DOĞU OLAYLARI VE ALTINDA YATAN GERÇEKLER - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

11-04-2022

DOĞU OLAYLARI VE ALTINDA YATAN GERÇEKLER

Bismihî Teâlâ...

İlmen sabit olan bir gerçektir; doktor, önce hastalığı teşhis eder; yani hastalığın cins ve seyrine, safha ve şiddetine bakar, tesbitini yapar, sonra tedavisine geçer; ilaçla mı tedavi edilecek, yoksa ameliyatla mı? İşte önce onu yapar!.. Demek oluyor ki, önce teşhis ve tesbit, sonra tedavi!..

Netice ise, iki şarta bağlı: Teşhisin doğru konması, tedavinin ehil ellerce yürütülmesi!.. Bu iki şart tahakkuk etmediği taktirde netice alınmaz ve alınamaz; hasta ameliyat masasında kalır! Atalar boşuna söylememiş: "Yarım molla dinden, yarım hekim candan eder!.."

Doğuda bir hastalık var! Bu bir gerçek!.. Sadece doğuda mı? Hayır! O da belli; her tarafta! Aslında bu hastalık, ne ilkidir ne de sonuncusudur; istisnaların dışında tüm insanımıza bulaşmıştır; onun ruh yapısını tehdit etmektedir. Sarı bir hastalıktır; bulaşıcı bir hastalıktır.

Yeni değildir; Genelde cumhuriyetin gelişiyle gelmiştir. Mustafa Kemal’dir bu hastalığı milletimize bulaştıran; inkılab ismi altında bulaşmış bu hastalık. Tarihi oldukça eskiye dayanır. Hastalığın amilleri ise inkılab dedikleri mikroplardır. Hem de korkunç!.. İnsanımızın manevî varlığını kemire kemire bütün bir vücudu sarmıştır. İşte, doğudaki hastalık, kemalist mikrobunun açtığı yaraların sadece bir bölümüdür.

İnkılab adı altında insanımıza seneler senesi mikroplar bulaştı; içtiği sudan tutun da yediği ekmeğe, oturduğu evden tutun da okuduğu kitaba, teneffüs ettiği havadan tutun da giyindiği elbiseye kadar hep mikrop saçan kaynak haline geldi ve gelmeye devam etmektedir. Üstelik, muafiyet kazandıracak mukavemet unsurları da bir bir yok edildi. Yeni neslin ne manevi gıdası kaldı ne de bağışıklık kazandıran aşısı! Herşey yerle bir edildi. İşte bakın!..

1- Bütün Müslümanları bir merkez etrafında toplayan Hilâfet müessesesi kaldırıldı. Dolayısı ile bölünmeler, parçalanmalar birbirini takib etti. İslâm âlemi, yutulur hale geldi. İşte M. Kemal, tahribatına buradan başladı, ihanet ve hıyanetine böyle siftah etti!..

2- Şeriat-ı Garra kaldırıldı, Kur’ân susturuldu, küfrün ve kâfirin kanunları getirildi!..

3- Kur’ân harfleri kaldırıldı; yerine tarihimizle, örf ve adetimizle alakası olmayan latin harfleri getirildi.

Bu suretle insanımızın mana ve mazisiyle bağlantısı kesildi ve neticede kökünden koparılmış bir nesil meydana getirildi...

4- Medreseler kapatıldı, dinî ilimler ve dinî neşriyat yasaklandı!..

5- Devlet ve devlet müesseseleri, üniversite ve mektepler, basın ve yayın, idare ve mahkemeler aslından koparılıp, batı modeline göre, küfür ve kâfir sistemine göre tanzim edildi. Hatta aileler, aile yapısı bile Kur’ân yolundan çıkarılıp batı kanunlarına göre düzenlendi. Allah’ın haram kıldığı, Kur’ân’ın yasakladığı faiz müesseseleri kuruldu; meyhaneler, kerhaneler açıldı. Devlet ve devlet adamları meyhaneci ve kerhaneci oldu; ordudan ve asker ocağından İslâm ünvanı çıkarıldı, İslâm’ı tahrik eden "Türk Ordusu" ismi verildi ve neticede ordu, İslâm’a düşman, Şeriat’a düşman, Kur’ân’ın devlet olmasını isteyen Müslümana düşman kızıl ordudan farksız bir hale getirildi!..

 

Oyuna getirildi:

Bütün bunlar yapılırken insanımız oyuna getirildi; işin nereye varacağının farkına varmadı, varamadı. Zaman ve zemin de buna müsaitti. "Denize düşen yılana sarılır" derler. Arkada korkunç ve korkunç olduğu kadar sinsi bir plan! Bir dünya savaşı meydana getirilecek, Osmanlı bu savaşa zorlanacak, müttefikleriyle birlikte mağlup olacak. Ve arkasından "Kurtuluş" ismi altında bir savaş başlatılacak ve bu savaşta mikrop adam, sahneye çıkarılıp kahramanlaştırılacak.

"Danışıklı döğüş" kabilinden düşman denize dökülecek ve bu suretle Kemal putu milletin başına geçip, küfür dünyası adına icra-i faaliyette bulunacak!.. Haçlı zihniyeti, ordularıyla yapamadığını bu adamın eliyle yapmış olacaktı.

İşte yapacağını yaptı! Hem öylesine yaptı ki; Erzurum, Maraş ve Konya gibi birkaç vilayetin şapkaya karşı ayaklanmalarının ve Şeyh Said kıyamının dışında kayda değer bir mukavemetle, bir reaksiyonla karşılaşmadı. Yukarıda bir kısmı kaydedilen inkılablar, bir bir yapıldı ve bu suretle devletin ve devlet müesseselerinin çarkı tamamen İslâm aleyhine döndürüldü!..

Neden sonra, insanımızdaki İslâm ruhu, az da olsa, yer yer kendini gösteriyordu. Teşhiş edilen hastalığın tedavisi yoluna gidiliyordu ve günden güne insanımız hak ve hakikatı arıyor, dost ve düşmanını tanımaya çalışıyordu. Bu husus inkâr edilemezdi. 60 askerî darbesi, 72 askerî muhtırası ve 12 Eylül hareketi insanımızın uyanışına karşı birer tepki idi, bir durdurma ameliyesi idi. Küfür adına bir gericilik ve birer irtica hareketi idi.

Bu, iki yönlü bir uyanış; birbirine ters düşen iki türlü teşhis ve iki zıt tedavi!.. Biri sol, diğeri sağ!

Aslında ne sağ ne de sol; bir taraftan İslâm davası, Kur’ân’ın hayata hakim olması, diğer taraftan, ismi ne olursa olsun küfür davası!.. Ortada bir hastalık var! Bunda herkes müttefik. Bu hastalığın müsebbibinin M. Kemal olduğunda da şüphe yok!.. "Bizi bu hale getiren bu adamdır!.." gerçeği ortada! Ama, teşhis yanlış, tedavi farklı!.. İslâm’ın safında yer alanlarca tedavi manevî, Şeriat’ın kılıcıyla ameliyat gerekiyor... Karşı safta ise hastalık maddîdir, dünyalıktır, boğaz kavgasıdır...

Tedavisi de ameliyatı da küfrün ilacıyla, kılıcıyla olmalıdır. Bu kılıç; komünizm ve fraksiyonları olabilir, kavmiyetçilik olabilir, nifak karışımı İslâm olabilir... Zaman zaman fikrî yapıda kalabilir, zaman zaman da silahlı eyleme dönüşebilir!..

İşte; tepeden tırnağa bir mikrop fıçısı Mustafa Kemal’in millete ve memlekete bulaştırdığı hastalığın neticesi bu!.. İstisnalar kaideyi bozmaz. Tüm millet hasta; Erkeği de kadını da, genci de, ihtiyarı da, ordusu da sivili de hasta! Hem o derece hasta ki, komada, sayıklıyor, neresinin ağrıdığını da bilmiyor; ölümün eşiğinde, tehlike çanı çalıyor!.. Ülkenin doğusu da muzdarip batısı da! Rahatsızlık her tarafta hissediliyor ve bu ıstırab, bu rahatsızlık, yukarıda belirtildiği gibi silahlı eyleme dönüşüyor; 60 öncesi, 12 Eylül öncesi olaylarda olduğu gibi, bugün de genelde doğuda bu cins olaylar hüküm sürmekte; mazlum ve mağdur insanımız iki ateş arasında kalmakta ve ne yapacağını şaşırmakta!

Hemen şunu ilave edelim ki, bu olayları, ne bölge valileri ne Türk ordusu ve ne de ordu-aşiret işbirliği durduramaz ve durduramıyor! Zira; bu olaylar, köklü ve derin bir hastalığın; kemalizm hastalığının belirtileridir. Kemalizm melaneti devam ettiği müddetçe, bu olaylar da devam edecektir.

Ve bunun ıstırabını milletçe çekiyoruz ve daha da çekeceğiz! İşte doğudaki insanımız da çekiyor, batıdaki insanımız da; PKK’da ve bilmem ne -izm de çekiyor, asker de çekiyor... Çekmiyen bir zihniyet var ki, o da bilinçli İslâm düşmanları. Onlar perde arkası kıh kıh gülüyorlar, Müslümanlar, kördöğüş mesabesinde birbirlerine kurşun sıkarlarken onların keyfi yerinde, rahatı yerinde!.. Bir diyecek yok!.. Adamlar seneler senesi planlarını yapmış, ipin ucunu ellerine almış, istedikleri gibi çekip uzatıyorlar; tahrik ve ajanlarıyla, silah ve malzemeleriyle çeşitli isimler ve ünvanlar altında meş’um emellerini gerçekleştirmeye doğru gidiyor ve hedeflerine adım adım yaklaşıyorlar. Ezilen ve sömürülen, saldırılan ve öldürülen temelde Müslümandır, Müslümanlardır. Günümüzün dünyasının Müslümanı bu! Çekiyor, bu gidişle daha da çok çekecek!.. Bu çekişin bir de ahireti var; hep birlikte ahirette de çekeriz! Ve bu ilahî kanunun bir ifadesidir. Bakınız Kur’ân ne diyor:

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى

"Kim de benim zikrimden yüz çevirirse (bilsin ki), onun dar bir geçimi olur ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz..." (Taha, 124) Yani, Allah ile bağını koparan, O’nun engin rahmetiyle alakasını kesen, O’nun gönderdiği ve indirdiği Şeriat nizamını kaldırıp, yerine yabancılardan getirdiği veya kendi kafasına göre yaptığı kanunları, millet hayatını düstur ve kanun kabul eden kişi ve milletlerin hayatı, ne kadar bolluk ve eğlence içinde geçse bile sıkıntılarla veçalkantılarla doludur.

Kararsızlıkların, kuşkuların içinde bocalayıp dururlar; bir türlü huzur bulamazlar, darboğazdan darboğaza girerler; Siyasî dar boğaz, ekonomik dar boğaz, asayiş dar boğazı birbirini takib eder, terör ve anarşi alır yürür; millet evladı birbirini kurşunlar, dünyada rezil, ahirette sefil olurlar. Üstelik Allah gözlerini de kör eder!..

Bir başka ayette şöyle:

وَكَذٰلِكَ نُوَلّ۪ي بَعْضَ الظَّالِم۪ينَ بَعْضًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ۟

"Ve böylece biz, kazandıkları (günahlar) dolayısıyla zalimlerin bir kısmını bir kısmının başına geçiririz (birbirine musallat) ederiz." (En'am, 129) Bu ayetin tefsirinde Malik b. Dinar diyor ki, Ben Zebur’da şu ifadeyi gördüm: "Allah diyor ki, ben münafıklardan münafıkların eliyle intikam alırım. Sonra da münafıkların hepsinden intikam alırım."Kur’ân’ın yukarıda mealini verdiğimiz ayet-i kerimesi de çeşitli manaların yanında bu manayı da ifade etmektedir.

İşte ayet ve haberler gösteriyor ki, zulme sapanların, Şeriat’a karşı çıkanların başlarına Allah zalimleri musallat eder, onların eliyle onlardan intikam alır. Şayet dönmezlerse, ahiret hayatında hepsini cehenneme doldurur!..

Devleti yöneten kemalistlere, PKK ve diğer -izmlere ve topyekün millete sesleniyor ve diyoruz ki: Put yolunu bırakın, Allah’ın kitabına ve Şeriat kanunlarına dönün! Kur’ân anayasa, Şeriat kanun, devlet İslâm olsun!..

PKK ve benzeri -izmlere de diyoruz ki:

Sizler de ezilen ve sömürülen bir milletin evlatlarısınız. Bunun ızdırabını duyuyor, kurtuluş çaresini arıyorsunuz. Fakat yanlış kapı çalıyorsunuz; takib ettiğiniz usul ve metod yanlıştır; İslâmî değildir. Sizi kurtuluş ve yükselişe götürmez. Dökülen ve döktürülen kanlar heder olur gider, vebal olur, günah olur; bütün emekler boşa çıkar ve bir neticeye varamazsınız!.. O halde İslâm’a dönün, İslâm metoduna dönün! Kur’ân’ın devlet, Şeriat’ın hakim olması hedefiniz olsun! O yönde ve o yolda adım atanları, "Ümmet noktasından hareket edip" ırk, renk, dil farkı gözetmiyen, "Kaynak Kur’ân, örnek Peygamber" diyen, Peygamber metoduna teslim olun!.. Sizler İslâm evlatlarısınız, bulunduğunuz topraklar da İslâm topraklarıdır... Eğer böyle yaparsanız dünyanız da mamur olur ahiretiniz de!..

 

Topyekün millete:

Anadolu’nun doğusuna da batısına da sesleniyor ve diyoruz ki; 50-60 senedir sömürüldünüz, aldatıldınız, zulme ve gadre uğradınız. Her gelen idare ve onun vekilleri sizlere kuru vaadler yaptılar, din ve imanınıza saldırdılar, namusunuza ve başörtünüze el uzattılar; siz kazandınız onlar yediler, oy zamanlarında kapınıza kadar geldiler. Ama, dertlerinize merhem olmadılar. Mektepler açtılar, üniversiteler kurdular. Milletin melek gibi evladını anarşist ve terörist yetiştirdiler, komünist ve sosyalist yetiştirdiler, sonra da memleket sathına yayarak milletin başına musallat ettiler. Şimdi esas suçlu kendileri olduğu halde suçluları (!) takip ediyor ve Müslümanları birbirine kırdırıyorlar...

Ey Anadolu topraklarının sahipleri ve sakinleri! Ülkeyi kurtaracak sizlersiniz; sizin imanınız, sizin kitabınızdır."Kaynak Kur’ân, örnek Peygamber" deyip yola çıkanlarla beraber olacaksınız, partiye paydos deyip Peygamber metodunu takib edeceksiniz; uzlaşmacı, kavmiyetçi ve telifçi metodlara iltifat etmiyeceksiniz...

İşte o zaman ne kemalist kalır ne de anarşi! Herkes birbirine güvenir, yarınından emin olur!.. Kur’ân şöyle diyor:

فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى

"Kim benim hidayetime (yoluma ve Kur’ân’ıma) tabi olursa, ne şaşar ne de eşkıya olur!.." (Taha, 123)

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ​


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 94
Toplam 435063
En Çok 1157
Ortalama 330