“DİNDARLARA, DİN VE İMANA DAİR HÜRRİYET YOK, KAFİRLERDE İSE DİNE İMANA SALDIRMA VAR!”

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

03-04-2022

“DİNDARLARA, DİN VE İMANA DAİR HÜRRİYET YOK,KAFİRLERDE İSE DİNE İMANA SALDIRMA VAR!”
 

Gazetemiz, el-Emir ven-Naib Cemaleddin Hocaoğlu ile bir röportaj yapmıştır. Sual ve cevapları aşağıdadır:

Ümmet-i Muhammed: Sabah Gazetesi'nin 22.08.1993 tarihli sayısında "Sivas olaylarında Kara Ses parmağı" başlığı altında Şöyle bir yazı çıktı:

"Kara Ses'in müridleri:

Olaydan sonra Sivas Emniyet Müdürlüğü'nce yürütülen operasyonlar sonucu gözaltına alınan ve tutuklanan sanıklardan ikisinin "Kara Ses" olarak bilinen Cemalettin Kaplan'ın müridi olduğu ortaya çıktı.

Cafer Tayyar Soykök ve Muhsin Erbaş adlı tutuklu sanıklar, emniyet anlatımlarında Cemalettin Kaplan'ın kurmuş olduğu İslâmî Cemaatler Birliği'ne üye olduklarını itiraf ettiler.

Cafer Tayyar Soykök, olayın nasıl meydana geldiğini anlatırken şöyle dedi:

"Olay sırasında ben grubun ortasındaydım. Kalabalık 'Ya Allah Bismillah AIIahü Ekber' ve 'Vali istifa'diye bağırıyordu. Ben de bağırmaya başladım. Namaza katılmamıştım. Ben zaten şu anda da Cuma namazı kılmıyorum. İnanışlarıma göre, Cuma namazını ya devlet başkanımız kıldırır, ya da onun tayin ettiği valinin kıldırması gerekir. Almanya'da bulunan Cemalettin Kaplan'ın görüşlerini her Müslüman gibi kabul ediyorum. Hiç bir partiye üye değilim, ancak Refah, Büyük Değişim ve Büyük Birlik partilerinin Müslümanlığa hizmet edeceğine inanıyorum."

Cemalettin Kaplan'ın tüm görüşlerini benimsediğini söyleyen diğer sanık Muhsin Erbaş ise şunları söyledi: "Yürüyüşe katıldım. Topluluğun attığı bütün sloganları attım. 1985'de Almanya'da yaşıyordum ve sürekli camiye gidiyordum. Oturduğum yere en yakın cami İslâmî Cemaatler Birliği'nin camisiydi. Bu Cemalettin Kaplan'a ait bir camidir. Ben Kaplan'ın fikirlerini benimsiyorum. Her ay da onun camisine 100 DM yardım yapıyorum." 

Cemaleddin Hocaoğlu: Düpedüz yalandır! O başlığı atan Sabah Gazetesi'nin katmerli yalanıdır. Savcılığın iddiası, yazıldığı gibi ise, o da yalandır, iftiradır. İddianamede isimleri geçen iki şahıs, iddianamede olduğu gibi bir ifade vermişler ise onlarda yalan söylemiş ve hilaf konuşmuştur. Şöyle ki:

a) Bir zamanlar Tercüman Gazetesi, istihbarat raporuna dayanarak şöyle yazmıştı: "Doğudaki olayların arkasında Kaplan'ın parmağı vardır!.." Biz kendilerini tekzib etmiş, onları isbata davet etmiştik ve ilaveten şunu yazmıştık:

"Ve bir devletin istihbarat teşkilatı ile basını yalancı ve iftiracı olursa, o milletin ve o devletin hali ne olur?.." diye ağır ifadeler kullanmıştık, Ne Tercüman Gazetesi ve ne de istihbarat tek cümle ile cevap vermedi, veremezdi de. Çünkü yalandı; aslı ve esası yoktu. Sabah Gazetesi'ne de aynı şeyleri söylüyor ve aynı şeyleri yazıyoruz ve en azından öyle bir başlık attığından dolayı mensublarını en ağır bir şekilde kınıyor ve tel'in ediyoruz! Savcılık da böyle bir iddianâme hazırlamış ve basına vermiş ise onu da aynı şekilde kınıyor ve takbih ediyoruz. Ayrıca Sabah Gazetesi ve savcılığı isbata davet etmekte ve haklarında dava açmakta olduğumuzu kendilerine bildirmekteyiz! Ve bu arada iddianamede isimleri geçen o iki tutuklunun, iddianamede geçtiği şekilde bir ifade vermiş olduklarına inanmıyoruz! Bunlar şayet böyle bir ifade vermiş iseler, ya hilaf konuşmuşlar, ya da baskı ve işkence neticesinde öyle konuşmuşlardır. Çünkü, çelişkiler vardır; bizim prensiblerimizle çatışıyor, işte bunlardan biri, "Refah, Büyük Girişim, Büyük Birlik partilerinin Müslümanlığa hizmet edeceklerine inanıyorum..." Halbuki bizim prensiplerimizde partiler hakkında böyle bir inanç yoktur; biz, partilerin İslâm'a hizmet edeceğine inanmıyoruz.

b) Bütün bir dünya, bu arada bütün kemalistler bir daha duymalı ve bir daha bilmeli ki, Cemaleddin Hoca, yalan konuşmaz, Şeriat'a aykırı tek kelime yazmaz; Allah'ın dinine muhalif ve muğayır emirler ve tâlimatlar vermez ve vermemiştir. Kırk senelik mücadele hayatı ve bu arada Avrupa'daki on senelik neşriyatı ortadadır. Hilafını isbat edenleri takdir ve tebrik ederiz!..

c) Bizim her işimiz; istişareye ve izin almaya bağlıdır. Bu hususta ne bir istişare yapılmış ve ne de izin istenmiş ve ne de o manada bir izin verilmiştir. Yani bunlar ne bize uğramışlar ve ne de biz böylelerine böyle bir izin vermişizdir. Bana sorsaydılar, fetvası alınmayan o kabil yürüyüşlere katılmalarına izin vermezdim. Nitekim: Aziz Nesin'in, şehrimize gelip benzer hadiselere sebebiyyet verme ihtimali vardır. ‘Biz ne yapalım?' diye soran kardeşlere cevabımız şu olmuştur: Sizler bu kabil hareketlere katiyyen karışmayın! Hatta o şehri terkedin!.. Ola ki, T.C'nin adamları hadiseler çıkarır ve sizin üzerinize atmak isterler.

d) Kaldı ki, katılıp hadise çıkarma şöyle dursun, katılma bile bizim prensiplerimize aykırıdır. Bunun bir neticesidir ki, hareketin üzerinden on sene gibi bir zaman geçtiği halde gerek Avrupa'da ve gerekse Anadolu'da tek bir hadiseye sebebiyyet vermemişizdir. Kimse tersini isbat edemez!.. Neden? Çünkü, tersini yapmadık ki?!.

İslâm'da ateşle yakma:

İslâm'da "Ateşle yakma Allah'a mahsustur" inancı vardır. Biz de bu inanca sahibiz! Binaenaleyh, biz nasıl olur da böyle bir tâlimat veririz!..

Ümmet-i Muhammed: Siz zaman zaman bu kabil iftiralara uğruyor ve itham ediliyorsunuz! Buna karşı bir tedbir almayı düşün müyorsunuz? Ne dersiniz?

Cemaleddin Hocaoğlu: Yalancıya ve iftiracıya karşı nasıl tedbir alırsınız! Çünkü, böylelerinin yalan ve iftiraları tükenmez ki? Olsa olsa iki tedbirimiz var: Bunlardan biri, söz, fiil ve hareketlerinizde hakkı takib edecek, hakkı söyliyecek ve haktan yana olacaksınız! Bu da nasıl olur? Elinizde Kur’ân, önünüzde Peygamber olacak, Kur’ân'ı kaynak, Peygamber'i örnek alacaksınız; her işiniz fetvaya bağlı olacaktır, fetvasız iş yapmıyacaksınız! İşin birisi bu!.. İkincisi ise, Hakk'a teslimiyyet; yani Allah'a güvenip O'na sığınacaksınız; şartlar ne kadar ağır olursa olsun, O'nun güç ve kuvvetine sığınacak ve her halükârda O'nun kanunundan ibaret Şeriat'ına sığınacak; Şeriat'ını kendi nefsinizde yaşıyacak ve yaşatmaya çalışacaksınız ve bilhassa tebliğata devam edeceksiniz ve bu arada kendinize fütur getirip asla ümitsizliğe düşmiyeceksiniz. Kur’ân'ın birçok ayetlerinde Rabb'imiz şöyle der:

"Kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona kâfidir."

Dava Açma: Üçüncü bir tedbirimizde müfteriler hakkında dava açmanız, isbata davet etmenizdir. Bu da her insanın şer'an ve hukuken hakkıdır.

Ümmet-i Muhammed: Geçenlerde Selman Rüştü ile Aziz Nesin Köln'de bir araya gelmişlerdi. Aralarında anlaşmışlar ve birbirlerini kucaklamışlardı. Ve bu arada T.C' ye de Alman makamlarına da sitem etmişler ve hatta suçlamışlardı. Sivas olaylarından söz etmişler; sorumlusu T.C olduğunu söylemişler, bu arada kendilerinin durumlarıyla sizin durumunuzu mukayese etme yolunda şöyle demişlerdi:

"Cemaleddin Kaplan Almanya'da elini kolunu sallaya sallaya gezsin, biz burada koruma altında ve gizlice görüşmekteyiz. Ama bu ayıp, bizim değil; Alman ve Türk hükümetlerinindir..."

Cemaleddin Hocaoğlu: Bizimle bunlar arasında herhangi bir mukayese yapmak mümkün değildir. şöyle ki:

a) Bunlar; Allah'ın varlığını inkâr ettiklerinden;

b) Bunlar; ahiret hayatını kabul etmediklerinden;

c) Bunlar; Bütün Peygamberleri, bu arada Hz. İbrahim'i, Hz. Musa'yı, Hz. İsa'yı ve Hz. Muhammed'i kabul etmeyip inkâr ettiklerinden;

d) Bunlar; Bütün mukaddes kitapları inkâr ettiklerinden; bu arada Tevrat ve İncil'i, Zebur ve Kur’ân'ı kabul etmeyip inkârla karşıladıklarından suçludurlar; yani Allah'a, bütün Peygamberlere, bütün kitaplara, ahiret hayatına, bütün din ulemasına ve bütün dindarlara karşı ters düşmektedirler ve dolayısıyla dinen ve ilmen suçludurlar! Bununla da kalmamakla, Kur’ân ayetlerine, dolayısıyle Tevrat, incil ve benzeri kitapların ayetlerine "şeytan Ayetleri" demek suretiyle de bütün bu kitapları ve bütün dindarları hor görmekte ve aşağılamakta; kafasız, beyinsiz, akılsız olduklarını söylemekte ve nihayet inanan bütün insanlığı yalanlamaktadırlar. Bu ise, bütün insanlığa karşı işlenmiş bir suçdur, bir cinayettir;

e) Ayrıca Sivas olaylarına sebebiyet verip 36 kişinin ölmesine, 60 kişinin de yaralanmasına neden olduklarından suçludurlar.

Üçüncü bir suçları daha var: O da hürriyeti yanlış anlamalarıdır. Yani kendilerine var, başkalarına yok! Yani dindarlarda din ve imana dair hürriyet yok, kendilerinde ise dine, imana saldırma var. Üstelik kendilerinden birisi Kur’ân ayetlerine "şeytan Ayetleri" diyecek, bütün mukaddesata hakaret edecek; Diğeri de "şeytan Ayetleri" kitabını terceme etmek suretiyle aynı hakarete iştirak etmiş olacak! Bunu da kendileri için bir hürriyet sayacaklar! Fakat yine de "Biz onlara dindar olmayın demedik!.. Kimsenin dinine karışmadık!" diyecekler! Daha doğrusu bir taraftan böyle söyleyecekler, bir taraftan da bütün dindarları, canından daha aziz saydıkları inanç sistemine "şeytan ayetleri" deyip İnançlarının temeline bomba koyacaklar! Öyle değil mi?

Bu şöyle olabilirdi:

İmansızlıkları kendilerinde kalıp, kimsenin din ve imanına hakaret ve müdahale etmezlerdi!.. Fakat onlar öyle yapmadılar; Kur’ân ayetlerine "şeytan Ayetleri" demek suretiyle dindarların inancına saldırmış ve hakaret etmiş oldular; Değil mi?!.

Bütün mukaddesata ve bütün dünya dindarlarına karşı suçlu olan, onlara hürriyet tanımayıp inançlarından dolayı, yani Allah'a, bütün Peygamberlere, bütün kitaplara, cennet ve cehenneme inandıklarından dolayı hakaret eden ve onları aşağılayan Aziz Nesin ve Selman Rüşdü elbette korku içinde olacaklar, görüşlerini de korku içinde yaşayacaklar. Ve bu, pek tabii bir iştir. Çünkü şu da bir gerçektir ki; "Allah'tan korkandan herkes korkar. Ve fakat Allah'tan korkmayanlar ise, herşeyden korkarlar!.." Atalarımız da şöyle demiş: "Hain han (korku içinde) olur!.."

Cemaleddin Hoca ise, din ve mukaddesata; kainatın sahibi AIlahü Azimüşşan'a, O'nun gönderdiği bütün kitaplara ve bütün Peygamberlere, ahiret hayatına, cennet ve cehenneme inandığı için ve bu arada ilahî kanundan ibaret Şeriat'a inandığı; söz, fiil ve hareketlerini buna göre ayarladığı için Allah'tan başka kimseden korkmaz! Bilir ve inanır ki, bu yolda ölür veya öldürülürse Rabb'isinin huzuruna şehid olarak gider; Yaptığı çalışmalar başarıya ulaşırsa gazi ünvanına sahip olur. İşte böyle bir inanca sahip olduğundan, bütün hareketleri Şeriat'a ve fetvaya uygun olarak yürür.

Bu noktadan hareketle ilmî, dinî ve hukuki zeminde kalıp kaba kuvvete başvurma, terörist bir hareket yoluna başvurmayız. Gerek Anadolu'da ve gerekse Avrupa'da hareketimizin üzerinden 20-25 sene geçtiği halde kimsenin burnunu bile kanatmamış ve en ufak bir polisiye hadisesine sebebiyet vermemişizdir. Kaldı ki, insanları öldürme ve hele hele yakarak öldürme bizim kitabımızda ve prensiplerimizde yoktur!

Müslüman olduğu halde veya Müslüman ana ve babadan geldiği halde dinden dönenler hakkında bizim ölüm fetvası vermemiz demek, bunları "Öldürün!" demek değildir; Böylelerinin dindeki hükmünü beyandır; Öldürülmeleri için mahkemenin böylelerini çağırıp ifadelerini alması ve karar vermesi şarttır. Nitekim bu hususu biz, neşriyata intikal ettirmiş, mahkemelere bildirmişizdir. İşte müslim-gayri müslim herkesin bunu böyle bilmesi lazımdır. Ama gayri müslimler şöyle dursun, kemalistler veya particiler nereden bilecekler!.. Çünkü din eğitiminden 70-80 sene mahrum bırakıldılar!..

Hakkımızda söylenenler, yukarıda söylediğimiz gibi yalandır, iftiradır; Söyleyenleri isbata davet ediyoruz. İsbat edemiyenleri, ki isbat etmeleri mümkün değildir, hukuk, ilim, medeniyet önünde tekzib ve tel'in ediyoruz ve edeceğiz. İşte biz ve işte onlar! Biz; serbest ve huzur içindeyiz; Hayatımızdan emin, geleceğimize güvenle bakmaktayız!.. Onlar ise; dünyada korku ve endişeler içinde yaşamakta ve her şeyden korkmakta oldukları gibi, ahiret hayatları da zehir ve zakkum olacaktır! Inansalar da, inanmasalar da! Bunda şüpheleri olmasın!.. Tek çıkar yol, tevbe-i nasuh ile tevbe etmeleridir!

Ümmet-i Muhammed: Sayın El-Emir ven-Naib Cemaleddin Hocaoğlu! Braunschweig şehrinde sizin hakkınızda yazılan bir bildiri elimize geçti. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Cemaleddin Hocaoğlu: Bu bildiriyi hazırlayanlar gölgelerinden korktuklarından isim ve adreslerini bile verememişler.

Teşkilatımızı ağır suçlarla itham eden bildirinin sorumlularını layık oldukları mahkeme merciilerine şikâyet edilecektir.

Bu hususta avukatlar harekete geçirilmiştir. "Mülk AIIah'ındır!" Allah Kur’ân'ın beyanıyla mülkü dilediğine verir.

 

DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 89
Toplam 435058
En Çok 1157
Ortalama 330