım işlerini yürütecektir? Bütün bunlar görüşülmelidir. Kitap bastırmış, dağıtımını yapmış, tecrübesini görmüş kardeşlerimiz teşkilatımızda yok değildir. Yapılabilir, yapılmıştır; Muvaffak da olunmuştur. Binaenaleyh, bu hizmet ihmale gelmez. Hem de bu bir ihtiyaçtır; teşkilatımızın, müslümanların ihtiyacıdır, hem bir hizmettir, hem de bir gelir kaynağıdır, meşru bir ticarettir, meşru bir kazançtır. Çürümesi olmayan, kokup bozulmayan bir kazanç yoludur. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)"Rızkın onda dokuzu ticarettedir." buyurmak suretiyle bu işin önemine işaret etmiştir. Gayret bizden, başarı Allah’tandır!..

 

Gazete ve mecmua paralarını toplamada hamle:

Parasız hizmet olmaz. Cihad yolunda atılacak her adım hem paraya, hem maddî imkâna bağlıdır. Bundan dolayıdır ki, Kur’ân-ı Kerim’i sık sık "Mallarınızla, canlarınızla cihad ediniz!.." demek suretiyle cihad yapmanın başlıca iki şartı var olduğunu, bunlardan birinin mal feda etmek, diğerinin de can feda etmek olduğunu ifade ediyor, mali fedakârlıkta bulunmanın daha kolay olduğuna işaret ediyor.

Hakikat bu merkezde iken, bazı okuyucularımız ve abonelerimiz hatta cemiyetlerimiz gazete ve Hicret’in paralarını vaktinde göndermiyorlar, ihmal ediyorlar. Her ne kadar gerek neşir yoluyla ve gerekse toplantılardaki konuşmalarla bu hususlar hatırlatılıyor ise de, bunlar ortaya yapılan uyarılar olduğundan verimli olamıyor ve netice alınamıyor. O halde bir hamle yapmamız lazım. Ama nasıl?

Mevlâ’ya şükür; birliğimiz, merkezden taşraya ve çevreye doğru uzanan bir teşkilattır. Gazete, Hicret (on sene önce “Hicret" çıkıyordu. Bugün de Asr-ı Saadet Gazetesi yayınlanmaktadır.) ve kitap paralarını zamanında göndermeyenlerin listeleri çıkarılacak, ihmali görülenlerin listesi bulunacak, bölge emirliklerine ve merkez idarecilerine verilecektir. Her idarecinin cebinde borçlarını göndermeyenlerin listesi bulunacak, yapılan her toplantıda, her gezide ve her temasda bu listeler okunacak, borçlar alınmadan gelinmeyecektir ve mutlaka alınacaktır. Bu hususta bütün idareci kadro seferber olacaktır, olmalıdır. Paraların tahsili ve borçların ödenmesi bu şekilde takip edilecek olursa görülecektir ki, bütün kardeşlerimiz bunun şuuruna varacak ve paralarını ödemede ihmalleri görulmeyecektir. İş vermek, görev vermek başka şeydir; bunların yerine getirilip getirilmediğini takip etmek bambaşka şeydir. Ve ikincisi birincisinden daha mühimdir. Borçları toplama bu şekilde sıkı bir takibe tabi tutulursa emin olunuz, kimsede alacak kalmaz, herkes borcunu vaktinde ödemeye alışır ve kendi evinin masrafi gibi bir hal almış olur.

Demek ki bütün mesele idareci kardeşlerimizin mevzuya ciddi bir şekilde eğilmesine, kendilerine vazife edinmesine, hatta yaparsam, ihmal edersem indallah da mesul olurum havasına girmiş olmasına bağlıdır. Hizmetleri ya bu şekilde yapacağız ya da vebalinden korkup gideceğiz!.. Bu iki şıktan birini mutlaka tercih etmeliyiz. Bunun üçüncü bir şıkkı yoktur. Ya hakkıyla hizmet, ya da vazifeyi daha ehil olanlara terk!..

 

İstihbaratta hamle:

"İstihbaratta hamle" dedim, laf olsun diye. Çünkü, bu mevzuda faaliyet sıfırdır. (Bu on sene evvel yazılmıştır. Bugün istihbarat, hukuk, ticaret ve diğer bürolarımız da mevcuttur.) En yakın çevre ile bile, müşterek gayeye sahip kuruluşlarla bile bir istihbaratımız, bir haber-leşmemiz maalesef yoktur. Devlete talip olan bir kuruluş düşünebilir misiniz ki, yakın ve uzak çevrelerden habersiz olsun, mâlumatsız olsun! Bir kuruluş düşünebilir misiniz ki, devlete talip olsun da dostunu düşmanını tanımasın!..

Günün dünyası o kadar küçülmüştür ki, dünyanın bir ucunda "çıt” çıksa öbür ucunda hemen duyulabiliyor. İşte böyle bir dünyada yaşıyoruz, gözü kapalı, kulağı kapalı yaşayamayız. Devlete talip olan bir cemiyet kulağı açık, gözü keskin olacaktır. Günü gününe dünya hadiselerini takip edecek, onları değerlendirip rapor edecek ve ona göre tedbirini alacaktır... 

Her şeyden önce düşmanı ve onun plan ve programını, ne yapmak istediğini, nasıl yapmak istediğini tesbit etmek lazımdır. Dünya basını ve yayını günü gününe takip edilmelidir. Davamızla ilgili lehde ve aleyhteki fikirler, cereyanlar, hadiseler takip edilmelidir, sıcağı sıcağına değerlendirilmelidir. Cevap verilmesi gerekiyorsa cevaplandırılmalı, tedbir alınması gerekli ise tedbir alınmalıdır. İşte teşkilat böyle olur! Yoksa gözü kapalı, kulakları tıkalı, her şeyden habersiz bir teşkilat bir şey yapamaz. Kendi kendimizi aldatmış ve avutmuş oluruz.

Talep ve teklifimiz:

Bir basın bürosunun kurulmasıdır. Şimdilik üçkişiden müteşekkil olan bu büro, dünya basın ve yayınını takip etmeli, terceme etmeli, rapor etmelidir. Genel kurul da bunları değerlendirmeli, gereğini müzakere edip karara bağlamalı ve icabının yapılmasını yine basın bürosuna havale etmelidir. Gerekirse zaman zaman basın toplantıları tertiplemeli, basına bazı hadiseler hakkında teşkilatımızın yorumunu bildiren bildiri ve açıklamalarda bulunulmalı ve teşkilatımızın varlığını bulunduğumuz ülkelerin resmiî makamları nezdinde de hissettirmelidir.

Ayrıca gençlerin ve öğrencilerin meseleleriyle uğraşacak, ilgilenecek bir merkez büro kurulmalı ve hizmet yaygınlaştırılmalıdır.

Teşkilatların resmi makamlar nezdindeki hukukî işlerini takip edecek en az üç kişilik bir hukuk bürosu kurulması da zaruri hale gelmiştir.

Yine kesin dönüş yapmak isteyen cemaat fertlerine de yol gösterecek, tavsiyelerde bulunacak, Türkiye’ye dönüşlerinde yapacakları işlerinde onlara yardımcı olarak gerekli organizelerde bulunacak ve Avrupa’da ticarî faaliyet yapan çeşitli isimler altındaki cemaat elemanları arasında ticarî sahada da işbirliğini sağlayacak Ticarî Müşavirlik Bürosu’n-un da kurulması ve bütün bunların bir an evvel hizmete başlaması teşkilatımız açısından son derece zaruri hale gelmiş hatta bu hususlar-da geç bile kalınmıştır. 

"İmkânlar ve Hamleler” başlığı altında uzun zamandan beri sürdürdüğümüz yazı serimizi bu şekilde noktalarken inşaallah Rabbimiz bu yazdıklarımızın tesirli olmasını nasip eder de, özlediğimiz ve ümid ettiğimiz ciddi çalışmaların başladığını bir an evvel görürüz. Mevlâ’mız bizleri O’nun rızası yolunda gayretli kullarından eylesin!

Şüphesiz ki O, mükâfatı çok bol ve kullarına merhameti en çok olandır. O’nun rızası yolunda yapılan gayretleri karşılıksız bırakmayacaktır.

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 156
Toplam 435125
En Çok 1157
Ortalama 330