DEVLET - CEMÂLEDDİN HOCAOĞLU KAPLAN {RH.A}

O HALDE SEN VE BERABERİNDE TEVBE EDENLER, EMROLUNDUĞUNUZ ŞEKİLDE, DOĞRU YOLU TUTUN. SİZDEN HİÇBİRİNİZ BÜYÜKLENİP, ALLAH TARAFINDAN KONULMUŞ SINIRLARI AŞMASIN; ÇÜNKÜ UNUTMAYIN YAPTIĞINIZ HERŞEYİ O GÖRÜYOR. (KURAN-İ KERİM 11:112)

25-03-2022

DEVLET

Görüldüğü üzere devlet İslâm'ın dışında değil, içindedir, İslâm dininin bir bölümüdür, İslâm hukukunun bir parçasıdır. Ve o derece ki, iman meseleleri, namaz ve oruç gibi ibadet meseleleri nasıl İslâm'ın birer emri, yerine getirilmesi gereken birer vecibe ve birer fariza ise devlet meselesi de İslâm'ın bir emri olup, yerine getirilmesi gereken bir vecibe ve bir farizadır.  Ve nihayet Müslümanlar İslâm hukukunun usûl ve kaidelerine göre, İslâmî bir devlete sahip olma sorumluluğu altında bulunmaktadırlar.

Önemine binaen meseleye açıklık getirilmiş ve kesinlik kazandırılmıştır. Şöyle ki:

1- İslâm Müslümanların kendi prensiplerinden başka prensiplere boyun eğmelerine müsaade ve müsamaha etmediği gibi, umumî prensiplerine ve teşrî ruhuna uygun olmayan her şeyi de kat’î olarak yasaklar. Allah iki yol gösterir, üç değil!.. Ya Allah'a ve O'nun Resûlü'nün getirdiği hükümlere uymak yahut da şeytanın ve uşaklarının koydukları kanunlara uymak. Allah ve Resûlü'nün emir ve hükümlerinin dışında kalan her şey, şeytandan ve şeytanın uşaklarındandır!

Allah'ın mutlak hâkimiyetini ifade eden âyetlerden birkaçı:

فَاِنْ لَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكَ فَاعْلَمْ اَنَّمَا يَتَّبِعُونَ اَهْوَٓاءَهُمْۜ وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوٰيهُ بِغَيْرِ هُدًى مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ

"Artık onlar sana icabet etmek istemezlerse, belki onlar heva ve heveslerinin peşinde gitmektedirler. Hâlbuki Allah'ın dosdoğru delili olmadan heva ve hevesine uyandan daha sapık kim vardır?" (Kasas, 50)

ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ

"Sonra (Habibim) seni de bir din emrinden Şeriat'ın üzerine memur kıldık. O hâlde sen o şeriata tâbi ol! Bilmezlerin heva ve hevesine uyma!" (Câsiye Sûresi,18)

اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۚ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّق۪ينَ

"Çünkü onlar Allah'ın iradesinden sana gelecek hiçbir şeyi defedemezler. Şüphe yok ki, zalimler birbirinin dostudur. Allah ise takva sahiplerinin dostudur." (Câsiye,19)

اِتَّبِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۜ قَل۪يلًا مَا تَذَكَّرُونَ

"Rabbinizden size indirilen Kur'ân'a uyun! Ondan başkasını dost edinip de kendisine uymayın! Ne kadar az öğüt tutuyorsunuz!" (A'râf, 3)

İşte bütün bu âyetler gösteriyor ki, Müslüman bir milletin gerek maddî ve manevî ve gerekse dünyevî ve uhrevî bütün iş ve muamelelerinde başvuracağı nizâm Kur'ân nizâmıdır. Kur'ân nizâmından başkası hevadır, sapıklıktır, şeytana ve zalimlere dost olmaktır ve nihayet öğüt ve nasihatten anlamayanların işidir!..

2- Şu da bir hakikattir ki, Allah, kendisine iman edenlerin, kendi hüküm ve kanunlarından başkasıyla hükmetmelerine veya Allah'ın indirdiği kanunlardan başkasına boyun eğip, rıza göstermesine asla müsaade etmez. Hatta Allah'ın hükmünün dışındaki bütün hüküm ve kanunlara küfredilmesini, red ve inkâr edilmesini emreder. Kendi hüküm ve kanunlarından başka hüküm ve kanunlara uyulmasını ve rıza gösterilmesini haktan çok uzak bir sapıklık ve şeytanın yoluna tâbi olmak şeklinde niteler.

İşte apaçık âyet:

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَع۪يدًا

"Sana indirilen Kur'ân'a da senden öncekilere indirilmiş olan kitaplara da iman ettiklerini boş yere iddia edenlere bir bakmadın mı ki? Ona küfretmeleri emrolunduğu hâlde tağutla hükmetmeyi isterler. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla saptırmak ister." (Nisâ, 60)

3- Kim Allah'ın indirdiğinden ve Peygamberinin getirdiğinden başkasıyla hükmederse "Tağut" ile yani put ile daha açığı put kanunlarıyla hükmetmiş olur. "Tağut" bir Kur'ân terimi olup haddine tecavüz eden, her şeyde ukalalık yapan kimseye denir. Bir milletin tağutu, Allah ve Resûlü'nün emrinden başka neye ve kime uyarlarsa işte odur.

Bir başka ifade ile Allah'tan başka kime kulluk ediyorlarsa, Allah'ın indirdiği nizâmdan, Resûlü'nün gösterdiği yoldan başka herhangi bir ize ve “izm”e gidiyorlarsa tağut odur. Allah'a inanan, Allah'tan başka hiçbir şeye inanmaz ve inanamaz! Bu imanının bir gereği olarak da Allah'ın nizâmından başka hiçbir nizâm kabul etmez ve edemez! Ederse, Allah'a olan imanı gider ve kâfir olur! Bunun başka türlü te'vil ve tefsiri yoktur.

İşte âyetler:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اَمْرًا اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُب۪ينًا

"Allah ve Peygamber'i, bir işi emrettiği zaman, gerek mü'min olan bir erkeğin, gerek mü'min olan bir kadının bu emre aykırı işlerde muhayyerliği yoktur. Kim Allah ve Resûlü'nün emrini tutmazsa, şüphesiz ki, o apaçık bir sapıklıkla yolunu saptırmıştır." (Ahzab, 36)

Âyetten açıkça anlaşıldığına göre Allah, kadın veya erkek hiçbir mü'minin kendi yolundan başka yollara gitmesine izin vermemiştir. Dinlemeyip gidenleri en büyük sapıklıkla sapık saymıştır!

4- Allah, Müslümanların tatbik ettikleri hüküm ve kanunların Kur'ân'ın hüküm ve kanunlarına uygun olmasını emreder. İndirdiği kanunlarla hükmetmeyenleri zalim, fasık ve kâfir sayar!

İşte âyetler:

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ

"… Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar kâfirlerin tâ kendileridir." (Mâide, 44)

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

"… Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar zalimlerin tâ kendileridir." (Mâide, 45)

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

"… Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar fasıkların tâ kendileridir." (Mâide, 47)

5- Allah, Müslümanların içlerindeki pislikleri, darlıkları yok edip saf bir kalple Peygamber'e bağlanmadıkça, aralarında geçen her hadisede Peygamber'i hakem kabul etmedikçe, onun verdiği hükümlere boyun eğmedikçe tam bir mü'min sayılamayacaklarını açıkça bildiriyor. İşte Kur'ân'ın hükümleri:

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا

"Öyle değil, Rabbine andolsun ki, onlar aralarında geçen şeylerde seni hakem yapmadıkça, sonra verdiğin hükümlere, yürekleri hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar." (Nisâ, 65)

6- Şeriata uymayan her şey, kim emrederse etsin, Müslümanlara haramdır. İsterse o günkü devlet yöneticileri emretsin, asla makbul değildir. Ulu'l-Emr'in hüküm verme hakkı, önceden de belirttiğimiz gibi, İslâm'ın umumî prensiplerine uyduğu, teşrî ruhuna muvafık olduğu takdirde makbuldür. Eğer Ulu'l-Emr, İslâm hududu haricinde bir hüküm verirse, her Müslümanın uymaması, o hükme isyan etmesi gerekir, tatbik ve infazına mâni olup, uygulanmasını zorlaştırması lâzımdır. Ulu'l-Emr'e kayıtsız şartsız, mutlak itaat yoktur. Ulu'l-Emr, Allah ve Resûlü'nün emrine itaat ettiği müddetçe ona itaat edilir, aksi hâlde ona itaat edilmez.

İşte Allah'ın (celle celâluhu) âyeti:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e ve sizden olan Ulu'l-Emr'e de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz, onu Allah'ın ve Peygamber'in (hükümlerine) götürün! Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız (böyle yapın)! İşte bu, en hayırlı ve netice itibariyle de en güzel yoldur." (Nisâ, 59)

وَمَا اخْتَلَفْتُمْ ف۪يهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ 

"Hangi şeyde ihtilâfa düşerseniz, onun hükmünü Allah'a bırakın!" (Şurâ, 10)

Peygamber Efendimiz de (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) birçok hadislerinde Ulu'l-Emr'e itaatin hudutlarını çizmiştir:

"Yaratana isyan yolunda yaratıklara itaat yoktur!" (Müslim)

"İtaat, ancak mâruf şeylerdedir!" (Müslim ve Câmiu's-Sağîr)

"Kim size Allah'a isyan etmeyi emrederse onu dinlemeyin, ona itaat etmeyin!" (Müslim)

İslâm fakihleri, müçtehidler, sahabe-i kiram, Ulu'l-Emr'e itaatin ancak onların Allah'ın emirlerine itaat ettikleri ve Şeriat’ın kanunlarını tatbik ettikleri müddetçe şart olduğunda ittifak etmişlerdi. Allah'ın koyduğu kanun ve ceza hükümlerini tatbik etmemek, hele Şeriat’ı kaldırmak, helâli haram, haramı helâl kılmak ve nihayet Allah'ın göstermediği izlere sapmak küfür ve dalâlettir. Böyle bir duruma düşen yöneticiye karşı çıkmak her Müslümana vaciptir. En basit karşı koyma metodu ise onun çıkardığı İslâmî olmayan kanunlarda onu desteklememek, onun emir ve yasaklarını dinlemeyip, uygulamasını zorlaştırmaktır. Aksi takdirde bu Müslüman vatandaş da aynı vebale girer.

7- İslâm'ın hüküm ve kanunları, görüldüğü üzere asla parçalanıp bölünemez. Bir kimse İslâm'ın birtakım hükümlerini kabul edip, diğer bir kısmını geri itemez. Kim böyle yaparsa İslâm'ın daire ve çerçevesi dışına çıkmış olur.

O hâlde dini devletten, devleti de dinden ayırmak mümkün değildir. Günümüz insanının ve hatta Müslümanının yanıldığı ve ayaklarının kaydığı noktalardan biri ve en mühimi budur. Yani bunları birbirinden ayırmak, dini dünya ve devlet hayatından ayırmak!..

Şimdi bir de bunun mümkün olmadığını ve olamayacağını şu yönden muhakeme edelim:

Yukarıda da görüldüğü üzere devlet dinin bir bölümüdür, bir parçasıdır. Etle kemik gibi, ruhla beden gibi, sıkı sıkıya birbirine bağlı, birbirini tamamlayan, biri diğerinin içinde iki unsurdur. Nasıl ki, iman meselelerini, ibadet meselelerini, namaz ve orucu dinden ayırmak mümkün olmadığı gibi, devleti de dinden, İslâm'dan ayırmak mümkün değildir. Nasıl ki, namazı ve orucu kaldırmaya veya bunları kabul etmemeye kimsenin hak ve salahiyeti olmadığı gibi, devleti de İslâm'dan ayırmaya, dini devletten uzaklaştırmaya da kimsenin hak ve salahiyeti yoktur. Nasıl ki, imanın şartlarından veya İslâm'ın şartlarından birini kaldırmaya, lağvetmeye kalkışmak demek, dine müdahale etmek, dini bozmak, dini yıkmak ve Allah'a karşı çıkıp O'na savaş açmak demektir. Bir Müslüman, Müslüman olarak buna ne cüret edebilir ne de rıza gösterebilir!.. Dini de gider, imanı da!..

Çünkü namazı kılmamak, orucu tutmamak başka şeydir, namazı kaldırmak, orucu kaldırmak başka şeydir. Birincinin hükmü günahkâr olmaktır, ikincinin hükmü ise kâfir olmaktır. Birincide kabul var, tatbik yok, ikincide ise kabul de yoktur. Dinin, herhangi belli bir meselesini kabul etmemek küfürdür ve kâfirliktir!

Dini devlet yönetiminden kaldıran kişi veya kişiler ne yapmışlardır? Dinin devlet bölümünü ve İslâm hukukunu beğenmemiş ve kabul etmemişlerdir, Allah'ın devletle ve dünya nizâmıyla ilgi talimat ve nizâmını kabul etmemişlerdir. İnsan yapısı kanunları ve nizâmları, Allah'ın gönderdiği kanun ve nizâmlardan daha üstün görmüşler, daha yeterli, daha isabetli görmüşlerdir. İnsanın fikrini, insanın aklını Allah'ın ilminden daha ileri, daha medeni görmüşlerdir!..

Böyleleri ne kadar "Biz de Müslümanız!" deseler de Allah'ın hükmünde Müslüman değillerdir. Çünkü bunlar bu hâlleriyle Allah'a cehl veya hata isnad etmişlerdir. Yani Allah bilmemiştir veya hata etmiştir. Bir başka ifade ile bunların durum ve tutumlarını ortaya koyacak olursak, bunlar şöyle demiş oluyorlar: "Bizler devlet işlerini Allah'tan daha iyi biliriz! Allah dünya ve devlet işlerini bizim kadar bilemez!.." İşte böyle demiş oluyorlar ve kendilerini Allah'tan daha üstün tutuyorlar. Bu şirk değil de ya nedir?

Bir başka yönden de bakıldığı zaman görülür ki, bunların zihniyet ve inançları Allah'ın beyanlarıyla, verdiği haberleriyle çatışma hâlindedir, inkâr hâlindedir. Allah Kur'ân'da, 

اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَۜ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ۟

"En güzel hüküm koyan, kanun vazeden benim; Benim kanunlarımdan başkası cahiliyet kanunlarıdır." (Mâide Sûresi, 50)

اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَحْكَمِ الْحَاكِم۪ينَ

"Hâkimlerin en güzel hâkimi benim!" (Tîn, 8)

اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْد۪ي لِلَّت۪ي هِيَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا كَب۪يرًاۙ

"Hiç şüphesiz ki, bu Kur'ân, yolun (hayat yolunun) en sağlam ve en güzelini göstermektedir!" (İsrâ, 9)

وَاَنَّ هٰذَا صِرَاط۪ي مُسْتَق۪يمًا فَاتَّبِعُوهُۚ 

"Şüphesiz ki, bu benim dosdoğru yolumdur, buna uyun!.." (En'am, 153) derken, dini devletten kaldıranlar ne yapmış oluyorlar? Allah'ı tekzib etmiş ve O'nu yalanlamış oluyorlar. Allah'ı tekzib eden ve O'nu yalanlayanlar kâfir olmazlar da ne olurlar? Hangi İslâm âlimi çıkıp da bunları savunabilir? "Hayır, bunlar kâfir olmazlar!" diyebilir mi?

Müslümanların yanıldığı fahiş hatalardan biri de bu meseledir, devlet meselesidir! Şöyle derler: "Din ayrı şeydir, devlet ayrı şeydir!" Onlara göre, "Din, Allah ile kul arasında bir vicdan işidir, dinin dünya ile dünya işleriyle bir alâkası yoktur. O camide olup bitendir!.."

Bu fikir İslâm dininin ruhuna da aykırıdır, metnine de aykırıdır. Hiçbir İslâm âlimi bunu söyleyemez. Bu İslâm'a şen'i bir iftiradır. Hatta İslâm'ı tetkik eden gayrimüslim ilim adamları da bu hakikati itiraftan kendilerini beri alamamışlardır. İşte bunlardan sadece birkaçı:

1- "İslâm, sadece bir din değil, aynı zamanda siyasi bir nizâmdır."[1]

2- "Hz. Muhammed, bir vakitte hem dini hem devleti tesis etti ve bu iki müessesenin sınırları birbirine uygundur."[2]

3- "İslâm, dinin ötesinde aynı zamanda siyasî bir nizâmı temsil eder. Sözün özü İslâm, din ve devlete şâmil mükemmel bir ilim hazinesidir."[3]

4- "Apaçıktır ki, İslâm, hem din hem de siyasettir. Onu tesis eden hem bir peygamberdi, hem de bir devlet adamı!.."[4]

 

Cemâleddin Hocaoğlu Kaplan {Rh.a}
DÂRU'L HİLÂFETİ'L ALİYYE MEDRESESİ


[1] Dr. V. Fitzgerald, Muhammedan Law, c. 1, s. 1.

[2] C. A. Nallino, cited by Sir T. Arnold in his book: The Caliphate, s.198.

[3] Dr. Schacht, "Encyclopedia of Social Sciences", c. 8, s. 333.

[4] R. Strothmann, "The Encyclopedia", c. 4, s. 350.


YAZI KÖŞESİ

Hilafet-i İslamiyye

SAYAÇ

Bugün 486
Toplam 529842
En Çok 1316
Ortalama 349